Adı:
Huzursuzluk
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050939828
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve

dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.
  • 154 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Şuanda biri benden kitap tavsiyesi istese ilk önereceğim kitaplardan biri kesinlikle Huzursuzluk olurdu. Hatta ölmeden önce okunacaklar listesi yapacak olursanız, ilk okuyacağınız kitaplardan biri kesinlikle bu kitap olmalı. Tabii ki tür bakımından herkesin okuma zevki farklı olabilir lakin dünya görüşü biraz da olsa şekillenmiş herkesin “iyi ki okumuşum” diyeceğine inandığım mükemmel bir eser…

    Anlatım açısından değerlendirecek olursak, tarzının çok özgün olduğunu düşünüyorum. Öyle ki konuşma çizgileri veya tırnak işaretleri bulunmadığı halde, muazzam bir akıcılıkla, bütün diyaloglara tanıklık edercesine okuyacağınız bir anlatıma sahip. Keza Livaneli okurları çok daha iyi bilir ki, onun eserlerini okurken “Bu kitap kesin Livaneli’ye aittir!” dedirtecek kadar kendine has bir üsluba sahip…

    Kitabın konusuna gelecek olursak, Livaneli, eserinin konusunu şu şekilde özetliyor: “Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelâmın çocuklarının hikâyesi…”.

    Konusunu detaylıca anlatacak olursak; İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim, kendisi gibi gazeteci olan, Komiser Recep olarak bilinen bir arkadaşından, Amerika’da öldürülen Mardinli bir pizzacı haberini öğrenir. Bunun üzerine, öldürülen kişinin çocukluk arkadaşı olan Hüseyin olduğunu anlayan İbrahim, bu ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini daha iyi anlamak adına memleketi Mardin’e doğru yol alır. Mardin’de Hüseyin ile bağlantısı olan çeşitli kişilerle görüşür. Adım adım bu ölüm olayının nasıl gerçekleştiğini öğrenir. Olayın iç yüzünü gördükçe huzursuzluk veren nice durumlar keşfeden İbrahim, bir yandan da Doğu kültüründen kopup Batı kültürüne adapte olduktan sonra hayatında nelerin farklılaştığını sorgulamaya başlar. Öte yandan parçalar bir araya geldikçe, IŞİD zulmüne maruz kalan insanların neler yaşadığını, Ezidiler’in yıllar boyunca ne gibi çirkinliklere maruz kaldığını ve bölgede yürütülen yardım faaliyetlerinin bölge insanı açısından ne anlam ifade ettiğini daha iyi kavramış olur.

    Kitapla ilgili yazılan birçok yazıda hikâyeyle ilgili haddinden fazla detay olduğunu düşündüğüm için İbrahim’in bu ölüm olayını araştırdığı süreci ve öğrendiği bilgileri pek fazla anlatmamayı tercih ettim. Ama birkaç “spoiler” içerikli sitemimi de dile getirmeden edemeyeceğim.
    Okurken beni huzursuz eden ama ne hikmetse pek kimsenin önemsemediği iki durum şu şekilde; birincisi nişanlısı olan Hüseyin’in, nişanlısını bir anda terk edip bu kıza vurulması… İkincisi ise İbrahim’in rahmetli Hüseyin abimizin çocukluk arkadaşı olmasına rağmen kadından böylesine etkilenebilmiş olması. Neyse ki İbo’da hatasını anlıyor. (:

    Kitaptan ne gibi kazanımlarınız olacağına gelirsek, kelime haznenizi geliştireceğini düşünüyorum. Bunun dışında Ezidiler ve Ezidilik hakkında detaylı bilgiler elde edeceksiniz. Öte yandan yakın tarihimizde gelişen birçok olayı derinlemesine keşfetme imkânı bulacaksınız. Ve son olarak Doğu kültürü ve Batı kültürü arasında bir nebze de olsa düşünme imkânı bulacaksınız. Ek olarak Livaneli’nin “kelâmın çocukları” diye bahsettiği kesim Ezidiler efenim, saygılar! (:
  • 160 syf.
    ·2 günde·10/10
    "Huzursuzluk" içimdeki huzuru paramparça etti. Savaşı uzaktan düşünerek tasvirlemeye çalışmak ile Meleknaz'ın yaşadıklarının içinde yol almak, onun çocuk-kadın ruhundaki yaraların derinliğini anlayabilmek, sanırım bir okur olarak imkansız...


    İnsanların birbirine sadece dininden dolayı bu kadar zulmetmesi ne yazık ki dünya var olduğundan beri devam ediyor. Savaşların sebebi her ne olursa olsun işlenen insanlık suçlarını işleyenlerin de insan olduğunu düşünmek beni dehşete düşürüyor. Bu esere yakın olan Alexandra Cavelius'un Leyla adlı kitabını okuduğumda da aynı duyguları hissetmiş, insanların nasıl olup ta bu kadar hayvanca davrandıklarını anlamaya çalışmıştım. Bu eser ise kendilerinden olmayana ama özellikle kadın ve kız çocuklarına (İŞİD'li insan olmayan varlıkların) tecavüz edip satmalarını ve bunu din adına yapmalarını, tüm dünyanın da bu vahşete seyirci kalmasını anlatıyor...

    Suriyelilere özellikle kadınlarına bakarken acaba o donuk gözlerle karşılaşsam, ben ne yapardım sorusunu eserin son sayfasına kadar kendime sorarken buldum. Ama ne acıdır ki cevabını bulamadım...

    İnsanın kendi özünden uzaklaşmasının, yıllarda geçse mümkün olmadığını, İbrahim'in ölen arkadaşı için gittiği Mardin'de büyüdüğü sokaklarda ve çocukluk anılarında yaşadığı hüzne tanıklık ederken, kişi nerede çocukluğunu geçirmişse orada bir kökü olduğunu ve bu kökün nereye giderse gitsin döndüğünde onu anılarıyla kucaklayıp, sarmalayışında ki sıcaklık hissi beni de sarıp sarmaladı...

    Yezidiler hakkında bilmediğim bir çok bilginin de yer aldığı kitabı okurken, Ortadoğu gerçeklerinin, aşk ile harmanlanıp, ızdırap dolu yolculuklarına şahitlik ettim...

    Meleknaz ve Hüseyin'in hikayesini okumanızı tavsiye ederim...
  • 160 syf.
    <<<ALLAH UYUZ VERSİN DE TIRNAK VERMESİN>>>
    Kitabı okuyanlar anladı zaten neye bu beddua okumayanlar içinde birazdan açıklayacağım. Mardin’i gezip görmüş biri olarak okumak bana ayrı bir keyif verdi hem yazarın anlattıklarını canlandırıyordum hem kendi anılarımı… İçinde Mardin’in tarihi yapısı ile orda bulunan tapınaklar ve farlı dinler hakkında bir çok bilgiye yer vermiş tabi insan okurken hali ile merak ediyor bahsi geçen mekanları ve tapınakları anlatılan Ezidi dinin tarihini buda sizi saatlerce bilgisayar önünde Mardini izlemeye dinlemeye okumaya sevk ediyor hoş yazar baya bilgi vermiş ama insanın bazılarına pek inanası gelmiyor :(, şaşkınlık verici bir şehir, de hem cami hem tapınak hem kilise bunlara tapan öğrenciler aynı okulda yine aynı mahalle de oturuyor ve aynı yerde çalışıyorlar demek ki dinler farklı olsa da insanlık başka bir şey bunu en güzel Mardin anlatmış bize hoş bu aralar dini dili ırkı aynı olsa da bırakın bir şehir de bir ülke de bile anlaşamayanlar varya neyse…



    >>>BİR BAYAN OLARAK EZİDİ KADINLARIYLA EMPATİ ŞEYSİ<<<
    İncir Kuşları kitabını anımsattı bana ki sebebi de her iki kitapta da savaşın en çok hasar görenleri kadınlar ve çocuklar oluyor. Livaneli muhakkak bu duyguları yaşamamıştır ancak ne derece ifade ettiyse şahsım vicdan azabı ve kederden burkuldu…
    Hep bir umut vardı kurgu olsun bunlar bu kadar da acımasız olamazlar dedim ama Nusaybini IŞİD den temizleyen TSK’nın anlattıkları bunlarında fazlası olduğunu gösteriyordu. Öyle ağladım ki, Zilan anlatırken kendimi onun yerine koymadan okumayı denediysem de ülkemizin de bulunduğu durumlar ve bu savaş cümleleri tüylerimi ürpertmiyor değil. Nergisin ölürken Zilan’a söylediği şu cümle: ‘’BEN BİR İNSANDIM ABLA’’ bitirdi beni be, insandı hem de küçük bir insan ama gelin görün ki İslam devleti adı altında bitirdiler Nergisimin hayatını…

    Kitabın konusuna gelecek olursak şöyle ki, yıllar önce okuması için Mardin’den uğurlanan gazeteci zamanla nerden geldiğini unutmuş havalı bir adam olmuş bir gün toplantıda haberlerden bahse edilirken çocukluk arkadaşının Amerika da öldürüldüğünü öğreniyor ilginç gelen bu haber üstüne yıllardır uğramadığı memleketine gidiyor ve işte her şey arkadaşının nasıl öldüğünü neden Amerika’ya gittiğini araştırması üstüne başlıyor ilginç bir hikaye sizi bekliyor. Şimdi siz beddua ne alaka diye soruyorsunuz tabi, şimdi bu ölen genç nişanlısını terk etmiş gazeteci de bu terk edilen nişanlıya gider kız ölen gencin arkasından öyle beddualar eder ki gazeteci şöyle anlatıyor: ‘’daha önce hiç duymadığım, işiteni dehşete düşüren bir beddua edebiyatı sökün etti’’. Laf aramızda urfanın da acayip bir beddua anlayışı vardır siz siz olun Urfalı birinin bedduasına maruz kalmayın ;)

    >>>İSLAM DİNİ BU DEĞİL<<<
    Katılmadığım ve doğru bulmadığım konular vardı İslam hakkın da hurafeler batıl inançlar ve eleştiriler vardı bir Müslüman olarak elbette ki rahatsız etti beni özellikle şu cümle: ‘’Kısacası bu İslam ülkesinde yüzyıllarca ezilmiş hemcinslerinin intikamını tek bir hayatta almak istercesine pusuda bekler’’ bunu kadınlar için söylüyor yani İslam kadınları eziyor İslam ülkesi de buna göz yumuyormuş hiç te katılmıyorum biz inançlı bayanlar zaten dinimizi öğrendikçe bu dinin bize nasıl değer verdiğini görüyoruz en basit örneği ise kadınların yani anne olan her iman sahibi kadının cennetle müjdelenmesidir. (bu konuya başka bir kitap incelemesinde tekrar değineceğim)

    (Telefondan yazdığım için yazım hataları falan olmuştur muhakkak onu de görmeyi verin canım:))
    Keyifli okumalar sevgili okurlar :)))
  • 160 syf.
    ·6/10
    Livaneli. Ne büyük bir isim, ne büyük bir yazar! Ben sizden böyle duydum, bilmiyorum. Sizlerin yalancısıyım. Belki gerçekten öyle belki de sallıyorsunuz, benim açımdan. Fakat bu büyüklüğü, bu ustalığı bu kitapta kesinlikle görmediğimi söyleyebilirim. Ha, Livaneliyi okumaya bu kitaptan başlama eşekliğini de söylemeliyim. Ne bileyim, serenad, kardeşimin hikayesi veya son adadan başlamalıydım. Ama ben öyle yapmak yerine çıkardığı son kitaptan başladım. Neyse ki 5 liraya almıştım. (Hayır korsan değil, pahalı aldıysanız siz kazık yemişsinizdir.) Bu durum tek tesellim.

    İlk önce kitaba büyük bir umutla başladım. İlk sayfayı okudum felan, ışid gibisinden şeyler yazıyordu. Dedim yok artık. Bari kapakla alakası olsaydı. Kitabı kapatıp yerine koydum ve başka bir kitabı okudum. Sonra bir daha okumak geldi aklıma. Yine ümitliydim. Dedim güzel bir şey yazmıştır. İsim yapmış sonuçta. Bu yüzden hemen okumaya başladım. İlerledim iyi hoş gidiyordu. Zaten 80-90 sayfalık bir kitap. Normal boyutta yazsaydı böyle olacaktı. Neyse okudum okudum ve bir son bekliyorum artık. Sayfalar tükenmiş. Okumaya devam ettim. Opps. Kitap bitti. Eee.... Sonda ne oldu şimdi? Döndüm sonu bir daha okudum. Sonda bir şey olmamış meğersem. İyi deyip başka kitaba başladım. Kısacaı livaneli hayallerim yıkıldı. Eğer her kitabı böyleyse diğer kitaplarını almayacağım. Bir yardım edin de çıkayım şu işinden. Yine de isme bakmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Benim eleştirdiğim böyle nam salmış bir yazarın bu kadar acemice yazması. İyi okumalar...
  • 160 syf.
    Ben bir insandım, biz bir insandık... Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Ezidiler... Ve bizi dil, din, ırk vs ayrımıyla ayıran bütün gruplar olarak insandık.
    Sonra ne oldu?
    Doğumumuzdan ölümümüze bir film şeridi gibi geçirin yaşamınızı. Biz ne yaptık?

    İşte dünyada saniyede oluşan insan istatistikleri:

    Tarih 20/07/2019 Saat 15:00

    Şu anki Dünya Nüfusu:
    7.718.880.745
    Bu yıl doğanların sayısı:
    77.363.192
    Bugün doğanların sayısı:
    235.640
    Bu yılki ölüm sayısı:
    32.459.123
    Bugün ölenlerin sayısı :
    98.867
    Bu yılki nüfus artışı:
    44.904.069

    Kaynak: https://www.worldometers.info/tr/

    EZİDİLER / YEZİDİLER

    Ezidiler denince ilk akla gelen şeytana tapan insanlardır. Hatta bu Suriye olayları patlak verdiğinde ülkeye alınmaları çok büyük tepkilerle karşılanmıştı. Ezidiler, aslında şeytana değil şeytan gibi gururundan Allah'a isyan eden Melek Tavus'a iman ederler. Allahın varlığına inanırlar. Allah dünyayı yaratmıştır ancak sürdürücüsü Melek Tavus'tur.

    ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ

    Huzursuzluk, ilk Livaneli kitabım. Ödüllerini, Yaşar Kemal'in hakkında söylediklerini bildiğimden içimde büyük bir merak taşıyordum ancak Gölgeler kitabıyla beni hayal kırıklığına uğrattığını da söylemeden edemeyeceğim. Kitabı okumadım ama 40 - 45 dakikada bir kitapçıda oturup rahatlıkla okuyabilirsiniz. Kitabın kapağına ünlü isimleri koyup, 42,00 TL gibi fahiş bir fiyatla piyasaya sürmek bana etik gelmiyor. Alan alır, almayan almaz demek yetmiyor. Bunun ucu sahtekarlığa kadar varıyor. Şiir kitaplarından alışmıştık 30 sayfalık kitabı boşluklarla sere serpe 150 sayfaya yaymalarına ancak Livaneli kalibresindeki bir adama yakışmadı. En azından bu kitabı okuduktan sonra yakışmadığını söyleyebilirim. Çünkü bu kitap toplumun kanayan yaralara usta bir dokunuşla temas etmiş ve akıcı anlatımıyla kendini okutturan bir eser. Livaneli'nin gölgelerinden sıyrılırsak bu eseri için ''muazzam'' diyebilirim.

    ÖNYARGILAR, ÇIKARLAR, MEDYA, KÖTÜLÜK ÇİÇEKLERİ...

    Sevgili huzursuzluğum, bebeklikten çocukluğa çocukluktan gençliğe uzanan süreçte ailem bana ilk olarak iyi bir insan olmayı öğütledi. Sonra çevremle tanıştım. Top oynarken faul yapıldı, dizlerim kanadı. Aldırmadım, ben iyi bir insan olacaktım, yalan söylemeyecektim, çalmayacaktım, birilerinin kötülüğüne olan hiçbir eylemde bulunmayacaktım. Çocuktum ve bu sürecin ikinci aşamasında aşık olmayı öğrendim. Çünkü çevremde herkes aşık oluyordu. İyi bir şey olduğunu düşünerekten hayal dünyama en yakışan, en çok saygı duyduğum insana yükledim bunu. Öğretmenime. Sonra kavgayı öğrendim. Birilerinin çıkarları için birbirine vurduğunu görüyordum ancak yumruk kendi gözüme inince fark ettim, bu benim ilk kavgamdı. Hiç bitmeyecek bir kavganın içine düştüğümü o gün anladım. Sonra bu kavgalar normalleşti. Büyüyordum ve büyüdükçe kavganın faturaları da büyüyordu. Anneler, babalar kapı önlerine gelip parmak sallıyorlardı. Ben ise içten içe pişman oluyordum. Olmasa da olurdu demekten kendimi alamıyordum. Sonra büyüdükçe ''çıkar'' kelimesinin de önümde büyüyerek dağ haline geldiği içimde acı bir şekilde tortulaşıyordu. Evet çıkar diye bir olgu vardı ve ben bu olguya göre hareket etmediğim sürece kaybedecektim. Gece yastığımı dövecek tavana bakıp gözyaşlarımı akıtacaktım. Ve işte küçükken oyun oynayan bu eller, ayaklar, bu zihin artık oyun oynamayı bir insanın kaderinde denedi. O gün kötülük ilk defa evciliklerden, kapı önlerindeki faullerden benliğime sıçradı. Geri dönüşü olmayan tövbesiz bir günah misali. O kötülük ruhumda kapanmaz bir yaranın habercisiydi. Bunu ancak uzun zamanlar sonra fark edebildim.

    Sonra normalleşti. İçimde çıkar olgusunun yönettiği kötülük orduları birer birer saldırıyordu zihnime. Ele geçirmişlerdi beni. Ve gel zaman git zaman düşmanların en kıdemlilerinden biriyle tanıştım: Önyargı. Tanışıklıkla birlikte o yönetir olmuştu artık beni. Yiyeceğim yemeğe bile önyargı oluşmaya başladı. Girişeceğim her eylemin karşısında dikilir olmuştu. İlk başlarda mücadele etmeye çalışmıştım oysa ki, teslimiyetim çabuk gerçekleşti. Ve önyargılarımın savurduğu bir kadere sahiptim artık. Her gün başında saatlerimi harcadığım TV ve yeni yeni hayatımıza giren internetin yansıması olmuştum. Onlar ne dese bir sürü psikolojisiyle hareket ediyordum. Sanki çevremdeki herkes bu psikolojinin esiriydi. Aynı sesleri çıkarıp aynı şeylere yumruk kaldırıyorduk. Sevgilerimiz de ortaktı. Bunlar olurken ben ufak bir kasabadaydım. Kasabada herkes sağcıydı. Sol elle yemek yemek bile dine, görüşlerimize aykırıydı. İbni Haldun'un 'coğrafya kaderdir' sözünü daha o zamanlar tanımıyordum. Okul kütüphanemizde Rus yazarlar çokluktaydı. Kitapta okuyordum oysa ama bu önyargı, çıkar ve medyanın çevrelediği bir çemberden çıkmayı mümkün kılmadı. Zihne örülen hapishane bazen müebbetlik oluyor af kapsamında bile yer almıyordu. Gel zaman git zaman coğrafyam değişti. Aydın iline göçtük. İnsanlarla ahbaplık kuruyordum. Ancak muhabbet derinleştikçe içimde cahilliğin verdiği o amansız güçten hareketle karşımdakini küçük görüyordum. Hatta zavallıydı karşımdakiler. Gerçeğin farkında değildiler. Sonra bir kitapla tanıştım. Bu tanışıklıkla beraber yazara karşı da sövmeye başlamıştım. Sorgulamadan hiçbir bilgiyi kabul etmeyin. Araştırın, meraklı olun diyordu. Sonra çevremdeki insanların çoğuyla bu muhabbetleri etmeye başladım. İçimde karşı konulamaz derecede merak vardı. Bunca yıldır kalıplaşmış bilgilerime (!) isyan niteliğindeydi bu okuduklarım. Ve evet içimdeki görüşlerin tam karşısında duran görüşleri okurken bir aydınlanma yaşadığımı kabul etmeliyim. Önyargılarım birer birer eriyordu. Ancak buzdağı öyle büyüktü ki bu erime süreci epey zaman aldı. İçimde beni esir alan üç ana unsurdan birine karşı savaş açmış ve kazanmaya yakındım. Şimdi medyaya en azından TV'ye bir çözüm bulmalıydım. 2009 yılında üniversiteye başladığım yıllarda TV izlemeyi bıraktım. Hatta haber izlemeyi bile bıraktım. Twitter kullanmaya başladım. Bu mide bulandırıcı medya batağında Twitter açan bir çiçekti. Her türden kitaplar okumaya başladım. Faşist Hitler'i, 5 milyon insanı buğdaysız bırakarak katleden Lenin'i, Freud'u ve zıt kutuplarda kim varsa hepsini elimden geldiğince okudum. Fikirsel anlamda devrim yaşıyordum deyim yerindeyse. Artık birinden bir şey duyduğumda yenmeyi halen başaramadığım internetin ana unsuru Google'a koşar olmuştum. Ve evet burası da bilgi kirliliğiyle doluydu ancak yine karşıt görüşleri dinleyip kendim kurduğum 6. His Mahkemesi'nde kararlar alabiliyordum. Vikipedia'yı da vakti zamanına kadar çok etkin kullanmıştım. İtiraf etmem gerekirse hala da kullanıyorum. Yaşasın VPN!

    İçimde hala kötülük çiçekleri yok mu, var! Çıkar kurumunda halen hisselerim var. Ancak deniyorum. Şu hayatta ilk hedefim iyi bir insan olmak. Bunu başarabildiğim müddetçe gözüm açık gitmez sanırım. Önyargısız, çıkarsız, iyi bir insan olarak buradan ayrılmak. İşte devrim budur.

    Son olarak kitapla ilgili birkaç cümle söylemek gerekirse herkesin ama herkesin okuması gereken bir kitap. İçinizde farkındalıkların oluşmasını sağlayacak, durup sorgulatacak bir kitap. Hepimiz kınamayı çok iyi biliriz, saniyeler süren üzüntülerimizle geçiştiririz insanların kederlerini. Bir ateşin var olduğunu anlamak için illa o ateşte yanmayalım. Farkına varalım. Dünya ölüyor ve bizler bu ateşe odun taşıyoruz.

    Keyifle okunacak bir kitap değil ancak verim alınacak, sizi sallayacak bir kitap. Esen kalın.
  • 160 syf.
    ·1 günde·7/10
    Zülfü Livaneli nin Seranad'dan sonra okuduğum ikinci kitabıdır. Orada hikayenin içinde hitler zulmünden kaçıp Türkiye'ye gelen Yahudiler hakkında ön bilgi edinmiştim. Bu kitapta da Ezidiler hakkında bolca bilgi edindim. Laleş adında kutsal mekanları olduğu, Şeytana değil aslında Melek Tavus'a inandıkları, Mardinde bir Güneş Tapınakları olduğu, marulu lanetli gördükleri,vs.

    Benim için hem güzel bir hikayenin içinde olmak hemde genel kültürümü geliştirmek adına faydalı bir okuma oldu. Size de keyifli okumalar dilerim ..
  • 160 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bir adam, elinde merdiven dümdüz bir çölde gölgesiyle birlikte yürüyor. Ön kapak tasarımı...

    Kendi zihninin yanına almış bir adam çöl susuzluğunda bir arayış içinde. Ve merdivenini dayayacağı herhangi bir duvar, engebe yok.

    Elindeki merdivene sımsıkı sarılmış vaziyette. Elindeki merdiven, onun dünyası ne yazık ki Huzursuz eden bir takım nedenlere gebe. Basamakları çıkabileceği, yüksek çizgiler çizilmemiş...

    Ruh durumu ön kapak tasarımında mevcut..

    Huzursuzluk bulaşıcı bir hastalık. Gülmek, esnemek gibi... Dokunduğu değdiği yeri tedirgin ediyor.. Ama bu tedirginlik bildiğiniz bir tedirginlik değil. Hah işte "Nasıl bir tedirginlik?" dediğinizi duyar gibiyim. Hikayenin içine girince size de bulaşacaktır. Eminim . Anlayacaksınız.
  • 160 syf.
    Zülfü Livaneli romanlarının bendeki karşılığı çok farklı. Şöyle ki, okurken 'bunları ben de yazabilirim, basit bir roman' duygusu ile 'beğeniler'i iç içe geçiyor. Sanırım bu onun, nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama mesela bir Orhan Pamuk seviyesinde bir romancı olmadığını ama meselesini de çok iyi anlatabilecek kadar iyi bir romancı olduğunu gösteriyor.

    Huzursuzluk'u da aynı hissiyatla okudum. Peki neydi Huzursuzluk?

    ( İpucu içerebilir )

    Aslında ülkemizde ve dünyanın genelindeki huzursuzluk durumunu işliyor Livaneli. Suriye iç savaşı sonrasında ortaya çıkan feci tabloyu IŞİD vahşeti üzerinden Ezidi kurbanları konu ederek anlatıyor. Mardin'i merkezde tutan ve Hüseyin adlı bir karakter ile Ezidi bir genç kadın Meleknaz'a odaklanan bir roman. Anlatıcı ise modern çağda bir kimlik bunalımı da geçiren gazeteci İbrahim.

    IŞİD'e başka bir isim takmak maalesef sorunu ortadan kaldırmıyor. Biz bunu kabul etmesek de o caniler bütün icraatlarını İslam adına yapıyorlar ve ilginçtir, bizi de Müslüman saymayacak kadar fanatikler.

    Kitapta hakkında pek bir şey bilmediğimiz hatta keşke pek bir şey bilmesek de o yanlış şeyleri bilmeseydik dediğimiz Ezidilik hakkında malumatlar da var. Elbette ortak husus 'insan' olmak.

    IŞİD kafasının Ezidilere yaptıklarını okurken isimleri değiştirelim. Mesela Ezidi yerine Boşnak diyelim, IŞİD yerine Çetnik diyelim, Abdullah yerine Slobodan, Haydar yerine Eldin, Nergis yerine Suada... Diğer bütün o sahneler, vahşet, tecavüzler, o tecavüzlerden doğan bebekler, sakat düşünceler, sapıklıklar, işkenceler... Hepsi Bosna katliamında Çetniklerin, Boşnaklara yaptıklarıyla aynı. Ya da Nazilerin Yahudilere yaptıklarıyla...

    Nitekim Livaneli ABD'ye gönderdiği Hüseyin'in kaderini de bu ortak fanatizme bağlayarak konuyu evrenselleştiriyor.

    O büyük acılara maruz kalan küçük Nergis de, Mardinli Müslüman Hüseyin de aynı şeyi söylüyorlar; ben insandım!

    Evet, Livaneli ile aynı şeyleri düşünüyorum. İnsan, insandır. Dünya büyük bir huzursuzluk içinde, din adına ya da ideolojiler adına cinayetler işleniyor. Bu böyle olmamalı; zulüm bizdense ben bizden değilim diyebilmeli.

    Kitaba adını veren huzursuzluk ise özellikle son bölümlerde kendini başarıyla hissettiriyor.

    Kitapla ilgili küçük bir eleştirim ise şu olacak, sanki bir an önce bitmesi için biraz acele edilmiş gibiydi. Şöyle ki, gazeteci İbrahim cenaze töreninde arkadaşı Mehmet'le karşılaştığında Mehmet ona 'yıllardır kendisini merak ettiklerini' söylüyor. Ancak sonra konuştuğu babası bir başka tanıdığı ise İbrahim'den gayet haberdarlar. Hatta onu gazetelerde, televizyonlarda gördükçe mutlu olduklarını falan söylüyorlar. Demek ki haberdarlarmış...
  • 160 syf.
    ·2 günde·7/10
    Bilmiyorum ama bir Zülfü Livaneli kitabı gibi değildi. Yazılmak için yazılmış bir kitap gibiydi. Bir Serenad'ı göremiyorum içerik ve üslup açısından Livaneli'nin diğer kitaplarında.. 156 sayfalık, büyük puntolarla, içersinde bir sürü boş sayfanın yer aldığı bir kitap basılmış. İçerik çok zayıf.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Huzursuzluk
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050939828
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve

dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.

Kitabı okuyanlar 22.130 okur

  • Koray Özdemir
  • Şeyda Simay Donat
  • Beyhan ALKAN ÖZCAN
  • Gönül Yavuz
  • Selvi Gültaşlar
  • Nur Tan
  • Emrullah KARA
  • Rûken
  • İlknur Budak
  • Berk Muhammet

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%27.3
14-17 Yaş
%13.8
18-24 Yaş
%14.3
25-34 Yaş
%18.2
35-44 Yaş
%16.1
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.3
Erkek
%24.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.1 (2.111)
9
%22.7 (1.450)
8
%22.5 (1.434)
7
%11.6 (742)
6
%5.2 (329)
5
%2.5 (162)
4
%1 (64)
3
%0.8 (50)
2
%0.3 (17)
1
%0.4 (25)

Kitabın sıralamaları