·
Okunma
·
Beğeni
·
80,8bin
Gösterim
Adı:
İhtiyar Balıkçı
Baskı tarihi:
1956
Sayfa sayısı:
87
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
İhtiyar bir balıkçının tek başına okyanusta geçen iki gününün hikayesini yazmak ancak deha sayesinde başarıya ulaştırılabilecek çetin bir iştir. İşte Hemingway bu çetin işin yalnız üstesinden gelmekle kalmamıştır, bunu yaparken bize bir şaheser de kazandırmıştır.
148 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Denizcilik ile ilgili kitapların yeri bende her zaman ayrı olmuştur.Benim için hep torpilli sınıfına girerler. Ama bazı eserler var ki yazarına Pulitzer ödülü ve daha ileride de Nobel Ödülü kazandıran, onlar gerçekten de torpili hak etmeden en üst seviye sınıfından giriş yapıyorlar listeme.İşte bu kitap da onlardan birisi oldu benim için.

Dili son derece sade ve anlaşılır yazarımız Bay Hemingway’in. Bu yönden biraz Jack London’a benzettim kendisini. Üslubun sade olması sizi yanıltmasın kitap aslında öylesine derin ve öylesine metaforlarla dolu ki. Yaşlı adam aslında bizdik, Deniz aslında hayat, Yakalanan büyük balık da büyük hayallerimiz. O büyük hayalleri elde edebilmek için denizin açıklarına gitmesi gerekiyordu yaşlı Santiago’nun. Bazı riskler alması gerekiyordu ve o riskler karşılığını da verdi balığı yakaladı ama ne uğruna? Sonrasında bir anlamı kalmadı çünkü yetersiz teçhizatla ve yalnız başına gelmişti. Yenilmedim aslında belki biraz fazla açıldım diyerek bana biraz filozof Epiktetos’u hatırlattı. Onun düşünceleri de şu şekildeydi: “Senin yenilgin hakikatın yenilişi demek değildir.Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve dalaletindir. Halbuki kaleyi bekleyen nöbetçiler, yanlarına gelen herkese parolayı sorarlar. Sen de hayal gücüne gelen şeylere parolayı sorsaydın, baskına uğramazdın!”

Ayrıca büyük hayallerimizi gerçekleştirmek için hepimizin yalnız olduğu gerçeğini tekrardan yüzümüze vuruyor kitap. Her ne kadar bizim çok sevdiğimiz veya bizi seven insanlar olsa da bazı merdivenlerin yalnız çıkılması gerekiyor. Hayallerimize giden yoldaki yalnızlığımız hakkında internet sitemdeki yazıyı da buradan okuyabilirsiniz: https://www.kemalistmanifesto.com/...a-veya-ailemize.html

İnsanoğlu olarak birbirimizle empati yapmayı zaten unutmaya başladığımız bu dünyada, Kitaptaki Yaşlı Adamımız Santiago doğa ile o kadar güzel empati yapıyor ki. Balık nasıl balık olmak için yaratıldıysa ben de balıkçı olmak için yaratılmışım diyerek kendini ifade ediyor; Avladığında bile balıktan özür dileyerek.

Sonuç olarak Yaşlı Adam ve Deniz benim çok beğendiğim bir kitap oldu. Evet belki herkese göre olmayabilir belki bazı insanlara göre sıkıcı geliyor olabilir ama ben keşke bir oturuşta bitirseymişim dediğim bir eserle bir yazarla tanışmış oldum. Kesinlikle okuduğum için memnun kaldım.
148 syf.
·2 günde·10/10 puan
" Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır, dedi. İnsan yok edilebilir ama yenilemez."
Muazzam bir uzun öykü. Bir zamanların başarılı balıkçısı olan yaşlı adamın uzun bir aradan sonra çıktığı seferde yaşadığı iç hesaplaşma, mücadele ve cesaretinin anlatıldığı hikâyede kendimi uçsuz bucaksız okyanusta onunla birlikte hissettim o mücadeleyi onunla bende verdim.
Beş gün boyunca peşinde olduğu dev kılıç balığıyla hayatta kalmaya çalışırken en küçük bir ümitsizliğe yer yoktu dünyasında. Yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını sürekli kendine hatırlatan yaşlı Santiago, bir çok noktada kendimi sorgulamamı sağladı.
İnsan kendi kendinin en büyük motivasyonu bence. Yaşam mücadelesi verdiğimiz bu okyanusta evet, başımıza her an iyi şeyler gelmiyor. Ama olaylara nerden bakacağımız kesinlikle bizim elimizde. Neden oldu ? Niye ben ? Mahvoldum, bittim...diyerek karalar bağlamak mı ? Ya da küçücük bile olsa kendi payımıza güzel bir çıkarımda bulunup yeni umutlara yelken açmak mı ?

" Ümit etmemek aptalca,diye düşündü. "
  • Açlık
    8.2/10 (4.514 Oy)3.810 beğeni15,2bin okunma13,9bin alıntı101,3bin gösterim
  • İnci
    8.3/10 (5,5bin Oy)4.590 beğeni18,4bin okunma10,4bin alıntı73,3bin gösterim
  • Siddhartha
    8.3/10 (6,8bin Oy)6bin beğeni21,2bin okunma27,7bin alıntı109,7bin gösterim
  • Gazap Üzümleri
    9.1/10 (5,7bin Oy)6,2bin beğeni17,9bin okunma33,6bin alıntı170,8bin gösterim
  • Robinson Crusoe
    8.3/10 (3.070 Oy)2.765 beğeni13,4bin okunma4.818 alıntı132,7bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (6,2bin Oy)5,6bin beğeni24bin okunma25bin alıntı222,2bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (13,7bin Oy)19bin beğeni34,8bin okunma91,1bin alıntı424,3bin gösterim
  • Benim Hüzünlü Orospularım
    7.4/10 (3.432 Oy)2.520 beğeni13bin okunma10,2bin alıntı49,9bin gösterim
  • Kör Baykuş
    8.0/10 (4.409 Oy)3.825 beğeni14,7bin okunma30,7bin alıntı92,9bin gösterim
  • Anayurt Oteli
    7.3/10 (4.440 Oy)3.195 beğeni17,3bin okunma9,1bin alıntı72bin gösterim
136 syf.
·Puan vermedi
Ernst Hemingway'in yazdığı bu kitap, bir balıkçının hikayesini konu alır. ''Büyük balık''ı yakalamak isteyen bu balıkçı, 85 günlük uğraşları sonucunda büyük balığı yakalar. Bunu da her zamankinden fazla açılarak yakalar. Yani hedefine ulaşmak için kendini bir adım ileriye götürmüş ve sadece hedefine ulaşmıştır. Bu hedefine ulaşıncaya kadar çektiği zorluklar da kitabın konusudur.



Yaşlı Adam ve Deniz Ernest Hemingway
132 syf.
·8/10 puan
Hemingway'in okuduğum ilk kitabıydı. İlk sayfalardaki küçük çocuğu bir kenara koyarsak tek karakter üzerinden giden bir kitap. Mesele ise kitabın başında anlatılan 85 gündür balık tutamamaktan daha fazlası.

Eski başarılarına özlem duyan, rüyasında gücü temsil eden aslanları gören, yaşlanmış, balık tutarken bile her adımını hesaplayıp düşünmeden adım atmayan ihtiyarın kendisiyle hesaplaşması anlatılıyor. Doğru ile yanlışı, hayattayken saygı duyduğu balığı geçinmek için öldürmesinin günah ya da etik olup olmadığını bu teknede sorguluyor. Dualarını o teknede ediyor. Teknesi onun felsefe yaptığı okulu, dua ettiği ibadethanesi, her şeyi...

Adı Santiago ama pek kullanılmıyor. Çünkü o isim eskide kaldı. Artık etrafındakilerce ciddiye alınmayan, başarısız bulunan bir hiç. Zaten adı yerine artık lakabı var: İhtiyar. Ama yakaladığı irice balıkla böyle olmadığını gösteriyor. Nitekim 6 metrelik balığı yakaladıktan sonra kendisine en baştan itibaren destek veren çocuk hariç herkes şaşırıyor. Fakat o başarıyı o anda gören, o mücadeleyi yaşayan sadece kendisi. Beğenilme kaygısını en derinden hissediyor. Israrla en başarılı ve en sevdiği beyzbol oyuncularıyla özdeşleştiriyor kendisini.

Büyük balık yakalamak mutlu olmaya engel değil. Sonra onu elde tutabilmek ve köpek balıklarına kaptırmamak da var. Yani hayat hep mücadele dolu, hep engebeli. Bu anlamda tekne üzerinden onlarca metafor yapılmış. En mutlu anımızda bile tedirgin ama en kötü anda bile umutluyuz. Köpek balıkları hep var. Sayıca da çoklar ama Santiago kadar mücadeleci miyiz?

Kitap keyifle okunuyor. Ödüllü bir kitap. Uzun incelemeleri sevsem de bu kitap hakkında ancak bu kadar yazabildim. İyi okumalar :)
148 syf.
·7 günde·8/10 puan
Kitabı bitireli iki gün oldu ve bugün daha önce yapılan incelemeleri okumak istedim. Ve evet onları okurken bir aydınlanma yaşadım. Ben kitap bittiğinde yaşlı adamımız kılıçbalığını köpekbalıklarına kaptırdığı için yenildi diye yorumlamıştım. Halbuki çok daha önemli olan bir şeyi kaçırmışım, farketmemişim; adamımız yaşamının en büyük balığını tuttu. Yani başardı. “Önemli olan gittiğimiz durak değil, yoldur” diyormuş aslında kitap. Bakış açımı değiştirmem gerektiğini anlamama vesile olduğunuz için teşekkürler. Umarım uygulayabilirim de...
136 syf.
·Puan vermedi
Dünya üzerinde bildiğim üç fena hastalık vardır. Hastalık deyince hepimizin aklına bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran yataklara düşüren, hastanelere koşturtan bazen daha beter sonuçlara yol açan illetler gelir. Amma benim bildiğim hastalıklar bunlar gibi acı çektiren, hüzünlü şeyler değildir. Yalnız bunlardan beterdir. İnsanın öldürmez de dağ bayır gezdirir, saatlerce su başında, masa başında oturttur; insanın iliklerini işler, o ilikler sönünceye kadar da içlerinden çıkmaz.

Bildiğim hastalıkların ilki defineciliktir. Definecilik lafını duyunca, “cık cık cık tarihi eser kaçakçılığı öyle mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Benim definecilerim yapmak istedikleri fenalığın farkında değillerdir. Bilseler yapmazlar, onlar için bu şans oyunu gibi bir şeydir. Gerçi çoğu hiçbir şey bulamadan göçer gider ya. Hey gidi hey, ne babayiğitlerin ömrünü çürüttün sen be. Hem de ne babayiğitler. Evde şunu şuradan şuraya taşımayan adamlar, dağda bayırda köstebeğe dönüşürler. Öyle hırs öyle azim öyle tutku. Bizim ihtiyarlardan birisi anlatırdı, kocası bir gidermiş de iki üç sene eve uğramazmış, neymiş efendim define bulacakmış. Başka bir dayı vardı, yaş yetmiş, define lafını duyunca birden 50 yaş gençleşirdi. Definecilik işte böyle menem bir hastalıktır efenim.

İkinci hastalığım kumardır. Bu kumar işi kahve masalarında pişpirikle başlar. Adamın aklını başından alır vallahi; saatlerce aç, uykusuz masa başlarında oturtur. Bazılarımız iskambil kağıtlarıyla, okey taşlarıyla ya da en azından tavlayla haşır neşir olmuşuzdur. O nasıl tutkudur efenim, insan kendinden geçer başka bir adam oluverir. Pek bir çözümü de yoktur bu hastalığın, en iyisi hiç bulaşmamak. Kumarbaza şurada yemin ettirin, o masayı, kağıtları gördü mü yine dayanamaz, nevri döner. Nice babayiğitler vardır kumar masalarında canına ot tıkanmış.

Üçüncü hastalığım ise avcılıktır. Avcılık deyince biraz kızdınız mı? Yok kızmayın. Avcı ile doğa katilini evvela birbirinden ayıralım. Avcı adam doğayı korur. Hayvanların kuluçka ve yavrulama dönemlerini hepimizden iyi bilir, hayvanları korur. Doğa katliamcılarını kendisi dışlar toplumdan, ayıplar. Bu avcılık işi de iki çeşittir; kara avcılığı, su avcılığı. Kara avcılığı daha az zahmetli, çok tehlikelidir. Bir tüfek bir köpek tamam; sonrası dağ bayır. Amma o tüfeği kullanmayı bilmek, sağını solunu kollamak icap eder. Ben avda bir anda uçan kuştan ayrılmayan köpeğini vuran, az kalsın birbirini vuracak adamlar gördüm.

Madem o kadar bahsettik kısa bir de yaşanmış hikaye geçelim burada. Biz tanıdıklardan birisi bir gün ava gidiyor. Tarlaları uç bucak geziyor, bıldırcın arıyor ama gelen giden yok. “Ulan” diyor “ artık ne bulursam vuracağım, karatavuk, çıkırıkçı, sarı asma fark etmez, boş gitmektense.” Gezinirken bir bakıyor, bir karatavuk çırpı avlunun üzerinde aşağı yukarı oynaşıyor. Epey de uzak ama, sadece karaltısı seçiliyor. Tüfek alır mı almaz mı, derken tam tetiği çekecek karatavuğun olduğu yerden bir adam gövdesi çıkıyor, başında da siyah bir külah. Meğer avlunun arkasında bir havuz varmış. Adamın biriside havuzun başında, havuzu açmak için debeleniyormuş. Tetiği çekse dayı tahtalı köye bizimki de hapse.

Gelelim su avcılığına. Bu su avcılığı çok zahmetli iştir efenim. Tatlı suyu ayrıdır tuzlu suyu ayrıdır. Küçük balığı ayrıdır, büyük balığı yine ayrıdır, deniz balığı bambaşkadır. Sadece iş olta ile de bitmez her balık ayrı ayrı yem ister. Bildiğiniz ayrı bir bilim dalıdır. Bu arada şunu da belirteyim. Ben ağa, sertmeye karşıyımdır. Bilmem sertme bilir misiniz? Yuvarlak, kenarlarına kurşun takılmış bir ağ çeşididir; daha çok alçak tatlı sularda kullanılır, balık içinde kaldı mı çıkamaz. Çok attım zamanında ama olmaz kurnazlıktır. Balık işi olta balıkçılığıdır diğer türlüsü ticaret olur. Yahu kamış balıkçılığı gibisi var mı? Alacaksın kamışını eline, takacaksın yemini, şamandıraya dikeceksin gözlerini, bekleyeceksin. Balık işi budur. Bu da hastalıkların en tutkulusudur. Normal bir adam saatlerce o şamandırayı gözlerini dikip bekler mi?

Şimdi balık işini bu kadar anlattık gelelim kitaba. İşte kitapta da bu balık avcılığının tutkusu anlatılıyor. İhtiyar bir adam balık avlıyor. Dedik ya, bu hastalıkların hepsi tutku işidir, içinize düştü mü bırakmaz, genç ihtiyar dinlemez diye. Hewingway hikayesini anlatırken çok sade bir dil kullanmış, vallahi hayran kaldım. Sade sade anlatmak duyguyu vermek varken niye içinden çıkılmaz cümleler kurup karıştırsın okurun kafasını. Duygu o kadar gerçekçi ki Dosteyvski’nin Kumarbaz’ı kadar başarılı olmuş desek abartmış olmayız heralde. Güzeldi vesselam sevdim ben kitabı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
132 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Yaşlı Adam ve Deniz kitabı Nobel Edebiyat Ödüllü ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 100 Temel Eser arasında yer almaktadır.Kitabın kurgusu ve üslubu mükemmeldi.Dili akıcı ve anlaşılır olduğundan dolayı kolayca okunabilen bir eserdir.Bu kısa ve akıcı öykümüzün iki kahramanı var: Santiago ve Manolin’dir.Konu olarak Kübalı bir balıkçının kendini kanıtlamak İçin denizde yaşanan maceralar anlatılmaktadır.Balıkçı denize açıldıktan sonra denizde karşılaştığı kılıç balığı ile olan mücadele de anlatılmaktadır.Balıkçının 1 günlük balık tutma macerası anlatılmaktadır.Balıkçının azmi,kararlılığı,mücadeleci özelliklerini göz önüne sermektedir.Kitabı bitirdikten sonra balıkçının azmine hayran kaldım ve filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.Kitap ince olmasına rağmen az kelime ile çok şey anlatmaya çalışmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
148 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Başarısızlık her zaman vardır ve hayatın vazgeçilmez kuralıdır. Ama tutku ve azim insanları hayatı bağlar bu 7 yaşında da öyledir 77 yaşında da öyledir.
148 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Yaşlı Adam ve Deniz, Ernest Hemingway' in okuduğum ilk kitabı. Kitap, "Gulf Stream' de kayığıyla tek başına avlanan yaşlı bir adamdı ve balık tutamadan tam 84 gün geçirmişti." cümlesiyle başlıyor.

Yaşlı balıkçı Santiago, çevresindeki insanların bile onun balık tutacağına dair ümidini kaybettiği durumda, 85. günde bugün şanslı günüm diyerek denize açılıyor. Kendine belirlediği hedef ise en büyük kılıç balığını yakalayıp insanlara neler yapabildiğini göstermek. Hikayenin devamında yaşlı adamın kılıç balığını avlarken ve onu kıyıya getirirken verdiği mücadeleyi okuyoruz.

İlk başta basit bir balıkçı hikayesi gibi duran bu hikaye aslında, hayatta kendimize koyduğumuz hedefin ve bu hedefe giderken verdiğimiz mücadelenin hikayesi. Bu yolda kazanmayı umduklarımızın, kazandıklarımızın ve kaybettiklerimizin hikayesi.

Belirlediğimiz büyük hedefler uğrunda isteğimizden, azmimizden ve kendimizden o kadar çok veririz ki, bu süreçte fikirlerimiz değişebilir ve bu yolda hedefimiz artık anlamını yitirebilir ya da biz onun tadını çıkaramayacak kadar yorgun düşebiliriz. Yaşlı balıkçı gibi "Keşke şimdi rüya görüyor olsam da balığı hiç yakalamamış olsaydım." diyebiliriz.

Benim kitaptan çıkardığım sonuç şu oldu: Bazı durumlarda bizim için en iyisi olduğuna kanaat getirdiğimiz hedefler, aslında bizim için düşündüğümüz kadar iyi olmayabilir. Fakat yine de bu yolda yaşadığımız zorluklar ve çıkardığımız dersler karakterimize ve bakış açımıza katkı sağlar.
136 syf.
Yaşlı Adam ve Deniz'i detaylı olarak yorumladığım videom:
https://youtu.be/uypl6476f_w

Yaşlı Adam ve Deniz'i okudum ama bu baskısından çok az bir kısımını okudum. Büyük kısmını e kitap olarak kindle'dan, Bahar Yayınlarının İhtiyar Balıkçı olarak çevirdiği baskıdan okudum. Bu baskısıyla ilgili problemler varmış, araştırabilirsiniz ama benim ekitap olarak okumanın sebebi, çoğunlukla geceleri okumam. Kindle büyük konfor sağlıyor bu konuda.
Benim okuduğum kitabın çevirisini Murat Sezer yapmış, bir sorun yoktu, sahaf alışverişi yapıyorsanız tercih edebilirsiniz.

Son derece yalın ve akıcı bir dille anlatılıyor hikâye.
Konusu ne derseniz, baştan sona tutku.
İşini tutkuyla yapan insanlara her zaman hayranlık duymuşumdur zaten, bu kitap bir kez daha gösteriyor ki, sen işini tutkuyla yap, gerisini düşünme. :) çünkü zaten inançla, tutkuyla, gayretle yapınca bir işi, başarı kaçınılmaz olarak sana geliyor. Böylelikle her zorluğa göğüs gerecek gücü buluyorsun kendinde.
148 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Ernest Hemingway 'in okuduğum ilk kitabı. Okunması keyifli , betimleme ve aktarım gücü hayli yüksek bir başyapıt. Görünürde anlatılanlar, Santiago isimli bir balıkçının 84 gün balıksız geçen avından sonra 85.günde kocaman bir balık yakalamasını anlatır... Ama ne balık bildiğimiz balıktır ne de okyanus görünen okyanustur... Bu bağlamda Küçük Prens ve Simyacı 'ya benzeyen bu eser alegorik türde yazılmıştır. Her ne kadar Hemingway buna itiraz etse de.. Okyanus hayattır, kılıçbalığı yakalamak hayallerimiz, yolda karşılaştığımız köpekbalıkları ise aşılması gereken engellerdir...
Yer yer denizcilik terimleri kullanılmıştır. Betimlemeler hayli güçlü ve oldukça fazla olsa da üslup açısından tanrısal bakış açısı ve bilinç akışı benimsendiğinden anlatımda akıcılık kolaylıkla sağlanmıştır .
Ernest Hemingway okumaya devam edeceğimi söylemek isterim. Kaleminin gücünden zaten bahsetmeye gerek yok . Siz de okumadıysanız daha fazla şey kaçırmadan okumaya başlayın derim :)
Fırtına çıkacaksa, gökyüzünde belirtilerini daima günler önceden görürsünüz, eğer denizdeyseniz. Karada göremezler çünkü neye bakacaklarını bilmezler.
Neden o balıkçınlar gibi kuşları öylesi narin ve hoş yapmışlar, okyanus o kadar acımasız olabiliyorken?
Ernest Hemingway
Sayfa 34 - Bilgi Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İhtiyar Balıkçı
Baskı tarihi:
1956
Sayfa sayısı:
87
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
İhtiyar bir balıkçının tek başına okyanusta geçen iki gününün hikayesini yazmak ancak deha sayesinde başarıya ulaştırılabilecek çetin bir iştir. İşte Hemingway bu çetin işin yalnız üstesinden gelmekle kalmamıştır, bunu yaparken bize bir şaheser de kazandırmıştır.

Kitabı okuyanlar 17,2bin okur

  • Büşra Nur Cesur
  • Burcu
  • Eda.
  • Şahin Akkuş
  • Raşit ÖZCAN
  • ASLI KONT DUMAN
  • Kamil Kaymakci
  • Elvan
  • Oğuzhan Henden
  • Seda Bera

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (3)
9
%0 (1)
8
%0 (2)
7
%0.1 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları