·
Okunma
·
Beğeni
·
20,4bin
Gösterim
Adı:
İdeal Öğretmen
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
75
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752610390
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zafer Yayınları
Baskılar:
İdealist Öğretmen
İdeal Öğretmen
İdealist Öğretmen
İdealist Öğretmen
İdeal Müəllim
1880'li yıllarda Moskova Üniversitesi'nin bütün profesörleri, öğrencileri ve Moskova'nın aydınlar grubu, büyük bir şaşkınlık yaşıyorlardı. Çünkü tanık oldukları şey, o güne kadar görülmemiş bir şeydi...Üniversitenin en genç Matematik Profesörü S. A Raçinski, Üniversitedeki kürsüsünden istifa edip ayrılmış, Rusya'nın Smolenska Eyaleti'nin Tatevo Köyü'nde öğretmenliğe atanması için Eğitim Bakanlığı'na bir dilekçe vermişti.

Bilim dünyası onunla övünürken ve bir çok Matematik bilgini ondan önemli buluşlar beklerken, bu genç profesör, kendi arzusu ile üniversitedeki eğitim ve öğretim çalışmalarına son veriyordu. Herkes, Ama neden? diye büyük bir merak ile soruyordu. Raçinski ise, bu soruya tek bir cevap veriyordu:

Bir Köyde, Sıradan Bir Köy Öğretmeni Olmak İçin!
75 syf.
Herkese merhaba tekrardan bir incelemem ile karşınızdayım . Bu uygulama sayesinde tanıştığım bu kitap beni oldukça etkiledi. Çok yalın bir dile sahip olan bu kitabı bir çırpıda okuyabilirsiniz . Fakat bizlere verilen mesajları iyi algıladığımız zaman bizlere çok şey katacağına inanıyorum . Fazla uzatmadan, kitap hakkında yorumumu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yüreğinize dokunması dileği ile ...

Matematik Profesörü S. A. Raçinski’nin öğretmen ve öğrencilere örnek olacak hayat hikayesini konu almaktadır. Paçinski sadece öğretmen değil çünkü tüm öğretmenler bu kadar güzel insanın yüreğine dokunamaz .Bir eğitimci olarak Raçinski, gerçekten usta bir sanatkar. Onun dersleri, başkalarının yaptığı gibi, bir takım kuru ve cansız anlatımdan ibaret değildi. Profesörün ruh ve fikir dünyası daima canlı, ders sunumları da çok zevkli ve heyecanlı idi. Öğrencileri, profesörün verdiği bilgilerden yararlanmakla kalmaz; bu büyük insanın akıl ve mantığından süzülen fikirlerin derinliğinden ve ortaya koyduğu ispatlarının gücünden de, ayrıca bir zevk alırlardı. Hayatımız da böyle değil mi annemiz ,babamız ve yüreğimize dokunabilen öğretmenlerimiz bize en güzel şekilde yol gösterir , ışık kaynağımız olur ve bizi doğru bilgiler vermek amacı ile en doğru yolları seçer . Hayalimin mesleği olan öğretmenliği bende S. A. Raçinski’nin gibi gerçekleştirmek isterdim . Evet güzel bir bölüm okuyorum belkide evren 'öğretmen' olamasın demek için bir araya gelmiş olabilir . Neden böyle düşünüyorum bunu da aktarmak isterim sizlere okul hayatım boyunca öğretmenliğin en kutsal meslek olduğuna inandım ve inanıyorum. Belki sizler de benim gibi bu diyaloğun içinde bulundunuz "Herkes öğretmenlik yapamaz . Sabır ,merhamet ,en önemlisi istikrar sahibi olmalısın."bunların bende olduğunu düşünüyorum ama hissettiklerim evrenin mesajı olabilir dediğim gibi. Öğretmenlik okuma hayalimi gerçekleştiremedim. Fakat bu eseri okurken keşke* bir öğretmenlik okuyan bir öğrenci olarak bu kitabı okusaydım dedim
Fakat bu eseri Okumak için 'eğitimci ' kimliğine sahip olmak zorunda değilsiniz çünkü verdiği mesaj evrenseldi.

Şimdi düşünün iyi bir Matematik Profesörüsünüz eğer istersenizçok yüksek mertebeye taşınacaksınız ,tanınacaksınız,servettiniz fazla olacak ,insanlar size çok değer verecek ve kendiniz gibi Matematik Profesörü yetiştireceksiniz . Ama siz bit r köy okulunda öğretmen oluyorsunuz . Öğrencilerin yüreğine çok güzel değiniyorsun, onların çok güzel yerlere gelmesini sağlıyorsun . Güzel bir duygu olacağını düşünüyorum. Yazarın kitapta da dediği gibi ""Bir insan, gerçek manâsıyla canlı bir mum
gibi değil midir? "" Sizce de çok yerinde bir teşbih değil mi ? Eğitimci mum gibidir yanar ve bu süreçte insanlara ışık kaynağı olur ve güzel insanların oluşmasına zemin hazırlar ve mum da insan gibi ölümlüdür . zamanı geldiğinde biter ama işini en layığı ile yaparak. İşte öğretmen mumdur ,öğrencilerini var oldukça aydınlattır. Bu kitap ile öğretmenlere verdiğim değerin daha çok arttığını belirtmek isterim.

Bu inceleme vesilesi ile 1k da olan öğretmenlerimize ,öğretmen adaylarımıza saygılarımı sunuyorum ve gelecek sizler ile güzel demek istiyorum .

Bu inceleme hakkında biraz olumsuz yorum yapmak istiyorum. Kitabın son sayfalarında geçen "içki"meselesi kitabın bütünlüğünü birazcık bozmuş . Büyüsü bozulmadığı için mutlu oldum fakat bu bölümü uzatmasaydı yazar daha güzel olacağını düşünmekteyim.


Kitaba bir bütün olarak baktığım zaman kesinlikle okumanızı tavsiye ederim ....


Kitapla kalın...insanların yüreklerine dokunmanız dileklerim ile herkese iyi hayatlar dilerim.


~İYİ OKUMALAR~~
75 syf.
Uzun zaman sonra keyif alarak okuduğum bir kitap. Petrov bu eserinde sadece ideal öğretmeni değil aynı zamanda çarlığın nasıl yıkıldığını açıklamıştır. Hangi yönden baksan o yönden mana çıkarabileceğin çok yönlü bir eser.
Temel olarak çarlığın yıkılmasını 3 şeye bağlamıştır;
1-Ekonomi 2-Sağlık 3-Din 4-Halkın yok sayılması
Bunlar rejim tarafından ihmal edilince yıkılması kaçınılmaz olmuştur. Ayrıca Petrov halka da göndermeler de bulunmuştur. İyi veya kötü farketmeksizin her şeyde kötü bir şey aramasını halkın cahilliğine bağlamıştır. Ayrıca bie öğretmen olarak "İDEAL ÖĞRETMEN" fikirlerini çok değerli buldum. Öncelikle öğretmenlerin sonrada herkesin okuması gereken bir eser. Bitirince mutlu olursunuz...
88 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Dünyaca ünlü Rus Matematik Profesörü Raçinski radikal bir kararla bulunduğu üniversiteden istifa ederek kendi köyüne öğretmen olarak atanmak ister. Çevresindekilerin sert tepkikerine rağmen ideallerinden vazgeçmeyen profesör köy okuluna giderek birçok ünlü ressam, kimyager, din adamı yetişmesini sağlar.

Olayın gerçek olması kitaptan iki kat fazla etkilenmeme neden oldu. Her ne kadar ideal öğretmeni anlatıyor olsa da bir yandan da Rusya'nın o yıllarda içinde bulunduğu durumu da özetliyor aslında. Halkın tembelliği, açlığı, sefaleti, cehaleti gözler önüne serilmiş. Okunması, ilham alınması gereken bir eser. Her yaştan insana tavsiye ederim.

Keyifle okuyun, umutlu kalın. :)
75 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kütahya-Eskişehir savaşları sırasında Mustafa Kemal Maarif Kongresi’ni topladı. Acaba kaybedeceği bir savaşta olduklarının farkında değil miydi? Yoksa kafasında çoktan kazandığı Milli Mücadele sonrasını mı düşünüyordu? Kendisini gerçek bir öğretmen olarak tanımlayan,bu tutkusu için yollara düşen ve bilginin ışığını patladığı zaman göğü aydınlatan bombaların ışığından üstün gören bir öğretmendi. “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.” derken farkındaydı bu gücün. Bir başka deha daha biliyordu eğitimin kutsallığını : “Bizi ilgilendiren konu yalnız barışı kurmanın ve korumanın teknik çareleri değil, aynı zamanda kafaları eğitmenin, aydınlatmanın yoludur.”

Yazarın ilk kitabını hatırlayalım. Eğitim sayesinde bataklıklar üstüne kurulmuş bir Anka Kuşu oldu Finlandiya. Sadece görevi öğretmen olan kişiye düşmez bu oluşturma süreci. Çünkü bir annedir ilk öğretmen, babadır. Komşulardan da öğrenir insan, sokakta karşılaştığı herhangi birisinden bile öğrenir çoğu zaman. Doğadan öğrenir insan; Uçmayı , gizlenmeyi doğadan alır hep. Düşünmeyi, sorgulamayı öğrenip bununla ilgili her şeyi desteklemek ve gözlemlemekle oldu , insanın doğaya kurduğu hâkimiyet. Her canlının bir süper gücü var. İnsanınsa bir buçuk kiloluk bir et parçası. Çevirmişiz bunu milyonlarca yıldıza ulaşabilecek bilgiye.

Biz bilgiye değil, biliyorum demeye aç olmuşuz. “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” yazar Kur-an’da. Bir miyiz acaba? Bilmenin ve bilgiden daha önemlisi onu etrafa yaymanın nasıl bir zevki olduğunun bilincinde miyiz? Hepimiz üzerine düşen öğretmenlik görevini yerine getiriyor mu? Peki “hayal güçlerini mi süslüyoruz eğitim dediğimiz şeyle yoksa ezbere bilgilerle propaganda mı yapıyoruz” aydınlık bulaştırmaya çalıştığımız insanların biricik benliklerine? Bulaşıcı bir hastalıktır öğrenmeye karşı duyulan açlık; ama kulaktan duyma sözleri tekrarlamak daha kolaydır.

İçinde bulunduğumuz eğitim durumu “Okula başladığım için eğitimime bir süre ara verdim.” diyen Bernard Shaw’ı destekler nitelikte mi? Yoksa “Kendi içinde bir şeyler keşfetmesine yardımcı olan” Galileo’nun bakış açısında mı?

Biraz kitap hakkında konuşalım:
19.yüzyıl Çarlık Rusya’nın sonlarına yaklaşıyor. Sonu gelen bir sistemse çökerken sadece sarayın içindekileri zevkin kollarına götürür. Halkın içinde en ağır şekilde: Ekonomik yokluk, hastalık, açlık.. En kötüsüyse hiçbir şey düzelmeyecek deyip her yaştan insanın sahip olduğu alkol bağımlılığı. Değiştiremiyorsan, acıyı bastırırsın. “İnsan her şeye alışır.” diyor Dostoyevski yakın tarihlerde. Peki karanlıktan ziyade, aydınlığa alıştırmak ne kadar zor?

Profesör Raçinski, Fakir Baykurt kitaplarındaki kahramanlar gibi, gerçek bir kahraman. Eşekli Kütüphaneci ‘deki Mustafa Güzelgöz kadar biricik; dünyaya hem ana hem baba olacak bir kahraman. Rusya’da tanınan ünlü bir matematikçi. Kendi yöntemleri ve bilimsel katkılar yapmış. Sahip olduğu bütün maddiyatı bırakar, doğduğu köye yerleşmek ister. Tabi çevresi söylenir durur: “sana mı kaldı memleket hemşerim, ne işin var köyde? Rahat mı battı?” Raçinski kararlıdır. Hangi kesimden olursa olsun, insanların yeteneklerinin olduğunu ve yeterli sevgi,ilgiyle hepsinin özel olabileceğine inanır. Tembelliğe alışmış insan, üretemez ve geliştiremez. “Güneşli günler göreceğiz çocuklar!” diye yollara düşer. İnancını gerçekleştirir Raçinski.

Kitapla ilgili daha fazla ayrıntı vermeye gerek yok. Herkesin okuyup,düşünüp,sindirip, hayata geçirmesi gereken bir manevi güçtür bu kitap.

Kısa süre yanan bir kibrit olmak yerine bir deniz feneri olmak isteyen Raçinski gibi: Hanginiz zihnimizi pırıl pırıl aydınlatacak ve çevresini yaşatacak Prometheus ateşine sahip? Bu ateşe sahip olanlar bir adım öne çıksında tanıyalım birbirimizi :)

Son olarak 3000 sene önce ne söylenmişti onu hatırlayalım:
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
Ağaç dik on yıl sonrası ise tasarladığın,
Ama yüz yıl sonrası ise düşündüğün, halkı eğit.
Bir kez ürün verir ekersen tohum,
Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir
Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı.
Balık verirsen bir kez doyurursun halkı,
Öğretirsen balık tutmasını hep doyar karnı.
75 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Normalde hiç yapmadığım bir şeyi yaparak ( seri kitap olmadıkça) aynı yazarın iki farklı eserini art arda okudum. Petrov'un ışığı ve ideolojisi beni çok büyüledi.Heykelini dikmeye kalksam beynine ve insanlığına beton yetiştiremem. Okuduğum iki kitabında da (Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve İdeal Öğretmen) kendi düşünce ve ideolijisiyle ortak olan insanların hikayesini yazmış.Aynı düşünceleri benimsediği için çok da güzel ve anlaşılır yazmış ama kitap kısa olmuş.Bir solukta bitti.Kısa ve etkili ancak Dr. S. A. Raçinski'nin öğretmen ve öğrencilere örnek olacak gerçek hayat hikayesini daha çok işleyip detaylara inerek 1500 sayfa yazsa da okunurdu.Canı sağ olsun ! :)

1880 yılında Moskova üniversitesinde matematik Profesörü olan Dr. S. A. Raçinski,diğer Profesör arkadaşlarının bütün itiraz,muhalefet ve dalgalarını hiçe sayarak,kariyerini elinin tersiyle iterek görevinden istifa edip doğduğu köy olan Tatevo'ya ''sen yanmazsan,ben yanmazsam,biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa'' düsturuyla (sanki Nazım o zamanlar bu sözü söylemiş gibi) köy öğretmenliği yapmak için döner.Kitap gerçek bir hayat hikayesi.İdeal ve idealist bir matematik Profesörü olan Raçinski,Çarlık Rusyasının çarkları arasında sefalet,yoksulluk ve cahillikle boğuşan halkın,özellikle de köylülerin eğitilip işe yarar insanlar olması ütopyasını gerçekleştirişinin aydınlık ve umut verici hikayesi.

Hani Petrov'un heykelini diksem beynine,insanlığına ve ideolijisine beton yetiştiremem demiştim ya,bu çok bilinen karikatürü de (https://i.hizliresim.com/Z500pk.jpg ) Raçinski ve aynı ütopyaları gerçekleştiren eğitimcilere yetiştiremem.Bankamatik memuru olan eğitimciler! in okuyup feyz almasını çok isterdim.Ergenmatik öğrencilerin de aynı dersi almasını isterdim.
75 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10 puan
Raçinski'nin öğretmen ve öğrencilere örnek olacak gerçek hayat hikayesi.
Sadece öğretmenler değil herkese tavsiye edebileceğim muhteşem bir eser...

İdeallerin insanı olmak önce kendini tanımakla ve ötekileştirme hastalığından kurtulmakla başlar.
88 syf.
·1 günde·Beğendi
Grigoriy Petrov...”Beyaz Zambaklar Ülkesi” ile kendisine hayran bıraktıran yazara, bu kitabıyla hayranlığım kat be kat arttı. Ülkesinin kalkınması gerektiğini ve bunun için çalışılması gerektiğini hem düşünen hem de bizzat uygulayan Rus hatip, gazeteci ve yazar. Hayatı boyunca ideolojisinden vazgeçmemiş. Engellere ve kısıtlamalara rağmen davasından vazgeçmemiş; muhteşem bir hitap gücü olsun, işlediği ve anlattığı güncel konular olsun ve anlatışındaki akıcılık olsun; bu yönüyle en çok okunan Rus yazarlar tarafından da takdir edilmiş bir yazar.
.
.

Kendi hayatını konu edindiği bu roman, Moskova Üniversite’sinde başarılı bir matematik profesörü olan Raçinski’nin, profesörlüğü bırakıp köyüne öğretmen olabilmek için gidişini ve karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Hiç kimse inanmasa da o; halkını cehaletin, sefaletin, karanlığın ve kültürel çöküşün içinden kurtarabileceğine inanmış. Ve bu inanışının ürünlerini yetiştirdiği parlak öğrencileriyle vermiştir. Doktor, kimyager, ressam ve çeşitli meslek sahibi yaptığı öğrencileriyle; halkını karanlıktan aydınlığa çıkamayı başarmıştır. Kitapta da belirttiği gibi, toprağın derinlerinden nasıl değerli madenler çıkarılıyorsa; ruhu zehirlenmiş olan halkın derinlerinden de elmas değerinde insanları bulmuştur.

Akıcı ve sıkmayan anlatımı ile elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Kesinlikle herkesin okumasını tavsiye ederim.
Kitapla ve keyifle kalın..:))
88 syf.
·2 günde·10/10 puan
Her toplumda; bir şeylerin değişmesini istemeyen siyasiler, ülkeyi cahil bırakmak gerektiğinin farkındadır. Kütüphanelerin otele çevrilmesinin meali, biz okuyan değil uyuyan insan istiyoruz demektir. ‘Ben bineceğim eşeğin benden akıllı olmasını istemem’ diyen politikacılar, ‘kızlı erkekli eğitim mi olurmuş?’ diyenler köy çocuklarımızı komünist ilan edip enstitüleri kapatarak, aydınlarımızı ve farklı düşünceleri ‘köpek kovalar gibi’ yurt dışına, hapishanelere ve idam sehpalarına kovalayarak, fabrikaları kapatarak...niyetlerini belli etmişlerdir(!).
Ama ne yazık ki ve maalesef hala gerçekleri göremiyoruz. Yapay gündemlerle uğraşıp birbirimizi yaftalamaktan önümüzü göremiyor, içimize bakamıyoruz.
Kavga edecek, gırtlak sıkacak, ara bozacak bir şeyleri muhakkak buluyoruz, icat ediyoruz onu da yapamazsak ihraç ediyoruz. Böyle yaparak ne İslam dinine hizmet etmiş oluyoruz ne Türklüğe. Sadece bağnazlığı, cahilliği, yobazlığı ve küçük milletlerin sahip olduğu kabileci refleksleri göstermiş oluyoruz. Biz insanların düşüncelerine saygı duyan bir inancın çocukları değil miyiz?
‘’Halife Ömer "Dinimizin gereği ibadetimi yapmak mecburiyetindeyim," dedi Sophronius'a dönerek, "Lütfen bana on dakika izin veriniz."
"Patrik: "Buyurunuz burası da Tanrı'nın evidir. Dini vecibelerinizi yerine getiriniz."
Hazreti Ömer: "Benim için hiçbir sakıncası yok" dedi.. "Ancak burada namaz kılarsam, ileride 'Halife Ömer burada namaz kılmıştır' diye İsa efendimizin kutsal mekânını camiye çevirirler. Buna müsaade edemem." (Radi Dikici Bizans İmparatorluğu Tarihi, s. 172)’’
Şu inceliğe bakar mısınız, medeniyete ve dinsel hoşgörüye bakar mısınız? 1400 yıl sonra bu medeniyete yeni bir anlayış, yeni bir incelik ekleyeceğimize uğraştığımız işlere bakın!
Birini sevmek için onun kendimize benzemesini bekliyoruz. Diyoruz ya ‘Yaradanı severim yaradandan ötürü’ diye. Yalan... Bizden olduğu için, bizim milletimizden olduğu için, bizim dinimizden, bizim takımımızdan, bizim siyasi partimizden olduğu için seviyoruz.
Tüm insanlar yaşamın daha güzel, daha iyi olmasını temenni ediyor. Bir İngiliz de bir Arap da bir Türk de bir Ermeni de... Ama sadece saygı duyarak, anlayış göstererek, severek Dünya yaşanılacak bir yer olacak. Neden başaramıyoruz öyleyse sevmeyi, neden şucu ya da bucu olmak zorundayız?
İster ineğe tapın, ister mandaya, ister ateist olun, ister deist umurumda değil, insan kalalım sadece ne olur!
Türkiye’nin mutluluğu; Hindistan’ın, Amerika’nın, İran’ın, Suriyenin, Yemen’in mutluluğundan geçer. Türkün huzuru; Arapların, Kürdün, Ermeninin huzurundan geçer. Sünninin huzuru; alevinin, şiinin huzurundan geçer.
Ahlaklı olalım ne olur! Ahlak dinden, dilden, ırktan uzak bir kavramdır. Ahlak kendimiz için ne istiyorsak başkası için de isteyebilmektir.
İnsanlar farklı düşüncelerde olacaklar ki orada yeni bir medeniyet kurulsun. Amipler gibi bölünerek çoğalıp mitozla birbirimizin aynısı mı olalım? Herkesin birbirinin aynı olduğu bir toplumda farklılık ve gelişmişlik olabilir mi?
Eğer ben insansam ve insanların en hayırlı olanının insanlara faydalı olduğuna inanıyorsam tüm insanlar için yaşamın daha güzel ve daha kolay olması için gayret etmeliyim. İzostatik dengeyi bozan, dünyayı kirleten, iklim değişikliğine yol açan, nehirleri kurutan zihniyetle, sömürgeci ve ayrıştırıcı zihniyetle mücadele etmeliyim.
Peki ya öğretmensem? İdealistsem? Kimdir idealist öğretmen?
İdealist Öğretmen; bilgiye düşünerek ulaşılabileceğini, sevmeyi, saygı duymayı, gerektiğinde baş kaldırmayı öğretendir. İdealist öğretmen; neden o dersi öğrettiğini, vereceği bilgilerin anlamını ve ne işe yarayacağını açıklamadan dersi bitirmez. Yaratıcı dramayla, oyunla, yaparak ve yaşayarak öğrenmenin kalıcı olduğunun farkındadır. Diplomasıyla gurur duymaktan, kültürlü olduğunu düşünüp diğer insanları hor görmekten, aşağılamaktan uzak durandır. Üretime destek olan ve bu bilinci öğrencilerine aşılayandır. 'Ölü direk olmaktan kaçınıp canlı fener olandır'...
Ama canım ülkemde bilgisizlikten önce eğitim sistemiyle(!) savaşması gerek bir öğretmenin! İdealistliğe gelene kadar ohooo! Neler neler...
Söylesenize neden ülkemizde acemi öğretmenler küçük köylere atanıyor ve o masum çocuklar neden deneme tahtası olarak kullanılıyor? Deneyimli öğretmenler neden hep batıda ve büyük şehirlerde görev yapıyor? Ücretli vekil, ücretli doktor, ücretli polis olmamasına rağmen neden okullarda ücretli öğretmenlik yapılıyor? Yüzbinlerce atama bekleyen öğretmen varken neden alanında uzman olmayanlar branşları dışında çok düşük ücretlerle derslere giriyor? Neden yaşı gelen öğretmenler emekli olamıyor? Okul sayısı azken ve sınıf mevcutları kalabalıkken neden oteller yapılıyor? Neden müfredat bilimsellikten ve çağdaşlıktan çok uzak? Neden sürekli sınav sistemi değişiyor? Neden öğrenciler kendi istedikleri liselere gidemiyor? Neden atanacak puanı alan öğretmenler atanamıyor?
Ve sadece bu sorunlarla bile baş etmek zorunda olan öğretmenlik, neden hala az çalışılıp çok tatil yapılan kebap meslek olarak görülüyor?
Tüm bu sorulara çözüm bulunabilseydi eğer, idealist öğretmenlerimiz çoğalırdı ve biz de makus talihimizden sıyrılıp bir Finlandiya olabilirdik.
Petrov her şeyi öyle güzel özetlemiş ki... Hala atanamadıysanız benim gibi bulanık görebilirsiniz yazıları. İşini hakkıyla yapmak isteyen herkese tavsiye, öğretmenlere ve öğretmen olacaklara emir...
88 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kısacık ama etkili ve evrensel bir hikâye..
Okudukça farkettim; ders diye kitaplardan öğretilen konular karşıma çıkmadıkça aklıma gelmiyor ama birkaç öğretmenimin hayat hakkında ettiği birkaç nasihati bir an bile unutmadım..
Sınav notlarım değil de yeteneklerim ve ilgi alanlarım ile ilgilenen öğretmenlerimi unutmadım..

Öğretmenlik mesleğini hakkı ile yapan, ışık saçan bütün öğretmenleri sosyal mesafeyi koruyarak sevgiyle kucaklıyorum..

Umarım tedavim biterde, öğretmenlik için girip yarıladığım yola en kısa zamanda devam eder ilerde de ışık saçan bir öğretmen olurum..

Seviyorum bu mesleği ve çok istiyorum..
"Bir şey öğretseler bile, papağan gibi ezberletiyorlar. İnsanlara düşünmeyi öğretmiyorlar. Hayatın anlamını çözmeyi öğretemiyorlar. Halk ruhunun gücünü hissettiremiyorlar. Ve milyonlarca İnsan, tıpkı milyonlarca dönüm verimli toprağın el değmeden ıssız bırakılması gibi, kendi haline bırakılıyor."
Bir şey öğretseler bile, papağan gibi ezberletiyorlar. İnsanlara düşünmeyi öğretmiyorlar. Hayatın anlamını çözmeyi öğretemiyorlar. Halk ruhunun gücünü hissettiremiyorlar.Ve milyonlarca İnsan, tıpkı milyonlarca dönüm verimli toprağın el değmeden ıssız bırakılması gibi, kendi haline bırakılıyor.
Grigory Petrov
Sayfa 10 - Koridor yayınları
"Biliyorsunuz, bazı bulaşıcı hastalıklar var: Suçiçeği, kolera, kızıl ve diğerleri. Herkes bu hastalıklardan korunur.
Ancak aptallığın, sarhoşluğun, hoşgörüsüzlüğün ve sefahatin de bulaşıcı hastalıklar olduğunu unutmayın."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İdeal Öğretmen
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
75
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752610390
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zafer Yayınları
Baskılar:
İdealist Öğretmen
İdeal Öğretmen
İdealist Öğretmen
İdealist Öğretmen
İdeal Müəllim
1880'li yıllarda Moskova Üniversitesi'nin bütün profesörleri, öğrencileri ve Moskova'nın aydınlar grubu, büyük bir şaşkınlık yaşıyorlardı. Çünkü tanık oldukları şey, o güne kadar görülmemiş bir şeydi...Üniversitenin en genç Matematik Profesörü S. A Raçinski, Üniversitedeki kürsüsünden istifa edip ayrılmış, Rusya'nın Smolenska Eyaleti'nin Tatevo Köyü'nde öğretmenliğe atanması için Eğitim Bakanlığı'na bir dilekçe vermişti.

Bilim dünyası onunla övünürken ve bir çok Matematik bilgini ondan önemli buluşlar beklerken, bu genç profesör, kendi arzusu ile üniversitedeki eğitim ve öğretim çalışmalarına son veriyordu. Herkes, Ama neden? diye büyük bir merak ile soruyordu. Raçinski ise, bu soruya tek bir cevap veriyordu:

Bir Köyde, Sıradan Bir Köy Öğretmeni Olmak İçin!

Kitabı okuyanlar 3.095 okur

  • Naime Kocamış
  • Öznur Akdiş
  • Sercan Furunci
  • Elif Genç
  • Last nova
  • Gülüm Hüseynova
  • Ali S
  • Esra Karabacak
  • Seda Dinçadam
  • İSA GÜRBÜZ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.2 (114)
9
%7.6 (77)
8
%5.3 (54)
7
%3.1 (32)
6
%1.7 (17)
5
%0.3 (3)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0.1 (1)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları