İlkçağ Felsefe Tarihi 1 (Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1228
Gösterim
Adı:
İlkçağ Felsefe Tarihi 1
Alt başlık:
Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
350
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756176603
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Yunan felsefesi ve buna dayanarak biçimlenen düşüncenin insanlık tarihine yaptığı en büyük katkı "zihnin keşfedilmesi"dir.

Bu "keşfin" sonucunda oluşan düşünceleri, onları temsil eden filozofları, kuramlarını ve bunların arkalarında yatan sistematik yöntemleri bilmeden ilkçağ felsefesinin doğru bir biçimde kavranamayacağı açık bir gerçektir.

İşte buradan hareketle beş ciltlik bu eserin yazarı Prof. Dr. Ahmet Arslan kitabı yazarken izlemeye çalıştığı yöntemin "filozofların kendi eserlerine, birincil kaynaklara dayanmak" olduğunu ve böylelikle okurun "filozofun metniyle doğrudan karşılaşma" imkânına sahip olacağını dile getiriyor.

Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi’nin Sokrates öncesi Yunan felsefesinin konu edildiği ilk cildinde,Yunan felsefesinin ortaya çıkışını, gelişimini ve Thales’ten Demokritos’a kadar belli başlı temsilcilerinin düşüncelerini ele alıyor. Yazar ikinci ciltte ise Sofistlerden başlayarak Sokrates ve Platon’u; üçüncü ciltte tek başına Aristoteles’i; dördüncü ciltte Hellenistik ve Roma Dönemi felsefesini ve beşinci ciltte ise Ortaçağ Felsefe Tarihi adı altında Ortaçağ’da biçimlenen İslâm felsefesini incelemektedir.

-THALES, ANAKSİMANDROS, ANAKSİMENES, PYTHAGORAS, KSENOPHANES, HERAKLEİTOS, PARMENİDES, ELEA’LI ZENON, EMPEDOKLES, ANAKSAGORAS, LEUKİPPOS, DEMOKRİTOS-
350 syf.
Kitap hakkında bilgi içerir.

"Felsefe: Kendisini akla dayanan nedenlerle, gerekçelerle meşrulaştirmaya çalışan bireysel, eleştirsel, refleksif, bütüncü ve tutarlı bir düşünme faaliyetidir."

Kitap, felsefenin tanımı ve felsefenin yaratıcısınin Eski Yunan mı veya felsefenin Eski Yunan'da doğduğu tartışması ile başlıyor. Ardından Eski Yunan'in Sokrates öncesi felsefe dünyası enine boyuna ortaya koyuluyor.

Burada ilk noktada yazar, felsefenin Eski Yunan'da doğduğu fikrindedir. Neden Eski Mısır ve Mezopotamya değil de Eski Yunan diye sorulmasına cevaben de genel olarak şunu diyor diyebilirim: Filozofun toplumun kendine sağladığı kolektif dünya görüşünü, mitolojik- dinsel tasavvurunu özel bilgi, birikim ve düşünce ile eleştirerek aşarak bireysel- kişisel çabası sonucu dünya hakkında bütün olarak sistemli, tutarlı, akılsal bir tasarım geliştirmesi gerekiyor. Bu durumun gerek Mısır gerekse Mezopotamya veya diğer yerlerde olmadığını ilk defa Eski Yunan'da gerçekleştiğini dile getiriyor. Ben de yazara bu konuda katılıyorum.

Bunun oluşmasında coğrafi etkenler, siyasi ve dinsel yapı da etkili olmuştur. Bu noktada Yunan dinine biraz giriş yaparsak; Homeros'un metinlerinin çizdiği din portresi daha çok üst tabakanın yani ekonomik olarak refah seviyesi yukaridaki kitleye hitap eden bir şekildedir. Heisodos bunu yumuşatmak daha aşağı tabakaya hitap etmesini sağlamaya çalışmıştır dinin. Örnek: Homeros'ta Zeus kadın peşinde koşarken, Heisodos'ta Zeus halk için adalet getirmeye çalışır. Öte yandan Demeter, Dionizos, Operaues Kültü gibi inançlar da bulunmaktadır. Bu inançların ortak özelliği aşağı tabakaya hitap ederek, arınma, öteki dünyada kralsin gibi anlayışta olmaları diyebiliriz. Özellikle Dionizos, ölüp dirilen ve insanın içindeki şeytani yanla sürekli mücadelesini gerekli kilan aynı zamanda da tanrısal bir yönü de olan bir külttür. Akla hemen İsa gelmiş olabilir haklı olarak. Şahsen benim gelmişti.

Yunan Felsefesi kişi bazında Thales ile okul olarak da Milet okuluyla başlıyor diye kabul ediliyor. Milet okulunun üç ismi var: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Bu okulun üç isminin felsefelerindeki ortak özellikleri, görünen her şeyin temelinde olan arkhe'yi aramalaridir. (Arkhe: Bir yandan başlangıçta bulunan şey, öte yandan varlığın yapısını teşkil eden, değişenin altında değişmeyen her şeyin kendisinden meydana geldiği şey anlamindadir.)

Thales'e göre arkhe su'dur.
Anaksimandros'a göre aperion'dur. (zitliklari barındıran her şeyin ondan gelip onda ortadan kalkacagi sey)
Anaksimenes'e göre ise hava'dır.

Milet Filozoflarinin felsefelerini etkileyen temel unsur doğa ve doğa üzerine yaptıkları gözlemler olmuştur. Göksel ve ruhani bir açıklama hıc düşünmemisler. Zaten madde-disi açıklamalar kesin bir dille ilk Platon'da başlıyor deniliyor. Milet Filozoflari varlık ile oluşu beraber görmüşler ve aralarında bir çatışma gormemislerdir.

Burada siyasi bir olay yaşanır: Perslilerin istilası neticesinde Milet okulu yıkılır ve göç yaşanır. Milet okulunun şekillendirdigi zihinler, az önce tasvir ettiğimiz dinsel düşüncedeki insanların yoğunlukta olduğu bir geleneğin içine girmiş olurlar. Bu gelenek ile etkileşim neticesinde ise Pythagoras ve Pythagorasçılar ortaya çıkar. Bunlar, felsefeyi evrenin ana maddesi hakkında bilgi veren bir etkinlik olarak değil bir yaşam biçimi ortaya koyan bir hayat yolu olarak görmüşlerdir. Nitekim Pythagoras bir tarikat kurmuş. Ruh göçünu savunmus,bu nedenle et yemeyi yasaklanmis. Nihayetinde amaçları evren hakkında bilgi vermek değil, insanları 'kurtarmak' olmuştur. Tabi bu yola girenler alt tabaka insanlar ve haliyle Homeroscu din anlayışına da tepkililerdir. Pythagorasçilarin bütün Batı ve Doğu felsefesine etkisi şudur: Ruh- beden ikirciligini kabul etmeleridir.

Milet okulu felsefesinde varlık ile oluş birbiriyle çatışmasiz ele alındığını söylemiştik. İşte bu noktada geri dönüşümsuz çatışmanın başlayacağı kişiye geliyoruz ki bu kişi Nietsche gibi birçok filozofu da etkilemiş bir insandır: Heraklietos. Heraklietos'un felsefe kısaca, her şey her an değişme halindedir. Dolayısıyla üzerinde konuşacağımiz, inceleyecegimiz vb her şey her an değişmektedir. Yani evren ve doğada tek var olan 'oluş'tur. Varlık çöpe gidiyor yani. Ayrıca her şeyin göreli olduğunu, bir amacı olmadığını, oluşun bir yasası olduğunu da söylemiştir.

Heraklietos'un arkhe'si olan ateşiyle yaktığı çatışma Parmenides ile farklı bir boyuta taşınır. Parmenides Heraklietos'tan farklı düşünür ve onu eleştirir. Parmenides'e göre varlık vardır, oluş yoktur. Aynı zamanda boşluk da yoktur ve bu varlık Bir'dir yani tek bir varlık vardır ve o her yerdedir. Varlık ezeli-ebedi, bölünemez, değişmez, sürekli olmak zorundadır. Ayrıca evren sonludur, çünkü sonsuz olan şey eksiktir ve yetersizdir. Sonlu ise tamamlanmıştır.

Parmenides'e göre varlığın iki nedenden dolayi varlığa gelmiş olması imkansızdır:

1) Var olmayan var değildir ve onu düşünmek imkansızdır. Dolayısıyla varlık var olmayandan gelemez.
2) Varlık eğer varolmayandan oluşursa onun varolmayandan neden daha önce veya daha sonra değil de o anda varlığa geldiğini açıklamanın zorluğu ortaya çıkar. Burada zaman kavramının kabulü söz konusu olursa neden o anda oldu ve bunun olmasını ne sağladı sorunu ortaya çıkar. Ki bu ikinci kanıtı İbni sina- Farabi gibi islam Filozoflari ve Leibniz kendi felsefelerinde yararlanmislardir.

Artık Parmenides'ten sonra gelen Filozoflar hem varlığı kabul etmek hem de değişmeyi, oluşu açıklamaya çalışmıslardir. Bu filozoflara pluralist (çoğulcu) deniyor. Bunlardan ilki Empedokles'tir. Arkhe'yi birden fazla kabul eder. Ancak aslında geçmiştekilerin su,hava, ateşine toprağı ekleyerek dört maddeyi öngörür. Bunların birbirleriyle birleşmesi, ayrılması şeklinde oluşu varlığı inkar etmeden açıklar. İkinci pluralist filozof Anaksagoras'tir. Ana madde olarak sonsuzu alır. Ona göre saf tözler yoktur. Bir eti parçalayinca eti görürüz. Bu sonsuza kadar gider ve bunla beraber her. şey her seydedir der. Anaksagoras'in önemli yanı ise heralde kendisinin evrende bir amaca uygun olarak etkide bulunan bir ilke düşüncesini, ilk ortaya atan kişi olmasıdır. Ayrıca, Anaksimandros kaostan kozmosun oluşmasına ne neden ne de amaç one sürmüştü. Empedokles sevgi ile birlikte duran karışımın nefret ile kozmosa döndüğünü söylemiş ancak neden? sorusuna cevap vermemisti. Anaksagoras ise ilk karışımdan kozmosa dönüşün 'Nous' dediği akıl, düzenleyici ilke ile olduğunu öne sürmüş. Yani fail nedenle beraber bu nedenin neden dolayi evreni meydana getirdiğine ilişkin bir açıklama yapmış olmuştur. Bu da kozmosun kaosa göre bir iyilik ve mükemmellik hali olmasıdır.

Sokrates öncesi Yunan felsefesinin son temsilcileri ise atomcular yani Leukippos ile Demokritos'tur. Bunlar maddenin nihai yapitasinin bölünemez atomlar olduğunu ve bu atomların şekil olarak farklı olduğunu öne sürmüş ve bunların birbirleriyle olan etkileşimi ile oluşu açıklamışlardir. Ayrıca bir boşlugun da olduğunu kabul etmişlerdir. Hiçbir şeyin rastlantı eseri olamayacağını her şeyin bir nedeni olduğunu söylerler; ancak burada tamamen makinist bir anlayışla bunu dile getirirler.

Ve son olarak hem atomcularin hem de aslında Yunan felsefesine hakim olan temel görüşün kısa özeti olan sözü yazmak istiyorum:

"Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Varolan hiçbir şey yok edilemez. Her değişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey değildir."

Burada Hiçten hiçbir şeyin çıkmayacagi kısmı Yunan felsefesinin temel ilkesi gibi bir şey durumdadır.

Kitabı kısaca özetlemiş oldum. Yazar gayet açık ve anlaşılır bir uslupla kaleme almış ve olaylar- Filozoflar arasındaki bağlantıyı güzel kurarak fikirlerin nasıl oluştuğunu, kimlerden ve hangi şartlardan etkilendiğini çok iyi idrak etmemizi sağlamış. Felsefeye ilginiz var ise ve aynı zamanda anlayamam endişeniz de varsa bu endişenizin yersiz olduğunu size kanıtlayacak çok güzel bir eserle karşı karşıysiniz. Herkese tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar.
350 syf.
İbni Haldun'un "coğrafya kaderdir." sözünü hep manidar bulmuşumdur. Bu kitabı okuyunca felsefenin nüvelerinin atıldığı yer, yaşadığımız aynı kara toprak parçası olduğunu hissetmek çok güç. Thales ten tutun, Herakleitos a, Demokritos a kadar filozoflar modern hayatlarımızda adı anılmasa da çağdaş düşünürlerin zeminini hazırlaması açısından kıymeti harbiyesi büyüktür. Bu düşünürlerle tanışma mahiyetinde gördüğüm bu kitap gerek dili gerekse yalın anlatımıyla her okurun zihnine erişebilecek bir kaynak kitap olarak herkesin okuması gerekir. Çağdaş felsefe ve bilimin geçtiği aşama ve geldiği noktayı düşününce insanın hayretlere düşmesi, hayranlık duymaması mümkün değil gibi...
350 syf.
·159 günde·Beğendi·8/10
Sokrates öncesinde yaşamış olan önemli filozofları oldukça sade bir dille anlatan ve açıklayan harika bir başvuru kitabı. Bu seriye başlanmadan önce Ahmet Arslan'ın Felsefeye Giriş isimli eserinin okunması taraftarıyım.
350 syf.
·
Felsefe tarihi okumak isteyen arkadaşlara mutlaka tavsiye edilir. Başlangıç olarak yine Ahmet Arslan'a ait olan felsefeye giriş isimli eser okunup ardından bu 5 ciltlik harika kaynaktan faydalanılabilir..Dili ve yalın. Felsefeyi sevdiren muazzam bir eser....
350 syf.
·10/10
İlk çağ felsefesiyle alakalı raflarda bulunabilecek en kapsamlı çalışma. Akademik bir eserin okumaya bu kadar elverişli biçimde sunulması çok önemli. Toplamda 5 cilt. Tümünün yanında 1. kitap özelinde konuşmak gerekirse; en sürükleyici olanı bu kısım olmuş.
350 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10
Ahmet Arslan'ın bu kitabı Sokrat öncesi antik Yunan felsefesi tarihini öğrenmek isteyenler için Türkçe en geniş kaynak. Çok akıcı bir dille ve anlaşılması için yazılmış. Felsefeye yeni yeni meraklanan bir arkadaşla bol bol tartışarak okuduk. Her ikimiz için de güzel bir deneyimdi ve tek tek okuduğumuzda gözümüzden kaçabilecek pek çok noktayı farkettik. Bu arada antik Akdeniz şehirlerinin yerleşimini gösteren bir harita çok yararlı olacaktır. Tavsiyem, siz de böyle okumaya çalışın. Yoksa felsefe kitaplarını tek başına okumak düşünce yeteneğinizi geliştirmez, hatta köreltebilir de. Okuduğunuz yazarın düşüncelerine ikna olur ve bunun dışına çıkamazsınız. Felsefe başkalarının cevaplarını öğrenmek değil, kendi cevaplarını bulmaktır.
350 syf.
·Beğendi·10/10
Pre-Sokratikler üzerine Türkiye'de yapılan en kapsamlı çalışmalardan birisi. Guthrie, Copleston ve Ahmet Cevizci hocanın kitapları da çok kıymetli tabi ki. Kranz'ın Antik Felsefe adlı kitabı ile birlikte okunursa daha faydalı olacağının kanaatindeyim.
350 syf.
·5 günde·10/10
Prof Dr. Ahmet ARSLAN ile üniversite öğrenciliği yıllarımda Felsefeye Giriş ders kitabı ile tanışmış ve o yıllarda tıp fakültesinde okuyan bir arkadaşım (dersini canlı olarak dinlemiş olacak ki) kendisinden övgüyle bahsetmesi sonrası adını ilk defa duymuştum ve aklımda yer etmişti.

O günden sonra ilk defa Prof. Dr. Celal ŞENGÖR hoca ile katıldığı bir programda kendisini dinleme şansını bulmuş olup bilime, kitaba ve çalışmaya olan aşkını o anda anlamıştım. Bu program sonrasında '' Ben bu adamın kitaplarını mutlaka okumalıyım'' dedim ve halk kütüphanesinde gözüme çarpan 5 ciltlik '' İLKÇAĞ FELSEFE TARİHİ'' - serinin Birinci cildi olan ''SOKRATES ÖNCESİ YUNAN FELSEFESİ'' ile işe başladım.

Eser felsefenin ortaya çıkışı olan İ.Ö 600-400 yıllardan olayı ele alarak bundan önce yapılan yorumların ve öğretilerin aslında felsefe olmadığını açıklamaya çalışıyor.
Ahmet hocanın bence en çok takıldığı konu : Neyin felsefe olduğu neyin olmadığı. Kimin filozof olduğu ve kimin olmadığı konularıdır.

Eserin 1. cildinde ilk 12 filozofu ve bu filozofların Kozmogonilerini , Kozmolojilerini , Yaşamlarını , Eserlerini , Ontolojilerini ve Varlık Kuramlarını çok sade bir dille okuyabilme imkanına sahip olabiliyoruz.

Kitapta benim en fazla dikkatimi çeken kısım 151. ve 152. sayfalardaki Pythagoras'a ait olan (Evrenin ilkesi, Arkhesi Sayıdır) kısmı olmuştur.

Bu kısımda Pythagoras Sayılarla şeyler arasında benzerlikler kurmaktadır.
Örneğin (EVLİLİK=3) denmiştir. Bunun sebebi olarak evlilikte üç farklı unsur bir araya gelmektedir . Nedir bunlar ? Karı , koca ve çocuk.

Farklı bir örnek verecek olursak (ADALET=4 veya 9) denmiştir. Bunun nedeni olarak ileri sürülen fikir ve bu fikrin M.Ö 590- 530 yılları arasında düşünülüyor olması itiraf etmeliyim ki beni çok etkilemiştir. Evet bunun nedeni olarak kitap şu sözleri söylemektedir : '' Bildiğimiz gibi gerek 4 , gerekse 9 Pythagorasçıların sayıları geometrik figürlerle ifade etmeleri yöntemine göre birer kare sayıdır. Kare bir sayıda ise bütün kenarlar birbirine eşittir. Adalette önemli olan da eşitlik ve Karşılıklılıktır''
Onun felsefe için önemi; ilk kez "Evrenin arkhesi, tözü nedir?" sorusunu ortaya atmasında ve bu soruya cevap olarak da ilk kez efsanevi-dinsel içerik taşımayan, laik-natüralist bir açıklama vermeye çalışmasındadır. Thales'in bu soruya verdiği ceva­bın kendisinden çok bu cevabın türünün önemli olduğunu söylemeli­yiz. Thales'le birlikte ilk kez ve açık seçik olarak efsaneden bilime veya felsefeye geçişi görmekteyiz.
Demokritos'tur: "Zavallı akıl, beni çürütmek için dayandığın kanıtları yine benden alıyorsun"
...
Demokritos'un söylemek istediğinin şu olması gerekir: Biz herhan­gi bir duyumuzun, örneğin görme duyumuzun bizi aldattığını nereden biliyoruz? Yine bu duyumuz veya bu duyumuzu düzelten başka bir du­yumuz sayesinde değil mi? Suya hatırılan bir küreği gözümüzün kırık olarak gördüğü bir gerçektir. Ancak bu algımızın yanlış olduğunu, çünkü sözkonusu küreğin kırık olmadığını nereden anlıyoruz? Sudan çıkarıldığı durumda küreğe bakan gözümüz veya suya batırılmış iken elimizle onu yokladığımızda onun kırılmamış olduğunu söyleyen do­kunma duyumuz sayesinde değil mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İlkçağ Felsefe Tarihi 1
Alt başlık:
Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
350
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756176603
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Yunan felsefesi ve buna dayanarak biçimlenen düşüncenin insanlık tarihine yaptığı en büyük katkı "zihnin keşfedilmesi"dir.

Bu "keşfin" sonucunda oluşan düşünceleri, onları temsil eden filozofları, kuramlarını ve bunların arkalarında yatan sistematik yöntemleri bilmeden ilkçağ felsefesinin doğru bir biçimde kavranamayacağı açık bir gerçektir.

İşte buradan hareketle beş ciltlik bu eserin yazarı Prof. Dr. Ahmet Arslan kitabı yazarken izlemeye çalıştığı yöntemin "filozofların kendi eserlerine, birincil kaynaklara dayanmak" olduğunu ve böylelikle okurun "filozofun metniyle doğrudan karşılaşma" imkânına sahip olacağını dile getiriyor.

Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi’nin Sokrates öncesi Yunan felsefesinin konu edildiği ilk cildinde,Yunan felsefesinin ortaya çıkışını, gelişimini ve Thales’ten Demokritos’a kadar belli başlı temsilcilerinin düşüncelerini ele alıyor. Yazar ikinci ciltte ise Sofistlerden başlayarak Sokrates ve Platon’u; üçüncü ciltte tek başına Aristoteles’i; dördüncü ciltte Hellenistik ve Roma Dönemi felsefesini ve beşinci ciltte ise Ortaçağ Felsefe Tarihi adı altında Ortaçağ’da biçimlenen İslâm felsefesini incelemektedir.

-THALES, ANAKSİMANDROS, ANAKSİMENES, PYTHAGORAS, KSENOPHANES, HERAKLEİTOS, PARMENİDES, ELEA’LI ZENON, EMPEDOKLES, ANAKSAGORAS, LEUKİPPOS, DEMOKRİTOS-

Kitabı okuyanlar 110 okur

  • Feride Birinci
  • Sema
  • KAYLA
  • Lokman Coşkun
  • Alperen Kaptan
  • sevda gün
  • Serdar Köşkeroğlu
  • esma
  • Duran Erdemir
  • Süha Demirel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.6 (20)
9
%16.7 (7)
8
%31 (13)
7
%0
6
%2.4 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.4 (1)