Adı:
İçimizdeki Mevlana
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799758364298
Kitabın türü:
Çeviri:
Cihan Okuyucu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Yayıncılık
Her şey sahibinden öğrenilir. Aşkın hocası da aşıktır ancak. Pası kiri yakan kutsal alevi bulmuştu. Herkesi oraya, o kudsi ateşe davet etti Mevlana. Mecusiyi, Ermeniyi, tevbesini bin kerre bozanı, doğruyu ve eğriyi... Onlar oraya farklı libaslarda girdiler, bir olup çıktılar. Bütün bu insanlar kendilerini ayıran dillerini unuttular yeni ve ortak bir dil buldular. Üzüm demeyi yeniden öğrendiler.

Mevlana bir aş ustasıydı; kırk yumurtayı bir sahada kaynatıp tek yumurta etmenin sanatını elde etmişti. Bir ney gibiydi; kendinden boşalmış sahibinin soluğuyla dolmuştu. Bir beşer beşeriyetinden ne kadar sıyrılabilirse o kadar sıyrılmıştı kendisinden. Demirdi ama ateşte erimişti, şekerdi ama suda yok olmuştu. Tevazuyu topraktan öğrenmişti, cömertliği yağmurdan; insan seçmezliği güneşten bellemişti. Onun için rahmet gibi her tarlaya yağıyor, güneş gibi her bacadan giriyordu.. Biliyordu ki Tanrı katında alçak da birdi yüksek de; padişah da aynıydı kul da. O yüzden cümle cihana bir nazarla baktı.
"Güneş ufkumuzda batarken, başka bir ufukta daha parlak olarak doğmaktadır. Onun (Mevlananın), batışı da böyle bir batış oldu. Ölüm, onun için düğün dernekti. Zira ölüm, dostun dosta kavuşması, ayrılık hasretinin bitmesiydi. Hayatıyla her şeyi güzelleştiren o büyük insan, ölümüyle de ölümü güzelleştirdi. O bir beytinde: -Ben ölünce mezarımı toprakta arama. Bizim mezarımız inanan insanların gönlündedir." diyordu...
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İçimizdeki Mevlana
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799758364298
Kitabın türü:
Çeviri:
Cihan Okuyucu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Yayıncılık
Her şey sahibinden öğrenilir. Aşkın hocası da aşıktır ancak. Pası kiri yakan kutsal alevi bulmuştu. Herkesi oraya, o kudsi ateşe davet etti Mevlana. Mecusiyi, Ermeniyi, tevbesini bin kerre bozanı, doğruyu ve eğriyi... Onlar oraya farklı libaslarda girdiler, bir olup çıktılar. Bütün bu insanlar kendilerini ayıran dillerini unuttular yeni ve ortak bir dil buldular. Üzüm demeyi yeniden öğrendiler.

Mevlana bir aş ustasıydı; kırk yumurtayı bir sahada kaynatıp tek yumurta etmenin sanatını elde etmişti. Bir ney gibiydi; kendinden boşalmış sahibinin soluğuyla dolmuştu. Bir beşer beşeriyetinden ne kadar sıyrılabilirse o kadar sıyrılmıştı kendisinden. Demirdi ama ateşte erimişti, şekerdi ama suda yok olmuştu. Tevazuyu topraktan öğrenmişti, cömertliği yağmurdan; insan seçmezliği güneşten bellemişti. Onun için rahmet gibi her tarlaya yağıyor, güneş gibi her bacadan giriyordu.. Biliyordu ki Tanrı katında alçak da birdi yüksek de; padişah da aynıydı kul da. O yüzden cümle cihana bir nazarla baktı.

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Nermin Arslantürkoğlu
  • Kitap Ar'Sızı
  • Pınar Ön@L@N
  • Tuğba AYDOĞAN
  • İsmail D
  • Nur Sultan
  • Nzk Tpc
  • edebiyatss
  • Öz
  • enise

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%0
8
%0
7
%50 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0