In a Dark, Dark Wood

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.354
Gösterim
Adı:
In a Dark, Dark Wood
Yazar:
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781501112331
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Scout Press
Baskılar:
Kapkaranlık Ormanda
In a Dark, Dark Wood
In a Dark, Dark Wood
In a dark, dark wood

Nora hasn't seen Clare for ten years. Not since Nora walked out of school one day and never went back.

There was a dark, dark house

Until, out of the blue, an invitation to Clare’s hen do arrives. Is this a chance for Nora to finally put her past behind her?

And in the dark, dark house there was a dark, dark room

But something goes wrong. Very wrong.

And in the dark, dark room....

Some things can’t stay secret for ever.
376 syf.
·8 günde·6/10 puan
Dili akıcı ve hikaye sürükleyici. Karanlık bir ormanda başınıza neler gelebilir hiç merak ettiniz mi? Okurken sıkılmadan, elinizden hiç bırakmadan bir solukta okuyacağınız bir eser. İyi okumalar dilerim
376 syf.
·7 günde·6/10 puan
Kitap çok kötü değildi ama benim beklentilerimi karşılamadı. Aldığımda paranormal-intikamcı hayalet romanı zannetmiştim. Onun hayal kırıklığını yaşadım. 100. Sayfaya kadar çok durağan bir kitap sonrasında biraz içine çekiyor. Konusu ve hikaye örgüsü güzeldi. Ama biraz dikkatli bir okursaniz finale "bilerek" gidiyorsunuz. Bence okunulabilinir bir kitap.
Eklemeden geçemeyeceğim. Nina karakteri çok zorlama ve sevimsiz.
376 syf.
·5 günde·9/10 puan
Sevgili Aslı Dağlı'nın çevirisi olunca benden kaçmazdı bu kitap. Fırsatını bulur bulmaz da yapıştım. Şu kadarını söyleyeyim, çok heyecanlı ve merak uyandırıcıydı. Kitap boyunca dedektiflik oynadım resmen. Gerilim dozu yüksek diyemem. Hatta beni geren sadece bir yer vardı. Ana karakteri de sevmediğimi söylemem gererek ama kitabı elimden düşüremedim. Ara vererek okuyordum. Bir noktadan sonra merakıma yenik düşüp 'son sayfayı görmeliyim' dedim artık. Sevgili Aslı'nın çevirisi yine tertemiz. Almaya niyetiniz varsa tereddüt etmeyin derim.
376 syf.
·5 günde·1/10 puan
Kapkaranlık Ormanda öyle kötü bir kitap ki bunu nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum. Hani bizde tam istediğimiz şekilde karşılığı olmayan bir kelime var ya “cringe”, bu kitap tam olarak böyle. Kimin adına utanç duyacağınızı şaşıracaksınız. (Ayrıca yorum SPOİLER içeriyor olacak, üzgünüm ama başka nasıl bu kitabın ne kadar kötü olduğunu anlatabilirim ki?)

Sadece 100 sayfasını anlatayım kitabımızın ve nasıl zorlama, nasıl kötü olduğunu görünce böylece benim gibi “harika bir bestseller polisiyesi” olduğu masalına aldanıp da paranızı çöpe atmayın.

Leonora, 16 yaşında Lee, şimdilerde Nora olan ama belli ki bunu kendi de tam bilmeyen, 26 yaşında bir yetişkin. Öyle bir iddiası var yani yazarın. Nora yetişkinmiş falan filan. Kendisi polisiye roman yazarı. Yalnız yaşıyor, kimsesiz ve sözde yıllarca çalışıp didinerek kurduğu bir hayatı var. Arkadaşları, ara sıra nükseden ilişkileri, rızkını kazanacak kadar satan romanları ve çok daha önemlisi, bu büyük bir iddia bence kitabı düşünürsek, karakteri, fikirleri, sağlıklı bir zihni falan var.
Bir gün kendisi bir mail alıyor. Eski en iyi arkadaşı Clare’ın şimdiki en iyi arkadaşı olmaya çalışan, sözde 26 yaşındaki patolojik diğer vakamız Flo’dan. Flo, Nora’yı Clare’in bekarlığa veda partisine ısrarla davet ediyor. Normal insanlar nasıl tepki verir?

Abi n’alaka, on yıldır ne görmüşüm ne konuşmuşum, Flo kim bilmem, bana ne?

Maile şöyle yazar: Hayır, teşekkürler, biz artık görüşmüyoruz. Ya da görmezden gelir.

Ama Nora? Kendince olayı bir dedektif gibi irdelemeye başlıyor. Neden ben? Neden beni çağırıyorlar? Düğüne değil de neden partiye çağrıldım? Çok kişi de davet edilmemiş, neden ben? Gitmek zorundaydım. Hayır diyemem de. Gitmek istemiyorum ama ne diyebilirim ki? Gitmemezlik yapamam. Lanet olsun neden ben? Neden he, beni niye partiye çağırdılar.
Vay ne büyük gizem, gerilim. Seni çağırdılar çünkü hepiniz patolojik vakalarsınız. 10 yıl geçtiği halde hepiniz 16 yaşında gibi davranan, yetişkin olamayan, ergen karakterli saçma sapan bir avuç delisiniz.

Zaten yazar kendi de durduk yere karamsar bir atmosfer, saçma sorgular falan oluşturup bakın bu kitap polisiye kitabı, bakın nasıl geriliyoruz görüyorsunuz, bakın nasıl da kasvetli diye saçma paragraflarla bizi ikna etmeyi kafaya koymuş.

Nora partiye gidiyor. Parti tabii ki birinin bilmem neyinin, bir ormanın derinliğinde, ıssız ve izbe bir evinde yapılıyor. Ama hakkını yemeyelim, kasım ayında olmalarına rağmen beklentimizin aksine ahşap bir kulübeye değil cam eve davetliler. Ormanın sizi sinsi sinsi izlediği, çıt çıkmayan ve hiçbir insanın gelmediği, bilmediği izbe bir yer. Nora’nın tabiriyle:
“Flo’nun halası nasıl biriydi? Bu ev resmen röntgenciler için inşa edilmiş gibiydi. Hayır, onlar izlemeyi seven insanlardı. Bunun tersi neydi? Teşhirci. İzlenmekten hoşlanan insanlar.” (s.84)
Bu mantıkla yarışamazsınız, Nora böyle biri işte.

Neyse, bu hasta varlık Clare geldiğinde içinden ona soramam, sormam lazım, sorsam mı diye böyle kurup dururken Clare sanki hiçbir şey olmamış, yıllardır görüşüyorlarmış ve aralarında hiçbir sorun yokmuş gibi hey nora, nasıl gidiyor, seni özledim modundadır. İnsan merak ediyor tabii. Madem ciddi bir mesele yok aranızda neden kankiliğiniz sona ermiş ve böyle saçma sapan davranıyorsunuz? Yahut madem ortada ciddi bir problem var ve siz birbirinizi silip atmışsınız, biz tam olarak bu aptal kitabı niye okuyoruz? Ve Nora sorar, niye beni çağırdın? Clare cevabı yapıştırır tabii, iyi kız. Sana bir şey söylemem lazım ve bunu yüz yüze yapmak istedim. What? Abi, beni başka bir şehirden yüzüme bir şey söylemek için kankin aracılığıyla ayağına ve bekarlığa veda partine mi getirdin? Abv. Nora böyle deyip kafasına bir tane patlatır sanıyoruz. Hatta ilginç olmak adına Clare’i öldürür, aslında seri katil odur ve kitap başlar falan ama o da ne? Kızımız, yani yazarımız, bambaşka bir gizemi açığa vurur. Artık Nora’nın sorgulayıp kendini derin bataklıklara atacak yeni bir malzemesi vardır. Clare der ki ben teeeeeeeeeeeeeeeeeeeee on yıl önce, hani biz çocukken, senin lisedeyken çıktığın James ile evleniyorum. Sana bir özür borcum yok ama özür dilerim. Bunu benden duy diye seni on yıl sonra ayağıma getirttim. Nasıl manyağım görüyorsun canım? Gel bir sarılalım.

Tabii Nora Clare’i unutamadığı, aşamadığı gibi 16 yaşında başına gelen bu büyük aşkı asla unutmamıştır. James’i asla unutmamıştır. Onun değişebileceğini bile düşünmüyordur. Çünkü neden ergenliğinde ve yetişkinliğinde aynı olmasın ki? Nora değil mesela akdkskfd Aynı 16 yaşında olduğu gibi özellikle vücudun üst bölgesinde yer alan ve kullanılmadığı taktirde insanı sinirlendirebilen bir organı birebir aynıdır, şöyle boyun üstü falan.

Yıldınız, değil mi? İtiraf edin.

Ve parti başlar. Parti Flo tarafından her detayına kadar planlanmış, Clare’in hak ettiği derecede mükemmel ve özenli bir partidir. Flo sürekli bunu söyler. Nasıl da planlar ve hazırlıklar yaptığından bahseder. Peki gördüğümüz parti nedir? Bakalım: Hiç süslenmemiş ıssız bir cam eve, Clare’in şu anki pek de yakını olmayan iki arkadaşı ve on yıldır görüşmediği iki eski arkadaşı, dondurulmuş yiyecekler, alkol. VAY BE! Abi, kim kime böyle parti organize eder? Of, en önemli şeyi söylemeyi unuttum. Arada İphone’undan müzik bile açıyor! Hey yavrum hey, siz de sanın size değer veren arkadaşınız falan var.

(Burada Nora’nın evlere şenlik süslenmesini de anlatmasam olmaz. Makyajdan zerre anlamam ama buna iyi güldüm be yazar, thank you.
“Pek makyaj yapmazdım ama yanımda dudak parlatıcısı ve maskara gibi temel malzemeler vardı. Allığım olmadığından yüzüme renk vermesi umuduyla yanaklarıma dudak parlatıcımdan sürüp biraz ovuşturdum.” (S.85) Eskilerin yanak çimdiklemesi vs. dudak parlatıcısı.)

Partimiz başlar, dondurulmuş pizza eşliğinde şampanya, tekila, bilmem ne içip duran grubumuzda komik anlar yaşanır. 6 aylık bebesini pek de tanımadığı Clare için bırakıp gelen Melenie, alkol neyse de uyuşturucu alamam dediği için tepki görür. İçin abi bana ne ama halamın evinde içmesek mi diyen Flo küçümsenir, Nora ise beni ayıplamayın ama her türlü haltı yapmış biri olarak kokain sevmiyorum bro diye içinden geçirir. Uyuşturucu sevmediği ve kullanmadığı için ayıplanan insanlar mı var? Bize söylüyor bunu yazar. Ayıplamayın Nora’yı, her şeye tamam ama kokain ı-ıhhh. Okey?

Her türlü alkolü alıp kafaları çeken grubumuz ve bilhassa Nora nedense pek de sarhoş gibi değildir ama birden “Hiç yapmadım” oynamaya karar verdiklerinde ortalık karışır. Nora odasına çekilip on yıldır hiç görmediği, tipini bilmediği ve hâlâ o tanıdığı adam olduğunu sandığı James’i ve nasıl olup da Clare ile evlenmeye karar verdiği, onu unutamadığını falan düşünür.

“James’ten de kendimden de nefret ediyordum. Ve evet, söylediklerimin gelmiş geçmiş en büyük ezik sayılmama neden olabileceğinin tamamen farkındayım: On altı yaşındayken bir oğlanla tanışıp lanet olasıca on yılını onu takıntı haline getirerek geçiren bir kız.

Eğer barın tekinde kendimle karşılaşıp sohbet etmeye kalkışsaydım ben de kendimden tiksinirdim.” (S. 83)

Bu alıntı aslında kitabımızın, içindeki saçmalıkların ve kitaba olan hislerimin özeti. Anlamadığım bunun tiksindirici, ezikçe ve saçma olduğunu bilen bir insan niye bu kitabı yazar?

Her yönüyle çok saçma… Mesela Nora cidden James’i takıntı haline getirse bu kadar saçma olmazdı ama ortada takıntı bile yok. On yıl aramamış, sormamış, merak etmemiş, düşünmemişsin ama asla unutmamışsın ve birden ikisi de hoooop aklında yer ediyor. Neyse, bir şey demiyorum ben.

Buralarda saçma sapan olaylar devam ediyor. Kitabın esas mevzusu olan birinin ölmesi ve katilin aranması meselesine gizem katmak için yazar sürekli şey yapıyor, tam olay ortaya çıkacak -ki inanın biz kitabın ilk sayfasında falan olayı zaten tahmin ettik, ortada bir gizem yoktu- “Sonra ne oldu?” diyerek araya girip o kısma gelene kadar birkaç sayfa daha boş yapıyor. Bekarlığa veda partisinde atış poligonuna gitmek, ruh çağırmak falan derken bu eğlenceli partimiz birinin ölümüyle nihayet duruyor ve tabii ki kızımız hafızasını kaybediyor ve tabii ki baş şüpheli o bla bla bla. Bunları geçelim. Ben size şimdi Nora’dan ve onun ciddi ciddi patalojik bir karakter oluşundan bahsetmek istiyorum. Hani kızıp deriz ya hastasın sen! Yok, bu öyle değil. Nora bildiğiniz hasta, bir yere kapatılıp tedavi görmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitapta denge namına hiçbir şey yok ve kitabın sonunda Nora çok kişilikli falan çıkarsa belki ancak o zaman bir nebze anlam kazanır. En başta ismi Leonora olan birinin kendini Leo, Lee, Nora ve L.N. Shaw diye ayrı ayrı şekilde bilmesi ve asla bunlardan birini ciddi anlamda benimseyip seçememesini mi söylesek? 15 yaşının bitmesine yakın tanıştığı popi oğlanla aniden cinsellik bazlı, elli ton serisini aratmayacağını iddia ettiği bir ilişki yaşamasından ve o ana kadar yetişkin olduğunu iddia ederken hamile olup çocuk aldırınca korkak çocuklar olduklarından bahsetmesinden mi dem vursak? Ya da karnındaki canlı için “Bir hücre kümesinin kaybından ötürü öyle abartılı bir suçluluk hissetmiyordum.”S. 283, sözlerini mi incelesek? (Evet, bu dünyada çok defa yaşanılan bir olay ve bu kitapta olması da şoke edici değil. Zaten takıldığım bir insanın çocuğunu aldırabilmesi gerçeği değil, dünya kötülük kaynıyor. Mesele ona her türlü kötülüğü yapmış, yapmakta olan insanlara bile kızamayacak kadar iyi kalpli olup herkesin içinde bir iyilik arayan saf kızımızın bir bebeğin aldırılmasından böyle gaddarca bahsedebilmesi. Anlattığı gibi bir insanın, bunu yaptırdıktan sonra gerçekten acı çekmesini ve üzülmesini falan bekliyor insan. Çünkü her şeye ağlayabilen, on yıl önce yaşadıkları 6 aylık fiziksel ilişkiyi bile kutsal bir aşk gibi hatırlayıp gözyaşlarına boğulan birinden bahsediyoruz.)
Yazar olan birinin kitap yazmakla ilgili söylediği şu sözlere ne desek peki? “İşimizde, yeniden kullanmak için ölü ilişkilerin ve unutulmuş tartışmaların cesetlerini eşeleyen leş kargaları olduğumuzu… (S. 168) Yahut tüm kitap boyunca onu aşağılayan, alaya alan, laf sokan insanlara değil sesli bir tepki vermek içinden yapılan bu kötü davranışları bile anlayamayacak kadar ezik bir karakter izlenimi çizen kızımızın hastanede onunla ilgilenen anlayışlı hemşire ve doktora ağzına geleni söylemesi ve onu muayene etmeye çalışan doktorun aşağıladığını düşünmesi? Ya da polis tarafından sorgulanırken bir avukatın onun için ne yapabileceğini, polise güvenmekten başka bir çözüm yolu olamayacağına inanması? Bunlar ve daha nicesi, beni gerçekten de Leonora Shaw karakterinin hasta bir kadın karakter olduğunu düşünmeye itti. Ama işin kötüsü yazarın asla böyle bir gayesi olmaması ve bunları bilinçli bile yazdığını düşünmemem. Yani kitap o kadar kötü arkadaşlar, bilmem anlatabiliyor muyum?

Ve sonunda kitabı bitirdim. Yorumun ilk kısmını 100. sayfalardan sonra kafamı duvara vurmamak adına, bundan önceki kısmını da tamamen aynı sebeplerle bitmesine 100 sayfa kala yazdım. Şimdi ise kitabı bitirmiş olarak buradayım. Aslında en başından beri katilin kim olduğu, olayın nasıl gelişeceği bile çok ucuz hamlelerle belli edildiğinden onları da yazarak spoilerın dibine vurabilirdik ama yine de merak edip okumak isteyenler varsa diye kurgunun "gizemli (göz devirme)" ögelerini saklı tutmak adına elimden geleni yaptım.

Kitabı bitirmeye katlanmamın tek sebebi belki de gerçekten şizofreni ya da çoklu kişilik sorunu yaşayan bir insanın zihni anlatılıyordur, öyleyse yazar cidden başarılıdır umuduna tutunmamdı ama heyhat, bunların hepsi tamamen bilinçsizce ortaya dökülmüş saçmalıklar.

Kapkaranlık Ormanda'yı sevmedim, beğenmedim ve asla kimseye tavsiye etmiyorum. Bu kitap herkesin polisiye yazamayacağının en büyük delillerinden biri olabilir. Aynı kurguyu basit bir romance olarak yazmayı deneseydi, en azından bir kitlenin seveceğini düşünüyorum fakat bu kitabı ciddi ciddi polisiye seven birinin neden sevebileceğini idrak edemiyorum. Eğer sebebini bilen varsa cevabını beklerim. Sevgiler.
376 syf.
·2 günde·9/10 puan
Gerçek anlamda tek solukta okunan bir kitap. Sabah elime aldığımda beni kendisine kilitleyip akşama kadar bırakmadı. Sorun olarak söyleyebileceğim tek şey tahmin edilebilir bitişiydi. Tahminimce beğenilmemesinin sebebi yüksek bir beklentiyle başlanılması. Ben çok düşük bir beklentiyle başladım ve tamamen tatmin oldum. Kitabı elime aldığımda konusunu okudum ve dedim ki "Bir bekarlığa veda partisinde geçen hikaye ne kadar akıcı olur ki?" bu düşünceden dolayı başlayıp başlamamakta tereddüt ettim ama gelin görün ki bu kadar akıcı olabiliyormuş.
Şunu söylemeliyim ki kitabın anlatım biçimi gerçekten güzeldi. Hikaye birinci kişi anlatıcıyla ilerliyor, bütün bu "soluksuz okuma"yı sağlayan en iyi seçilmiş etkenlerden biri bu olmuş. Bunun yanında betimlemelerin güzelliği ile o yerin içinde olduğunuzu tam anlamıyla hissedebiliyorsunuz. Sanki o evin içindesiniz, ana karakterimiz arada bir yanınıza gelip ortamla ilgili fikirlerini size anlatıyor,; siz ona onunla ilgili sorular sordukça da sizi geçiştiriyor, merak duygunuzu alevlendiriyor. Gizem ögesi son sayfalara kadar korunuyor (son cümlede bile). Ana karakterin kendinden bile saklamaya çalıştığı geçmişe dair şeyleri merak etmeniz sayesinde sayfalar hızlı hızlı akıyor. Gerilim-Korku kitaplarından pek etkilenmeyen biri olarak nefesimi tutarak okuduğum sayfalar olduğunu söyleyebilirim. Bu kitabı daha ne kadar övebilirim bilmiyorum...
376 syf.
·2 günde·4/10 puan
Yine bir bestseller yine bir hüsran.... Son bir kaç senedir neden bu kadar gereksiz kitap çoksatar oluyor? Benim zevklerim mi değişti/gelişti yoksa insanlar mı çok saçma şeyleri pohpohlamaya başladı... Trendeki Kız, Kafes şimdi de bu. Tamam Kafes sonu hariç gerilimi vermişti ama abartılacak bir kitap değildi. Kapkaranlık Ormanda'yı bir youtuber'ın paylaşımında görüp aldım. Çok gerilim dolu gibi bir şey söylemişti sanırım ama boş... Fasa fiso cidden. Korku-Gerilim desen değil, polisiye desen değil, aşk romanı desen değil. Bence yazar herkese hitap edeyim de çok satsın diye düşünmüş. Çerezlik kategorisinde belki iyi bir kitap olabilir ama bana göre edebi açıdan yetersiz bir kitap. Bunu okuyacağınıza Dan Brown'un herhangi bir kitabını alın mesela. En azından sanata, tarihe, mimariye dair bir şeyler katar size.
Kitapla ilgili başka bir okuyucunun incelemesini paylaşmıştım hatta ona yorum dahi yaptım ama bir de kendi incelememi yazmak istedim. Kitaba polisiye gerilim olarak başladım büyük bir beklentim vardı ama kitaba daha fazla tahammül edemedim. Beklentimi kesinlike karşılamadı, okuduğum kadarıyla sizi geren ya da ürkmenize sebeb olacak hiçbir olay yok, aksine tüm karakterlere ayrı ayrı sinir oldum, kitabın türüne aldanmayın sadece baş karakterin psikolojik tahlillerini okuyoruz. Zaman harcayıp da ürkeyim gerileyim derseniz boşuna vakit harcamış olursunuz ha ben illâki gerilim okumak istiyorum diyorsanız da Stephen King okuyun, Tess Gerritsen okuyun ya da ne bileyim Sebastian Fitzek okuyun...
Hoşçakalın.
376 syf.
·8/10 puan
Leonara Shaw, on yıldır konuşmadığı eski en yakın arkadaşı Clare tarafından ıssız bir dağ evindeki bekarlığa veda partisi davetini aldığı zaman ne kadar şaşırmış olsa da kendini orada bulur. İhanet, entrika, aşk üçgeni gibi unsurlarla bezenen bu kitap mükemmel olmasa da keyifli vakit geçirmemi sağlayan, her bir sayfasını merakla çevirdiğim ve en önemlisi de insanların en yakınındakilere bile neler yapabileceğini gösteren bir roman olmasıyla çerezlik roman önerilerime giren bir kitap oldu.

Zaman zaman bazı şeyler fazla mantıksız gelmedi değil. Mesela Nora ve Nina partiye neden gittiler? Küçük ve önemsiz de olsa bir sebebi olmalıydı diye düşünüyorum ama maalesef yazar bu noktayı biraz geçiştirmiş gibiydi. Sanırım bu detay kitaba dair sevmediğim tek şey oldu.

Çok fazla gerilim-gizem-cinayet-polisiye türlerinde kitap okumasam da Kafes'ten sonra en sevdiğim kitap Kapkaranlık Ormanda oldu. Yazar en küçük ayrıntıları bile kurguyla harmanlamıştı ve açıkçası bu sonu beklemiyordum. Aman aman bir gizeme sahip olmasa bile kesinlikle elediğiniz, bu kimseye asla en ufak bir zarar bile vermek istemez dediğiniz kişilerin çok kötü şeyler yapması insanlığın özetini yapmış gibiydi ve bu yönüyle çok hoşuma gitti. Kapkaranlık Ormanda, sadece gerilim-polisiye kitabı olmasıyla değil, eski yaşanmışlıkların yıllar sonra bile insanlara neler yaptıracağını gösteren ders verici bir kitap.

Kesinlikle okunması gereken bir kitap değil ama elinizde varsa kesinlikle şans tanımanız gereken ya da Yabancı Yayınları'ndan çerezlik olsa dahi aklınıza yer edecek bir kitap almak ve okumak istiyorsanız kesinlikle önerebileceğim bir kitap.
376 syf.
·Puan vermedi
Ruth Ware "Kapkaranlık Ormanda". Gerilim türünün yazılabilecek en klişe konularından biri bu kitapta. Issızlığın ortasında bi dağ evi ve bekarlığa veda partisi yapan altı arkadaş. Ama ben sevdim hahaha Madem klişe neyini sevdin be kadın diyeceksiniz. Çağdaş edebiyatta tür ne olursa olsun, orijinallik artık çok da bulunan bi durum değil, haliyle ben de kriterlerimi belirlerken "özgün konu" kitabı artıya geçirir, ama ille de kısmından çıkaralı çok oldu. Hal böyle olunca da, kitabın içinde başka köşetaşlarını yoklar oldum.Başından son satırına dek klişelerden silkinememiş olsa da "konusu, suçu, suçlusu" her şekilde tahmin edilebilirliğine rağmen, kurgu gediksiz. Bazen aradığım ara şoklar tak tak tak vurmasa bile, akışkan, güzel çevrilmiş ve redakte edilmiş, hiç soru bırakmaksızın kaleme alınmış. Ki bu da benim için gerilim türünde geçer akçelerimden biri daha. Tavsiye listeme türü seven ve eser miktarda kandan rahatsız olmayacaklar için girdi. Sevgim üzerinize olsun.
376 syf.
·5 günde·Beğendi·5/10 puan
Sonunu tahmin edemediğim, yer yer durağan olup sıkıldığım, bıraktığım sonra şans verip biraz okuyunca merak edip bitirdiğim kitap. Yazardan okuduğum 2.kitap 10 numaralı kamarayla olay kurgusu çok benzer bu beni üzdü. İkisinde de tel çekmiyor,maillerine ulaşamıyorlar, başrol ezik kendiyle çelişen acınası, etrafta hep hayran olunacak güzel başarılı kadın vs. O kadar kendini taklit etmiş ki okurken sıkıldım. 5 puan veriyorum.
376 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
370 küsür sayfa olmasına rağmen akıcı ve çabuk biten bir kitap ile karşı karşıyayız. Gerilim-korku tarzında. Bir film olsaydı Imdb puanı 7 civarlarında olurdu diye düşünüyorum. Zaman zaman ters köşe yapan bir kitap. Biraz gençlere yönelik diye düşünüyorum. Bol zamanınız varsa ve fazla düşünmeden akıcı bir kitap okumak istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.
376 syf.
·5/10 puan
Birçok kişinin abartarak beğenmesi üzerine aldığım ama hiçbir şekilde beklentilerimi karşılamayan bir kitap oldu. Başından sonuna kadar heyecan olsun diye bekledim. Sayfa 200 den sonra birazcık hareketlenmeye başlamış olsa da beni korkutmadı veya heyecanlanmama sebep olmadı. Katil konusunda kitabın içindeki tüm karakterlerden şüphelenmeyi bekliyordum, yazarın cidden ters köşe yapacağını sanıyordum ama sonunu tahmin edebildim. Bu da ayrıca bir hayal kırıklığı oldu benim için. Kısacası kimseye önermiyorum.
“Gelenin soyguncu olması çok hoşuma giderdi çünkü bu, hayatımın ne denli bombok olduğunu bir kere daha kanıtlardı. Halime bakın, gecenin bir yarısı karşıma çıkacak yabancının hırsız olması için dua ediyorum. Ama içten içe öyle olmadığını biliyorum. Katil burada. Benim peşimde.”
Ruth Ware
Sayfa 341 - Yabancı
‘Canımın yanmasından daha fazla nefret ettiğim bir şey varsa o da canımın yandığının fark edilmesiydi.’
Ruth Ware
yabancı yayınları
"... teknik olarak burada bulunmayan birine saldıramam. Çünkü söylediklerimi duyup üstüne alınması gerekir."
"Kimsenin olmadığı bir ormanda devrilen ağaç ses çıkarır mı?"
"İnsanlar değişmez," dedi Nina acı acı. "Sadece gerçek benliklerini saklamak konusunda daha titiz davranırlar."
Ruth Ware
Sayfa 177 - Yabancı Yayınları
Belki de bu, evden çalışmanın getirdiği bir şey de olabilir. Sabah dokuz akşam beş çalışmayınca günler kolaylıkla biçimini kaybedip birbirine karışır. Akşamüstü saat beşte sabahlığınızı hâlâ üzerinizden çıkarmadığınızı ve gün boyunca gördüğünüz tek kişinin sütçü olduğunu fark edebilirsiniz. Örneğin benim radyodakinin haricinde tek bir insan sesi duymadan geçirdiğim günler oluyor ve ne var, biliyor musunuz? Bundan çok hoşlanıyorum.
Ruth Ware
Sayfa 14 - Yabancı Yayınları, Aslı Dağlı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
In a Dark, Dark Wood
Yazar:
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781501112331
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Scout Press
Baskılar:
Kapkaranlık Ormanda
In a Dark, Dark Wood
In a Dark, Dark Wood
In a dark, dark wood

Nora hasn't seen Clare for ten years. Not since Nora walked out of school one day and never went back.

There was a dark, dark house

Until, out of the blue, an invitation to Clare’s hen do arrives. Is this a chance for Nora to finally put her past behind her?

And in the dark, dark house there was a dark, dark room

But something goes wrong. Very wrong.

And in the dark, dark room....

Some things can’t stay secret for ever.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0