Adı:
İhtiyar Balıkçı
Baskı tarihi:
Eylül 2008
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756963370
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Tarihin alabora ettiği bir balıkçının öyküsü. Deniz kendinde olanın kendinde kalmasında ısrarlıydı. O ise direnmekten yana koydu tavrını. Umudunu ve inancını hiç yitirmedi. Ama dinginliğe koşan meltem rüzgarları gibi gittikçe azalıyordu umutları. Şöyle diyordu:
Talihin satıldığı bir yer varsa gidip biraz satın almak isterdim. Peki neyle alacağım? Yitmiş bir zıpkın, kırılmış bir bıçak, işe yaramayan iki elle mi? Sonuçta ne mi oldu? Olacak olan.

Hemingway'in sade ve etkili diliyle damaklarda unutulmaz bir edebi tat bırakan bu romanı, açık denizde talihini arayan Kübalı bir balıkçının, dev bir kılıç balığıyla giriştiği kıyasıya mücadeleyi konu alır. Ölüm kalım anında gösterilen cesaret ile kişinin sınırlarını zorlayacak şekilde, bütün benliğiyle savaş vermesi, ancak bu kadar canlı bir şekilde anlatılabilirdi. 1952'de yazılan bu eser, Hemingway'in 1953'te Pulitzer Ödülüne ve 1954'te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesine sebep olmuştur.
136 syf.
·Puan vermedi
Ernst Hemingway'in yazdığı bu kitap, bir balıkçının hikayesini konu alır. ''Büyük balık''ı yakalamak isteyen bu balıkçı, 85 günlük uğraşları sonucunda büyük balığı yakalar. Bunu da her zamankinden fazla açılarak yakalar. Yani hedefine ulaşmak için kendini bir adım ileriye götürmüş ve sadece hedefine ulaşmıştır. Bu hedefine ulaşıncaya kadar çektiği zorluklar da kitabın konusudur.



Yaşlı Adam ve Deniz Ernest Hemingway
148 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Denizcilik ile ilgili kitapların yeri bende her zaman ayrı olmuştur.Benim için hep torpilli sınıfına girerler. Ama bazı eserler var ki yazarına Pulitzer ödülü ve daha ileride de Nobel Ödülü kazandıran, onlar gerçekten de torpili hak etmeden en üst seviye sınıfından giriş yapıyorlar listeme.İşte bu kitap da onlardan birisi oldu benim için.

Dili son derece sade ve anlaşılır yazarımız Bay Hemingway’in. Bu yönden biraz Jack London’a benzettim kendisini. Üslubun sade olması sizi yanıltmasın kitap aslında öylesine derin ve öylesine metaforlarla dolu ki. Yaşlı adam aslında bizdik, Deniz aslında hayat, Yakalanan büyük balık da büyük hayallerimiz. O büyük hayalleri elde edebilmek için denizin açıklarına gitmesi gerekiyordu yaşlı Santiago’nun. Bazı riskler alması gerekiyordu ve o riskler karşılığını da verdi balığı yakaladı ama ne uğruna? Sonrasında bir anlamı kalmadı çünkü yetersiz teçhizatla ve yalnız başına gelmişti. Yenilmedim aslında belki biraz fazla açıldım diyerek bana biraz filozof Epiktetos’u hatırlattı. Onun düşünceleri de şu şekildeydi: “Senin yenilgin hakikatın yenilişi demek değildir.Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve dalaletindir. Halbuki kaleyi bekleyen nöbetçiler, yanlarına gelen herkese parolayı sorarlar. Sen de hayal gücüne gelen şeylere parolayı sorsaydın, baskına uğramazdın!”

Ayrıca büyük hayallerimizi gerçekleştirmek için hepimizin yalnız olduğu gerçeğini tekrardan yüzümüze vuruyor kitap. Her ne kadar bizim çok sevdiğimiz veya bizi seven insanlar olsa da bazı merdivenlerin yalnız çıkılması gerekiyor. Hayallerimize giden yoldaki yalnızlığımız hakkında internet sitemdeki yazıyı da buradan okuyabilirsiniz: https://www.kemalistmanifesto.com/...a-veya-ailemize.html

İnsanoğlu olarak birbirimizle empati yapmayı zaten unutmaya başladığımız bu dünyada, Kitaptaki Yaşlı Adamımız Santiago doğa ile o kadar güzel empati yapıyor ki. Balık nasıl balık olmak için yaratıldıysa ben de balıkçı olmak için yaratılmışım diyerek kendini ifade ediyor; Avladığında bile balıktan özür dileyerek.

Sonuç olarak Yaşlı Adam ve Deniz benim çok beğendiğim bir kitap oldu. Evet belki herkese göre olmayabilir belki bazı insanlara göre sıkıcı geliyor olabilir ama ben keşke bir oturuşta bitirseymişim dediğim bir eserle bir yazarla tanışmış oldum. Kesinlikle okuduğum için memnun kaldım.
  • Açlık
    8.2/10 (4.050 Oy)3.457 beğeni13,6bin okunma12bin alıntı91,1bin gösterim
  • İnci
    8.3/10 (4.682 Oy)4.001 beğeni15,9bin okunma8,5bin alıntı63bin gösterim
  • Siddhartha
    8.3/10 (5,9bin Oy)5,3bin beğeni18,5bin okunma22,7bin alıntı96,3bin gösterim
  • Gazap Üzümleri
    9.1/10 (5bin Oy)5,5bin beğeni15,8bin okunma28,3bin alıntı150,7bin gösterim
  • Robinson Crusoe
    8.3/10 (4.648 Oy)2.532 beğeni12,3bin okunma3.690 alıntı125,6bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (5,5bin Oy)5bin beğeni21,3bin okunma20,7bin alıntı205,2bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (11,2bin Oy)16,8bin beğeni28,5bin okunma68bin alıntı376,5bin gösterim
  • Benim Hüzünlü Orospularım
    7.4/10 (3.161 Oy)2.341 beğeni11,9bin okunma9bin alıntı45,1bin gösterim
  • Kör Baykuş
    8.1/10 (4.011 Oy)3.498 beğeni13,3bin okunma27,2bin alıntı86,2bin gösterim
  • Anayurt Oteli
    7.3/10 (3.969 Oy)2.912 beğeni15,5bin okunma7,6bin alıntı64,4bin gösterim
148 syf.
·2 günde·10/10 puan
" Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır, dedi. İnsan yok edilebilir ama yenilemez."
Muazzam bir uzun öykü. Bir zamanların başarılı balıkçısı olan yaşlı adamın uzun bir aradan sonra çıktığı seferde yaşadığı iç hesaplaşma, mücadele ve cesaretinin anlatıldığı hikâyede kendimi uçsuz bucaksız okyanusta onunla birlikte hissettim o mücadeleyi onunla bende verdim.
Beş gün boyunca peşinde olduğu dev kılıç balığıyla hayatta kalmaya çalışırken en küçük bir ümitsizliğe yer yoktu dünyasında. Yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını sürekli kendine hatırlatan yaşlı Santiago, bir çok noktada kendimi sorgulamamı sağladı.
İnsan kendi kendinin en büyük motivasyonu bence. Yaşam mücadelesi verdiğimiz bu okyanusta evet, başımıza her an iyi şeyler gelmiyor. Ama olaylara nerden bakacağımız kesinlikle bizim elimizde. Neden oldu ? Niye ben ? Mahvoldum, bittim...diyerek karalar bağlamak mı ? Ya da küçücük bile olsa kendi payımıza güzel bir çıkarımda bulunup yeni umutlara yelken açmak mı ?

" Ümit etmemek aptalca,diye düşündü. "
136 syf.
·Puan vermedi
Dünya üzerinde bildiğim üç fena hastalık vardır. Hastalık deyince hepimizin aklına bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran yataklara düşüren, hastanelere koşturtan bazen daha beter sonuçlara yol açan illetler gelir. Amma benim bildiğim hastalıklar bunlar gibi acı çektiren, hüzünlü şeyler değildir. Yalnız bunlardan beterdir. İnsanın öldürmez de dağ bayır gezdirir, saatlerce su başında, masa başında oturttur; insanın iliklerini işler, o ilikler sönünceye kadar da içlerinden çıkmaz.

Bildiğim hastalıkların ilki defineciliktir. Definecilik lafını duyunca, “cık cık cık tarihi eser kaçakçılığı öyle mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Benim definecilerim yapmak istedikleri fenalığın farkında değillerdir. Bilseler yapmazlar, onlar için bu şans oyunu gibi bir şeydir. Gerçi çoğu hiçbir şey bulamadan göçer gider ya. Hey gidi hey, ne babayiğitlerin ömrünü çürüttün sen be. Hem de ne babayiğitler. Evde şunu şuradan şuraya taşımayan adamlar, dağda bayırda köstebeğe dönüşürler. Öyle hırs öyle azim öyle tutku. Bizim ihtiyarlardan birisi anlatırdı, kocası bir gidermiş de iki üç sene eve uğramazmış, neymiş efendim define bulacakmış. Başka bir dayı vardı, yaş yetmiş, define lafını duyunca birden 50 yaş gençleşirdi. Definecilik işte böyle menem bir hastalıktır efenim.

İkinci hastalığım kumardır. Bu kumar işi kahve masalarında pişpirikle başlar. Adamın aklını başından alır vallahi; saatlerce aç, uykusuz masa başlarında oturtur. Bazılarımız iskambil kağıtlarıyla, okey taşlarıyla ya da en azından tavlayla haşır neşir olmuşuzdur. O nasıl tutkudur efenim, insan kendinden geçer başka bir adam oluverir. Pek bir çözümü de yoktur bu hastalığın, en iyisi hiç bulaşmamak. Kumarbaza şurada yemin ettirin, o masayı, kağıtları gördü mü yine dayanamaz, nevri döner. Nice babayiğitler vardır kumar masalarında canına ot tıkanmış.

Üçüncü hastalığım ise avcılıktır. Avcılık deyince biraz kızdınız mı? Yok kızmayın. Avcı ile doğa katilini evvela birbirinden ayıralım. Avcı adam doğayı korur. Hayvanların kuluçka ve yavrulama dönemlerini hepimizden iyi bilir, hayvanları korur. Doğa katliamcılarını kendisi dışlar toplumdan, ayıplar. Bu avcılık işi de iki çeşittir; kara avcılığı, su avcılığı. Kara avcılığı daha az zahmetli, çok tehlikelidir. Bir tüfek bir köpek tamam; sonrası dağ bayır. Amma o tüfeği kullanmayı bilmek, sağını solunu kollamak icap eder. Ben avda bir anda uçan kuştan ayrılmayan köpeğini vuran, az kalsın birbirini vuracak adamlar gördüm.

Madem o kadar bahsettik kısa bir de yaşanmış hikaye geçelim burada. Biz tanıdıklardan birisi bir gün ava gidiyor. Tarlaları uç bucak geziyor, bıldırcın arıyor ama gelen giden yok. “Ulan” diyor “ artık ne bulursam vuracağım, karatavuk, çıkırıkçı, sarı asma fark etmez, boş gitmektense.” Gezinirken bir bakıyor, bir karatavuk çırpı avlunun üzerinde aşağı yukarı oynaşıyor. Epey de uzak ama, sadece karaltısı seçiliyor. Tüfek alır mı almaz mı, derken tam tetiği çekecek karatavuğun olduğu yerden bir adam gövdesi çıkıyor, başında da siyah bir külah. Meğer avlunun arkasında bir havuz varmış. Adamın biriside havuzun başında, havuzu açmak için debeleniyormuş. Tetiği çekse dayı tahtalı köye bizimki de hapse.

Gelelim su avcılığına. Bu su avcılığı çok zahmetli iştir efenim. Tatlı suyu ayrıdır tuzlu suyu ayrıdır. Küçük balığı ayrıdır, büyük balığı yine ayrıdır, deniz balığı bambaşkadır. Sadece iş olta ile de bitmez her balık ayrı ayrı yem ister. Bildiğiniz ayrı bir bilim dalıdır. Bu arada şunu da belirteyim. Ben ağa, sertmeye karşıyımdır. Bilmem sertme bilir misiniz? Yuvarlak, kenarlarına kurşun takılmış bir ağ çeşididir; daha çok alçak tatlı sularda kullanılır, balık içinde kaldı mı çıkamaz. Çok attım zamanında ama olmaz kurnazlıktır. Balık işi olta balıkçılığıdır diğer türlüsü ticaret olur. Yahu kamış balıkçılığı gibisi var mı? Alacaksın kamışını eline, takacaksın yemini, şamandıraya dikeceksin gözlerini, bekleyeceksin. Balık işi budur. Bu da hastalıkların en tutkulusudur. Normal bir adam saatlerce o şamandırayı gözlerini dikip bekler mi?

Şimdi balık işini bu kadar anlattık gelelim kitaba. İşte kitapta da bu balık avcılığının tutkusu anlatılıyor. İhtiyar bir adam balık avlıyor. Dedik ya, bu hastalıkların hepsi tutku işidir, içinize düştü mü bırakmaz, genç ihtiyar dinlemez diye. Hewingway hikayesini anlatırken çok sade bir dil kullanmış, vallahi hayran kaldım. Sade sade anlatmak duyguyu vermek varken niye içinden çıkılmaz cümleler kurup karıştırsın okurun kafasını. Duygu o kadar gerçekçi ki Dosteyvski’nin Kumarbaz’ı kadar başarılı olmuş desek abartmış olmayız heralde. Güzeldi vesselam sevdim ben kitabı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
132 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Yaşlı Adam ve Deniz kitabı Nobel Edebiyat Ödüllü ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 100 Temel Eser arasında yer almaktadır.Kitabın kurgusu ve üslubu mükemmeldi.Dili akıcı ve anlaşılır olduğundan dolayı kolayca okunabilen bir eserdir.Bu kısa ve akıcı öykümüzün iki kahramanı var: Santiago ve Manolin’dir.Konu olarak Kübalı bir balıkçının kendini kanıtlamak İçin denizde yaşanan maceralar anlatılmaktadır.Balıkçı denize açıldıktan sonra denizde karşılaştığı kılıç balığı ile olan mücadele de anlatılmaktadır.Balıkçının 1 günlük balık tutma macerası anlatılmaktadır.Balıkçının azmi,kararlılığı,mücadeleci özelliklerini göz önüne sermektedir.Kitabı bitirdikten sonra balıkçının azmine hayran kaldım ve filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.Kitap ince olmasına rağmen az kelime ile çok şey anlatmaya çalışmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
136 syf.
Yaşlı Adam ve Deniz'i detaylı olarak yorumladığım videom:
https://youtu.be/uypl6476f_w

Yaşlı Adam ve Deniz'i okudum ama bu baskısından çok az bir kısımını okudum. Büyük kısmını e kitap olarak kindle'dan, Bahar Yayınlarının İhtiyar Balıkçı olarak çevirdiği baskıdan okudum. Bu baskısıyla ilgili problemler varmış, araştırabilirsiniz ama benim ekitap olarak okumanın sebebi, çoğunlukla geceleri okumam. Kindle büyük konfor sağlıyor bu konuda.
Benim okuduğum kitabın çevirisini Murat Sezer yapmış, bir sorun yoktu, sahaf alışverişi yapıyorsanız tercih edebilirsiniz.

Son derece yalın ve akıcı bir dille anlatılıyor hikâye.
Konusu ne derseniz, baştan sona tutku.
İşini tutkuyla yapan insanlara her zaman hayranlık duymuşumdur zaten, bu kitap bir kez daha gösteriyor ki, sen işini tutkuyla yap, gerisini düşünme. :) çünkü zaten inançla, tutkuyla, gayretle yapınca bir işi, başarı kaçınılmaz olarak sana geliyor. Böylelikle her zorluğa göğüs gerecek gücü buluyorsun kendinde.
132 syf.
·10/10 puan
SPOİLER yok ama sirf şikayet ettiğiniz için vardır diye düzelteyim.

Duru, sakin, yalın ve etkileyici bir anlatımdı. Bir başladım bitirene kadar bırakamamıştım. Bu akşam aklıma geldi yine okudum. Zaten Nobel Edebiyat ödülleri hep bu yalın sıkmayan anlatımlı kitaplara veriliyor. En azından benim okuduğum ödüllü kitaplar bu tarz anlatıma sahipti.

Yaşlı balıkçımız 90 yaşına merdiven dayamış. Hayatının en büyük balığını tutarken kendini parçalamış ve büyük bir savaş vermiştir. Balıkçı kendi kendine çok güzel diyaloglar kuruyordu. İnce bir kitap bir akşamda bitirilebilir. En kısa zamanda okuduklarım listesine eklemeniz gerekiyor. Çünkü sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor.
132 syf.
·8/10 puan
Hemingway'in okuduğum ilk kitabıydı. İlk sayfalardaki küçük çocuğu bir kenara koyarsak tek karakter üzerinden giden bir kitap. Mesele ise kitabın başında anlatılan 85 gündür balık tutamamaktan daha fazlası.

Eski başarılarına özlem duyan, rüyasında gücü temsil eden aslanları gören, yaşlanmış, balık tutarken bile her adımını hesaplayıp düşünmeden adım atmayan ihtiyarın kendisiyle hesaplaşması anlatılıyor. Doğru ile yanlışı, hayattayken saygı duyduğu balığı geçinmek için öldürmesinin günah ya da etik olup olmadığını bu teknede sorguluyor. Dualarını o teknede ediyor. Teknesi onun felsefe yaptığı okulu, dua ettiği ibadethanesi, her şeyi...

Adı Santiago ama pek kullanılmıyor. Çünkü o isim eskide kaldı. Artık etrafındakilerce ciddiye alınmayan, başarısız bulunan bir hiç. Zaten adı yerine artık lakabı var: İhtiyar. Ama yakaladığı irice balıkla böyle olmadığını gösteriyor. Nitekim 6 metrelik balığı yakaladıktan sonra kendisine en baştan itibaren destek veren çocuk hariç herkes şaşırıyor. Fakat o başarıyı o anda gören, o mücadeleyi yaşayan sadece kendisi. Beğenilme kaygısını en derinden hissediyor. Israrla en başarılı ve en sevdiği beyzbol oyuncularıyla özdeşleştiriyor kendisini.

Büyük balık yakalamak mutlu olmaya engel değil. Sonra onu elde tutabilmek ve köpek balıklarına kaptırmamak da var. Yani hayat hep mücadele dolu, hep engebeli. Bu anlamda tekne üzerinden onlarca metafor yapılmış. En mutlu anımızda bile tedirgin ama en kötü anda bile umutluyuz. Köpek balıkları hep var. Sayıca da çoklar ama Santiago kadar mücadeleci miyiz?

Kitap keyifle okunuyor. Ödüllü bir kitap. Uzun incelemeleri sevsem de bu kitap hakkında ancak bu kadar yazabildim. İyi okumalar :)
132 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir adam düşünün, geçimini denizlerden okyanuslardan sağlayan, yaşlı, eski gücünden yoksun ancak tertemiz bir adam. Yakaladığı kılıç balığıyla birlikte başlayan serüvende çektiği zorlukların üstesinden gelen bir adam. Yaşamak iyi şeydir diyor bu adam. Her şeye rağmen yaşamak... Hayata karşı mücadelesini sonuna kadar veriyor, umutsuzluk zerre kadar yok hücrelerinde, talihsizlikler göbek adı olmuş, imkansızlıklarda hep bir yeni çözümle yeniden doğan yaşlı ama yaşamayı seven bir adam... Ernest Hemingway bu sade, tertemiz anlatımıyla kesinlikle çok daha şeyler de düşündürtüyor size. Karakteri yaşatıyor, yaşlı adam siz oluyorsunuz, onunla birlikte mücadele ediyor, onunla birlikte hayaller kurup, hep umutla düşünüyorsunuz... Birçok engel birçok talihsizlik birçok istemedigmiz ummadığımız durumlarla karşılaşıyoruz her gün. Fakat kimi zaman moralimizi bozup yakınıyoruz, kimi zaman hemen pes ediyoruz, kimi zaman umudumuzu kaybedip savaşmayı bırakıyoruz. Peki ya yaşamak? Yaşamayı hiç ama hiç bırakmıyoruz; çünkü yaşamak iyi şeydir... İyi okumalar...
148 syf.
·8/10 puan
Başarının sırrı nedir? İnsan isteğine ulaşmak için nelere katlanır? Peki çok çalışmak her zaman ulaşmak istediğimiz noktaya ulaştırır mı?
Kitap Santiago isimli yaşlı, uzun yıllar balıkçılık yapan, son aylarda balık yakalayamayan adamın son balık avından bahsediyor.
Çok etkileyici anlatımı olan kitapta bu zor günlerinde hissettikleri ruhumuza dokunuyor. Hissettiklerini hissediyor, sanki hemen yanı başında uçan kuşmuş gibi izliyoruz bu ihtiyarı. Denizin sesini duyuyoruz. Köpekbalığı olup yaşlı adamın arzularına saldırıyoruz.
Bu zorlu şartlar, açlık onu arzusu olan en büyük balığı avlamak isteğinden döndermiyor.
Sonda yaşanan olaylar insanı düşünmeye zorluyor. Hayata daha realist yaklaşmaya itiyor.
Hayat toz pembe bulutlar kadar hoş değil.
148 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
Bu kitap 84 gün boyunca balık tutamayan ama belki bir şans yine de balık tutarım deyip tekrardan denize açılan bir adamın; elleri nasırlaşmış, misina yüzünden tam nasır tutmuş yerlerinin kesilmiş ve kanıyor halde olan ellere sahip olan; kancasına geçirdiği yemi yiyen ve ağzına kancası takılan balığın peşinden tutarım diye giden; günlerce çiğ balık yiyen; günlerce uykusuz kalan ama emelinden, arzusundan, hayalinden vazgeçmeyen bir adamın başından geçen olayları ve yorgunluğunu anlatan kitap işte bu kitap.

Bu kitap Zülfü Livaneli'nin okuduğu ve sonrasında çok etkilendiği için bir balıkçıyla denize açılıp o aşamaları bizzat yaşayıp  daha iyi anladığı kitap işte bu kitap.


"Halen dediğin kadar güçlüysen, öyle bir balık yok."
"Düşündüğüm kadar güçlü olmayabilirim. Ama epey numara bilirim ve azimliyim." Düşüncelerimiz belki de emelimize ulaşmak için bize yetersiz gelebilir, yapamayacağımızı düşünürüz ama oysaki aklımızda tecrübeler yatmaktadır ve eğer bu işe isteğimiz varsa, azimliysek artık elimizden kurtulamaz o hayal, o hedef, o arzu, o emel.

" Şanslı olmak daha iyidir. Ama ben titiz olmayı yeğlerim. O zaman şans yüzünüze güldüğünde hazır olursun." Belki de bazen isteklerimize ulaşmak için emek harcamayız, belki hiçbir şey yapmayız; şans bekleriz, olsun isteriz. Ama onlar bizden emek ister, emek verdikten sonra belki o istek gerçekleştiğinde şans deriz ama oysaki o şans dediğimiz asıl şey bizim emeğimizdir, alın terimizdir belki de.

"Hiçbir şey kolay değildir." Emek ister her şey, emek olmadan yemek olmaz. Zor demek bir işten vazgeçmenin bahanesi olamaz, aksine bizi zorlar geliştirir.

" 'Düşünme ihtiyar' dedi yüksek sesle. 'Bu yönde seyret ve başına geldiğinde düşün.'
Ama düşünmeliyim, diye düşündü. Çünkü elimde bir kalan bu var.'" Düşünmeliyiz çünkü elimizde bir tek bu kaldı. Belki de ekranlar, çevreler bizi bundan alıkoymaya çalışır ama biz yine de gelecekte bu da elimizden alınana kadar düşünmeliyiz. Ama belki de düşünerek yani karşı çıkarak buna engel olabiliriz. Düşünmek bizi uyandırır.

"Bugün kendime güveniyorum." deyip, olumsuzlukları ve başarısızlıklardan dersler alarak ilerlemeli ve gayret etmeliyiz. Çünkü "Her gün yeni bir gündür." deyip pazartesiyi, yeni haftayı, yeni yılı yeni şeyleri beklemeden bunu esas alarak ilerlemeliyiz zaman kaybetmeden.

Yani emellerimiz, arzularımız, isteklerimiz; bize, biz emek verdikten sonra uzak değil aslında. İstedikten sonra her şey kolay olur yeter ki motivasyonumuzu yüksek tutmalı, beynimize 'ben bunu yapabilirim' sözünü yazmalı, emek vermeliyiz. Sonra olur zaten o iş. Şans deyip geçmemeli yani, şans da zaten bizim emeklerimizin bize olumlu halde dönmesi değil midir zaten? Çünkü ne de olsa emek olmadan yemek olmaz.

Motive olmak için okunması gereken, bir yaşlı adamın denizde bir balığı tutması için geçirdiği türlü türlü aşamalarını anlayacağınız ve etkileneceğiniz, belki de o acıları o hisleri yaşama şansına sahip olacağınız bir kitap.

-Okumak isteyenler beklemesinler :)
148 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Sonunda bende Hewingway'in kalemiyle tanışabildim.
Dili sade akıcı ve etkileyiciydi. Kısa ve dolu dolu bir eser.
Okyanusun ortasında günlerce oltaya takılmış olan dev kılıçbalığıyla mücadelesini okuyoruz. Pes etmemeyi, mücadele etmeyi, cesaretli olmayı anlatıyor.

*Deniz çok güzel, çok merhametlidir. Fakat birden öyle değişiverir, öyle zalimleşir ki; başımızın üstünde fırıl fırıl dönen bu ufacık ve ötüşleri hüzünlü kuşlar için dayanılmaz olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İhtiyar Balıkçı
Baskı tarihi:
Eylül 2008
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756963370
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Tarihin alabora ettiği bir balıkçının öyküsü. Deniz kendinde olanın kendinde kalmasında ısrarlıydı. O ise direnmekten yana koydu tavrını. Umudunu ve inancını hiç yitirmedi. Ama dinginliğe koşan meltem rüzgarları gibi gittikçe azalıyordu umutları. Şöyle diyordu:
Talihin satıldığı bir yer varsa gidip biraz satın almak isterdim. Peki neyle alacağım? Yitmiş bir zıpkın, kırılmış bir bıçak, işe yaramayan iki elle mi? Sonuçta ne mi oldu? Olacak olan.

Hemingway'in sade ve etkili diliyle damaklarda unutulmaz bir edebi tat bırakan bu romanı, açık denizde talihini arayan Kübalı bir balıkçının, dev bir kılıç balığıyla giriştiği kıyasıya mücadeleyi konu alır. Ölüm kalım anında gösterilen cesaret ile kişinin sınırlarını zorlayacak şekilde, bütün benliğiyle savaş vermesi, ancak bu kadar canlı bir şekilde anlatılabilirdi. 1952'de yazılan bu eser, Hemingway'in 1953'te Pulitzer Ödülüne ve 1954'te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesine sebep olmuştur.

Kitabı okuyanlar 15,2bin okur

  • SALİH DEMİR
  • Mutlulukkoleksiyoncusu
  • Nazlı Çetin
  • Ekim
  • Mehmetmaruf kapsız
  • ibrahim korkmaz
  • Sıla Karadeniz
  • Ece
  • Arami
  • Nazım atagün

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.1 (4)
8
%0 (1)
7
%0 (2)
6
%0 (1)
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları