Hz. Mevlana ile Aile Terapisi

·
Okunma
·
Beğeni
·
168
Gösterim
Adı:
Hz. Mevlana ile Aile Terapisi
Baskı tarihi:
7 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
319
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050829891
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"Bilgi çağını bilgelik çağına dönüştürürken yol göstericimiz Mevlâna olacaktır. Çünkü o ruhsal yapımızdaki şifrelere dokunuyor, bizde var olan duyarlılığı harekete geçiriyor."

Prof. Dr. Nevzat Tarhan Mesnevî Terapi’ de, Hz. Mevlâna’nın asırlar aşan bilgeliğini modern psikolojide kabul gören anlayışla bağdaştırarak insanın anlam arayışında kendi iç hakikatini görmesini vurgulayan Tarhan, Hz. Mevlâna ile Aile Terapisi'nde bu kez, aile bireylerinin birbirleriyle ilişkilerini Mesnevî hikâyeleri ışığında ele alıyor. Mesnevi’deki hikâyelerin rehberliğinde, eşler arası dinamiklerin, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişimlerinin nasıl gelişmesi gerektiğine değiniyor. Bu hikâyelerden çıkardığı ruha şifa sonuçlarla modern psikolojinin öğretilerini bağdaştırarak hem eşlere hem de ebeveynlere bir manevî gelişim haritası sunuyor. Kitap, kırk altı hikâyeyi, aile bireylerinin psikolojik iletişimleri üzerinden ele alıyor olması açısından alanında özgün bir çalışmadır. Bu zamana kadar çeşitli derlemelerle açıklanmaya çalışılan Mesnevî hikâyeleri, burada aile fertlerinin rol model alabileceği mübarek isimler üzerinden incelenmekte ve bu kadim davranış modelleri günümüz psikoloji ekolleri çerçevesinde masaya yatırılmaktadır. Böylece günümüz okuruna geçmişle gelecek arasındaki bağlantının, nasıl bir örneklik teşkil ettiği hatırlatılmaya çalışılmaktadır.
Bütün tanımlarda “toplumun en küçük yapı taşına, çekirdeğine, onu oluşturan temel faktöre” ile başlayan açıklamalar aileyi bir kalıba oturma amacı taşımaktadır. Aile, tüm bu açıklamalardan daha fazla bir kurum ve olgudur. Kelimelerin kurgusu, anlamımızı zenginleştiriyor, bizim bu dünyada nereye ve kime ait olduğumuzu, konumumuzu ortaya koyuyor. Aile bu yüzden bir tür konumlandırma olarak da algılanabilir.

Aile kurumu evrensel bir kurumdur. Hem insanlar hem de tüm canlılar için geçerli bir olgudur. Her canlının bir aile, bir eş olarak yaratılması, ilahi nizamın, Allah’ın âdetidir. Adem ile Havva gibi. Nuh’tan önce de bu vardı, Nuh’tan sonra da var oldu. Zaten Nuh’un gemisine her canlıdan bir erkek bir dişi alması boşuna değildi. Bu bir aile demekti.

Aile, tüm olgusallığıyla bugün sosyal bilimlerin temel ilgi alanlarından biridir. Fakat halen yeterince incelenmiş, üzerine çalışılmış ve önemini tam anlaşılması sağlanmış değildir.

Aile bir çekirdektir, hem bu dünyanın hem de bu toplumun. İyi bir aile demek, iyi bir çevre, iyi bir dünya demektir. Dünyanı güzelleştirmek ancak güzel ailelerin çabasıyla mümkün olabilecektir. Ahlaklı bir nesil tasavvuru var ise bu ailede başlar, entelektüel bir nesil tahayyül ediliyorsa bunun yeri yine ailedir, sanatçı bir nesil isteniyorsa yine bunun yeri ailedir. Aile bir okuldur. İlkokuldur. Hayata ilk alışma evresi ilk sığınak, ilklerin yaşandığı yerdir.

Aile ile insan insan olduğunun farkına varır, sosyalleşir, toplumsallaşır, dünyaya alışır, yarının kurgusunu oluşturur, kendisine sunulanı başkalarına sunmaya başlar.

Aile bu derece önemliyken o zaman bu kurumun üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir. Modern dünya sisteminde aile kurumunun gittikçe çatırdadığı, resmi olmayan birlikteliklerle aile olmanın hassasiyeti unutulmakta, aile olmak zorlaştırılmakta, ya da öyle lanse edilmekte, ya da öyle dayatılmaktadır.

Aile kurumu gerek medya organları gerek kötü örneklerle git gide yıpratılmakta iken ulusal politikalar ile bunun korunması, sağlam temellere oturtulması beklenilmekte, bunun için kurulan Aile Bakanlığı’nın sahadaki çalışmaları arttırması, özellikle medya unsurundaki kötü örnekler azaltılarak iyi örneklerin çoğaltılması adına seferberlik başlatmalıdır.

Aile, bir neslin tahayyülü, bir ülkenin geleceği, bu dünyanın en önemli hazinesidir. Ailenin her yönüyle bir okul olduğu unutulmamalı, bu kurumun üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından yazılan Aile Terapisi adlı eser, örneklerini Hz. Mevlana’dan alan bir kitap olarak aile kurumunun uygulama alanındaki problemlerine, sıkıntılarına, karşılaşılabilecek güçlüklere çözüm önerilerini yine bu doğrultuda sunan bir eserdir.

Eser, özellikle evliler ve evlenecekler için evliliğe dair önemli ayrıntılar sunmakta, yaşanacak sorunlar, karşılaşılabilecek güçlüklere hikâyeler üzerinden örnekler sunarak çözüm önerileri geliştirmektedir.
"Kişi, hatası ile yüzleştirilirken o kişiyle hatalı davranışı birbirinden ayrı değerlendirilir. Yani insan hata yapabilir ama o, hatadan ibaret değildir."
"Görünmeyen zannettiğimiz bir gerçeklik var, görmek isteyene sürekli 'Buradayım' diyen bir gerçeklik… Bunu bil ve kendini O’na teslim et. Gayba inan ve Allah’a bağlan, O’na kavuşacağım diye düşün. O zaman huzursuzluğun gider."
Saçı sakalı kır bir adam, iyi bir berberin önüne gider de, “Yiğidim, saçımdaki sakalımdaki akları ayır, yol. Bir yeni gelin aldım,” der. Berber, adamın sakalını dipten tıraş ederek kılları önüne kor da der ki: “Benim bir işim çıktı. Sen ayırıver!” İşte bunun gibi bu sual, şu da cevabı, artık sen ayırıver.

Mesnevî’den söz

"Ey gafil! Sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur! Fakat gönle sahip olan kişi, zehir bile yese o zehir bal olur. Çünkü o, sıhhat bulmuş, perhizden kurtulmuştur. Fakat zavallı talip (kemale ermemiş salik), henüz hararet içindedir. Peygamber buyurdu ki: 'Ey cüretli talip! Sakın hiçbir matlup ile mücadele etme!' Sende Nemrutluk var, ateşe atılma, atılacaksan önce İbrahim ol! Mademki sen ne yüzgeçsin, ne de denizci... Aklına uyup kendini denize atma! Yüzgeç ve denizci, denizden inci çıkarır, ziyanlardan bile bir hayli fayda elde eder. Kâmil, toprağı tutsa altın olur; nâkıs, altını ele alsa toz toprak kesilir. O gerçek er, Allah’a makbul olmuştur, bütün işlerde onun eli Allah elidir. Nâkıs kimsenin eli ise Şeytan’ının, ifritin elidir. Çünkü Şeytan’ının teklif ve hile tuzağına tutulmuştur. Kâmile göre bilgisizlik bile bilgi olur, nâkısın bildiği bilgi ise bilgisizlik kesilir. Ey yayan olduğu halde süvari ile yarışa girişen! Sen bu müsabakada kazanmayacak, onu geçmeyeceksin, iyisi mi, dur!"
Kendini bilen Rabbini bilir!

İnsanın ne istediğini bilmesi, o kişinin kendisini tanımasıyla yakından alakalıdır. Modern psikolojinin yeni yeni fark etmeye başladığı ve farkındalık olarak üzerinde durduğu konu: “öz bilinç, kendini tanıma”. Bir harita düşünün. Bir yere gitmek istiyorsunuz, işaretleyebilmeniz için önce gideceğiniz yerin nerede olduğunu bilmeniz gerekir. Nerede olduğunu bilirseniz en uygun, en kısa yolu oluşturabilirsiniz, aksi olursa yolunuzu şaşırırsınız. Hayat da, aynı şekildedir. Bir insanın hayatta amacı, ego ideali olacak. Bir kimsenin amacının olabilmesi için o amacına uygun kendi güçlü, zayıf yönlerini tanıması lazım.

Ego ideali

Kişinin, kendisinde görmek istediği, amaç edindiği ideal benlik; kişi tarafından bilinçli olarak arzulanan benlik ideali görüntüsü anlamına gelir. Bu tanım, bir insanın kendisini tanımasının altına girer. Hz. Mevlânâ bu hikâye ile insanın bu dünyada ego idealini bulması gerektiğini gösteriyor. Bu sebeple; “Dünyayı iyi bilen aldanmaz, ahireti iyi bilen aldatmaz. Kendini iyi bilen aldatılmaz.”

İnsan zayıf ve güçlü yönlerini bilirse, karar verirken, herhangi bir adım atarken doğru kararlar, sağlıklı adımlar atmasına sebep olur. Nerede ne kadar hızlanacak? Nerede ne kadar yavaşlayacak? Arabasının kapasitesine, gücüne göre hareket eder. Ve hedefine bu şekilde varır. Kendimizi bir gemi gibi düşünürsek eğer kendi kapasitemizi biliyorsak doğru pozisyona döner, rüzgârı arkamıza alırız. Yelkenli bir gemiyi götüren rüzgâr değildir, rüzgâra karşı yelkenlerin aldığı pozisyondur. Kaptanın rüzgâra karşı pozisyon aldığı hedefe gemiyi yöneltmesi vardır.

Kişinin hayattaki rüzgârları arkasına alabilmesi için kendisini tanıması önemlidir. Burada kendini tanımayan birisi berbere gidiyor. Tek tek saçındaki, sakalındaki beyazlarının ayırt edilmesini istiyor, yeni gelin almış. Beyaz sakalım yok deyip, sahte gençlik rolü oynayacak. Şimdi olsa boyatırdı herhalde. Berber, adamın kendisi ile yüzleşmesini sağlıyor. Yaptığın iş akıl karı değil, gerçekçi değil. Hoşuna gidenleri görmek isteyerek değil gerçekleri görerek ve yüzleşerek bu dünyada başarılı olursun, uyarısını veriyor.

80 yaşındaki biri torunu yaşındaki bir kızla evlenmek istiyor. Herkes ona itiraz ediyor. Kimseyi dinlemiyor. Aradan biri, sen evlenirsin Ahmet müsaade etmez, diyor. "Kimmiş o Ahmet," diyor. Adam da, "Karaca Ahmet!" diyor. Adama yaşına göre davran dersini veriyor. Saçma sapan talepler kişiyi komik duruma da düşürüyor. Burada berber de, sakalını, saçını sen ayırıver, diyerek adama ciddi bir hayat dersi vermiş oluyor. Önce aynaya bak, sonra istediklerini ölç, tart demeye getiriyor. Burada saç ve sakaldan kasıt, hayattaki doğru davranışlarını ayırt etmektir. Saç ve sakal semboldür. Bir insanın berberle olan ilişkisi gibi diğer insanlarla olan ilişkilerine de atıfta bulunuyor. Karı koca ilişkilerinde sahteciliğin, abartmanın, bilgi saklamanın yanlış olduğu dersini veriyor. Bunları göz ardı etmezsen, hayat seni geri teper.

Kimin ne istediğini bilmediği bir çağ

Yine bu zamanın genel olarak sıkıntılı olan meselesi, kimin ne istediğini bilmemesi mevzuudur. Eşler birbirlerinden yapılamayacak bir istekte bulunurlarsa bu istek iki tarafı da zora sokar. Özellikle bu çağ, lüks medeniyet fantezilerinin hızlı yaşantının yaşandığı bir zaman. Bakıyorsunuz insanlar her sene gardırop yeniliyorlar, 6 ayda bir arabasını değiştiriyorlar. İsrafa kaçmış ilişkiler yoğun yaşanıyor. Böyle bir ilişki esnasında bakıyorsunuz en muhafazakâr diye bilinen bir insan kapitalist ahlakın gereğini yapıyor. Birçok aile geçim sıkıntısı çekiyor, diyen ailelere baktığınız zaman, evdeki gardıroplarında kaç aileyi giydirebilecek eşyaya sahip. Ama yine de modası geçti, başkası ne der, diye eşyaları değiştirmeye devam ediyor. Böyle bir durumda evi onlar yönetmiyor, kapitalist rejim yönetiyor demektir.

Kadınlar için böyle lüks harcamalarla ilgili risklerin fazla olması, erkekler için de iş hayatında gerçekçi olmayan beklentilerin olması söz konusudur. Gerçekçi olmayan beklentileri olan, yanlış kararlar veriyor, yanlış yere yatırım yapıyor ve risk hesaplaması yapmadan yatırım yapıyor. Ödeme gücünün olmadığı bir borca giriyor. Ödeyemeyince de iflas ediyor. Yahut da kadın eşini zorlayarak, borca sokarak evdeki eşyaları değiştirtiyor. Borcunu ödeyemediği zaman da, bütün aile krize giriyor ve ekonomik sıkıntı, geçim sıkıntısı var bizde deniyor. Aslında geçim sıkıntısı yapay bir sıkıntıdır. Günümüzde israfa, tüketime dayalı bir aile yaşamı ön planda. Üretim odaklı değil tüketime dayalı bir yaşantı biçimi.

Bunlar aileye de yansıyor. Kadınlar, çocuklar, ekonomi içerisinde fazla harcamaya odaklı bir sekülerizme giriyorlar. Gelirlerin çok üzerinde bir harcama, gelir gider dengesini korumuyor. Böyle durumlarda gerçekçi olmayan beklentiler oluşuyor, beklenti düzeyleri yükseliyor. İhtiyaçlarla, istekler arasındaki mesafe açılıyor. İhtiyaç 1 şiddetindeyse istek 10 şiddetinde. Aradaki mesafeyi çok çalışarak, borçlanarak kapatmaya çalışıyorlar. İstek ve ihtiyaç arasındaki dengeyi kişinin kurabilmesi gerekiyor.

İhtiyaç-istek dengesi

Burada berbere giden yaşlı kişinin isteğiyle, ihtiyacı aynı değil. Bu kişi, genç birisiyle evlenmek istiyor. Sakalını, saçını düzelttirmek yerine kendini olduğu gibi kabul edip önce kendisiyle sonra evleneceği kişiyle, çevresiyle daha gerçekçi bir ilişki kurması gerekiyor. Evliliği daha gerçekçi hale getirmesi gerekiyor. Sakal kısa zamanda yeniden çıkacak, yeniden yaşlı olduğun anlaşılacak. Kendi kendini kandırma yöntemidir bu. Kendi kendini kandırma ustasıdır insanoğlu. İnsan ilişkilerinde de, bu durum böyledir.

Aile ilişkilerinde bu hususu ele alacak olursak; eşiyle olan ilişkilerde kendini eşine olduğu gibi değil de farklı göstermeye çalışma olabiliyor. Eşiyle yüzleşmekten korktuğu, çekindiği için farklı kişiliklere girmeye çalışarak gerçeği kapatmaya çalışıyor. Ya da diğer bir hususta kadın, ihtiyacı olmadığı zaman başkasından destek alarak alışveriş konusunda ölçüsüz davranmalar yapabiliyor. Aile içindeki ilişkilerde kişilerin, ne istiyorum, ne için istiyorum ve bunun haklı sebebi var mı, sorularını kendisine sorması gerekir.

Adam sakalını kestirmek, beyazlardan kurtulmak isteğini, bu benim gerçekten ihtiyacım mıdır, diye kendisine sorsa, geçici değil kalıcı çözümlere girer. Kendini kandırmaktan vazgeçer. Aile içinde eşinden bir şey isterken buna gerçekten ihtiyacım var mı sorusunu kendimize sorarsak lüzumsuz isteklerimiz olmaz. Kadın için de erkek için de geçerlidir bu. İhtiyaç, istek dengesini ailede kurmak mühimdir. İsteklerimizi hemen sorgulamak ve isteğim gerçekten benim ihtiyacım mı, bu isteğim makul bir istek mi, bu isteğim olursa bana ne kazandıracak ne kaybettirecek? Daha önemli bir fırsatı kaçıracağım mı? Gibi soruları kendimize sormamız gerekiyor. Mesela, erkek arabayı değiştirmek istedi. Böyle durumlarda kadınlar tutumludur, aldırmak istemezler. Sen arabayı değiştirmek istiyorsun ya, aslında o parayı bir kenara koyup daha sonra bir ev alabiliriz, daha iyi yatırım yapabiliriz. Kısa vadeli değil de orta, uzun vadeli hedefler vererek eşinize yaklaşmak onu etkiler. Bunlar konuşarak halledilebilecek mevzulardır. Adamın isteğine hemen kadın da katılırsa ne olur? Bugünü yaşarlar ama geleceklerini kaybederler. Burada akıllıca hareket edebilmek, kâr-zarar analizi yapabilmek mühimdir. İsteklerimizde kar zarar analizi yapabilmek, haddimizi bilmek gerektiği vurgulanıyor.
"Topraktan olan Âdem, Hakk'tan ilim öğrendi. Hatta o ilim onu yedi kat göğe doğru parlattı. Melekler nam ve izzetlerini kırdılar, ona secde kıldılar. O ilim, Cenâb-ı Hakk'a kör olanın körlüğünü açtı."
"Bir insanda kaynak yönetimli sevgi olabilmesi için onda sevgi kavramının zengin, bol miktarda olması gerekir. Önce sevgi zengini olacaksınız. Bu sevginin içi şefkat, merhamet ile dolacak. Bunlar dolduktan sonra, bunları doğru kullanmayı öğreneceksiniz."
"Her şeyin yüzünü güzel ve parlak ay gibi gör. Fakat evvelini görtükten sonra sonunu da seyret! Seyret de kör iblise dönme... O, noksan olduğundan noksan görür, bir yanı görür de bir yanı görmez! Âdem'in toprağını gördü de, dinini görmedi... Bu âlemi gören maneviyâtını görmedi. Ey, yiğit er! Erkeklerin kadınlara üstünlüğü kuvvet, kazanç ve mal mülk bakımından değildir. Ey yalnız bu anı gören! Erkeklerin kadınlardan üstün olması, erkeğin kadına nazaran daha ziyade sonunu görür olmasıdır. Âlemden iki zıt ses gelmektedir. Bakalım sen hangisine istidatlısın? Bir tanesi iyi kişilere hayattır. Öbürü kötü kişilere hile!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hz. Mevlana ile Aile Terapisi
Baskı tarihi:
7 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
319
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050829891
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"Bilgi çağını bilgelik çağına dönüştürürken yol göstericimiz Mevlâna olacaktır. Çünkü o ruhsal yapımızdaki şifrelere dokunuyor, bizde var olan duyarlılığı harekete geçiriyor."

Prof. Dr. Nevzat Tarhan Mesnevî Terapi’ de, Hz. Mevlâna’nın asırlar aşan bilgeliğini modern psikolojide kabul gören anlayışla bağdaştırarak insanın anlam arayışında kendi iç hakikatini görmesini vurgulayan Tarhan, Hz. Mevlâna ile Aile Terapisi'nde bu kez, aile bireylerinin birbirleriyle ilişkilerini Mesnevî hikâyeleri ışığında ele alıyor. Mesnevi’deki hikâyelerin rehberliğinde, eşler arası dinamiklerin, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişimlerinin nasıl gelişmesi gerektiğine değiniyor. Bu hikâyelerden çıkardığı ruha şifa sonuçlarla modern psikolojinin öğretilerini bağdaştırarak hem eşlere hem de ebeveynlere bir manevî gelişim haritası sunuyor. Kitap, kırk altı hikâyeyi, aile bireylerinin psikolojik iletişimleri üzerinden ele alıyor olması açısından alanında özgün bir çalışmadır. Bu zamana kadar çeşitli derlemelerle açıklanmaya çalışılan Mesnevî hikâyeleri, burada aile fertlerinin rol model alabileceği mübarek isimler üzerinden incelenmekte ve bu kadim davranış modelleri günümüz psikoloji ekolleri çerçevesinde masaya yatırılmaktadır. Böylece günümüz okuruna geçmişle gelecek arasındaki bağlantının, nasıl bir örneklik teşkil ettiği hatırlatılmaya çalışılmaktadır.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Yunus Özdemir.
  • Armağan Ayan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0