·
Okunma
·
Beğeni
·
69283
Gösterim
Adı:
Huzursuzluğun Kitabı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059971973
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Palto Yayınevi
Baskılar:
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
"Kitap baştan sonra rahatsızlık yayıyor… Memuriyetin tamamen makul sıkıcılığı altında, iş başında seçkin bir zihin var. Bu zihin Pessoa'nın zihni. Onu tanımamız için bize daha fazla şans tanınmalı."
-Anthony Burgess-

"Pessoa'nın roman olmaya çok yakın bu kitabı tam bir şaheser: Önce arkadaşlık kurulan ve sonra da ayrı kalınmaya tahammül edilemeyen türde bir kitap. Bize can sıkıntısından dem vuruyor ama sıkıcı bir şekilde değil. Pessoa sıradan bir hayat olarak görme zahmetinde bulunduğumuz önemsiz detayları sevmişti. Bu sevgi de onun sanatını zenginleştiren ve derinleştiren şeydi."
-Paul Bailey, Independent-
680 syf.
Öncelikle duygu durumunuzun ve psikolojinizin iyi olmadığını düşünüyorsanız bu kitabı okumayı biraz erteleyin.Çünkü kitap "Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." cümlesiyle başlıyor ve ardından sizde ister istemez yazarın umutsuzluğuna, kaybedişine ve üzüntülerine ortak oluyorsunuz.Ama yalnız olduğunuzu ,sizi anlayacak biri veya kendinizden bir şeyler (hatta daha fazlası) bulacağınız bir kitap arıyorsanız hemen okuyun derim.Bu kitaba başlamadan önce şüphelerim vardı.Anlatı türünde yazıldığı için pek etkileneceğimi sanmıyordum.Fakat hiç öyle olmadı.Her sayfasında alıntı yapılacak birden çok cümle var ve okuduğum bazı bölümlere geri döndüğümde yeni anlamlar çıkardığımı fark ettim.Bu kitap Pessoa'nın ölümünden sonra açılan sandığından çıkan dağınık metinlerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş.Kitap 3 bölüm.1.bölüm 563.sayfaya dek süren 483 tane kısa parçadan ,diğer iki bölümse "Büyük metinler ve Ekler " adında sonradan eklenmiş kısımlardan oluşmakta.Kitabın genelinde yazarın yalnızlığı,karamsarlığı ve varoluş sancılarını hissediyorsunuz."Kendime karşı bir yabancıyım ve kendi kendimin seyircisiyim." cümlesiyle yaşadığı ağır varoluş sıkıntısını açıkça ifade etmiş."Istırap molası ve Sıkıntılı bir gecenin senfonisi " adındaki bölümlerin yeri bende ayrı oldu.Ve bugüne kadar okuduğum hayal-hayat çatışmasını en iyi ele alan kitap oldu.Wilde,Hayyam,Shakespeare,Eros,Amiel ve Herakleitos gibi bir çok yazarın düşünceleriyle kendi edebiyatının harmanlandığı zamanının ötesinde yazılmış nadide bir eser.Okuduktan sonra insana çok şey katacağını düşünüyorum.Ve bu kitabı ileride tekrar okumak istiyorum.Tavsiye ederim.
680 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Huzursuzluğun kitabı epeydir bekler beni kitaplığımın rafında. Hani belki de 3 yıldır falan. O zamanlar nasıl cesaret ettim aldım bunu şu an hayret ediyorum. Hatırlıyorum o günlerimi de kitaplığında belki yarısı bile okunmamış 20 kitap olan bir adamdım. Her halde duydum bir yerlerden. Varoluş sancıları çekiyoruz o zamanlar. Albert Camus ’un Yabancı sıyla başlayan sisifos söyleni ile devam eden sancılar. Yalnız havada olanlarından. Biraz genciz kanımız kaynıyor isyankarlıkta var, alın size Başkaldıran İnsan . Her şeyiyle ABSÜRD vesselam. Bir yerlerden kulağımıza çalınmış Pessoa da alıp koymuşuz kitaplığımıza. Şu an olsa hayatta cesaret edemem. Yahu 680 sayfa anlatımı olur? Ya anlatının ne olduğunu bilmiyordum ya da başım dönmüştü varoluşçuluktan. Ben ki Camus’un Sisifos Söyleni 'nisini 4 akşam Düşüş ’ünü ise 2 akşamda zor okumuş adamım. Zor vesselam bu anlatı denilen mevzuu kasıyor adamı ama tadını aldıktan sonra da bırakamıyor insan.

Günlerden hangi gündü ne zamandı, 13 Mayısmış yaklaşık 18 gün önce. Ruhumda bir yavanlık var yine. Yaradan bir ruh vermiş biraz yükü hafifledi mi yavanlaşıyor boşlukta kalıyor. Mazoşistlik mi? Olabilir. Ya da eskilerin deyimiyle rahat batıyor. Gidelim bakalım ne var kitaplığımızda. Elbet vardır derdimize bir çare. Bakıyorum Pessoa Huzursuzluğun Kitabı. Yarar mı işimize, derdimize çare olur mu? Önsözü okumamla, başlamam bir oluyor. Nasıl başlamayacaksın? Adam 70 farklı kişilik altında eser yazmış. Çok enteresan, baya bir ruh hastası. Yarattığı kişilerin bazısına çömez demiş bazısına usta. Neler yapmış neler? Yarattığı kişilikleri birbiriyle kavga da ettirmiş, gemiyle farklı ülkelere de göndermiş geri dönmemecesine. Birde mektup vardı kitabın başında dostuna yazdığı. Mektubu okuyan altı hafta sonra intihar etmiş. Ne hayırlı arkadaş.

Yarattığı kişiliklerden birisi de Olaysız bir yaşam öyküsü isimli yaklaşık 500 sayfalık bölümün baş kahramanı Soares. Bir kumaş dükkanında muhasebeci, anlayacağınız sizin benim gibi bir adam. İşine gidip geliyor yemeğini yiyor topluluk içinde takılıyor. Akşam oldu geldi evine. Oturdu başladı, düşünmeye, bir yandan da yazmaya. İnsanların hepsi kokuşmuş mu, kimse birbirini anlayamaz, hiçbir şey gerçek değil mi? Hoop. Ne yapıyorsun yahu? Adamın içinden canavar çıktı. Sen yolda gördüğüm yanından geçip gittiğim ya da işyerimde çalışan alalade bir insan değil miydin? Varlık bilinci mi? Güzel bir yerlere gidiyoruz galiba. Tüm değer yargılarımızı yıkıp yeniden var edeceğiz, tanımlayacağız. Duygular yanıltıcı mıdır diyorsun? Yahu onlar lazım olacak bize ancak öznelleştikçe dünyayı yeniden tanımlayabiliriz. Nesnellik mi? Bu adam bambaşka bir yere gidiyor sanırım bu varoluşçulardan değil. Nesnelleşti, nesnelleşti bütün değer yargılarını alt üst etti. Ne duygu kaldı ne bilinç ne dış dünya. Her şey düşsel aleme taşındı. Dış dünya var biraz hala, gözlem gücü fazlasıyla yüksek. Neymiş efendim bunları düş dünyasının şekillendirilmesi için kullanıyormuş. Bir de en son uzun metinler yazmış, olaysız yaşam öyküsündekiler parça parçaydı ya. Tarifini de vermiş bu düşsel yolculuğun aşama aşama. Pekte lezzetliymiş düşsel alemde yolculuk. Bende mi bıraksam bu öznellik meselelerini, nesnelliğe mi yönelsem?

Yalnız uslubu bir harika. İlk başka içine giremiyorsunuz, girdikten sonra da geriye çıkamıyorsunuz. Bir ince uslubu var şiirsel. Metnin kendisi anlatı uslubu şiirsel bolca da felsefe. Nasıl anlatayım çok farklı bir şey. Ben böyle bir şey görmedim. Olay yok bir kere, tutunacak dalınız yok, ayaklarınız yere basmıyor. Bir yerde diyor ki, şiir ve kurgu romanlar kalıplara sıkışır, asıl özgürlük sade nesirdir. Dediği tam da bu her halde. Belki yarın belki yarından da yakın modern edebiyat buna dönecek sanırım. Pessoa da bunun ilk üstatlarından olacak. Okuyun. Metafizik, düşsel düzlem, öznel-nesnellik bunlara bize uzak. Çağımızın felsefesi başka. Yine de böyle eserler bulmak kolay değil. Hiçbir şey için okumazsanız sadece uslübunun verdiği lezzet için bile okunur.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
680 syf.
·15 günde
"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." diye başlayan bi kitap... Ne bekliyorsunuz? Huzur mu? Aslında, arayana var.

Zamanının çok ötesinde fikirleri olan bir adam. Fernando Pessoa... Öldükten sonra ortaya çıkan binlerce notlarından ve günlüklerinden derlenmiş bir anlatı kitabı bu. İçerisinde herhangi bir olay yok. Zaten yan başlığı "Olaysız Bir Özyaşam Öyküsü" olarak geçiyor. 700 sayfaya yakın tamamen fikir ve duygu bazlı bir felsefe kitabı aslında.

Nasıl ki Oğuz Atay'ın bir Tutunamayanlar romanını belli bir olgunluğa erişmeden ya da belli bir yaşanmışlık görmeden anlamlandıramıyorsak bu kitap da öyle. Hayatı lay lay lom yaşayan biri zor işler o cümleleri yüreğine. Hatta rahatsız olur kitaptan. Huzursuz eder. Etsin de zaten... Öyle okurlar için kitabında şunu demiş yazar:
"İsterim ki bu kitabı okuyunca, şehvetli bir kâbus görmüş gibi olun!"

Ama hayatın tek düzeliğine, yalnızlığına, rahatsızlığına zaten alışkın olanlara huzur verebilir. İnsan en azından beni anlayabilen biri daha varmış diyerek huzur bulabilir. :) O yüzden beğenenine altı çizili yüzlerce cümle içeren bir başucu kitabı olacak değerde bu kitap...

"Hayattan çok az şey istedim – ama o, o kadarını bile esirgedi benden." diyen bir yazar... İncelemenin başlarında da belirttiğim gibi yaşadığı döneme göre çok çok farklı ve ileri fikirleri olan bir adam. Okudukça aydınlanacağınız, 'hiç bu açıdan bakmamıştım' diyebileceğiniz aforizmalarla hayat vermiş kitaba. Hatta canımlı cicimli hümanist felsefi sözlere çoğu yerde darbe indirmiş. Birgün bir kitap olacağını bile bilmeden.

Belki de biliyordu birgün tüm dahiler gibi sonradan değer göreceğini. Kitabın bir yerinde "Zaman’dan ve Uzay’dan daha yaşlıyım, çünkü bilinçliyim." der mesela. Öyle de megaloman bir tarafı vardır. Okurken yazarın egosunu, yalnızlığını, kaygısızlığını, tembelliğini, samimi çelişkisini, tekdüzeliği sevişini ve hatta bunu bir bilgelik olarak nitelendirdiğini görebiliyorsunuz.

Okudukça hayata, yalnızlığa, özgürlüğe, huzura ve dahası ölüme bakış açınız değişebilir. Hayatı daha huzurlu ve mutlu yaşayabilmemiz için aslında öyle de güzel felsefi taktikler verir. İnsanı cesaretlendirir. Özellikle özgürlük üzerine söylediği şu söz bende büyük etki yaratmıştır:
"Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Ara ara yazarın "ıstırap molası" adını verdiği bölümler devreye girer. Hani o okudukça kendinden bir şeyler bulan, mutluluk ve huzur duyan okurlar var ya.. Ha işte onları da arada dürtüp rahatsız etmek istemiştir.

İşte o molalardan biriyle incelemeyi bitireyim:

"Ey okurlar, mutlu olup olmadığımı soruyorsanız, cevabım hayırdır."
680 syf.
·Beğendi·10/10
Ve bitti... Kitabın içinden olan bir alıntı ile incelemeye devam etmek istiyorum. “ Bu kitap, hiç hayatı olmamış bir adamın biyografisidir.” Gerçekten de öyle . Fernando Pessoa kelimelere hayat katan insan. Bir insan anca bu kadar kendini ve çevresini bu kadar güzel anlatabilir ve betimleyebilir. Kitapta kendimi buldum diyebilirim umarım siz kitapseverler de kendinizi bulabilirsiniz. Bitmesini hiç istemediğim başucu kitabım olarak yeri apayrı olacak...
680 syf.
·10/10
Pessoa sağlıklıyken de eserleri mevcuttu, fakat öldükten sonra sandığındaki 27 bin sayfa yazıyla ün kazandı.Parça parça yazdığı yazılar, başkalarının yaşam öyküsü denemeleri değişik türde yazıları toplandı ve 1982'de basıldı. 1K da tanıştım huzursuzluğun kitabıyla, nedendir bilinmez kitabın ismine bile kendimi yakın hissettim ve hiç tereddütsüz kitabevine gidip hemen aldım. Kitap anlatı kitabı, olay örgüsü yok şimdiden söyleyeyim.

Lizbonda muhasebe yardımcısı olan Pessoa hayatın sıradanlığını, insanların basit bir hayatı daha da basitleştirerek yaşadıklarını, huzursuzluğunu, iç sıkıntılarını, bunalımlarını, hayata olan bakış açısını ,dış dünyayla olan ilişkinin onda yarattığı psikolojik ve fiziksel etkileri, İnsanları mercek altına alarak onların hareketlerini,davranışlarını gözlemleyerek,okurlarla paylaşmış. Pessoa varoluş sancılarını şöyle dile getirmiş”Var olmuş olmayı bırakmak; işte bunun hiç yolu yok.“ zaten bu cümle Pessoa'nın yaşadığı ızdırabı hissetmeye yetiyor. Kitapta “En çok anlamak yoruyor bizi. Yaşamak düşünmemektir.“ cümlesini okuduktan sonra aklıma Irvin d.yalom'un “Nietzsche ağladığındaki” kitaptan alıntı bir söz geldi. ”Bütün büyük filozoflar neden kasvetli olurlar diye bir sorun kendinize. Sorun bakalım, kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size yanıtı söyleyeyim: Yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar! Bu iki kitabın alıntılarında bir yakınlık duydum.

Bu kitaba dair söylenecek çok şey var, dilim dönmüyor ne yazsam, ne çizsem. Çizdiğim alıntılarda dönüp yeniden okuduğumda bende yeniden farklı duygular oluşturuyor. Sanki o cümleyi hiç çizmemişim, okumamışım yabancılaşıyor adeta. Okuduğum her kelime, her cümle içimde yeniden bir ateş yakıyor. Diğer sayfaları okuyunca sanki üstüne tonlarca odun atıyorlar sırf şuramda hissedeyim diye.
Bazen o kadar mükemmel şeyler başınıza gelir ki, bunu ifade etmekte zorlanırsınız,
söylemek gelir içinizden fakat söyleyecek şeyler kifayetsiz kalır.
Yüreğinizin derin bir yerinde bunu hissedersiniz fakat dışarı dökemezsinizdir.
Çünkü o orada kendine bir yer edinmiş, bir parça olmuştur,söküp atamazsınız. Dengeniz bozulur, ne diyeceğinizi bilemezsiniz, İşte bu kitapta benim dengemi bozdu. Söylemek isteyeceklerimi ya da düşündüklerimi, aklımdan geçenleri sözle, yazıyla aktaramadıklarımı,ifade edemediğimi Pessoa sağolsun yazmış. Kitabı okuyunca hüzünlendim. Gökyüzündeki bulutlar tüm siyahlıhıyla üstüme çöktü sanki. Güneş tüm görkemini, ışığını kaybetti. Olabildiğine soğuk ve sarsıtıcı rüzgar yüzüme çarptı. Hani güneşli bir havada yürürsünüz, güneş yüzünüzü tüm sıcaklığıyla ısıtır, ama birden gök gürler havanın soğukluğu, yağmurun damlaları yüzünüze vurur; İşte o zaman düşten uyanmış gibi olursunuz. Hayatın olumsuzlukları, kötü taraflarını görmeye başlarsınız. Bunlar aslında iyi bir şey. Hani hasta olduğumuzda ilaç içeriz iyileşmek, ayağa kalkmak için fakat yan etkiside olur, ya midemiz bulanır ya da başımız ağrır.Bu kitapta bir ilaç gibi bana, hem beni ayağa kaldırıyor, iyileştiriyor, hemde ilacın tadı midemi bulandırıyor, başımı döndürüyor. Şu an bende çelişki içerisindeyim. Pessoa'nın tadından alınca böyle oluyor. Kafam keşmekeş. Farkında olduğum şeyleri ama cesaret edip söyleyemediklerimi ya da nasıl söyleyeceğimi bilemediğim şeyleri Pessoa'da buldum. Belkide insan, ona hitap eden kitaplarda huzur buluyor. Ne kadar “huzursuzluğun kitabı” olmuş olsa da...

Pessoa düşüncelerini,gördüklerini ya da düş kurduklarını(düş kurmayı çok sever.) insanları eleştirmesini ve bu konuyu daha da derinleştirerek, bunu farklı, uzak hiç aklıma dahi gelmediği, fakat hep gördüğümüz günlük, sıradan olan şeylerle bağlantı kurarak öyle mükemmel benzetmeler yapmış ki... Kitaplarda benzetmeler ve betimlemeler her zaman dikkatimi çekmiştir. Okuduğum kitaplarda buna çok dikkat ediyorum. Gördüklerini,düşündüklerini iyi betimliyor ve aktarıyorsan okuyucuya, okuyucuda bunu tahayyül ediyorsa bana başarılı geliyor.Tabi kendi fikrim. Pessoa çok derin bir insan.Onu anlamak çok zor,zaten insanların normalde de birbirini anlaması çok zor.”Hiçbir insan ötekileri anlayamaz. Şairin dediği gibi, hayat okyanusunda birer adayız; aramızda bizi tanımlayan, birbirimizde ayıran deniz vardır. Bir ruh istediği kadar bir başka ruhun ne olduğunu anlamaya çalışsın, olsa olsa kiminle iki çift laf edebileceğini öğrenmiş olur.”

Pessoa'nın yaşadığı ızdıraplar, iç sancıları, hayatı sorgulaması,Tanrı'nın varlığı yokluğu, metafizik gibi daha birçok konulara değiniyor. Bir ipi dünyanın bir ucundan tutup, diğer ucuna kadar getiriyor ve o uçta takılı olan şeylerde insan ne de çok kendini bulabiliyor! Pessoa, kendi içinde hep çelişkilere düşmüş, ne istediğini biliyor ama sanki bilmiyor. O kadar çelişkili şeyler var ki anlamakta güçlük çektim. Pessoa'nın ruh hali hava durumu gibi sürekli değişiyor. Bir konu bazen ona çok cazip geliyor bazen de ilgisini hiç çekmiyor. Montaigne'nin “Denemeler” kitabı aklıma geldi. O kitapta ruh halini çok güzel bir şekilde anlatmıştı.Ah Montaigne ah seni yine okuyacağım....

”Huzursuzluğun kitabı” Başucumda duracak bir kitap. Ve yine okuyacağım. Bakalım o zaman bende nasıl hisler uyandıracak. Böyle kitaplar insanın ruhunu, düşüncelerini derinden etkiliyorsa daha söyleyecek ne kalır ki?
Franz kafka'nın da dediği gibi”İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?

Keyifli okumalar dilerim.
675 syf.
Huzursuzluğun Kitabı'nı ilk olarak 1000k' da keşfettim.Fernando Pessoa'nın varlığından ve bu eserinden haberim bile yoktu. Kitabı elime aldım baktım 675 sayfa. Bu kitabı okumaya başladığım günlerde zaman sorunu yaşamadığım için kitabı beş günde bitiririm dedim. Okumaya başladım ve resmen sanki kendimi duvara toslamış gibi hissettim. Neden mi? Şimdiye kadar böyle bir kitapla karşılaşmadım çünkü. Bir kitabım hemen hemen her cümlesi mi edebi olur? Kitapta öyle cümleler okuyordum ki anlamak ve sindirmek için üç dört kez aynı satırları okuduğum oluyordu. Kitabı beş günde bitirmeyeceğimi daha ilk sayfada sezdim. Aynı zamanda şunu da fark ettim bu kitap öyle bir solukta okuyup bitirilebilecek bir kitap değildi benim için. Azar azar ve sindire sindire okuyup her satırdan ayrı bir keyif duyulacak bir kitap. Kitapta öyle cümleler okuyorsunuz ki bunlar zihninizde yer ediyor. Çok sayıda beğendiğim cümle olmasına rağmen bunlardan sadece birini paylaşacağım.
"Hissetmek ne renktir acaba?"
Kütüphanemde en sevdiğim kitaplar arasında ilk sırada yer alan bir kitap ve Fernando Pessoa'ya bu eserinden dolayı hayran kalmamak elde değil. Kesinlikle herkese tavsiye ettiğim ve oldukça edebi bir eser.
Not:Kitabı tam 31 günde bitirdim :))
680 syf.
·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Huzursuzluğun Kitabı'nı önerdim: https://youtu.be/b1teQgT1toE

"Gündüz, bir hiçim; gece, kendim olurum." Fernando Pessoa

Kendimi, tamamen kendim olarak hissettiğim sessiz ve tamamlanmış bir zaman diliminden.

Zaman, aslında ilk başta bir bütün olarak tasarlanmıştı. Sonradan bıçak denen insanlar ezeli dilim dilim ettiler. Bıçaklar teker teker en huzursuz kalmaya mahkum edildi. Malzemesi anı. Suyu acı. Navigasyonu kader. Habitatı gözyaşları. Geçmişte yaşanacak ve gelecekte anılaşmış olan. Düşünerek hisseden ve hissederek düşünen.

Düş ile eylem arasındaki geçirgen zar Bernardo Soares denen bir kimliksiz. Huzurlu bir kimliklilik atmosferinde bilinçsizlik bilinciyle dünyalaşan. Geçirgen zarının etrafına toplanmış beklenti ve vaatlerinin arasında sadece bir oyuncak olmaya yaradığını hisseden. Uzaklaştıran bir penceresi, yakınlaştıran bir günlüğü. İçinde bulunduğu sonsuz ikircikliğinden tamamlanmış sonuçlar beklenen.

Kolektif bir varoluş salatasında iki seçeneğin olur. Mutfağı netlik ve bulanıklılığın boks maçı. Ya tabak olursun varoluş kaosunu taşıyan ya da salatanın içerisindeki herhangi tin parçasından sadece biri. Ya da belki her ikisi de? Ya da seçmemeyi seçmek ister misin? Soruya cevabın evetse seçmemeyi seçersin. Soruya cevabın hayırsa yine seçmemeyi seçersin.

Salt huzuru istemek ile sorunlu hayallerin huzursuzluğu bir ringdedir. Ringin adı Huzursuzluğun Kitabı. Hakem ruh miyopluğu. En önden bilet alan seyirciler bekleyen öz sorumluluklar. Maç günü karnını ağrıtan varoluşsal sancılar. Arkalarında ise sanki sahip olmanın bir yolu varmış gibi Ay'a göz diktiğim bakışlar. Mola sırasında yüzünü tedavi eden bir ruh fermanı. Maçı kazanan bir yok-varlık.

Sabırsızlığımız elimizden emeklemeyi aldı. Huzurun emekleme olduğu yerde ne zaman ki ayağa kalktık işte tam da o zaman düştük. Adım adım maruz kaldığımız çift kişiliğimiz suretindeki Bernardo Bernardo -evet, bu kitaptaki adım adım-, ikilemleriyle inşa ettiği kimlik binasını, olumsuzluk eki dinamitleriyle huzursuzlaştırdı.

Tuğlası sanrı, proje çizeri Tanrı. Müteahhiti kalp ve beyin medceziri. Pencerelerin iç yüzü gerçeksizlik, dıştan görünen yüzü tam gerçek. Ona can veren ve özgürleştiren ise bunun içindeki ironi. Gözlem belediyesinden izin çıkmadığı sürece onu yıkan ve süreçlerini parçalara ayıran bir düşünce makinesi. Tapusu vicdan ama sahte. Makinenin çalışmasını ellerindeki tamamlanmış ama sorgulanmamış ruh çekirdeklerini de çitletip izleyen huzurlular. Huzurevleri boşuna mı var?

En büyük felaketlerin başlangıcının bir sadaka verilmişlik olabileceği ihtimali ile insan ruhunun nezleye yakalanması ihtimali arasındaki uzaklık, güneşin her günkü gibi doğudan doğması ile bir kıyamet senaryosu olarak batıdan doğması arasındaki ihtimallerin birbiri arasındaki uzaklık kadardır. Aynı insan ruhunun yapışık olduğu hayata olan bir türlü tam olarak gidemediği huzursuz uzaklığı gibi. İç daraltıcı. Evren genişletici.

Hissetmenin gökkuşağındaki ulaşılamayan renklerin tanımladığı hissiz yarım kalmışlıklar, çelişki antikahramanları tarafından içinde var-yokluklanan girdaplar, duygu ikliminde yeşermiş meyvesiz ağaçların selülozlarının her elle tutulur kanıtında bir tezatlık tekrarına büründüğü tin uçarılıkları. Leitmotifi insan ruhuzursuzluğu, ateşli bir şekilde üşüyen kaygı edebiyatının esrik adı Fernando Pessoa.

Huzurevi değil, huzursuzevi. Harfler arasındaki dansın his renginin renk körü huzurlular arasında çarpıtılmasıyla zuhur edememesi. Kimsenin kazanamayacağı bir zafer edinme mücadelesi olan doğal seçilim savaşında güçlü olan yarımlarımız, zayıf olan tamlarımız. Militarizmi üstün insanlara yakışan yegane tavır, anarşizmi Fernando Pessoa cümleleri.
680 syf.
·26 günde·Beğendi·10/10
"İsterim ki bu kitabı okuyunca, şehvetli bir kabus görmüş gibi olun."
Paylaştığım onca alıntı içerisinde beni en çok etkileyen cümle buydu, çünkü Pessoa haklı çıktı. Kitabın sonuna yaklaştıkça kitapla bir bütün olduğumu fark ettim ve son sayfayı okuyup kapağı kapatınca içimi hüzün kapladı. Bir kitabın bende bu kadar etki yaratabileceğini sanmıyordum. Hani çok etkilendiğiniz bir film biter, siz de boşluğa düşermişsiniz gibi... Çok içten, samimi bir dil ile kaleme alınmış. Tasvirleri ise olağanüstü.. Bireyin ruh halinin bundan daha iyi bir şekilde yansıtabilecek başka bir yazar olduğunu düşünmüyorum.
680 syf.
·54 günde·Beğendi
İstemedim! 

Bu kitap bitsin istemedim. 'Yudum yudum içtim' tabirini bir kitap için kullanmam gerekirse bu kesinlikle 'Huzursuzluğun Kitabı' olurdu. 

Normalde sevdiğim kitapları soluksuz okurum. Ama çok sevdiğim halde bu kitabı ara vere vere, sayfa sayfa okudum. Sanırım özümsemek ve benliğimle harmanlamak adına, içgüdüsel böyle yaptım. Yani bilinçli ve kendimi tutarak yavaş okumuş değilim. Nasıl desem; kendimi bir nehrin akıntısına bırakmışım da, su beni sürüklemiş.  Nereye gideceğim de belli değil ama ben sakinim. Nehrin içinde setler var, ağaç dalları, yosunlar. Onlar beni arada durduruyor. Yine de onlardan kurtulmak için çabalamıyorum. Bazen canım yanıyor ama sudan vazgeçmiyorum. Akıntının hızı beni yönlendiriyor. Tuhaf bir benzetme oldu belki ama inanın bunu okurken değil de şu an, incelemeyi yazarken farkettim. 

Sevgili Fernando Pessoa bambaşka bir yapıya sahip bir yazar. Ölümünden sonra bir sandık içinde yazıları bulunan ve sonrasında kitapları basılan, o kitapları farklı kimliğe bürünüp, adeta içlerinde yaşayıp onlar adına imzalayan bir kişilik. Böyle onlarca karakteri var yazarın. Yaşarken bir kaç kitabı ve yazısı yayınlansa da en önemlileri ondan sonra basılmış. Bu kitapta aynı şekilde. Aynen yazarı gibi kitapta beni kendine aşık etti. Bilmiyorum nasıl anlatabilirim ama daha ilk sayfalarda sarsıldım. Evet kelimenin tam anlamıyla sarsıldım. Ve kitap boyunca devam etti. Bende bıraktığı etkiyi anlat anlat bitiremem o yüzden kısaca içeriğine geçeyim. Böyle bir kitabı anlatacak kadar kendimi yeterli görmüyorum ve hakkıyla yorumlayamam, şimdiden söyleyeyim. 

Kitap bana göre günlük, deneme veya yarı otoportre ya da hepsinden bir parça. Kimliğine büründüğü Bernardo Soares'in kaleminden parçalar halinde kendini, çevresini ve duygularını anlatmış yazar. Hayatın ve düşün onun için ne anlam ifade ettiğini öyle büyüleyici anlatmış ki, ne zamandır hayal kurmadığımı ve bunun bendeki eksikliğini tekrar tekrar  hatırlattı. 

Anlatım tarzı sizi yönlendirici değil kesinlikle. Ve de 'siz şöylesiniz, insanlar böyle yapar' değil de kendini, düşünce ve davranışlarını anlatmış. İşte asıl benim en sevdiğim yönü buydu. O kadar çok altını çizdiğim cümle var ki, ileriki sayfaları okurken başa dönüp herhangi bir sayfayı açıp okuduğum oldu.
Ve evet; başucu kitabım oldu. Ve evet; gözüm kapalı, şiddetle tavsiye ederim. Ve evet; sevgili arkadaşım Hacer özkaya 'nın yaptığı gibi, bu kitaptan mükemmel bir hediye olur. 
680 syf.
“İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?”
Franz Kafka’nın dediği gibi olan Huzursuzluğun Kitabı okudukça alıntıda belirtilen gibi bir eser olduğunu daha iyi anlayacaksınız.
Merhabalar Huzursuzluğun Kitabı yazarın dünyaya gözlerini yumduktan sonra sandığından çıkan notların bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir.Kitabı ismi biraz farklı gelebilir ama ismini tam karşılayan ve adı gibi huzursuzluk dolu bir kitaptır.Yazarın yazdıkları okuyucuyunun tüm algılarını alt üst ediyor.Kitapta olay örgüsü yerine salt düşünce olduğu için ölüm,yalnızlık,huzur,düş,aşk,Tanrı gibi kavramlardan bahsetmektedir.Kitabı okurken duygudan duyguya geçeceksiniz ve nasıl bir insan bunları yazabilir ve böyle düşünceler içinde olabilir diyeceksiniz.Üslup olarak şiirsel ve yoğun bir dil kullanılmıştır ayrıca içten, samimi bir dil ile kaleme alınmıştır.Tasvirleri ise olağanüstüydü.Bireyin ruh halini en iyi anlatan yazarlardan biridir.Kitabı okuyacak olanlara tavsiyem kitabı sakin bir kafayla ve sindire sindire okumaları faydalı olacaktır.Sadece okumuş olmak için okunacak bir kitap değildir çünkü cümleler tekrar tekrar okunduktan sonra daha iyi anlaşılabilir bir hal alıyor.Altını çizdiğim alıntıları dönüp yeniden okuduğumda bende daha farklı anlamlar ifade ediyor.Hani derler ya bazı kitaplar her yaşta ayrı anlaşılır ve zevk alınır.Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biridir.Tekrar tekrar okuyacağım bir kitaptır ve tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar Dilerim
680 syf.
Fernando Pessoa’nın ‘Huzursuzluğun Kitabı’ adlı anlatısı hayatın anlamını sorgulamak açısından sarsıcı bir etkiye sahip.
Gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan Lizbonlu bir adam, geceleri, el ayak çekildiğinde yalnızlığını, karanlıkta, başkalarının uzaktan gelen seslerinde, yağan yağmurda büyütür. Üstelik yalnızlık, zamanı ve ayağını bastığı mekânı çoktan aşmış, tüm insanlığın yalnızlığı olmuştur. Bir gün, bir sandıktan Bernardo Soares imzalı yazılar çıkar. Yazıların sahibi, yağmuru ve uzaktan gelen sesleri çoktan bırakmış ve gitmiştir ama tüm sesler de, o yazıların içindedir. Seslerin asıl sahibi Fernanda Pessoa’dır aslında. Portekiz edebiyatı Pessoa’yı sandıktan çıkardığında, hayatın tanımının hep yeniden yapıldığı, kuşkunun sadece basit bir uyaran işlevi gördüğü, yarattığı kimliklerle ekip halinde gezen bir yazarla da karşılaşmıştır.
Huzursuzluğun Kitabı’nda, gerçeklerle cebelleşen Pessoa, sonunda hayata seyirci kalarak, sürekli tekrarlanan sonuçların yaratacağı hayal kırıklıklarının da önüne geçme denemesi yapar. Çünkü, “hayat çabayı saptırır.”
Lizbon’un küçük bir lokantasının asma katını kendine yer edinmiş adam da öyledir Huzursuzluğun Kitabı’nda. Hayatı başka bir şekilde yaşamaktadır. Ya da artık asma katta geçirdiği zaman, çok uzun sürmüş bir yaşam yorgunluğunun filozofik bir sonucudur. Ya da biz öyle anlarız. Pazar günleri dışında kimsenin uğramadığı asma katta, “tuhaf tipler, hayatın bir köşeye ittiği ilginç tarafı olmayan insanlar” bulunur. Günün birinde yazarın yolu asma kata düşer. Tam da aradığını bulmuştur aslında, asma katlı lokanta da sakin ve ucuzdur, artık o da buraların müdavimi olacaktır. Her akşam yemek saatinde karşılaştığı adam ilgisini çekecektir bundan böyle. Adının Bernardo Soares olduğunu öğrendiğimiz adam, yazarın
neredeyse izdüşümü gibidir.
Yazar, adamın, “dikkat çekici bir tarafı olmayan solgun yüzünde, hatlarına herhangi bir özellik katmayan acılı bir hava” sezer.
Adamsa, çevresini özel ilgiyle sürekli izlemektedir. O da adamı izlemeye başlar, sonunda tanışırlar. Adam, “devletin ya da toplumun dayattığı zorunluluklarla uğraşmak zorunda kalmamış, sevgili ya da dost olabileceği insanlara hiçbir ilgi ve yakınlık duymamış, asla sürüye dahil olmamış”tır. Yazar, adamla kısa zamanda geliştirdiği dostluğu sayesinde, yapacak “daha iyi bir işi” olmadığından, her akşam kaldığı pansiyonda vaktini yazı yazarak geçiren adamın sırrına da ortak olacaktır. Adam, yazı yazarak, “çektiği acıya saygınlık katacak” bir iç mekân yarattığını söylerken, izdüşümü gibi duran ama asıl kendisi olan yazara da, eylemsizliği yüceltmesine rağmen, yazdıklarını yayımlatması isteğiyle bir hareket, bir çaba görevi verecektir. Huzursuzluğun Kitabı, bir anlamda bu çabanın ürünü olacaktır.
680 syf.
Kafka ile Pessoa arasındaki paralellikler gözden kaçar boyutta değil. Yaklaşık aynı tarihlerde yaşamışlar. Kafka 5 yıl önce doğmuş, 11 yıl önce ölmüş. İkisi de yaşadıkları şehrin (Prag ve Lizbon) sembolü olmuşlar zamanla. En ilginç benzerlikleri ise: İkisinin de yaşadıkları süre içinde sadece bir tek kitapları yayınlanmış ve geriye hala daha ayıklama ve yeniden basımları gerçekleştirilen, gizemli, dev bir yazınsal hazine bırakmışlar. Ama yaşadıkları süre içinde, sadece bir tek kitapları basılmış!

Bu konuyu ilk kaleme aldığım Ağustos-2010 yılında Nermin Bezmen'in 13., yazıyla tekrar ediyorum, on üçüncü kitabı yayınlanmıştı! Şimdi "Şu edebi değer dedikleri koca yalan" desem, çok mu ileri gitmiş olurum?

Peki Pessoa veya Kafka kitaplarını yayınlamak istemiyorlar mıydı? Tam tersine her ikisi de basılmak, daha çok okunmak için istekliydiler. Fakat kimse onların yazdıklarına beş kuruş değer vermiyordu. Anlaşılan gerek Pessoa ve gerek Kafka'nın çağında da Nermin Bezmen'ler okunuyordu (elbette Bezman de okunacak ve ben okuyanları tenzih ederim ), günümüzde olduğu gibi. Kimse yayınlamak istemedi Kafka'yı veya Pessoa'yı. Ne ilginç değil mi, gerçek yazarı görmek, okumak, değerlendirmek yetisinden sadece kitleler değil, edebiyat eleştirmenleri, bu işe hayatını adamış insanlar bile yoksun. Görmüyorlar, uyur gezerler çünkü. Üstelik Kafka'yı nasıl Avusturya Macaristan'ın atladığı gibi Almanya'da da kimse ilk başta anlayamadıysa, Pessoa'yı atlayan sadece Portekiz entellektüelleri değil, İngilizceyi de anadili olarak konuşan şairin, İngiltere ve A.B.D'ye gönderdiği eserlerinin hiçbiri kitap halinde basılmamış. Ancak ölümünden üç yıl sonra bir kitap. Sonra yedi yıllık bir sessizlik ve ikinci kitap. Tıpkı Kafka'nın üne kavuşma hikayesi gibi, Pessoa'nın hikayesi de ayrıca üzerinde durmaya değer. Günümüzde Pessoa'ya ait binlerce sayfa Portekiz Ulusal Kütüphanesinde bir kültürel miras. Ölmeden önce değersiz, öldükten sonra yalnız yaşadıkları ülkenin büyük bir sembolü değil, aynı zamanda dünya edebiyatın yüz akı.

Nasıl oluyor bu? Sebep, tam da Pessoa'nın heteronimlerinde veya Kafka'nın tüm eserlerini yakılmak üzere Max Broad'a bırakmasında yatıyor. Gerçek yazar, kimliksizliğe aşıktır, kendi egosu için yazmaz. Yazma sevgisi, yazarlık kimliği egosunun, hatta kimliğinin üstüne çıkmıştır. Son olarak: Nasıl Kafka'nın açtığı yol edebiyatı yeni bir zemine taşıdıysa, Pessoa'nın insana ilk bakışta şizoid gelen farklı kimlikleri de edebiyatta kendine benzer bir çığır açtı. Kendi ait üslupları olduğu gibi, bir hayat hikayeleri de olan farklı kimliklerle (bu haliyle pseudonim değil, heteronim halini almış gerçekten) yazmak, daha sonra B. Traven, çok daha sonra Trevanian tarafından takip edilen bir yaklaşım oldu. Her ikisi de, yarattıkları yazarlara hayat hikayeleri iliştirmedilerse de, Traven isim değiştirerek, Trevenian ise isim değiştirmeden, farklı tarzda, farklı eserler veren yeni yazarlar yarattılar.
"İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."
Bir insanın aklının biraz kıt olduğunu, en iyi, başkalarına zarar vermeden espri yapamamasından anlarsınız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Huzursuzluğun Kitabı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059971973
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Palto Yayınevi
Baskılar:
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
Huzursuzluğun Kitabı
"Kitap baştan sonra rahatsızlık yayıyor… Memuriyetin tamamen makul sıkıcılığı altında, iş başında seçkin bir zihin var. Bu zihin Pessoa'nın zihni. Onu tanımamız için bize daha fazla şans tanınmalı."
-Anthony Burgess-

"Pessoa'nın roman olmaya çok yakın bu kitabı tam bir şaheser: Önce arkadaşlık kurulan ve sonra da ayrı kalınmaya tahammül edilemeyen türde bir kitap. Bize can sıkıntısından dem vuruyor ama sıkıcı bir şekilde değil. Pessoa sıradan bir hayat olarak görme zahmetinde bulunduğumuz önemsiz detayları sevmişti. Bu sevgi de onun sanatını zenginleştiren ve derinleştiren şeydi."
-Paul Bailey, Independent-

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları