İnatçı Keraban 1Jules Verne

·
Okunma
·
Beğeni
·
387
Gösterim
Adı:
İnatçı Keraban 1
Baskı tarihi:
Nisan 2010
Sayfa sayısı:
312
ISBN:
9789758607537
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Keraban Le Tetu
Çeviri:
Nihan Özyıldırım
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Jules Verne bu kez Osmanlı topraklarında...

Bir Ramazan günü bir Hollandalı, uşağıyla birlikte İstanbul'a gelir. Burada, dostu tütün tüccarı Keraban Ağa ile buluşur, onun Üsküdar'daki konağına yemeğe gideceklerdir. Tam da o gün, Boğaz'dan karşıya geçiş için yeni bir vergi konur ama Keraban Ağa'nın bu vergiyi ödemeye hiç niyeti yoktur. On paralık vergiyi ödememekte kararlı olan Keraban Ağa'nın bu inadı, kendisine yüzlerce altına mal olacak zorlu ve ilginç bir Karadeniz yolculuğunu başlatır...

Jules Verne, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, Türkler ve Karadeniz'le ilgili düşüncelerini serpiştirdiği bu romanında "Osmanlıların en inatçısını" anlatıyor...
Tam yetmiş gündür kitap elimde sürünüyormuş, bunu site sayesinde fark ettim. Kitap sıkıcı mıydı da ben bu kadar uzattım bu okumayı, hayır. Ama şu bir gerçek ki çok fazla olayların akışına kaptıramadım kendimi.

Kitabın konusu hemen hemen her yorumda belirtilmiş, o yüzden bu kısmı olabildiğince kısa kesmek istiyorum. Boğaz’ı geçmek isteyen Keraban Ağa vergi vermesi gerektiğini duyunca isyan eder ve kendisini ziyarete gelmiş Hollandalı arkadaşı Van Mitten’i de alarak Karadeniz’i turlayıp evine o şekilde gitmeye karar verir. Kendisine çok daha fazla bir masraf çıkaracak olsa da bu yolculuk Keraban Ağa oldukça inatçıdır. Evet, kitabın konusu kısaca bu.

Jules Verne’in Karadeniz’e bir seyahat yaptığı bilinmesine rağmen İstanbul’a uğrayıp uğramadığı belirsizmiş. Fakat İstanbul’da bulunmadığı daha yaygın bir görüş olarak kabul ediliyormuş. Dolayısıyla başlarda, insan bir yeri görmeden sadece kulaktan dolma bilgilerle ne kadar anlatabilir ki diye düşünsem de Jules Verne’in ‘’Ay’a Seyahat’’ adlı eserini hatırlayıp sustum. Kitap gerçekten de güzel bir başlangıç yaptı. Tophane Meydanı’nı anlatan sayfa 8’den bir alıntı yapmak istiyorum: ‘’Bu meydan her zaman bir resim kadar güzeldir. İlk anda dikkati çeken kıyafetlerin renk karmaşası olmadığında bile, Sultan Mahmut Camii’yle, onun fidan gibi minareleriyle, Çin mimari tarzındaki küçük çatısından şu anda mahrum bulunan Arap stili güzel çeşmesiyle, bin çeşit şerbet ve şekerlemenin satıldığı dükkanlarıyla, güzel koku ve tespih satıcılarının tezgahlarıyla tezat oluşturan kabak, İzmir kavunu, Üsküdar üzümü sergileriyle, kayıkçılarının ellerindeki çifte küreklerin Altın Boynuz’un ve Boğaz’ın mavi sularını dövmekten çok okşadığı, çiğ renklere boyanmış yüzlerce kayığın yanaştığı iskelesiyle bu meydan bir resim kadar güzeldir ve sanki göz zevki için yapılmıştır.’’ Bu tasvirler beni daha ilk sayfalardan kitabın içine almayı başardı. Sanki tablo gibi resmedilmişti mekanlar, sanki Jules Verne kendisi görmüş gibi. Ama sonrasında olaylar bana hayli durgun geldi. Bir yol hikayesi ‘’İnatçı Keraban’’, ama kitabın ortalarında bana bir coğrafya ders kitabı izlenimi de verdi. Başlarda bir şeyler öğreniyorum diye düşünsem de sonraları bu durum beni hayli sıktı. Her bölümün başında gezilen yerler ile ilgili uzun uzun düz bilgiler verilmiş, bir iki şeyi merak edip bakayım dedim, ama mekanların da isimleri değişmiş. Yani orda yazan hemen her şeyi anında internette bulamayabiliyorsunuz. O yüzden de bu bilgiler bayağı havada kalabiliyor.

Bir de karakterlerin fazla karikatürize olmaları olayı var. Bu beni rahatsız etmedi, ama göze de çarpıyor. Ayrıca Türk karakterlerin isimleri de hayli ilginç; Keraban, Nizib, Amasya… Bir Ahmet var herhalde normal, bir de bir yerlerde Selim geçiyordu.

Sözün kısası araya başka etkenler de girdi ve ben kendimi kitaba kaptırıp yeterince keyif alamadım. İkinci cildi daha iyi bir şekilde okuyup yorum yapmayı düşünüyorum. O yüzden büyük ihtimalle daha net yorumum, okuduktan sonra kitabın ikinci cildinin sayfasında olacaktır. Herkese keyifli okumalar…
Hani batıda hakkımızda yapılan en ufak tartışmaya bile dikkat kesilip bazen kavga da ederiz ya, al sana dünyanın en saygın yazarlarından birinin çarşaf çarşaf yazdığı ve konunun merkezine bir Osmanlı ağasını baş karakter olarak yerleştirdiği bir roman.

Demem o ki, Türkiye'nin pek haberdar olmadığı, dünyanın en sevilen ve tanınan yazarlarından Jules Verne'in 1883'te yazdığı, Osmanlı kültürü, toplumu, insanı üzerine muazzam bilgilerin verildiği bir roman bu.

Konusu çok ilginç. İşyeri Tophane'de olan Keraban Ağa, Üsküdar'daki konağına dönmek için kayığına binecekken devletin geçişlere yeni bir vergi koyduğunu öğrenince tepesi atar. İnatçılığıyla da nam salmış bu zengin ağa görevlilerle tartışır ve beş kuruş fazla vermeden karşıya geçeceğini söyler. Peki ama nasıl? Marmaray ile değil elbette. Kendisini deniz tuttuğu için yanına Hollandalı ahbabını da alarak Edirne'den çıkıp kıyıyı karadan takip ederek Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Kırım, Gürcistan, ardından karadeniz bölgesi üzerinden Üsküdar'daki konağına ulaşmayı hedefler ve bunu yapar da. Yolda karşılaştıkları onca tehlike, olay ve macera da cabası.

Cül Vern'in en iyi romanlarından. Dönemin insanlarına, insanımıza dair öyle enteresan bilgiler var ki, bazı şeylerin hiç değişmediğini, o zamanlarda da yaşandığını görüyorsun. Mesela Ramazan ayındaki ünlü oruç dayakları. Yazarın hiç Türkiye'ye gelmediğini, hakkımızdaki her şeyi inceleyerek edindiğini göz önüne alırsak bu ve benzeri durumların ne derece ünlendiğini anlayabiliriz. Kitapta Lazdan Çerkeze, Ermeniden Kürde herkesin konusu ve macerası bulunmakta.

Kitaptaki illüstrasyonlar da nefis gerçekten. Jules Verne kitaplarının o dönemdeki en ünlü illüstratörlerinden Leon Benett'e ait kitaptaki çizimler. Bayıldım.

Geçmişinizi dünyanın en iyi bilimkurgu ve macera yazarlarından birinin kaleminden okumayı merak ediyorsanız, buyursunlar.. Eğlendirir, kahkaha attırır, şaşırtır ve gerilim yaşatır. Jules Verne bu, boru değil.
Okuyun..
Jules Verne bu sefer Osmanlı Türkiye'sinde. Istanbul'da Avrupa'dan Anadolu'ya geçişte kayıklara zam yapılmasına kızan Kareban ya da Kahraman Ağa'nın bu inat uğruna bütün bir Karadeniz kıyısını dolaşıp uzun bir yolculuğa çıkışını anlatan, bizim açımızdan da çok ilgi çekici bir serüven var. Özellikle bir handa hırsızın bulunması çok enteresandı. Severek okuyacaksınız bence.
Artık,gereksiz inatçılığın kişilerin kendileriyle birlikte başkalarının da mutsuz ettiğini anlamıştı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnatçı Keraban 1
Baskı tarihi:
Nisan 2010
Sayfa sayısı:
312
ISBN:
9789758607537
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Keraban Le Tetu
Çeviri:
Nihan Özyıldırım
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Jules Verne bu kez Osmanlı topraklarında...

Bir Ramazan günü bir Hollandalı, uşağıyla birlikte İstanbul'a gelir. Burada, dostu tütün tüccarı Keraban Ağa ile buluşur, onun Üsküdar'daki konağına yemeğe gideceklerdir. Tam da o gün, Boğaz'dan karşıya geçiş için yeni bir vergi konur ama Keraban Ağa'nın bu vergiyi ödemeye hiç niyeti yoktur. On paralık vergiyi ödememekte kararlı olan Keraban Ağa'nın bu inadı, kendisine yüzlerce altına mal olacak zorlu ve ilginç bir Karadeniz yolculuğunu başlatır...

Jules Verne, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, Türkler ve Karadeniz'le ilgili düşüncelerini serpiştirdiği bu romanında "Osmanlıların en inatçısını" anlatıyor...

Kitabı okuyanlar 27 okur

  • Harun Eytemiş
  • Umut
  • Bahar Kara
  • Ayşe Aslan
  • Gürkan UĞUR
  • Mertcan Dastan
  • Çağla Çuluk
  • Hüzünlü Palyaço
  • Hakan
  • Ben de Severim Kitapları

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (1)
9
%25 (2)
8
%37.5 (3)
7
%25 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0