İftira (Katharina Blum)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.843
Gösterim
Adı:
İftira (Katharina Blum)
Baskı tarihi:
1974
Sayfa sayısı:
252
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Katharina Blum
Katharina Blum`un Çiğnenen Onuru
İftira (Katharina Blum)
126 syf.
Kadın olmak, dünyanın her yerinde yüzyıllardır verilen bir savaş. Bir insanın hak ve özgürlüğü ile bir kadının hak ve özgürlüğü aynı anlamı ifade etmiyor maalesef.
Yoksa kadın insan degil miydi? Farklı bir canlı türü müydü? Kadın dendiği vakit; güçsüz, önemsiz, ikinci sınıf üretim, üzerinde her şey yapılabilecek bir obje, ya da bir meta mıydı kadın? Neden kadın olmak bu kadar zor? Sorunun doğru hali,
NEDEN KADIN OLMAYI BU KADAR ZORLAŞTIRIYORLAR!?
#37845125

Kitabımızın baş karakteri Katharina Blum. Katharina saf, masum demektir. Adı gibi yılarca beklediği masum aşk onu bir karnavalda buldu. Katharina, karnaval zamanı danslı bir partide Ludwig Götten adında biri ile (kanun kaçağı) tanışır. Bütün gece dans ettikten sonra Katharina Blum’un evine giderler. Sabah polisler eve baskın düzenler ve Ludwing'i evde bulamazlar. Hikaye tam olarak burada başlıyor diyebiliriz. Çünkü masum bir gecenin hesabı bayağı ağır ödetilir. Polislerin çirkin bakış açıları dillerine vurmakta gecikmez. Ve Blum sorgulanmak üzere gözaltına alınır. Şaşkın olmasına nazaran büyük bir soğuk kanlılıkla karşılık veren Blum, güçlü ve akıllı olduğunu gösterir.
Dürüst, çalışkan, kendi doğrularıyla hareket eden, kendi ayakları üzerinde duran bir kadının direnişi değil sadece bu hikaye. Bu özelliklere sahip olamayanların, insanları nasıl menfaatleri uğruna yok etmeye çalıştığının da hikayesidir.

Bir diğer konumuz, işini layığıyla yapmayan yüzkarası gazetecilerdir. Hikayemizde "Zeitung" adında bir gazete bulunmaktadır. Çok manidar bir seçim doğrusu. Çünkü "Zeitung" gazete demektir. Yazar burada genel bir isim tercih ederek, büyük bir gönderme yapmaktadır. Güzel bir detay.

Hakkında karalayıcı haber yapılan, halkın gözünde küçük düşürülen ve hakarete uğrayan Katharina, bir kadın olduğu için ekstra yıpratılır. Yine de güçlü durmaya çalışması ve kendisini ezdirmemeye gayret etmesi takdire şayan.

Haberciliğin ciddi bir konu olduğunu, yanlış veyahut yanlı haber yapmanın insanların hayatında nelere sebebiyet verebileceğini söylemeye gerek yok sanırım. Tirajı yükseltmek için, çok satmak için, farklı menfaatler için, hiç düşünmeden insanların hayatları harcanıyor.
Peki ne için? Basın özgürlüğü!
Kime, ne kadar, ne sürede, ne yapması için verilir bu özgürlük?
Özel hayata gereginden fazla müdahale için ve kişiyi yok etmek için mi, yoksa insanlık yararına yapılabilecek bir atılım, gerçekleri gün yüzüne çıkarabilmek için mi?

Şunu söyleyebilirim ki yazar, insanlık için ciddi önem taşıyan iki önemli mevzuda başarılı bir iş çıkarmıştır. Okuması kolay, hazmetmesi zor hikayelerde bugün, Katharina Blum'un çiğnenen onuru vardı.

Böll'ün okuduğum ilk kitabıdır. Kuvvetle muhtemel devam edeceğim. Tavsiye edilir, okuyun derim.

Keyifli okumalar lütfen.
126 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Yer ve zaman 1970'lerin Batı Almanya'sı. Konu ise medyanın sonsuz özgürlüğünün kötüye kullanılmasıyla ortaya çıkan durumlardan bir örnek. Olay : Bir kadının hiç yoktan insafsızca ve vicdansızca karartılan hayatı.

İşte kitap bu üç cümle doğrultusunda şekilleniyor. Maalesef bizde de yıllardır örneklerini gördüğümüz, medyanın kişiler üzerindeki asılsız haber ve iftiralarla, nasıl hayatları kararttıkları meselesi, yıllar öncesinin Almanya'sında anlatılan bir olayla gözler önüne seriliyor. Şu anda durum Almanya'da nasıl bilmiyorum ama bizde hala yapanın yaptığı yanına kar kalıyor, hiçbir cezai yaptırım uygulanmıyor ve sonuçta karartılan veya yok edilen hayatlar her gün daha da artıyor.

Kitaba dönersek, Katharina Blum'un eğlenmek istediği bir dans gecesinin sonunda bir kişiyle beraber olmasının medya tarafından nasıl çığrından çıkarılarak iftira ve yalan kampanyasına çevrildiğini görüyoruz. Ve bütün bunların sonunda mütevazi, kendi halinde ekmeğini kazanarak yaşayan bir kadının sadece 4 günde nasıl bir katile dönüştürüldüğünü ibretle okuyoruz.

Kitapta olaylar yazarın özelliğinden dolayı çok ayrıntılı bir şekilde adeta saat saat, dakika dakika anlatılıyor. Kitap, neredeyse tam bir mahkeme tutanakları halinde yazılmış olan sayfaların okunması sırasında, zaman zaman durağanlaşsa da, olayların gelişimi ve dramatik yönü dolayısıyla akıcı bir şekilde devam ediyor ve merakla okunuyor.

Medyanın kötüye kullanılmasını gösteren en önemli örneklerden biri olması sebebiyle okunmasını tavsiye ederim.
131 syf.
·4 günde·6/10
Bilgilendirme amacı değil kazandırma amacı güden bir medyanın bir kadını nasıl değiştirdiği anlatılmış. Kitabı karakterlerin ağzından değil yazarın ağzından okuyoruz. Kitabın anlatılış tarzı bana eski romanlarımızı anımsattı. Hatta bazı kısımlarda yazar olayların açıklamalarını yapıyor, okuyucunun aklında ki soru işaretlerini silmeye çalışıyor. Ahmet Mithat Efendi'nin romanları gibi desem yanlış olmaz umarım -bölüm sonlarında okuyucuya ders verir nitelikteki cümlelerine istinaden söylüyorum bunu-. Kitap ile ilgili bir diğer nokta da yazarın anlatımına sansür uygulaması. Kanlı detaylar vermek istememesi -ilk başta kan sözcüğünü bile kullanmaktan kaçınmıştı-, argo sözler kullanmaması gibi. Yer yer o dönemdeki Almanya'nın siyasi tutumunu, bunun topluma etkilerini de kitapta görüyorsunuz. İyi okumalar...
131 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Heinrich Böll'ün okuduğum üçüncü kitabı olan bu kitap kuşkusuz Palyaço ve Babasız Evler kadar iyiydi. Bu kadar beğenmişken bir kaç kelime yazmadan edemezdim.

Anlatım oldukça akıcı. Sonu ilk sayfalardan belli olan bu kitabı elimden bırakmadım ki zaten çok kısa bir zaman diliminde de okudum.

Asılsız suçlamalar, asparagas haberler ve iftiralarla dört bir yanı çevrilen mahsum Katharina Blum'un katil olma öyküsü.

Haber araçlarının sırf rant ve yaranma uğruna nasıl çirkin ve taraflı bir şekilde kullanılabileceği her ne kadar günümüz Türkiyesi için yabancı bir durum olmasa da tüylerimi ülpertti.
131 syf.
·2 günde
1972 Nobel Edebiyat Ödülü almış Heinrich Boll'ün güzel bir eseri. Katharina Blum karakterimiz ve bu kadının tek suçu bir anarşistin sevgilisi olmak. Yalan haber veren basın, sorgulamada polis ve savcıların yancı yaklaşımları eleştiriliyor kitapta. Özel yaşamın medyada çarpıtılarak bir kişinin yaşamını ne hale getirdiğini izliyorsunuz.
Kitabın anlatımı çok farklıydı karakterler değil yazar anlatıyordu hikayeyi. Belirtmeliyim ki bir sonraki adım için heyecanınız hiç düşmeyecek.Ödülü hak eden bir eser.
131 syf.
·2 günde·7/10
Genellikle savaş dönemi olaylarını eserlerinde anlatan nobelli Alman yazar Heinrich Böll bu kez 70'li yıllar Almanya'sında medya gücünün kötüye kullanılmasını ele almış.

Bildiğiniz gibi H.Böll romanlarında genellikle pastoral derinlikleri de kullanarak harika tasvirler yapar ancak bu eserinde daha düz ,normatif ve gayet katı bir anlatımı seçmiş.Bunu yapmasının nedeni tarafsızlığını koruyarak, romanını adeta bir belge gibi sunmak istemesidir bence.

Eserin konusuna gelirsek,Katherina Blum hoş ve güzel bir kadın olarak katıldığı bir festival davetinde biriyle tanışır ve birlikte olur.Ancak daha sonraları bu kişinin bir kanun kaçağı yada dönemin moda deyiş şekliyle 'Anarşist' olduğu anlaşılır.Bu noktadan itibaren ,gazeteler bayan Blum'a sürekli olarak saldırararak onu bir cinnetin eşiğine doğru itelemeye başlarlar.

H.böll bu eserinde ,telefon dinlemeleri,bireysel haklar ve basın özgürlüğünün sınırları gibi bugün bile tartışmalı olan konuları cesurca masaya yatırmıştır.
131 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Günümüz dünyasında sosyal medyanın bu kadar yaygınlaştığı ve insanların başkaları hakkında yazdığı şeylerin iyi veya kötü çok hızlı bir şekilde yayılıp insanların hayatlarının etkilendiği bir zamanda ben herkesin okuyup kütüphanesinde bulunması gereken kitaplardan biri olduğuna inanıyorum. Konusu itibari ile kitap bir kadın üzerindeki emellerini gerçekleştiremeyen insanların medya vasıtası ile bir kadının hayatını nasıl katlettiklerini anlatıyor. Kurgusu güzel ve dilide akıcı bir kitap. Okuduktan sonra bizleri medya ve sosyal medya hakkındaki düşüncelerimizi tekrar gözden geçirmemize sebep olcağına inanıyorum. Şimdiden iyi okumalar.
131 syf.
·7 günde·8/10
Bazı eserlere bütünsel olarak yaklaşmak onları daha anlaşılır kılar. Konu bütünlüğü, anlatılmaya çalışılan şey, yazar tarafından bazı zamanlarda eserin tamamına yayılmış, harmanlanmış durumdadır, işte bu eserlere bütünsel bakmalıyız, kimi zaman da yazılan eserin bütünsel bakılmaya illa da ihtiyacı yoktur, başka bir tabirle; eserden rastgele bir sayfayı okusanız bile eserin biçimselliğini eser miktarda bile olsa görebilirsiniz; konu bütünlüğü birçok yerde fark edilir durumdadır. Konu bütünlüğü harmanlanmış eserler diğerlerine nazaran derinliği hemen anlaşılamaz. Bu derinliğin farkına varılması için eserin tamamen okunması ve üzerine düşünülmesi gerekir. Dolayısıyla burada konu faktörü de işin içine girmektedir. Kimi eserlerde konu ön planda olup, aktarılmaya çalışılan olgu konunun bütünlüğüne dayanır. Kimi eserlerde de bu konu, aktarılmaya çalışılan olgunun altında kalır, o olguya aşağı yukarı her sayfada rastlarız. Öncelikle Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru'na bu ayrımı yaparak bakmamız gerekiyor. Bu eser kesinlikle bütünsel bakılması gereken bir eser.

Eserde genel itibariyle bir suçlu ile aşk yaşamış olan Katharina'nın öyküsü anlatılıyor. Katharina'nın yaşadıklarına adım adım şahit olurken bir modern dünya eleştirisiyle karşı karşıya da kalmış oluyoruz aslında. Modern dünyada kamu kavramı insanı duygusal bir varlık olarak görmez, kağıt üzerindeki bir harf yığını olarak görür. Mesela Katharina, kamuya göre o azimli, sevecen Katharina değil, salt dümdüz Katharina Blum'dur. Şu tarihte şu yerde doğmuştur. Eğer bir suç işlediyse o suçu işlemiş olarak bakılır, o suç işlenene dek geçirilen psikolojik süreçlere dikkat edilmez. Bu yüzden kamu sonuç odaklı işler, neden-sonuç odaklı değil. Ortada olan şey sadece sonuçtur. Sonucun gerçekleşmiş olması kamusal anlamda, nedeni etkisiz kılar. Sonuç o denli önem arz eder ki, onu doğuran nedenden özerk hale gelir. Bu, insanın doğası anlamında bakacak olursak mantıksız ve tutarsız bir durumdur. Katharina'nın da yaşadığı şey budur; kamunun insanı ve insan doğasını nesneleştirmesi, basının da insanı çarpıtması.

Eserde suçlu olduğunu bile bilmediği bir adamla eserdeki bahsedilen zamana göre birkaç gün önce ilişki içersinde olan Katharina, bu ilişkiden dolayı sorgulanmaya, bir noktadan sonra suçlu bulunmaya başlıyor. Sorgulanmalar sırasında, bir suç örgütünün üyesi olan Katharina'nın sevgilisini bulmayı ve bu suç örgütünü çökertmeyi kafaya koymuş azimli bir dedektif Katharina'ya birçok suçlamada bulunur. Modern sistemde suçlu bulunma ya da bulunmama olguları bile aslında bir tutarsızlığa dayanmaktadır. Katharina gibi salt suçlu diyemeyeceğimiz bir insan sorgulanırken ona sorular yöneltilir. Bu sorular onu suçlu bulmaya yöneliktir. Yani sorguda olan kişi aslında bir anlamda bu hiç ilgisinin olmadığı suçlamalardan kendini kurtarma derdindedir. İnsanı bu buhrana sokan şey de kamunun insanı nesneleştirme içgüdüsüdür. Psikolojik manada bir baskı işidir bir nevi sorgu olgusu. Bir kişiyi kendini temize çıkarması çabasına sokmaktır. Bir kişi eğer kendini temize çıkaramadıysa bu büyük ihtimalle suçlu olduğu içindir. Ama ortada daima bir "ya da" kısmı mevcuttur, olmalıdır. Eğer bir birey kendini modern sistemdeki bir sorgudan temize çıkarabilmiş durumda değilse bu onun illa da suçluluğunu kanıtlamaz. Başka her türlü etmen buna sebep olmuş olabilir. Mesela sorgucunun, eserde örneği verildiği üzere, hırsından dolayı gözünün olayı çözmek dışında başka bir şey görmemesi yüzünden çoğu detayı atlamış olabileceği olasıdır, sorguya alınan kişinin kamusal buhrandan etkilenmesinin olası olduğu gibi. Ama modern kamusal toplum bu "ya da"lara dikkat kesilmeyecek kadar meşguldür, acelesi vardır. Sırada başka kendini aklamaya çalışan insanlar dinlenecektir, insan da bir nesne olduğuna göre ne diye sırf bir insan için zaman kaybedilsin ki? Modern kamusal düzenin en büyük eksiği budur.

İşte Katharina da böyle bir baskı altında sorgularda bulunur. Karşısında hırslı, yükselmeye hevesli, 'gözü yükseklerde' olan bir dedektif vardır. Bu yöneltilen haksız suçlamalar sorgularda o denli boyutlara ulaşmıştır ki, bir ara Katharina'nın yıllardır emek verip biriktirdiği para birikimi bile örgütün parası olarak nitelendirilmiştir. Bu psikolojide tarafsız bir sorgu nasıl mümkün olabilir? Eğer bir kişiye suçsuz diyemiyorsak, aynı oranda suçlu da diyemeyiz. Modern kamusal toplum bir insana suçsuz diyememeyi, onun suçlu olabileceğinin ilk kanıtı olarak sayıyor. Bu psikolojik baskı altında soruşturma ve sorgular gerçekleşiyor. Ve modern toplumlarda yaşayan insanların kendileri bile suçlu olmasalar dahi suçlu olmadığını kanıtlamak zorunda hissediyorlar kendilerini. Kafka'nın Dava'sı aklıma geldi sık sık bu satırları yazarken. Josef K.'da aynı haksız psikolojik baskıyı yaşıyordu. Suçsuzdu ama kamusal düzen peşine düşünce bu suçsuzluğu kanıtlamasının gerektirdiği yoğun baskı altında eziliyordu. İşte modern kamusal toplum, duygusal bir varlık olan insanı bu şekilde kayıtsızca ezmektedir. Katharina da birçok kez haksız bir şekilde aynı böyle ezilmiştir.

Kamusal kısmı bir kenara bırakıp biraz da basın açısından bakmak isterim esere. Zaten eserin iki temel unsuru bana göre kamu ve basın. Bu ikisinin altında ezilen insan. Kamu ve basının insanı ezip, onda suçsuzluğunu kanıtlayacak güç bırakmaması, başka bir tabirle üzerine başkaları tarafından onlarca kilo ağırlık konmuş olan bir insanın yerden ayağa kalkamaması, ağırlık koyan insanlar tarafından bu insana "ayakların var, hadi kalksana" denmesidir. Kamunun insanı bir nesne, yalnızca bir isim olarak görmesi yetmiyormuş gibi basın da insanı kendi keyfi nasıl isterse öyle görmektedir. Basın günümüzde öyle bir hal almıştır ki, önemli olan şey haberin doğruluğu değil, haberin okunmasıdır artık. Doğruluk artık sansasyon yaratacak bir olgu değildir. Sansasyon basın şirketleri için artan para ve itibar, artan tirajlar demektir. Doğru da etiksel olarak birçok olgunun gerisinde kaldığından, doğruyu göz ardı etmek uğruna bir sansasyon basıncılığı türemiştir günümüzde. Katharina'nın kendisi bile sevdiği adamın suç örgütünün kilit ismi olduğunu sorgular esnasında öğrenmişken, basın Katharina'yı daha o zamandan suç örgütünün ekonomik kaynağı olmakla suçlamaya başlar. Bu yüzden de Katharina bir yandan kamunun insanı nesneleştirmesi ve suç dayatması problemleriyle uğraşırken bir yandan da basının kendisini direkt olarak suçlu ilan etmesiyle uğraşmak zorunda kalır. Bu durumda kalan bir insanın içinde bulunacağı psikolojik durumu canlandırın aklınızda. Bu, modern çağın gerçekliği kadar gerçek, olası bir durumdur aslında. Hepimizin başına gelebilir. Mesela bir anda oturduğunuz apartmanda bir cinayet işlenir ve cinayeti işleyen kişi bir süreliğine bulunamaz. Apartmandaki görgü tanıkları olarak ifade verirken bile o yoğunluğu üstünüzde hissedebilir hale gelirsiniz. Çünkü kamuya göre o katilin olabilirliği en alakasız kişi bile olsanız sizi bile kapsar ve bunu da içinizde hissedersiniz.

Basın açısından doğru kavramının değiştirilmesinden vazgeçilmediği için artık asıl doğrunun ne olduğu sorusu da büyük bir muamma yaratmaktadır günümüzde. Yazılan bir şeyin gerçekliğini saptayabilmemiz için bile derin araştırmalar gerekir bana göre. En basitinden örnek verecek olursam tarihi kaynaklar örneğini verebilirim. Daha önceki bir inceleme yazımda da bundan söz etmiştim. Bizler tarihi bir eseri okurken arkasında kaynakça görünce bir anda rahatlıyoruz, sanki içten içe diyoruz ki, "kaynakça varsa kitabın arkasında, doğrudur". Peki hiç kaynakçanın kendisini araştırdık mı? Kaynakçanın eserin son sayfalarındaki varlığı değil, içeriğidir mühim olan. Hem o kaynakçadaki bilgilerin doğruluğunu nereden biliyoruz? Bir şeyi kendimiz araştırmadan, şuradan buradan alınmışsa doğrudur demek yerine o şuradanı buradanı bir de kendimiz araştırsak hiçbir şey kaybetmeyiz. Günümüzde bu hataya sıkça düşülüyor. Basın konusunda da reklamını daha iyi yapan basın kuruluşu daha kesin bilgiye sahipmiş gibi algılanıyor. Bu da son derece yanlış. Eserde söz konusu olan önemli detaylardan biri de bu. Katharina'yı daha en baştan suçlu ilan eden basın kuruluşu oldukça ünlü bir basın kuruluşu olduğu için belirli kesimler tarafından zaten en başta doğru kabul ediliyor bu sav. İşin kötü tarafı diğer ufak basın kuruluşları da yavaş yavaş Katharina'yı örgüt üyesi olmakla suçlamaya başlıyor. Gerçekten korkunç bir durum.

Modern çağda üstte bahsettiğimiz durum aslında yalnızca belirli kuruluşlara ait bir nitelik değil. Toplumda biz insanlar genel olarak bu şekilde düşünmeye odaklı hale getirilmişiz bir şekilde. Ünlü birinin söylediği bir şeyi doğru kabul eden yüzbinlerce insan var. Bir insanın sözünün geçer biri olması (aslında bu terimin kendisi bile bir çelişki, "sözü geçer" terimi, insanın sözünün her yerde geçmesi onun ünlü ve bilindik biri olduğunu da gösteriyor bir yandan da, belirli kesimlerce tanınan birine bile "sözü geçer bir insan" diyoruz, her söylediği söz doğru mu sanki her yerde geçiyor?) o insanın söylediklerini doğrulamaz. Modern çağda ünlü bir kişinin söyledikleri sürekli olarak ciddiye alındığı için her dediği doğru sanılıyor. Ciddiye alınmayan birçok insan en doğru şeyleri söylerken, herkes tarafından ciddiye alınan tek bir insanın söylediği en saçma şey en doğru şey olarak sayılır.

Eserin sonlarına doğru Katharina bu kamu-basın ikilisinin altında ezilmeye daha fazla dayanamaz hale gelir. Evine çağırdığı, o bahsettiğimiz basın kuruluşundan bir muhabiri (hakkında en çok yalan haberi yapan yayınlayan muhabir) silahla öldürür. Asıl katil burada Katharina mıdır yoksa kamu-basın ikilisi mi? Bir anlamda Katharina olan şeylere daha fazla dayanamaz, kendisi hakkında en çok yalan haberi yapan muhabiri öldürür, bir nevi intikam almak ister. Evet, insan öldürmenin hiçbir geçerli haklı yanı yoktur, ama muhabir bir anlamda da kendi sonunu getirmemiş midir? Bir insanın tüm hayatını, o kişiyi tam olarak tanımadan bile bitirebilecek vicdansızlığa sahip bir gazeteci bu eserde bahsedildiği şekilde kendi hayatını da bitirmiş olmaz mı? Bu açıdan Böll eserin sonunda bizleri mükemmel bir ikilemde bırakıyor. Asıl katil kamu ve basın mıdır, yoksa Katharina mı? Burada dolaylı olarak katilin kamu ve basın olduğunu kabul etsek dahi, bu kamu ve basın için kabul edilemez olacaktır. Çünkü kamu asla sebeplere göre ilerlemez, bir sonuç vardır ve o sonuç sebep olgusunu yok etmiştir. Bu açıdan kamu ve basın bağlamında suçlu asla kendileri kabul edilemez; biz onları suçlu kabul etsek bile. O sürece kadar Katharina'nın neler yaşadığı, hayatının nasıl berbat bir hal aldığı çünkü hiçbir kamusal kurumun umurunda olmaz. Nedensellik kavramı kamusal anlamda kendini bir tür 'sonuçsallık' kavramına devretmiştir. Basınsal olarak da, bahsettiğimiz basın kuruluşu son çıkardığı haberlere göre en başından beri haklıdır, çünkü Katharina gerçek yüzünü göstermiş ve bir insanı 'gözünü kırpmadan', 'canice' öldürmüştür.

Ayrıca eser biçimsel olarak neredeyse tamamen nesnel, resmi bir dille yazılmış durumda. Bu da biz okurları eseri okurken tıpkı bir gazete haberi okuyormuş gibi hissettiriyor. Bu açıdan da aslında ince bir ironi var. Sanki bir gazeteden modern toplumdaki insanın kamusal manadaki ezilmesini anlatan bir haber okuyormuş gibi hissettim çoğu zaman eseri okurken. İşte bu açıdan eserin ancak ve ancak bütünsel olarak değerlendirilmesi büyük bir önem taşıyor. Hatta eserin kimi noktalarında tıpkı gazete haberlerinde olduğu gibi gereksiz birçok bilgiye girilmiş durumda. Bu da okuma hevesini etkileyen bir etmen aslında. Ama eserin önemini eseri bitirdikten sonra çok daha iyi fark ediyorsunuz. Böll değişik, farklı tarzda yazımların da ustası zannımca. Birçok farklı anlatım şeklini kullanmakla kalmıyor bu kullanımı da usta bir şekilde yapıyor.

Kamu-basın ikilisinin altında ezilen modern insanın hikayesi; Katharina'nın çaresizlik içindeki serzenişleri. Katharina'nın onuru, eserin isminde de bahsedildiği üzere gerçekten de çiğnenmiş, hatta bununla da kalınmamış ayaklar altına alınıp üstünde tepinilmiştir.
136 syf.
·8 günde·6/10
Hanyrix Böllün "Katerina Blumun çeynənmiş şərəfi" povesti şəffaf olmayan, çirklənmiş mətbuatı birbaşa mövzu etmiş və hədəf alan əsərdir.

XX əsr dünya ədəbiyyatının ən görkəmli simalarından biri, Nobel mükafatı laueratı Haynrix Böll olduqca maraqlı və dinamik həyat yaşayıb. İkinci Dünya Müharibəsi yazıçının həm həyatında, həm də ədəbi yaradıcılığında mühüm rol oynayıb. Böllün bioqrafiyasını oxuyanda onu gah müxtəlif ölkələrin cəbhə xəttində, gah hərbi düşərgələrdə, gah da yaralanmış vəziyyətdə hospitallarda görürük. Bu səbəbdəndir ki, Böllün alman ədəbiyyatında xüsusi yeri var. Müharibədən sonrakı illərin alman ədəbiyyatında heç bir yazıçının yaradıcılığı Bölldə olduğu qədər şəxsi həyatı, yaşadığı dövrün fərdi-psixoloji durumu, ictimai-sosial vəziyyəti ilə bağlı olmamışdır. 50-ci illərdən başlayaraq Qərbi Almaniyanın ən çox oxunan yazıçılarından olub.

Haynrix Böll 1970-ci illərdə "Katerina Blumun çeynənmiş şərəfi" povestini yazdığında, alman cəmiyyətindəki o vaxtkı sosial problemləri, həqiqətləri əsas götürmüşdü. Məşhur Qırmızı Ordu Fraksiyası hadisəsi səbəbi ilə aparılan sorğulamalar zamanı fərdlər çox zaman bir heç sayılır, onlara haqsız yerə palçıq atılır və bütün bunlara cəmiyyətin biganəsizliyi insanların həyatının daha da qaralmasına gətirib çıxarırdı. Əgər fərdin biri hədəf seçilirdisə, baş verən hadisələr "qurunun oduna yaş da yanar" prinsipiylə zəncirləmə olaraq fərdə yaxın olan, yaxud onunla hər hansı bir münasibətdə olan insanlara da əks olunurdu. Bu kimi hadisələr Almaniyada gündəlik həyatın bir parçasına çevrilmişdi. Və bu parçaya ayrıca media - "dördüncü hakimiyyət" də əl qoyurdusa, özünün qorxunc "sensasiya" xəbərlərini laqeydcəsinə siyahı olaraq artdırdıqca, zavallı fərdlərin taleyinin hansı vəziyyətə gəldiyini düşünmək çətin olmayacaq.

"Katerina Blumun çeynənən şərəfi" məhz cür atmosferə tutulmuş güzgüdür. Əsərin qəhrəmanı Katerina Blum polis tərəfindən axtarışda olan bir anarxistlə gecə keçirməsinə görə "təqsirkardır". Amma bu günah polis və media tərəfindən böyüdülərək, şişirdilərək cəmiyyətə necə çatdırılır, əxlaqi dəyərlər hansı formada çeynənir, hansı bəhanələr gətirilir, "oxuculara həqiqəti çatdırma" adı altında zavallı qadının həyatının hər sahəsinə necə kobudluqla müdaxilə edilir, əsərdə bundan danışılır.
Devamı... https://www.ceylanmumoglu.com/...mun-ceynenmis-serefi
131 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Değme polisiye romanlara taş çıkartır. Başından beri katilin kim olduğunu bildiğim halde bir sonraki sayfayı da okuma isteğimi durduramadım. Bugün iletişim çok daha hızlı olmasına rağmen yaşananlar dakikalar içinde unutulurken iletişimin çok kısıtlı olduğu zamanlarda geçen bu kurguda pek çok kişinin hayatını etkileyebilmesi beni oldukça şaşırttı. Aralarında yeniden başlama cesaretini kendinde gören, gelecek planları yapabilen tek kişi de yine Katharina oldu. Bilginin manipülasyonu ve elalem ne der kaygısının 4-5 gün içinde pek çok kurulu düzeni bozuşunu kısacık bir kitap.
131 syf.
·Beğendi·10/10
Bir insan düşünün, bir kadın; henüz 6 yaşındayken, savaşta akciğerlerinden yaralanan ve buna rağmen zorlu hayat şartları sebebiyle madende tozun toprağında içinde çalışmak zorunda olan babasını kaybeden, 2 çocuğuyla yalnız kalan annesi gündeliğe gitmek zorunda olduğu için küçük yaşlarda ev işlerini kendi başına görmeye başlayan, buna rağmen okulda dersleri her zaman iyi olan, çalışkanlığı ve ev işlerindeki becerisi sayesinde hizmetçi olarak kolaylıkla iş bulabilen, hizmetçilik yaptığı bu evlerde güzelliği ve diriliği ile ev sahip ve hatta sahibeleri tarafından sürekli tacizlere maruz kalan, ama namus ve ahlakına sahip çıkmayı bilen, düzenli çalışma ve planlı ev idaresi sayesinde henüz 20’li yaşlarında, dönemin buhranlı ekonomisine rağmen ev ve araba sahibi olabilen, hani derler ya “tırnakları ile kazıyarak” diye, işte öyle kendi ayakları üzerinde durmayı başarabilen, genç, güzeller güzeli, karakterli, dürüst, onurlu ve vakur bir kadın.
Şimdi de bir ülke düşünün, dönemin Federal Almanya’sı. Savaş sonrası toparlanmaya çalışan, ekonomik seviyesi hala açlık sınırında olan, adalet sistemi hala “Nazi Almanyası”ndaki zalimliğe sahip olan, adi bir hırsızlık suçunu bile “sosyalist bir anarşik hareket” gibi değerlendirerek polise her türlü kişisel hak ve özgürlüklere zorbaca hakkı tanıyan, modern bir görüntü sergilemeye çalışmak için “basın özgürlüğü” adı altında gazetelerde her türlü yalan haber ve iftiralara taviz veren bir ülke. Heinrich Böll; işte böyle bir ülkede, tek “suçu” yıllardır bir erkekte aradığı “sevecenliği” henüz bulabilmiş ve bir suçlu olduğunu bile bilmeden aşık olmuş, yaşadığı bir gecelik tanışma-dans-hoşlanma sebebiyle hakkında soruşturma başlatılmış, bu soruşturmada alınan kişisel bilgiler ile polis tarafından yasadışı yollarla elde edilen bilgilerin basına sızdırılarak ve basın tarafından tamamen çarpıtılıp yayınlanması sonucu hayatı çıkmaza giren, hatta katil olmasına bile sebep olacak kadar iftiralarla halka yansıtılmasını, kısacası bir kadının mahvolmuş hayatını kaleme almış. O usta kalemini yine hayranlık duyulacak seviyede mükemmel kullanmış.
Okudukça Katharina Blum’un karakterine hayran olacak, bir yandan da tiraj için uydurmadıkları, çarpıtmadıkları haber kalmayan, her türlü lekeyi insafsızca bu tertemiz kadına kolayca sürebilen basından ve tüm insani hak ve özgürlükleri çiğneyerek yıllardır peşinde olmalarına rağmen kendi beceriksizlikleri yüzünden nereye ve kime saldıracaklarını bilemeyen Alman polisinden nefret edeceksiniz.
Heinrich Böll ile henüz tanışmayan okurlar için tavsiyemdir.

Saygılarımla...
"İnsanlar ancak kendilerini güven içerisinde hissettikleri zaman rahat ve neşeli olabilirler; en önemli şey güven duygusudur."
Blorna, arka sayfayı çevirdi. Zeitung, onun Katherinanın akıllı ve soğukkanlı olduğu yolundaki beyanını "buz gibi ve içten pazarlıklı", suçluluk hakkındaki genel görüşünü ise "kadının temamen suç işleyebilecek bir tip" olduğu şeklinde basmıştı.
... insanın yalnız başına birilerinin arasına karışması, hiç beraberlik aramaması ya da daha doğru bir deyişle her beraberliği kayıtsız şartsız kabul edememesi hem güç, hem de acı verici bir durum.
Heinrich Böll
Sayfa 51 - Can Yayınları 10. Basım
Katharina’da kendini belli eden bir soğukluk vardı; bu,
tuhaf ama insanı çeken bir soğukluktu ve masumiyetten de öte diye nitelendirdiği, belki de onun bu yanıydı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İftira (Katharina Blum)
Baskı tarihi:
1974
Sayfa sayısı:
252
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Katharina Blum
Katharina Blum`un Çiğnenen Onuru
İftira (Katharina Blum)

Kitabı okuyanlar 137 okur

  • Zarifce

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0