İletişim Çalışmalarına Giriş (3. Edisyon)

·
Okunma
·
Beğeni
·
303
Gösterim
Adı:
İletişim Çalışmalarına Giriş
Alt başlık:
3. Edisyon
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058657663
Çeviri:
Süleyman İrvan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pharmakon Kitap​
"İletişim Çalışmalarına Giriş", ilk yayımlanışının üzerinden otuz yıl geçmesine karşın hâlâ dimdik ayakta duran bir giriş kitabı. Başarısını, ele aldığı konuları yalın bir dille ve iyi seçilmiş örneklerle serimlemesine borçlu. Özellikle de göstergebilim ve yapısalcılığın karmaşık görünen söz dağarını öğrencilere adım adım öğretmesiyle ünlü. Fiske, iletişim kuramıyla ilgili ortaya konmuş ne varsa süzgeçten geçirip bizler için şu önemli soruların ardına düşüyor: İletişim nedir? İletişim ürünlerini nasıl çözümlemeli? İletişim çalışmalarında hangi yaklaşım daha işlevseldir? İdeoloji medya aracılığıyla nasıl işliyor? Anlamlandırma çerçevelerimiz nasıl belirleniyor? Haber fotoğrafları ya da popüler televizyon programları gibi görünürde çok basit iletişim biçimlerinin gizli kültürel anlamlarını nasıl keşfedebiliriz?
(Tanıtım Bülteninden)
336 syf.
·Beğendi·8/10
İyi bir medya okuryazarı olmak için mükemmel bir kaynak. Sadece iletişim öğrencileri değil yalan ve manipülasyon teröründen korunmak isteyen herkes okumalı bu kitabı..
336 syf.
·23 günde·7/10
Kitle iletişimden gösterge-bilim ve mitolojiye birçok temel konuyu içene alan güzel bir çalışma. İletişim öğrencilerinin okuması gereken eserlerin başında geliyor. Kitap başlarda akıcı ve anlaşılır olmakla birlikte sonlara doğru biraz daha ağır ve zorlayıcı geldi bana. Sakin zamanda yoğunlaşarak okunursa faydalı olacaktır.
"Yüksek" ahlak, uykuya "yatma", ya da "aşağı" sınıflar hakkında konuştuğumuzda eğretilemesel olarak konuşuyoruz ve her defasında aynı eğretilemeyi kullanıyoruz: burada YUKARI ve AŞAĞI arasındaki uzamsal farklılık, çeşitli toplumsal deneyimler için aracı olacak biçimde kullanılmaktadır. Bu, bir dizi daha soyut, toplumsal deneyimi anlamlandırmak için kullanılan somut, fiziksel farklılıktır. Bu farklılık doğal olmasına karşın yansız değildir: biz insanlar bizi hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerden birisinin, "yukarıya doğru" evrimleşme sürecinin bir parçası olarak arka ayaklarımız üzerinde "yükselmemiz" olduğunu düşünürüz. Dolayısıyla YUKARI sözcüğü daima olumlu değerlerle yüklüdür. Örneğin, toplumsal sınıflar arasındaki farklılıklar soldan sağa doğru yatay biçimde düşünülebilirdi, ama gerçekte yukarıdan aşağıya doğru dikey biçimde düşünülmektedir. Ve yine sanatsal beğeniler "üst" ya da "alt" beğeni düzeyleri olarak adlandırılmaktadırlar ve daha "üst" beğeniler daha yüksek sınıflarla birlikte anılmaktadırlar (ve tabii ki tersi). Tıpkı daha "yüksek" kazançların daha "yüksek" toplumsal konumlarla birlikte gitmesi gibi. YUKARI aynca bilinç ve sağlıkla (uykudan "kalkarız", ama uykuya "yatarız" ya da hastalanıp "yatağa düşeriz") ve başat ahlak sistemiyle -"yüksek ahlak "ilişkilendirilir. Biz bunlara tanrıların "yukarıdaki" semada, şeytanların "aşağıda", yaşamın kendisinin "yukarıda" (İsa öldükten sonra göğe yükselir) ve ölümün "aşağıda" olması kavrayışını eklersek, gündelik bir eğretilemenin düşünme biçimimizi nasıl kökten etkilediğini anlamaya başlarız.

Tanrı, yaşam, sağlık, ahlak, toplumsal konum, kazanç ve sanatsal beğeni gibi çok çeşitli toplumsal soyutlamaları anlamlandırabilmek için bir tek YUKARI : AŞAĞI eğretilemesini kullandık. Eğretileme bu soyutlamaları bir araya getirirken ideolojik olarak işlemektedir (bakınız 9. Bölüm). Yüksek toplumsal konumu , yüksek kazancı ve yüksek ahlakı birbirine bağlayan doğal hiçbir şey yoktur. Ama bunları aynı eğretilemeyi kullanarak anlamlı hale getirmek, başat değerleri topluma yaymanın bir yoludur.

İkinci örnek parayı zamanın bir eğretilemesi olarak kullanmaktadır. Zamandan "tasarruf sağlama", zamanı "boşa harcama" ya da bir projeye zaman "yatırımı yapma" üzerinde konuştuğumuzda zamanı paraymış gibi düşünürüz. Zaman elbette paradan farklı bir şeydir -tasarruf edilemez, bir kişi diğerinden daha fazla zaman biriktiremez ve daha fazla zaman kazanmak için yatırım yapılamaz. Parayı zamanın bir eğretilemesi olarak kullanmak, "Protestan iş ahlakı" dediğimiz toplumsal değerlerin tipik bir örneğidir: eğretileme, (kazanılmış boş zaman da dahil) üretken biçimde kullanılmayan zamanın "yanlış harcandığını" ima eder -özellikle hiçbir şey yapmadan zamanın harcanması ya da zevklerimize köle olması gibi. Bu eğretileme düşüncelerimizi iş-merkezli kapitalist toplumun ideolojisine uygun hale getirmek için terbiye etmenin bir yoludur.
... Kadın yüzücüyü ölümüne yüzdüren antrenör bir erkekti; Elvis'in tablosundaki gözyaşlarını gören bir kadındı. Kapitalist toplumlar aynı zamanda ataerkil toplumlardır: erkekler hem ekonomik iktidardan hem de toplumsal cinsiyet iktidarından yararlanmaktadırlar. Miti okumak toplumsal değerleri okumaktır, ancak bu değerler toplumun tüm üyelerine eşit biçimde hizmet etmezler. Böylece mitolog, ataerkil kapitalist toplumlardaki iktidarın dağılımında anlamların oynadığı rolü ve iktidarın hem sınıf-temelli hem de cinsiyet-temelli doğasını araştırır.

Yapısalcılık bize tüm kültür ve iletişim sistemlerinin altında yatan derin yapıları araştırmamız gerektiğini öğretir. Aynı zamanda, kendi yaşamlarımızı düzenlemek ve anlamlandırmak için kullandığımız toplumsal ve kültürel sistemlerin rastlantısal ya da birbirlerinden bağımsız olmadıklarını, birbirlerine benzer olduklarını göstermemize olanak sağlar. (Ataerkil kapitalizmin toplumsal sistemi, The Searcbers filminin - yani westem türünün- ve Weekly World News gazetesinin yapısına benzemektedir.) Böylece iletişimi (yani anlamın toplumsal olarak üretimini ve dağıtımını) toplumun merkezine yerleştirir. Dil, mitler ve simgesel sistemler yapısalcının ilgi odağıdırlar, çünkü bunlar bir toplumun kendisini düzenleme yoluna ve üyelerinin kendileıiyle toplumsal deneyimlerini anlamlandırma yollarına ulaşmak için ender fırsatlar sunarlar.
...
Ancak, yirminci yüzyıl içinde kapitalizmin içsel bir devrimle yıkılmayacağı ve Rusya'daki devrimin Avrupa'ya ve batı dünyasına yayılmayacağı ortaya çıktı. Ancak kapitalizm, üyelerinin çoğunluğunu hala ikincil konumda tutmaya ve azınlık çıkarları doğrultusunda sömürmeye devam ediyordu . Bu durumu açıklayabilmek için, Althusser (1971) gibi Marksist düşünürler daha gelişkin bir ideoloji kuramı geliştirdiler. Bu kuram ideolojiyi toplumun ekono­mik temeliyle çok yakın bir neden-etki ilişkisinden özgürleştirdi ve onu, bir sınıfın diğerine kabul ettirdiği bir fikirler dizgesinden çok, tüm sınıfların katıldığı süregiden ve her yana yayılmış pratikler dizgesi olarak yeniden tanımladı. Tüm sınıfların bu pratiklere katılması, bu pratiklerin artık başat sınıfın çıkarlarına hizmet etmediği anlamına gelmemektedir, aksine bu hizmeti kesinlikle yerine getirirler: yeniden tanımlanan ideoloji, Marx'ın inandığından çok daha etkilidir, çünkü dışarıdan değil içeriden işlemektedir - tüm sınıfların düşünce ve yaşam biçimlerine derinden işlemiştir.

Bir örnek verirsek, yüksek topuklu ayakkabılar kadınlara dışarıdan
zorla kabul ettirilen yönetici cinsiyet (erkek) fikirleri değildir;
ancak kadınlar bunları giyerek ataerkil ideolojik pratiğe katılırlar.
Bu ayakkabılar, kadın vücudunun erkeklere çekici gelen kısımlarını -kalçalar, bacaklar, göğüsler- ortaya çıkarmaktadırlar.
Böylece kadın kendisini erkek bakışı için çekici bir nesne olarak
inşa etme eylemine katılmaktadır ve kendisini erkek iktidarına teslim etmektedir (onay vermektedir). Ayrıca bu ayakkabıları giyerek fiziksel etkinliğini ve gücünü de sınırlamaktadır - bunlar kadınları aksatmakta ve tehlikeli bir şekilde yürümelerine yol açmaktadır; böylece bunları giymek kadınların ataerki içindeki ikincil konumlarını pekiştirmektedir. Yüksek topuklu ayakkabılar giyen bir kadın erilliği daha güçlü ve daha etkin, dişilliği daha zayıf ve daha edilgin gören ataerkil toplumsal cinsiyet anlamlarını etkin biçimde yeniden üretmekte ve yeniden yaymaktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İletişim Çalışmalarına Giriş
Alt başlık:
3. Edisyon
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058657663
Çeviri:
Süleyman İrvan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pharmakon Kitap​
"İletişim Çalışmalarına Giriş", ilk yayımlanışının üzerinden otuz yıl geçmesine karşın hâlâ dimdik ayakta duran bir giriş kitabı. Başarısını, ele aldığı konuları yalın bir dille ve iyi seçilmiş örneklerle serimlemesine borçlu. Özellikle de göstergebilim ve yapısalcılığın karmaşık görünen söz dağarını öğrencilere adım adım öğretmesiyle ünlü. Fiske, iletişim kuramıyla ilgili ortaya konmuş ne varsa süzgeçten geçirip bizler için şu önemli soruların ardına düşüyor: İletişim nedir? İletişim ürünlerini nasıl çözümlemeli? İletişim çalışmalarında hangi yaklaşım daha işlevseldir? İdeoloji medya aracılığıyla nasıl işliyor? Anlamlandırma çerçevelerimiz nasıl belirleniyor? Haber fotoğrafları ya da popüler televizyon programları gibi görünürde çok basit iletişim biçimlerinin gizli kültürel anlamlarını nasıl keşfedebiliriz?
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Ali Ünli
  • Hilal
  • rebenos
  • Semih Ökten
  • gülben durmaz
  • ANIL
  • Fakir
  • Barbaros
  • Ecö
  • RAŞİT ÇAYIRLI

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%0
8
%33.3 (1)
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0