İki Şehrin Hikâyesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
90955
Gösterim
Adı:
İki Şehrin Hikâyesi
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Müjde Yayıncılık
464 syf.
·12 günde·9/10
Öncelikle incelemeye geçmeden önce
bir şeyler söylemek istiyorum.

Kitabı Tuğba Karaca ile ortak düzenlediğimiz "Charles Dickens okuma etkinliği" dahilinde okudum. Biz etkinliği düzenleme kararı alırken güzel olacağına en başından inanmıştık,ancak katılımın bu kadar fazla olacağını ben tahmin etmiyordum açıkçası.Yaklaşık yüz-yüz beş okurun katılımı ile gerçekleşen güzel bir etkinlik oldu. Katılım sayısının bu denli fazla olması da etkinliği daha güzel kılan bir detay oldu bence. Ricalarımızı kırmayan, davetimize icabet eden ve bu etkinliği daha güzel kılan herkese çok teşekkür ediyorum ben.

Evet, teşekkür faslı bitti.Sıktıysam özür dilerim. Uzun bir inceleme olacak. Kitabı her yönüyle, sizin okuma hevesinizi kıracak cümleler(Spoiler) kullanmamaya özen göstererek incelemeye çalışacağım. Başlayalım.

İncelememe "Her şeyin kitabı" başlığını attım;çünkü kitabımız aşk, heyecan, dram, sefalet, açlık, gizem, korku ve savaş sahneleri ile dolu.

Fransız İhtilali ve öncesini konu alan kitapta kurgu sadece savaşa neden olan soylular sınıfı üzerine değil, toplumun her kesiminden insanlar üzerine yapılıyor. Savaşa yine her zamanki gibi zenginler neden oluyor.

Kitapta açlıktan ot ve çimen yiyen sefilleri, dini değerlerden nefret ettiği gibi başkalarının da dini yaşamasına engel olmaya çalışan abileri, kendisi ve ailesine dua etmesinden dolayı kocasından dayak diyen ablaları, dedikodu meraklılarını, kana susamış savaşçıları ve kafa koparan tonton teyzeleri göreceğiz.

Bozulmuş adalet yapısı; haksızlığa uğramış, nedenini bile bilmeden yıllarca hapis yatmış insanlar ve haksız yargılar ile idam edilen veya idamın eşiğine sürüklenen masumlar...
Dickens, kitapta dönemin bu ve bunun gibi tüm olumsuzluklarına değiniyor.

Gördüğümüz gibi kitabın içerik bakımından maşallahı var. Her şeyi içeriyor. Tabiki bu yazdıklarım sadece birkaç küçük örnek. Bunların çok daha fazlası var kitapta.

Dickens, kitabı 1859 yılında gazetelerde tefrika etmek amacı ile yazmış ve birçok tarihsel iz taşıyan kitabımız 200 milyonun üzerinde satışı yapılarak "Tüm zamanların en fazla satılan, en meşhur kitabı" ünvanını kazanmış.

Kitabımızın ismini belirleyen "iki şehir" de Paris ve Londra şehirleri bu arada. Fransız bir aristokrat ve İngiliz bir avukatın yolları bir aşk dolayısı ile kesişiyor ve ana ve yan karakterlerimiz bu şehirler arasında geçiş yapmış kişilerden oluşuyor. Kimisi Londra'dan Paris'e, kimisi de Paris'ten Londra'ya geçiyor...

"Zamanların en iyisiydi, hem de en kötüsü. Akıl çağıydı, hem de budalalık çağı. İnanç çağıydı, hem de inkar çağı. Bir taraftan aydınlık, diğer taraftan karanlık bir çağ yaşanıyordu. Umudun baharıydı, yeisin kışı. Her şeyimiz vardı ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz cennete gidiyorduk, hem de cehenneme" gibi tezatlar içeren cümlelerden oluşturulmuş bir paragraf ile başlıyor kitabımız.

Aslında bu tezatlar savaşa neden olan kesimin hangi kesim olduğunu az çok belli ediyor. Zenginlerin halkı sefalete sürüklemesi Fransız Devrimi'nin patlak vermesine neden oluyor. Halk artık açlığa, sefalete ve ezilmeye daha fazla tahammül edemeyip önüne geleni asıp kesiyor.

Halk, kendi göbeğini kendisi kesiyor kısacası. İhtilal sonuçları irdelendiğinde dünya çapında birçok farklılığın ortaya çıktığı görülüyor. Yeni Çağ'ı kapatıp, Yakın Çağ'ı başlatan bu ihtilal köleliği ve sınıflı toplum yapısını yok ediyor. Tüm insanların hukuksal eşitliğini sağlıyor. Milliyetçilik akımının ortaya çıkmasına neden olan devrim ayrıca insan haklarına verilen değerin artmasına ve bazı gelişmelerin yaşanmasına neden oluyor.

Çok kan akıyor, ancak ihtilal Fransa'da ve tüm dünyada birçok gelişmeyi ve değişmeyi beraberinde getiriyor.

Kitabın içeriğinden devam edelim...
Bunca açlık, sefalet ve savaş sahnelerinin yanında, insanın içini ısıtan aşk sahneleri kitabı daha da güzel kılıyor.

Bütün aşk mevzuları aslında bir kişinin etrafında gelişiyor. Doktor Manette'nin güzel kızı Lucie... Neredeyse ülkenin tüm avukatları bu kıza aşık :)

"Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır" sözü bu kız için söylenmiş sanki. Lucie, kocasına gönül rahatlığı ile"Beni ne doktorlar, ne avukatlar istedi de ben sana vardım."diyebilir yani.

Savaşın işlendiği sayfalara gelecek olursak...
Savaş sahneleri o kadar gerçekçi ki ihtilalin ateşi ile yanan insanları çok iyi hissediyoruz.İntikam arayışı içinde olan, kan isteyen insanlar bize savaşı yaşatıyor. Kırmalı, dökmeli, kesmeli, parçalamalı; kan dolu sahneler... Kadınlı, erkekli;gözlerini kan bürümüş insanlar sefaletlerine dur demek için adeta kan emici yaratıklara dönüşüyorlar. Ne açlık, ne de susuzluk durdurabiliyor onları... Bir ara kitaptan yüzüme kan fışkırdı.

Halk, sefaletlerine neden olan kişilerin vücutlarını "milli ustura" diye adlandırdıkları giyotin ile parçalıyor ve kellelerini mızrakların ucuna asıyor.Cumhuriyet destekçisi olmayanlar mahkemelerde hızlı bir şekilde, yeterli kanıta bile sahip olunmadan idama mahkum ediliyor ve parçalara ayrılıyor. Kısacası savaşlar ve ölümler çok gerçekçiydi.

Kişilere gelelim...
Kitapta iyiler çok iyi, kötüler de çok kötüydü. Herkes uçlarda yaşıyordu adeta. Benim en çok etkilendiğim karakter Sydney Carton oldu. Bu adam gerçek bir aşık, gerçek bir vefalı dost ve gerçek bir karizmaydı. Unutamayacağım roman karakterlerinden biri oldu. Bu adamı seveceğinize eminim. Carton kitaba muhteşem bir son hazırlıyor gerçekten. Kitabın son sayfaları çok etkileyiciydi.

Etkinlik başladığı günden itibaren kitapla ilgili bazı gözlemlerim oldu. Kitabı okumaya başlayan birçok kişinin yarım bıraktığını ve incelemesini yapan bazı kişilerin bu kitabı bitirmenin çok zor olduğunu yazdıklarına şahit oldum.
Kitabın ilk sayfalarının biraz sıkıcı olduğu ve kitabın tamamı değerlendirildiğinde de yer yer sıkıcılaştığı doğrudur. Bence kitabın bazı bölümlerde sıkıcılaşmasının nedeni içeriğinin çok geniş olması. Yazar sizi aniden farklı farklı olaylara götürebiliyor. Bu da okuyucularda odaklanma sorunu yaratıyor olabilir, ki ben de yer yer odaklanma sorunu yaşadım.

Kitabın, "Dünyanın en meşhur kitabı, en çok satılan kitabı" ünvanını ne kadar hak ettiği tartışılır."Acaba neden bu kadar fazla satılmış?" diye ben de sorguladım açıkçası.

Ben kitabın büyük bir edebi deha ile yazılmış, çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bence yarım bırakanlar ayıp etmişler. Bu kitap yarım bırakılacak kitap değil. Konu, kişiler, tarihi olayların yansıtılması... Tüm bu detaylar çok iyi düşünülmüş ve yazılmış.

Her kitapta olduğu gibi ara sıra sıkıcı bölümler vardı ama olacak o kadar. Dediğim gibi, kitap çok iyi. En iyi olmadığı için 1 puan kırıyorum ve 9 puan veriyorum bu kitaba.

Klasikleri okumayı seven herkesin okuması gereken;benim severek okuduğum ve bitirdiğimde "İyi ki okumuşum." diye düşündüğüm bir kitap oldu. Öneriyorum bu kitabı.

İncelememi okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. :)
464 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız...

Bana kitabı hediye eden çok değerli arkadaşım, kardeşim olan Melek yeter 'e sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Şöyle bir not da yazmış: " Sozdar Bey'e hediyemdir
Melek Yeter"

Kitabı Melek ile beraber birçok insan övmüştü bana. Yani anlamadım çok övdükleri kadar bulamadım kitabı. Akıcı desen akıcıydı acaba kurgusunda mı hata vardı... Onu bir türlü çözemedim. Berbat bir kitaptı diyemem. Kesinlikle değildi. Bilâkis güzel bir kitaptı. Fakat övdükleri kadar benim zihnimde karşılığı yoktu.

Kayda değer bütün incelemeleri okudum. Yani biraz uzun olanları. Daha çok spoilerle anlattıkları için -hatta uzun olanların hepsi aşırı spoiler içeriyor incelemelerin- ben de az spoiler vererek anlatmak istiyorum. Kitabın kimi incelemeleri Sosyolojik kimi incelemeleri de Tarih bilimi bazında kaleme alınmıştır. Onlara diyeceğim yoktur. Hakikaten çok güzel incelemeydiler. Onların mecburen spoiler vermeleri gerekiyor. Çünkü bu işi masaya yatırarak adeta 'kılı kırk yararak' yapmaları gerekiyor. Açıkçası okurken büyük keyif aldım.

'İki Şehrin Hikayesi' adlı kitap ilk sayfalarında ikili zıtlıklarla (diyalektik) başlıyor. Âdeta kulak aşinası olsun diye iki şehri de bu düşüncenin tabanına alarak konuya giriş yapıyor. En İyi-En Kötü, Akıllı-Aptal, Karanlık-Aydınlık... "Bunlar tamam da Londra-Paris... Bunların zıtlıkla ne alakası var." Demeyin. Tarih boyunca sizin de malumunuz üzere İngiltere ve Fransa arasında birçok savaş yaşanmıştır. Bunlar günümüzde yok ama Fransız ihtilâli ve öncesinde hâlâ kinli zihinler adeta bu işin piyasası olup düşmanlıklarını devam ettirmişlerdi.

Tarih 1775... Fransa'da ihtilal temelleri atılıyordu. 1789'da bu temeller üzerine Milliyetçilik inşaa edilecekti. Diğer adıyla Ulusalcılık... Bunlar etrafında dönen ve insanların bedenlerinin sürekli ahirete irtihal ettiği bir dönem... Suçsuz insanların hapis yattığı bir dönem... Onlardan biri de Doktor Manette... Kızı Lucie ile yeni bir yaşam kurmanın peşindedir. Tabi bunu dönemin buhranlarından sıyrılarak yapmaya çalışacaklar. Charles Darney de... O da Lucie'yi seviyor. Zamanla evleniyorlar. Bunların etrafında birkaç karakter daha var. Fakat bu karakterlerden benim ilgimi çeken Defarge çifti oldu. Bana Sefillerdeki Otelci Tenardier çiftini hatırlattı. Okuyunca-veya okuyanlar- ne demek istediğimi anlayacaksınız. Âdeta başlarına bela oluyorlar. Kitaptan spoiler verme taraftarı değilim. Bu yemek yapmaya benzer; hangi baharatı fazla atarsan o baharat yemeğin tadını kaçırır. Bu benim ilkemdir.

Kitap üzerine yazılan incelemelerden bahsetmiştik. Tekrar dönecek olursak birkaç şey daha eklemek istiyorum. Daha doğrusu sade bir eleştiri değil. Aynı zamanda kitabı da ele alıp değerlendireceğiz. "Bir ülkenin yöneticileri halkına benzer diye bir söz hatırlıyorum. Kime ait olduğu aklıma gelmedi. Hakikaten çok doğru bir söz. Ya arkadaşlar bunların aristokratları ve yönetici sınıfına mensup olan insanları kadar halkı da zalimlik yapmıştır. Nasıl ki halk kalkıp ulusalcılığı savunarak ihtilal yapıp hatta bu işi çığırından çıkardıysa yansıma olarak demek ki bu yöneticiler ve aristokrat sınıfındakiler de aynı şekilde halka zulmetmişlerdir. Kısacası al birini vur ötekine. Milletin başı giyotinde giderken Fransa Millet'i dans edip zafer sarhoşluğu yaşıyordu. Kadınlar elinde iğne iplik bir şeyler örüyordu. Hayırdır ya film mi oynatıyorlar. (Çok heyecanlandım bırakın beni dalacağım) Bunlar bize medeniyeti öğretemezler! Bunların sarayında tuvaletleri dahi yoktu. O yüzden parfüm sektörleri gelişkindir. Bunlar yani bunlar dediğim Fransız ihtilâli... Milliyetçilik... Ulusalcılık... artık ne derseniz... onlara yaradı. Fakat dünyaya yansıyan haline ne demeli. İngiltere çabuk hissedip önlemini aldı. Dershaneye gittiğim zamanlardaki tarih hocamın deyimiyle: "İngiltere kendi sömürülerine 'otur oturduğun yerde' demiştir." Osmanlı parçalanmış ve diğer milletler de kendi bağımsızlığını kazanma peşime düşmüştür. Hâlâ da acısını çekiyoruz. Fransa İhtilali'ni çok iyi işlemiştir. Fakat her nedense bunlar bana çok basit geliyor. Acaba günümüzde yaşananlardan dolayı mı. Ki zaten esamisi okunan ülkeler sonrada kardeş olup 1. Dünya Savaşı ve öncesinde Osmanlı'yı perişan eden ülkelerdi. Belki de bu yüzden umurumda olmadı. Kitabın bir faydası daha var. Hani bize öğretilen tarih derslerinde sadece teknik bilgiydi. Burada neler yaşanmış bir göz atın derim. Bu yönüyle çok faydalı buldum. Adolf Hitler'in yaptığı da Ulusalcılık idi. İtalya da çıkan faşizmin de temeli buraya dayanıyor. Kalkıp Fransa'daki ihtilale sırf bu yüzden alkış tutamam. Bir tarihi veri olarak nazar-ı itibare alırım. Yani bize zararı olmuş faydası olmamıştır. Osmanlı döneminde imtiyaz denince İlk Fransa akla gelir. Ama bu ülke kalkıp çok sonraları başımıza bela oldu. Besledik kargayı oydu gözümüzü. Zaten ben de bir türlü anlam veremedim hâlâ da veremiyorum. Osmanlı en güçlü döneminde bile Fransa'ya ayrıcalıklar tanımıştır.


Kitap amaca bağlı bir şekilde iyi veya çok iyi olabilir. Bunu yukarıda da zikretmiştik.
Tekrarlamanın bir manası yoktur. Benim fikrimce okunması gereken bir kitaptır. Birçok ilimle alakalı bir romandır. Dönemi anlamak adına çok önemli bir yapıttır. Okuyunuz.
464 syf.
İki Şehrin Hikayesi, dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı (200 milyonun üzerinde) Lisedeyken okumuş olmama, sonunu bilmeme rağmen tekrar heyecanla okudum. Kitap 1700 lü yılları, Fransız İhtilali' ' ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Bu öfke onları aslında asilzadelerden daha acımasız yapmış ve suçlu, suçsuz pek de ayırt etmeksizin yüzlerce insanı giyotinle idam ettirmiştir.

Haksız yere hapsedilmiş ve 18 yıl hapishanede kalmış, bundan dolayı da çıldırmış Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi asilzadelerinden olan Charles Darnay, Dr. Manette' nin eski uşağı Defarge ve karısı, Dr. Manette' nin sadık dostu banka müdürü Lorry ' in Paris ve Londra arasında yaşanan hikayesi. Ama benim için bu kitabın en önemli karakteri Lucie ' ye platonik şekilde aşık olan Avukat Sydney Carton ' dur. Gerçekten kitabın seyrini değiştiren ve muhteşem bir finale sebep olan Carton, bu romanın olmazsa olmazı bana göre. Bunca vahşete ve zulme tanık olmuş insanların ruhsal değişimlerini ele almış yazar. Aynı zamanda kitaptaki tarihi bilgilerden de faydalanabilirsiniz. Ama kitapta İngiltere ve İngilizler bir tık üstün tutulmuş gibi. Bu da sanırım yazarın İngiliz ve biraz da milliyetçi olmasından kaynaklı. Kısacası dünyada en çok satan kitap ünvanını sonuna kadar hakkeden bir roman ve tavsiye ederim.
464 syf.
·9/10
“Hayatımızı boşa harcadığımızda hiçbir değeri olmaz,oysa bu çabaya değer hayat.Öyle olmasaydı bunu bir kenara atmak bu kadar zor olmazdı...”
Dünyanın en çok okunan kitapları arasında yer alan İki Şehrin Hikayesi yazarının dediği gibi “yazdığım en iyi hikaye” gerçekten de en değerli eserlerinden birisidir.Kitap konu itibariyle 18.yüzyılın sonlarında ortaya çıkan Fransız İhtilalinin dönemi öncesi ve sonrasındaki ilk yıllar anlatılmaktadır.Fransız İhtilali hakkında bilgisi olmayan okurlarda hissederek o dönemdeki bir tarafta açlık sefalet yoksulluk diğer tarafta bolluk zenginliğin hüküm sürdüğü döneme şahit olacaklar.Ayrıca kitabı okurken o döneme ait çarpıcı detayları görme şansınız olacaktır.Konu olarak suçsuz yere hapis yatan Doktor Mannette’nin hiç görmediği kızını bir bankacı aracılığıyla bulup Londra’ya getirmesiyle başlamaktadır.Akıl sağlığını kaybetmiştir,kızını bulmanın mutluluğunu tam yaşamadan Londra’dan Paris’e tekrardan sürüklenmelerine yer verilmiştir.Yaşanan olaylar ,isyanlar,soylu sınıfın gitgide düşüşü ve fakir halkın intikamını okuyacaksınız.Karakterler arasında en beğendiğim Dr.Mannette ve Sydney Carton en nefret ettiğim ise Madam Defarge oldu.Üslup olarak tek kelimeyle muazzamdı.Geç kalınmadan okunması gereken bir klasik eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
464 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Fransız Devrimi, Aydınlanma düşüncesi, kuldan yurttaşa geçiş, ulus devlet ve seküler bir yaşam kültürünün oluşması açısından insanlık tarihinin önemli bir aşamasıdır. Fransız devrimi her ne kadar özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganı ile anılsa da, esas simgesinin kan olduğu söylenir. Devrimin kan dökülerek yapılabilir olduğu ve devrimin kendi evlatlarını da yediği birer klişe olarak kabul edilse de, “İki Şehrin Hikayesi” bu klişe perdesini yıkıp, bizi Fransız Devrimindeki bu gerçekle yüzleştiriyor. O kadar insan ölüyor ki, neredeyse kitabın sayfalarından kan damlıyor. Ama bu yanıyla kitap bizlere devrim kavramını da sorgulatıyor.

1859 yılında tefrika edilmeye başlanan roman, yazıldığı yıldan yaklaşık 75 yıl öncesini anlatıyor. Kitabı okumadan önce, 18. Yüzyılda Londra ve Paris şehirlerinin toplumsal ve siyasi karşılaştırması konusunda geniş bir gözlemle karşılaşacağımı düşünürken, toplumsal detaylar, dar bir çevrenin hikayesinin arkasında fazla silik bir gölgeye dönüşmüş.

İki şehir arasında geçiş yapan ve aslen Fransız iken İngiltere’de yaşayan karakterlerin (Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi Charles Darnay) etrafında dönen roman, aslen İngiliz olan ama ana karakterlerin etrafında devrim sonrası Fransa’ya geçmek zorunda kalan yan karakterlerle (banka görevlisi Mr. Lorry, Avukat Sydney Carton, banka koruma görevlisi Mr. Chuncher, evin dadısı Mrs. Pross) besleniyor.

“İki Şehrin Hikâyesi”nin, olayın örgüsünün, karakterlerin derinliğinden daha güçlü olduğu bir roman türü olduğunu söyleyebiliriz. Gizemli bir Paris seyahati ve orada bir şaraphane ziyareti ile başlayan ve gizemli bir ismin Londra’ya götürülmesi ile hızlanan roman, bir anda bizi Londra’da bir mahkeme salonuna taşıyor.

Mahkemedeki dava ve karakterler, romanın kilit noktasını oluşturuyor. Roman bize, mahkeme sonrası bir aşk hikâyesi ile rutinine geçiş yaptığımızı düşündürüyor. Londra’daki bu mutluluk tablosu esnasında, romanda ara ara, Fransa’ya geçiş yapıp, kırsalda bir aristokratın gizemli ölümü ile Paris sokaklarındaki ajan ve devrimcilerin gizemli koşuşturmasına tanıklık ediyoruz. Romanın en çarpıcı sahneleri ise, Paris’te yaşanan devrim ve sonrasında aristokratlara yönelik büyük nefret ve şiddetle ortaya çıkıyor. Charles Dickens’in roman boyunca parça parça kesip, biriktirdiği kumaş parçaları yavaş yavaş birleşip, göz çarpıcı bir kostüme dönüşüyor.

Her ne kadar gölgede kaldığını düşünsem de, Paris ve Londra’nın toplumsal dokularının benzerliği veya farklılıklarına dair gözlemler göze çarpıyor. 18. Yüzyılda şiddetin, ya da toplumların linç veya kan görme histerisinin nasıl doruk yaptığını kolaylıkla fark ediyoruz. Londra’daki davada da, devrim sonrası Paris’teki davalarda da, toplumun davalara nasıl müdahil olduğu ama bu müdahilliğin aslında bir kitlesel lince dönüştüğünü görmek mümkün. Bunda ortaçağın karanlık döneminin etkisi olduğu kadar, burjuva devrimi öncesi toplumlarda yaşanan ekonomik dönüşüm ve beraberinde getirdiği krizin de etkili olduğunu düşünebiliriz. Ama roman bize bu konuda ipucu vermiyor.

Ancak bu benzerliğe karşın, monarşiden burjuva demokrasilerine geçiş dönemlerinde, Fransa bu dönüşümü kanlı bir devrimle yaparken, İngiltere’nin bu süreci daha yumuşak bir geçişle ve keskin hatları olmayan dönüşümle yaşamasının cevabı da bu romanda yok. Bir İngiliz olan Charles Dickens’in, romanda sanki bunu İngilizlerin centilmenliğine bağladığını düşündürten nüanslar var. Örneğin son sahnelerden birisi olan, Mrs Pross ile Mrs. Defarge’nin kozlarını paylaştıkları sahnede, Dickens, tüm kitap boyunca sergilediği İngiliz ve Fransız toplumlarını bu iki karakter nezdinde hesaplaştırıyor. Ve galip gelen İngiliz oluyor. Bu sanki İngiliz sisteminin, Fransız sitemine üstünlüğüne dair bir simgesel çatışmaya denk gelen bir sahneye dönüşüyor.

Kitabın en önemli etkilerinden birisi, Fransız Devrimini sorgulamamıza neden olması. Akan kanın miktarı, basit anlamda bir iktidarı devralmanın çok ötesine geçiyor ve devrim sonrasının şiddeti, hemen hemen neredeyse devrim öncesini aratmıyor. Cumhuriyetin içeriğinden çok slogan olarak ön plana çıkması ise, belki de 20. Yüzyılda ulus devletlerin gireceği krizi, bize o günlerden işaret ediyor.

2016’da okuduğum bir klasiğin daha İngiliz Edebiyatına denk gelmesi rastlantı olsa da, 2017’de okuma listeme klasikleri ekleme hususunda beni bir kere daha teşvik eden bir eser oldu.
464 syf.
İngiliz yazar Charles Dickens’in çok beğenilen romanlardan biri olan İki Şehrin Hikâyesi tarihi bir yolculuk yaşatıyor okuyucuya.
Romanda kapitalizmle beraber ivmesini son derece arttıran zengin ve yoksul arasındaki kutuplaşmadan gerçekçi bir üslupla bahsediliyor. Tarih boyunca hep zenginlerin yanında olan kanunlar ve imtiyazlar, Fransız Devrimi ile beraber şekil değiştiriyor. Ezilmiş olan kısmın bir süre öç almasını izliyoruz kitapta. Fakat fakirler de, tıpkı zenginler gibi fırsatı bulunca ölçüyü nasıl da kaçıracaklarını ispat ediyorlar.

Bu, kirli hikâyeye tertemiz bir sevda sığdırmış yazar.

Şimdilerde sevdadan anladığımız sadece karşı tarafı sömürmek, tüketmek ve bitirmek. Kapitalizmle şekillenen dünyada elbette bizler de birer kapitalist olmuşuz. Abarttığımı düşünenler ya da kendilerine haksızlık ettiğimi iddia edenler varsa: merkantilizm, fizyokratlar, kapitalizm, (komünizm, sosyalizm), kurumsalcılık, modern dünya sistemi ve daha da ötesine gidip başta İngiliz iktisat okulu ve tarihçi Alman iktisat okulunu da okuyabilirler (daha çok var ama bu kadarı bilgi sahibi olmaya yetecektir). Komünizm ile sosyalizmi parantez içine aldım çünkü özellikle sol görüşlüler bunların diğerlerinden çok farklı olduğunu iddia edebilirler. Bende onlara önce SSCB devrimini, sonra Çin ve Kuzey Kore iktisadi sistemlerini incelemelerini tavsiye ederim.
464 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Arkadaşlar bu kitabı okuyun, okuyun, ben de bir kez daha okuyacağım.
1789 Fransız İhtilali, halkın yıllarca boyun eğdiği kralın kafasını alıp sokaklarda dolaşması, soylu sınıfının düşüşü, giyotinin masum canları bile acımasızca götürüşü, 1.Cumhuriyet'in ilanı, halkın kana susamışlığı ve intikam...
İntikam çok daha ağır basıyor. Zamanında soylu sınıfının geniş kısmının zerre değer vermediği aşağı tabaka dizginleri ele alıyor ve döktükleri her damla kanın fazlasını istiyor. Yıllarca açlıkla mücadele eden, köle durumuna düşüren sisteme karşı çıkan halk, cahilliği yüzünden sesi en çok çıkanı destekliyor, mahkemeler artık kim daha çok zenginse değil, kim daha çok bağırıyorsa onu haklı çıkarıyor. Halk cahil, o yüzden suçsuz insanlar da giyotine gönderiliyor, ama halkı cahil bırakan da onu açlığa terk eden de kralın soytarıları ve kral, kendi idamlarında kendi parmakları var.
Roman, masum olmasına rağmen, ailesinden kalan soylu ünvanı yüzünden idama mahkum edilen, ilkinde haklı bulunan ama intikam için tekrar mahkemeye çıkarılan Charles Darnay, ona tıpatıp benzeyen, hayatın sillesini yemiş, oldukça zeki, hak etmediğini düşündüğü duyguları yoksayan, bunun içindir ki duygusuz sanılan Sydey Carton üzerine kurulmuş. Bu iki gencin sevdiği masum bir genç kız da hikayeyi tamamlıyor.
Kitabın sonlarına doğru Sydney Carton'un tavrı, hüznü hala aklımda, onu unutamam.
Kitap olağanüstü, ilk elli sayfa konuya girmeye zorlanabilirsiniz ama devam etmeye değer. Charles Dickens beni derinden etkiledi, ne desem az gibi geliyor. O yüzden topu size bırakıyorum :)
464 syf.
Tarihe kanlı ihtilâl diye geçen Fransız İhtilalinin, Burjuva ve soylular arasında tırmanarak bir işkence yarışına dönüştüğü, son derece gerçek sahnelerin ve sentezlerin yer aldığı eser dönemin olaylarına ayna tutuyor... Köylerden şehirlere göç etmek zorunda kalan halkın, artan vergilerle artık monarşiye baş kaldırma kararı üzerine din adamları ve burjuva kesimiyle kraliyeti tamamen ortadan kaldırarak, özgürlükçü bir parlemento oluşturma çabaları...

Halkın, üzerlerinde kurulan ağır baskıya karşın , belki sürekli soylular tarafından aşagılanarak, biriktirdiği öfkenin korkunç patlaması ile bir infaz makinesine dönüşmesi...

Alexandre Manette, soylular yüzünden 18 yıl haksız yere hapishanede yatan ve sonra çıkarılıp bir meyhanenin tavan arasında gizlenen başarılı bir doktordur.Artık eski günlerinden eser yoktur zira akli melekelerini yitirmiştir. Sonra kızı Lucia onu Paris'ten alıp Londra'ya götürecektir...

Mösyö Manette ve kızının kavuştuğu satırlarda, durmadan "bırakın gözyaşlarınız aksın." derken adeta yıllardır kim olduğunu dahi bilmeyen bir adamın, hissedilmemiş acıya teveccühü vardır...

İkinci bölümde kendinizi bir anda müthiş bir gerginliğin yaşandığı bir mahkeme sahnesinde buluyorsunuz. Beraatle biten uzun ve nefes nefese bir yargılanma neticesinde, özgürlüğe kavuşan Mr. Darnay soylulardan olmasına rağmen ezilen halkın yanında durmuş, Miss Manette'in kalbini kazanmıştır. Lucia Manette ve Charles Darnay evlenirler. Darnay ihtilal sırasında gelen bir mektup üzerine Paris’e dönmek zorunda kalır ve sadece sevmediği soylular grubuna dahil olması yüzünden idama mahkûm edilir. Sydney Carton ise sırf bu küçük aile ihtilalden sonra huzur içinde yaşasın diye aralarında ki benzerlikten de faydalanarak Charles Darnay'ın yerine giyotinle idam edilir.

Roman Fransız ve İngiliz yaşamlarına, toplumsal ayrılıklarına epey kafa yormuş fakât olaylar, karakterleri yer yer parlayıp sönen birer kıvılcım gibi gölgede bırakmıştır.

Giyotin ; bu idam makinesi ilk kez Fransız ihtilalinde kullanılmış ve katliamlarla birlikte anılmıştır.

Bir fıçıya düşmüşçesine her tabakadan insanın durmadan içki alemlerine katıldığını gözlemliyor, gelişen histerinin bu toplumsal sarhoşlukla ilgisinin olabileceğini düşünmeye başlıyorum :)

Mr.Darnay içinde bulunduğu düzenin aykırı çocuğu, fazla düşünceli, dürüst ve hakikat düşkünü...

Sydney Carton, bana kalırsa bütün bu kendine acıyan, huysuz ve bedbaht hallerine rağmen kitabın baş kahramanıdır. Çünkü hikâye onun ruhunda serpilen bir acıyla yükselir ve nihayet bulur. Carton avukattır, Lucia'ya âşıktır. Charles Darnay'a benzerliği ise kitabın sonunda bizleri şaşırtacak gelişmelerin, en can alıcı nedenidir. İçinde büyüyen karşı konulmaz, bahar buğusunu, kahreden gerçeklerin bir kasırga gibi yağmalayıp savurduğu, tükenmişliğin son sapağında, ezgin bir adamdır...

Sıcak Çikolata içerken bile 4 kişinin seremonisiyle yüceltilen lordların,
"yeryüzü ve içinde ki herşey benimdir. " mantalitesiyle süregelen şahşahalı yaşamları, yağmalarla servetleri gün geçtikçe artan mültezimlerin tenezzülüne muhtaçtır. Kraliyet ailesinin etrafında ki sosyal çevreyi anlatırken yazar çürümüşlüğün tablosunu ,muazzam bir dille çizmekte... Bu tabakanın hiç birşeyle değilse bile kibirle helâk olması çok da şaşırtıcı değil...

"Azgın soylular" alt tabakada ki insanları kafese kapatılmış birer küçük yaratıkmışcasına hırpalıyor, ruhlarında ki vahşeti her fırsatta masum bir insanın çığlıklarıyla kırbaçlıyorlardı. Bu olayların geçtiği satırlar insanlığımızdan utandırıyor bizleri...

Ne var ki adaletten uzak bu hadsiz yaşam gün gelip yıkılmaya mahkumdur. Fransa, gün geçtikçe, esaretin ve baskının zincirlerini kıran insanların yıkıntıların üzerine tırmanan bir takâtle, korkunç bir vahşetler ülkesi olmuştur. Suçsuz insanların katledildiği utanç tabloları, heryerdedir.

Sonunda ihtilâl gerçekleşir ama uzun yıllar kan durmayacak, ülke yalpalayan bir gemi gibi kasırgalarda ayakta kalmaya çalışacaktır.

Günlerdir sahura kadar elimden bırakamadığım bu eser benim için bambaşka bir lezzetti. Klasiklere bu ünvanı veren de bu sanıyorum, hangi yaşta okunursa okunsun unutulmaz bir etki yaratmaları...

Keyifli okumalar... :)
464 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Edebiyat tarihinin en ünlü ve en iyi kitap açılışlarından biri olarak kabul edilen ve Fransız Devrimi etrafında şekillenen İki Şehrin Hikâyesi'nde, Dickens şu muhteşem cümlelerle birlikte hikayesine başlıyor:

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana –sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece "daha" sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.


Hikâye Fransa ve İngiltere'de geçiyor. Kitaba adını veren iki şehir ise doğal olarak Paris ve Londra şehirleri. Kitabın adı biraz yanıltıcı aslında. Odak noktası anlattığı dönem itibariyle tarih ve edebi anlamda daha çok malzeme içeren Fransa ve Paris. Kitabın odak noktasını ve değindiği konuları baz alırsak diğer şehre dair bir hikâye bulmak zor. Bir İngiliz olan Jerry karakterinin "yaptım, ama sor bir niye yaptım" tadındaki günah çıkarmasıyla birlikte İngiltere'deki üst sınıflara hafif bir dokundurma ve birkaç kısa bölüm haricinde o zamanların İngiltere'sine dair pek hikâye bulunmuyor. Londra, devrim ateşiyle alev alev yanan Paris'in yanında karakterlerimizin soluklandığı sakin bir durak vazifesi görüyor genellikle.


Bir banka çalışanının Paris'e doğru yola çıkışı ve bankaya "Yeniden Dirilen" mesajını yollamasıyla birlikte romanın ilk bölümleri biraz fantastik bir hikaye tadı veriyor. Dickens, Sanayi Devrimi sayesinde teknolojik ve bilimsel gelişmeler yaşayan İngiltere'de tüm bu gelişmelere rağmen hâlâ metafizik ögelerin gırla gitmesine ufak bir dokundurma yapıyor bu yolla. Tellson's bankasına değinmezsem olmaz bu arada. Müşterilerinden yararlanırken 'değerli müşterimiz' diyen, yararlanamadığı ve alacağı kaldığı anda canını bile almaya hazır günümüz bankalarından biraz farklı. Anca "romanlarda olur onlar" diyebileceğimiz türden bir banka. Zor duruma düşen ve her şeyini kaybeden eski müşterilerine bile savaş ya da herhangi bir zorluğu sallamadan yardım elini uzatan bir banka düşünün. İşte o Tellson's bankası. Fransa'da da bir şubesi bulunan Tellson's bankası yıllar önce ortadan kaybolan Fransız müşterisi Dr. Manette'nin, Bastille'de yıllarca tutuklu kaldığını ve serbest kaldığını öğrendiği anda, İngiltere'de yaşayan kızının yanına banka çalışanı Mr. Lorry'i de katarak, eski müşterisini İngiltere'ye getirmek için harekete geçiyor. Dickens, dizdiği domino taşlarına ilk vuruşu bu şekilde yapıyor.


Hikâyenin Fransa ayağına giriş yapıldığı bölüm ise kitabın meşhur başlangıcı kadar muhteşem bence. Dickens, Aristokrasi ve Monarşi altında inleyen, açlık ve sefalet içindeki halkın, devrilen ve çamura dökülen bir şarap fıçısına saldırışını öyle betimlemelerle anlatıyor ki, kitap bittikten sonra geri dönüp tekrar okudum o kısımları.


Kitapta olayların fitilinin ateşlendiği ve yükseldiği an ise Fransız Devrimi'nin en büyük simgelerinden ve yine devrimin ateşlenmesindeki en büyük kıvılcım olan Bastille baskını. Kitapta mahkûmlar için yapılan bir baskın olarak geçse bile aslında elinde silah olan ama barut bulunmayan ve içten içe kaynayan halkın Bastille'de bulunan barut fıçılarını ele geçirmek amacıyla düzenlenen ve yine bu hapishanenin Monarşi'nin güç ve gövde gösterisi simgesi olması nedeniyle iyice önem kazanan bir baskındır. Tarihsel olarak bakarsak Bastille baskını sırasında hapishanede bulunan mâhkumlar hakkında çeşitli rivayetler var. Kimi bomboştu diyor, kimi sadece 1 tane ayyaş vardı diyor, kimileri 'De Sade' de vardı diyor (bu külliyen yanlış), ama en çok duyacağınız ve rastlayacağınız bilgi bu baskının hapishanede bulunan 7 mahkûm için yapıldığı. Kitapta barut mevzusu hiç geçmiyor ve baskın sonrası 7 mahkûm omuzlarda taşınarak dışarı çıkarılıyor. 200 milyon gibi korkunç bir satış rakamına ulaşmış bir kitabın (ki bir kitabın birden fazla kişi tarafından okunduğunu da hesaba katarsak bu rakam iyice korkunç bir hâl alıyor) bu kadar yaygın bir kanıya sebep olması ve Bastille baskınının asıl sebebini arka plana itmesi hiç şaşırtıcı gelmiyor bana.


Fransız Devrimi'nin nedenlerini, gelişimini net ve temiz bir şekilde aktaran Dickens, daha sonra devrimi patlatıyor. Devrim başladıktan sonra kitabın sürükleyiciliği benim açımdan zirveye ulaştı. Fransız Devrimi'ne farklı bir açıdan bakılması, adalet olgusunun içinin nasıl boşaltılabileceğini, mahkemede suçsuz bulunan bir mahkûma sarılıp, ağlayan halkın ertesi gün önderleri tarafından yönlendirilmesi sonucu aynı mahkûmu ateşli bir şekilde ölüme mahkûm edebilmesini, halkın giyotin aşkını, gücü elinde bulunduran kesimin kim olursa olsun ne kadar zalimleşebileceğini, bir zamanlar zulüm gören kesimin aşama aşama nasıl bir zalime dönüşebileceğini nefis cümlelerle aktarıyor Dickens. Dönemin atmosferini ve çevreyi de uzun, detaylı tasvirlere girmeden net bir şekilde zihnime işleyebildi. Bu arada tüm bu alevlerin arkasında bir isme, lakaba ya da bir ünvana sahip tüm karakterlerini, tıpkı Madam Defarge ve diğer Fransız kadınlarının isimleri ve olayları örgülerine şifreli bir şekilde kaydetmesi gibi gizli gizli birbirine örüyor. Bununla ilgili ne yazsam keyif kaçıracağından hiçbir şey söylememek en iyisi.


Bu tarz romanları pek sevmeyenleri de dahil ederek, kendine okur sıfatını yakıştıran herkesin okumasına değecek bir kitap olduğu düşünüyorum.

İyi okumalar.
336 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Bu kitabı bitirir bitirmez kağıda, kaleme sarılıp bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim. Kesinlikle okunması gerekenlerden! Kitapta 1700'lü yılların Fransa ve Ingiltere'sini anlatıyor. Muhteşem bir hayal gücü bu. Krallar, soylular ve köleler...Yazar dönemin o fakirliğini, umutsuzluğunu ve soylulara olan kini o kadar güzel tasvir etmiş ki okumaktan da öte yaşıyorsunuz adeta. Ilk başlarda farklı farklı karakterlerin hikayeleri aracılığıyla anlatılmaya başlanıyor kitap, bu yüzden kitabın başlarını bir miktar sıkıcı bulabilirsiniz. Ama daha sonra raylar yerine oturunca ve tüm karakterler ortak bir noktada birleşince inanılmaz bir akıcılıkta ilerliyor. Aslında Fransız Ihtilali'nin tarih kitaplarında okuduğumuzdan bambaşka olduğunu, bunun tam anlamıyla bir vahşetin hikayesi olduğunu görüyorsunuz. Halkın senelerdir süregelen köleliğinin, değersizliğinin vermiş olduğu intikam duygusuyla örgütlenip, bütün o soyluların, kralların kellelerinin sokaklarda gezdirilmesinin ve dahası bundan büyük bir zevk aldıkları bir hikayeyi okuyorsunuz. Suçlu, suçsuz kim varsa zevkle öldürülüp bir de bununla gurur duyan daha fazla kelle yok mu diyen cığırından çıkmış Fransız halkı... Bir de kitabın sonundaki o fedakarlık boğazımda yutkunamadığım bir yumru oluşturdu.. beni etkileyen kitaplar arasına girdi bu yönüyle.
464 syf.
·Beğendi·10/10
Fransız İhtilalini hazırlayan toplumsal nedenleri mükemmel analiz ederek, o devrin röntgenini çeken Dickens, bu eserinde yapmış olduğu kurguyla mazlumun nasıl zalime dönüştüğünü, aşk ve sevginin zalimi nasıl bir yardımsever kişiliğe çevirdiğini müthiş bir dille biz okurlarına aktarıyor.
Kanlı Fransız devriminde, Fransız halkının yaşadığı sefalet ve yoksulluğunun tersine soyluların bolluk ve lüks bir hayatı yaşamasının anlatıldığı eserde, zamanın Londra ve Paris yaşamları detaylarıyla hafızalarımıza kazınılacak bir şekilde tasvir edilmiş. Gücün insanları nasıl zehirlediği, devrimin kahramanı olan zulüm gören jacques’lerin nasıl bir zalime dönüştüklerini, sevilmeyen bir karakterin sırf sevdiği kadının mutlu olması için yapmış olduğu kahramanlığın anlatan bir kitap.
Tarih’in buram buram koktuğu bu eserde, aşk, nefret, intikam, sadakat, gurur kısacası tüm duyguları bu romanda bulabilirsiniz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İki Şehrin Hikâyesi
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Müjde Yayıncılık

Kitabı okuyanlar 11.129 okur

  • Muhammed Adam

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları