Adı:
İnce Memed 1
Baskı tarihi:
1979
Sayfa sayısı:
447
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınevi
Baskılar:
İnce Memed 1
İnce Memed 1
İnce Memed
İnce Memed 1
İnce Memed 1
436 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Vay anam vay!

Ben böyle roman okumadım kardaş. Böylesine güzel betimlemeylen, bu kadar güzel içine alan cümleleriylen hikâyesini yaşattıran, hissettirebilen bir roman okumadım. Hele romanı bitirdikten sonra yüzümü yudum da öyle kendime geldim, birçok sayfasında duygularımlan yaşadım da okudum işte. İpil ipil ışık gibi parlıyor kitabın cümleleri, ipil ipil parlayarak oluşturuyor kelimeler cümleleri. Epey zamandır okuyacaktım emme nedense bekletir dururdum Yaşar Kemal gibi kalem efendisinin bu eserini. Daha zamanı değil, daha çok yaşayacağım daha çok içine girebileceğim zamanı beklerdim ve bu zamanlarda da okumak nasip oldu işte. Her bir sayfasında her bir paragrafında romanı, karakterleri ve hikâyeyi yaşadım. Yaşadım ya, öyle bir yazmış ki Yaşar Kemal Allah billah yaşatıyor yazdıklarını, kâh güldürüyor kâh sinirlendiriyor veya hüzne boğuyor, hepten ise sizi köylerde, dağlarda yaşatıyor. Hele o çakırdikenleri yok mu, vay anam vay, itin dölü nasıl da her bir toprakta yetişiyor öyle, her bir toprakta bitmiş de her bir sayfamızda her bir paragrafımızda ayaklarımıza, üstümüze başımıza dalıyor kardaş. Vay anam vay, yok kardaş yok bu çakırdikenlerin olduğu yerde tarla mı sürülür, davar mı sürülürmüş. Yaşar emmi diyor zaten bu çakırdikeni en pis, en kıraç toprakta biter diye. Ot bitmez, ağaç bitmez, eşek inciri bile bitmez, işte orada çakırdikeni keyifle serile serpile biter de büyür gelişir. Bir metreye bulur bu çakırdikeninin boyu kardaş, dalar da pisler üstünü başını, canlıdır ya mübarek ama sanki de hareketli bir canlı gibi dalar, parçalayıverir üstünü başını. Vay anam vay, Allah billah görmedim ben böyle bir şey, gördüysem de te bu kadar büyüğünü görmedim de duymadım kardaş, vay anam vay. Ne bilinsin çakırdikeni ne menem bir beladır.

Abdi ağalar var oldukça da İnce Memedler var olacak deriz ya, bak emmi bu Abdi ağa gavuru yok mu, az gavur değildir hin oğlu hin. İnsanların yaşamını kolaysız yapar da rahat ettirmez kimseyi. Ölümünü gözümle görmek istediğim gavurlardan biridir işte. Dikenlidüzü içindeki ahan da bu beş köyün hepisi bu gavur Abdi’nindir işte. He bu Dikenlidüzü dediğim yer de adından belli olacağı üzere çakırdikenlerinden bolca olduğu düzlüklerden biridir. Üstleri ağır kokulu mersin ağaçlarıyla kaplı olan tepeler geçildikten sonra kayalar birden başlar ki işte tam da bu vakit insan birden korkuverir. Kayalarla birlikte çam ağaçları da başlar. Billur parıltısında sakızları çamların buralarda toprağa sızar kardaş. İlk beriki çamlar geçildikten sonra, gene bu sefer düzlüklere varılır. Boz topraktır işte buralar, verimsiz ve kıraç. Dikenlidüzü insanları dünyanın dışında, kendine göre kanunları, töresi olan bir dünyadır. Köylerinden gayrı bir yer buraların insanları, bileni de çok azdır zaten. Gavur Abdi ağa da istemez zaten insanların bilmelerini, kasabalarına gitmeleri bile Abdi ağayı rahatsız eder. Hal bu şekil olunca kardaş dışardakiler de pek bilmez Dikenlidüzü insanlarını.

Hani köylünün ayaklarına çakırdikeni batar da bacaklarına üstüne başına dalar ya, bu keçi sakallı Abdi gavuru da bütün bu köyün halkına, insanına çakırdikeni gibi batar, hayatlarına dalar da hayatlarına batıverir. Te yakılır o çakırdikenleri, yakılır da çatır çatır, cayır cayır yanarlar ve sonrası yok edilirler, haliyle elbet o gavur Abdi de göçertilecektir. Alınacaktır canı da toprağa gönderiliverilecektir gavur Abdi.

İnce Memed, düzene karşı ses çıkartan, baş kaldıran, kişisel davasından insanın, insan olabilmenin sesi olan Memed’in zorda kalan mecburi destanıdır. Toplumsal olaylar işleniyor ama cumhuriyetin ilk yıllarından ötürü oluşan karışıklıklardan da maalesef toplumsal olaylara toplumsal çözüm getirilemiyor. Aksine de yöneticilerin, ağaların köylüyü sömürdüğü, köylünün de kendi kaderine terk edilip sömürünün daha da büyüdüğü dönemler. Köyün, köylünün geri kalmışlığı, sefaletin hâkim olduğu yaşamı içindeki düzene başkaldırının destansı öyküsü. İnsanlığın, insan olmanın kitabı gerçekten. Zulme, haksızlığa karşı olmanın, sessiz kalmayıp da ses çıkarmanın insan onurunun en büyük göstergesi olduğunun güzel bir örneği, edebiyatımızın ise şüphesiz en iyi örneği.

Görkemli bir yapıt. Hele ki iki giriş bölümündeki olan betimlemeler ne kadar da güzeldir öyle. Ne çok fazla olup kelimelere çok yük bindirir, ne de çok az olup kelimelerin gücünün az gösterildiği cinsten. Tam kıvamında olup da uzundurlar aslında. Uzar ve uzar da bir toprak parçasından başlayıp, böceklerden ota, ottan çiçeğe, çiçeklerden ağaca, ağaçlardan dağın zirvesine ve gökyüzüne gider de yörenin her bir ayrıntısına hâkim eder bizi. Demem o ki ağa betimlemeler cuk oturmuştur kitaba. Diyaloglar da çok güzel ve başarılıdır. Köy halkının şivesini, sesinin rengini duyarız adeta. Konuşmuş olduğumuz Türkçemizi bile sorgularız, çünkü bu kadar güzel gelir bu şiveli diyaloglar, bu kadar içine alır da etkisi altında tutar bu güzelim betimlemeler.


Okuyun bu kitabı, bu efsaneyi okuyun tabii, içiniz ısınsın da okurken seve seve okuyun. Hele bi okumaya başlayın da şimdi ısınır içiniz, ısınır ya beğenirsiniz kolayca. Hiç küşüm çekmeyin de rahatça okuyun ve yaşayın bu destanı.

https://www.youtube.com/...y4&start_radio=1
436 syf.
·Beğendi·10/10
448 sayfa nasıl bu kadar çabuk bitti?

2013`den beri erteleye erteleye 2015`e getirip çıkardım. Bana sorarsanız bir yıl daha ertelerdim de Muzaffer bey sağolsun. Öncelikle, Muzaffer bey`e beni böyle değerli eser ve değerli yazar, Yaşar Kemal ile tanıştırdığı için teşekkür ediyorum :)


İnsan hiç tadını bilmediği yemeğin kokusunu burnunda hisseder mi? Tarhana çorbası nasıl bir şey? Burnumda kokusu var. Böyle sıcacık, ocakta yeni kaynayan ekşimsi gibi bir tad. Bu arada tarhana ne onu da bilmiyorum :)) Ekmek`le soğan... İtiraf ediyorum bir ara canım o kadar çekti ki, hiç soğanı tanımasam elma gibi tadı var deyeceğim öyle tatlı.

Yaşar Kemal- bazı yazarlar var okurken hangi safda olduğunu ayırt edemezsiniz. Yaşar Kemal öyle değil. İyilik var damarında sanki. Abdi ağaların yanına İnce Memedleri vermişse...

Tasvirler en çok dikkatimi çeken nokta oldu. Sanki köyü karış karış dolaşıyormuşsun gibi.

Kitab`ı ilk bu cümle ile tanımışdım : “Nerede halkına zulmeden, halkını cehalete sürükleyen, öldüren, bir Abdi ağa varsa, orada İnce Memed'ler de olacaktır elbet.” Bence bu kelimeler bile okuyacağınız kitab`ın ne kadar nadide olduğunu hatırlatacaktır size.

İyilik ve kötülüğün su katılmamış hali var " İnce Memed "de. Kötüler gerçekten kötü, ( Abdi ağa`nın içinde iyiliğin zerresini göremedim ) iyiler kendi mallarından, canlarından ( köylüler ) olacak kadar iyi.

Sonu biraz hüzünlü. Hem yarımkalmışlık hissi veriyor hem her şeyin bitip sona ulaştığını. Bu da belki yanılıyorumdur yazarın o dönemde kitab`ı yazarken 2, 3, 4. kitapları çıkarıp çıkarmayacağına henüz karar vermediği hissini yaratıyor bende.

Yine de, Yaşar Kemal iyiliği övdüğün, zulmü, kötülüğü, dönemin " başa geçenlerini " o sonsuz tasvir gücünle harmanladığın için seni ilk kitabınla ( ilk kitabıyla yazarları nadir halde tutarım ) çok sevdim.

Mekanın Cennet olsun iyi kalpli yazar...

Keyifli keyifli okumalar *_*
436 syf.
·Beğendi·10/10
Sevgili memeli yaratıklar ve memeli yaratıklar kılığına girmek suretiyle aramızda dolaşan sürüngen uzaylılar , gelen ramazandan ötürü ramazan pidesi hayaliyle tutuşmuş mübarek hacılar ve kara kara sahur için nasıl kalkıp yemek yapacağını düşünen gözü yaşlı bacılar( sahurda börek ÇOK efsane birşey bu arada! ). Alayınıza selam olsun .. Niyeyse bitirdikten sonra bu kitaba bir inceleme yazmamış idim .. Bugün yine ve yine "İşsizlikten" ötürü , sağda solda salça olacak kimse bulamayınca ,oturam yazam bu incelemeye saram dedim.. Hemen belirteyim ki, bu incelemede bir İnce Memed güzellemesi görmeyeceksiniz... An itibari ile 7.441 kişinin okuduğu ve 2.584 oy kullanımı ile 9.4 puana sahip bir eser bu .. "Abi Çok güzel yea !" mealine kapı aralayan bir başka inceleme yazmamak adına , ben , romanın gerisinde kalan olgulardan, dönemsel bilgilerden ve o dönemi yaratan koşulları oluşturan farklı değişkenlere bağlı etmenlerden bahsedeceğim sizlere... Romandan da azar azar bahsederek .. Yine yer yer İşsizlik katma değerinden nasibinizi alacaksınız.. Hafif uzun olabilir ,"Odhin taksiratımızı affeylesin , yolumuz açık ,İŞSİZLİĞİMİZ BOL OSSUN!" diyerek kesiyorum kurdeleyi ...

Pek saygıdeğer şekerpareler , biliyorsunuz etkiye tepki dediğimiz olaylar bütünüdür bizim hayat olarak adlandırdığımız şey .. Nasıl ki karşı tarafa artı değerler ile gidip , "seversen , sevilirsin" diyorsak ; eksiye geçtiğimizde de hayatımızdan ve karşı taraftan eksiltiriz.. Yaptığımız her işin bize bir getirisi ya da bizden bir götürüsü olur .. Ve biliyorsunuz ki kuru fasulye muhteşem bir yiyecektir.. NERDEN GİRDİK BU DEHLİZE DEME! AÇIKLICAM ! SABIR! =)) Besleyici değeri çok yüksektir ,protein ve karbonKÜRŞAT deposudur, tok tutar falan fistan gülistan .. İşbu kuru fasulyeyi çok yediğimizde , gazsal fazlarda vuku bulan "paranormal aktiviteler" meydana gelir .. Ve bu kimyasal reaksiyonun ortamlara armağan ettiği MAMÜL ile inatlaşamazsınız da.. "ÇIKIŞI" , siz ne kadar direnseniz de muhakkak bulur.. Gülmeyiniz ! HAKİKATLER BUNLAR ŞEKERİM ! =)) Kasıtlı olarak bu yoldan gidiyorum ki aklınızda daha kalıcı olsun .. Evet ne diyorduk .. Sayın canikolar, romanı da düşünerekten bu denklemdeki elemanları çarpanlarına ayırdığımızda şu tabloyla karşı karşıya kalırız .. Vücudumuz , romanda geçen Çukurova'dır .. Organlarımız ise bu bölgede kendi halinde yaşamakta olan kimseye zararı olmayan yöre halkıdır .. Kuru Fasulye ise huzursuzluğun kaynağı olan feodal toprak sisteminin doğurup büyüttüğü toprak ağalarının, mideye inmiş halidir .. Evet vücudun besine , yani romandaki haliyle kanuna ,nizama ihtiyacı vardır .. Ama her öğün kuru fasulye yenmez ..Düzenli beslenmek ve tek taraflı beslenmekten kaçınmak şarttır.. Ve bu düzeni sağlaması gereken taraf devlettir .. Devlet elini , o bölgeden çektiyse ve devletin yapması gereken işleri ,bir takım ağalar , yandaş ve yalaka beyler , sahtekar hacı hoca takımı yapıyorsa - ki bu tayfa da "SOĞAN SARIMSAK" etkisidir - ortalığa "KÖTÜ KOKULAR SALINIR" .. Sanırım olayı bağlayabildim .. EVET ! Tam olarak olacaklar bunlardır .. Ve HAYIR! İnce Memed "TAMPON" güç değildir .. (LAĞMAN falan filan .. TÖBELER TÖBESİ !! Odhin beterinden korusun..Oh mon dieu!! ) Tam aksine kendisi , uzun müddettir ezilmekte olan Çukurova'ya huzur getirmesi için beklenendir.. "GÜCE DENGE GETİRMEYE GELMİŞ OLAN SEÇİLMİŞ KİŞİDİR" bu romanda .. (Bkz: Bugün Dünya Star Wars günü !! All Hail the DARK SIDE! MAY THE 4TH BE WITH YOU!! =)) ) Neyse işler "OKA" sarmadan el frenini çektik cicim! "Çıtı pıtı Bükemsular" rahat bir nefes aldığına göre devam edelim ..

Efenim kitabımızın esas ana konusu ve olay örgüsü yukarda bahsettiğim organlar içindeki kimyasal reaksiyonlar ve karşılığı olan şahıslar çevresinde dönmektedir.. Romanda adı geçen Abdi isimli toprak ağamız, bu reaksiyonlardaki KATALİZÖRDÜR .. Ne demek katalizör ? Şu demek cicim.. Bir kimyasal tepkimeye girip değismeden çıkan, tepkimenin ihtiyaç duyduğu enerjiyi azaltan madde.Yani ? Köy yerinde evlere , ocaklara ateş düşürüp , köyün haracını yiyip , çevreyi yangın yerine çeviririp milletin hayatını sömürürken , kendisi ateş geçirmez tulumlar içinde keyif sürmektedir.. Midenin yakalandığı ÜLSER' in esas sebebidir .. İnce Memed isimli aslan parcası da , yaraya merhem olmaya , kanserli bölge metastaz yapmadan tümörü kesip atmaya gelir .. Destan bundan ibarettir ! Öz budur.. Pek tabii ,kısaca bundan ibaret dediysek , bir negativite hasıl olmasın zihinlerinizde karpuz kemiren Alişan sever kardeşlerim... Yazım , anlatış , betimlemeler fevkaladenin fevkinde .. Romanın altında Yaşar Kemal imzası var .. Fazla söze gerek yok .. Maestro der susarız ..

Evet güldük eğlendik .. Şimdi yine yukarda bahsettiğim MAMÜL'ün "ÇIKIŞ" noktasına , bu kitabın yazılmasına sebep olan olgulara "parmak" basalım istiyorum=)) Niçin yazılmıştır bu kitap ? Saygıdeğer cevizkabukları , bir yerde insanlar üzerinde baskı , otoriter rejimler ya da tiranlar varsa ve insanlar bunu kaleme alamıyorlarsa, orda sözlü edebiyat patlama yapar .. Bu tarihin her evresinde böyle olmuştur.. Örnek mi istiyorsunuz ? Bakın Bektaşi fıkralarına .. Bakın Nasreddin Hoca olarak bildiğiniz Ahi Evren fıkralarına .. Moğollar' ın istilası dönemindeki baskı ile neler neler anlatılmış .. Osmanlı'nın alevi kesim üzerindeki baskılarına sebep şimdi okuduğumuzda ya da dinlediğimizde yerlere düştüğümüz nice fıkralar söylenegelmiş .. Misal IV. Murat muazzam kıyıcı bir padişah .. Afyona , içkiye ,şaraba, tütüne düşman .. İçenin kellesi gidiyor.. Muazzam bir baskı söz konusu halkın üzerinde .. Peki buna mukabil ne yapıyor halk ? Türk milleti de , bu kıyıcı , keyif veren maddeleri yasaklayan padişaha karşı "lejander" bir tipleme yaratıyor : BEKRİ MUSTAFA ! Ve tam KARŞISIDIR Bekri Mustafa IV. Murat'ın.. Bekri demek , gece gündüz içen (<3) adam demektir.

İşte Yaşar Kemal de , o dönemki tek parti dönemi ve sonrasında gelen iktidarın yanlış uygulamalarını , ağalık düzeninine göz yumduklarını bildiği için, öncesinde köy köy gezerek gördüklerini ve işittiklerini de birleştirip , destancılıktan gelen altyapısını da kullanarak bu destanı kaleme almıştır .. Destan dediysek cidden destandır ..Roman postuna girmiş BİR MANİFESTO dersek de yanılmış olmayız.. O dönemde bunu yazıp piyasaya sürmek cidden yürek yemiş cengaverlerin işidir .. Her babayiğidin harcı değildir! Bakın ne diyor Yaşar Kemal Alain Bosquet ile röportajında.. "Çağımızda, günümüzde çok mecbur insan biliyorum. İşi genelleştirirsek insanlık BAŞ KALDIRMAYA mahkumdur. MECBURLAR , insanın içindeki BAŞKALDIRININ eylemcileridir."

Biz biliyoruz ki, İnce Memed "masalsı" bir eşkiyadır.. Ama türünün tek örneğidir.. Ali kıran ,baş kesenlerden değil, halkın yanında yer almışlardan, zulme dur diyenlerdendir .. Bir eşkiyadır ki, kuzu postu ile gezen diğerlerine bakıp , "EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ ! " diyebilendir ..

İnceleme burda biterken, sağda solda inceleme şöyle yazılmalıdır , edebiyat şöyle olmalıdır , yaşım genç ama edebi kemale erdim ,doğarken bana tolstoy.exe - dostoyevski.exe yüklendi diyen ,bu konularda uzmanım diyip "anahtar kelimeler" ve akademik kriterler ile inceleme yazdığını iddaa eden , insanlara fildişi kulelerden projektörlerle bakan sözde elit ve pek akıllı şahsiyetler .. Edebiyat kimsenin tapulu malı değildir .. EDEBİYAT HERKESİNDİR ! İsteyen İSTEDİĞİ GİBİ YAZAR! İSTEDİĞİ GİBİ GÖRÜŞ BİLDİRİR! KONUŞUR !! =)) Beğenmiyorsan "izlemezsin , dinlemezsin , okumazsın" olur biter .. Ben böyle yazıyorum ve böyle yazmaya devam edeceğim .. Sorunu olan okumasın cicim! Kimseyi ne yazdıklarından ötürü , ne paylaştıklarından ötürü , ne söylediklerinden ötürü ,ne de yazım biçiminden kelli eleştiri hakkınız yok .. Bu kez TIBBİ bir boyutta kattığımız , İŞSİZ VE ROKETLİ bir incelemenin daha sonuna geldik..

Esen kalın , İŞSİZ KALIN ŞEKERPARELER!

İLGİLİ ŞAHISA NOT : Biz de, o bahsettiğin bateriyi çalıyoruz .. Ve biz bateriyi böyle seviyoruz .. NE KADAR GÜRÜLTÜLÜ VE BRUTAL , O KADAR İYİ VE GADDAR !! AL 0: 45 ' E !! DİNLE VE ÖĞREN !! ZIMPARA BENDEN ..
https://www.youtube.com/watch?v=nKnMQrSJcBM

STAR WARS SEVERLERE NOT : Yaşasın KÖTÜLÜK !! LONG LIVE DARK SIDE !! =))

https://www.youtube.com/watch?v=caz2FJxaUtU
438 syf.
·2 günde·10/10
YAŞAR KEMAL ile neden bu kadar geç tanıştım? Edebiyatımızın en büyük deryası belki de kendisi. Bu deryaya girmek beni korkutuyordu. Kendimi hazır hissetmem gerekiyordu. Bu yüzden bir süre farklı farklı eserlerle kendimi alıştırdım ve kendisi, hayatı hakkında biraz araştırma yaptım. İçten içe kemiriyordu beni O'nunla ve eserleriyle tanışma isteği. Artık sabredemeyecek raddeye gelince İnce Memed ile girdim bu deryaya.

Yaşar Kemal okumaya başlamadan önce, muhakkak hayatı hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Böyle olursa eserlerinde vermek istediği duyguyu, kendi hayatında üstesinden gelmesi gereken zorlukların derecesini, o zamanın şartları altında, elde avuçta bir şey yokken insanların nelerle baş ettiğini çok daha iyi anlayıp, kitabın içine çabucak girip yazarın kalemine daha iyi adapte olabilirsiniz. Bu, okuduğunuz eserde sizin de bir karaktere dönüşmenize ve kitapta kendinizi bulmanıza olanak sağlar. Yazarın diline, kalemine ve olayların kurgulanış şekline hayran kalmamak elde değil. bundan yarım yüzyıldan fazla zaman önce yazılmış olan bir eser benim nasıl boğazımı düğümledi diye düşünüyorum ama cevabı tabii ki yazarın kendisinde. Toprağına, taşına, gönül verdiği yurduna, bozkırına, kışına, yazına, ayazına, çamına, çobanına öyle bir hayat vermiş ki yazar, her biri bizim hayatımızın içinden seçilmişte kitabın içine yerleştirilmiş gibi. İyi ki okumuşum ve iyi ki yazarla tanışmışım.

Burdan sonrasında kitaptan alıntılar ve spoiler mevcuttur..

Yazar aldı beni Torosların eteklerine götürdü. Arazinin dağını taşını aştık, çamlıkların arasından geçtik, çakırdikenin içinde ayaklarımız kan içinde kaldı da Değirmenoluk köyüne geldik.

İnce Memedin hikayesi bu nasıl büyüyüp doğrulduğu, dallanıp budaklandığı ve her zorluğun üstesinden geldiğini anlatan. Köyünde uğradığı ihanetin büyük sadakate dönüşeceğini ve bir gün karşısına, umulmadık bir zamanda umut kapısı açacağını bilmeyen Memedin hikayesi. Eşkıyalıktan kahramanlığa, açlıktan zenginliğe, ardında bıraktıklarının, köyünün, köylünün ateşiyle yanan bir hikaye. Bu hikayede tek dertli kendisi değil, Hatçe (İnce Memedin yareni, sevdiği, uğruna ölüme koştuğu), Iraz Teyze(evladının hasretiyle yanıp tutuşan ama yarasına çare olmayan dul bir ana), Recep Çavuş, Cabbar gibi yol arkadaşlarının yanında en büyük dert sahiplerinden biri de Topal Alidir. Kimi yarini, kimi evladını, kimisi haysiyetini kimisi de kendini kaybetmiş bu karakterlerin her biri ayrı cevherle donatılmış ve hepsi de ızdırabın en fenasını yaşamıştır. Buna bir de Abdi Ağa kadar zalim, kansız ve soysuz Ali Safa eklenince, gelin gerisini siz düşünün. Nasıl bir ateş çemberinin içinde sürüyor bu koşturmaca. Bir yanda sefalet ve güçsüzler diğer yanda candarmaları elinde oynatan ağalar beyler. Bir yanda yalınayak koşturanlar diğer yanda ise dörtnala atlılar. Bir yanda yiyecek öğünü olmadan, günlerce kar kıyamet yol alanlar, diğer yanda kuzu tandır, sıcak şömine başında sefa yapanlar. Halka zulüm ayrı, gasp ayrı, görmemişler ne bilsin adaleti, zalimin elinden çektikleri ölünce sona erer ancak.

Dikenlidüzüne beş kadar köy yerleşmiştir. Bu beş köyün beşnin de insanları topraksızdır. Cümle toprak Abdi Ağanındır. Dikenlidüzü, dünyanın dışında, kendine göre apayrı kanunları, töresi olan bir dünyadır.Dikenlidüzünün insanları, köylerinden gayrı bir yeri bilmezler hemen hemen. Düzlükten dışarı çıktıkları pek az olur. Dikenlidüzünün köylerinden, insanlarından, insanlarının ne türlü yaşadıklarından da kimsenin haberi yoktur.
Değirmenoluk köyü Dikenlidüzüdeki köylerin en büyüğüdür. Abdi Ağa da bu köyde oturur. (s.10)

Bu köyde, sırtımda sopa, dudaklarımda deri çizme izi, İnce Memedin hikayesi bekler bizi. Yetim çocuk dahil bütün köye emdiği sütü burnundan getiren bir ağa. Öyle ki ne sıcak ne kurak ne yokluk ne hastalıklar bu kadar eziyet etmiştir köylüye. Öyle ki bu köyde yaşamak için, ektiği ekinin peşinden, namusunun peşinden, varını yoğunu, canını ruhunu ağaya teslim etmişiz. Gülmeyen yüzümüz, sobada pişmeyen aşımız ve bin bir ağrıyla sızlayan başımızın derdiyle kursağımıza girecek bir lokma uğruna sabahtan akşama, toprağı ekine gebe bırakıp en yüksek verimi alma derdinde uğraşmışız. Kara sevdaya tutulduğumuzda dahi hala karın derdindeyiz. Bi yandan açlık bi yandan sevda. Ne kadar zor bu iki derde bulmak deva. Ülkemin, Anadolumun, Çukurovamın her toprağında binbir güzellik yeşerir hayat bulur ama böyle bir kansız hiçbir yerde bulunmaz. Canım dişimde, namusum gözümde bu diyarda durulmaz.

Alır başımı çıkarım dağa, isterse iz sürsün Topal Ali. Gözüm görmez hiçbir şeyi. Ne anamı, ne diyarı ne çekeceğim eziyeti. Kendimden çok ziyan olacak Hatçeme dayanamam yine de çeker giderim. İnce Memedi bildim bileli bela başından kurtulmaz. Tam bitti derken yeniden başlar dertleri. Birbiri ardına iç içe geçmiş halkalardan oluşmuş bela, zincir gibi. Çok küçüktüm çorbasına muhtac olduğum Süleyman emmi sağolsun Deli Durdunun yanında yer buldum. Deli de tam deli. Kararmasın gözü, görmez hiçbir şeyi. Öyle bi inat öyle bir aksi. Nasıl bunca yıl dağlara sırtını verip ruhunu canında taşıyabilmiş anlayamadım. İnce Memed daha o zamandan yüreğindeki kıvılcımdan haberdar. İçindeki iyiliğin yeşerdiğini ve muhakkak her şeye çözüm bulacağının farkında. Kendine yapılan hiçbir şeyi ( ne iyilik ne de hainliği) unutmaz.

Bu geç kalmış bir tanışma olsa bile bundan sonra daha fazla kişiyi yazarla tanıştırıp yazarı okutma çabasında olacağım.

Ben kitabı okumadan önce yazarın hayatı ile ilgili bilgiyi Begüm Çakır hanımın videosundan edindim. https://www.youtube.com/watch?v=ek4BYSZQsoM Yazarın hayatı ve eserleri hakkında çok faydalı bir video. İzlemenizi tavsiye ederim.
436 syf.
Hazır mısınız İnce Memed'le dağları, taşları, kayaları, mağaraları, köyleri, kasabaları dolaşmaya, onunla yeniden keşfetmeye. Hee bir de insanları tanımaya, hem de ne tanımak...
Hani kendi de diyor ya "Dünyada" diyordu, kendi kendine, "şu dünyada ne iyi insanlar var." Evet iyisi de var kötüsü de, zalimi de var mazlumu da, güçlüsü de var güçsüzü de...
Hee bir de koca yürekli İnce Memed'i var.
Abdi ağası da var, Recep çavuşu da var, Ali Safa beyi de var, Durmuş Ali'si de var, Topal Ali'si de var, Dönesi de var, Iraz'ı da var, Hatçe'si de var yani anlayacağınız var oğlu var.

2 yıl önce doğum günümde hediye olarak almıştım bu seriyi. Ne de güzel bir hediye değil mi? :) Ancak bir türlü başlayamadım. Hepimizde olur ya gerçekten çok okumak istediğimiz bir kitap olur ama bir türlü başlayamayız, ya cesaret edemeyiz ya da zamanı değildir. Benim için artık zamanı gelmişti. Öncesinde 4-5 tane Yaşar Kemal kitabı okumuştum en verimli olanları ise Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne ve Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor kitapları idi. Çünkü ikisinde de Yaşar Kemal'in ağzından kendisini, ülkeyi, bölgeyi birçok şeyi dinliyoruz. Onu tanımak adına bu iki kitabın kesinlikle okunması gerekiyor. Neyse ki İnce Memed'e başladım onun için de çok mutluyum.
Başlamış olduğum bu yolculukta ilk etap tamamlandı an itibariyle. Ara vermeden devam edeceğim 2-3-4 Bu yolculuk hiç bitmemeli hissi var şu an damarlarımda. İnce Memed'le olduktan sonra gerisini düşünmüyorsunuz zaten.

Hani kitapta da diyor ya "İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli." diye, işte orasına değdiler Memed'in ve isyanı başlattılar. Her devirde yok mu insanların o yerlerine değen, canlarını acıtan, binbir zorluklarla yaptıkları işleri, emekleri ellerinden alan sömüren ağalar, paşalar. Var elbet ama işte her dönemde İnce Memed bulmak zor. İnce Memed olmak kolay değil.
'Sen doğru dur eğri bulur cezasını' diye bir söz var ya işte İnce Memed belki eşkıya oldu ama o başkaydı, o zalime, kötüye düşmandı, haksızın karşısında garibin yanında, ezenin karşısında ezilenin yanındaydı. İşte bu yüzden de İnce Memed oldu ya.
Şimdi tutup da hikayeyi en başında yazmaya gerek yok. Daha ne maceralara gireceğiz Memed'le çok merak ediyorum.
Bir şeye değinmedim ona da değineyim. Yaşar Kemal'in anlattığı bölgelere hiç gitmedim ama bunlar nasıl betimlemelerdir ki, sanki bir kamera vardı da teker teker oraları gördüm. Yaşayarak yazmak bu işte. Büyüksün usta.
Eğer bu kitaba başlamaya cesaret edemiyorsanız, gözünüz korkuyorsa hiç korkmayın, elinizde ne var ne yok bırakın bu kitaba başlayın. Tek kötü yanı bittiğinde belki biraz boşluğa düşebilirsiniz. O kadar da olsun artık.
Bu arada sabah kutlamıştım tekrar yazayım Doğum günün kutlu olsun Yaşar Kemal, iyi ki doğdun ve iyi ki yazdın, iyi ki seni kendi dilimizden okuma şerefine ulaştık.
436 syf.
Yaşar Kemal, İnce Memed serisini yaklaşık otuz iki yılda yazmış. Öyle muhteşem bir kurgu ve dille yazılmış ki okurken Çukurova ' yı, Toroslar'ı gözlerinizin önüne seriyor. Anadolu insanının çektiği sıkıntıları, hüznü,sevdayı, yalnızlığı,sıcaklıklığı,doğallığı...muhteşem betimlemelerle anlatmış. Özellikle Çukurova da yaşayan halkın,köylülerin ağalardan yana yaşadığı zorluklara karşı duruşunu, mücadeleci ruhunu, sevdasını, nefretini yazmış. Düzene başkaldıran bir yiğit İnce Memed. Yaşar Kemal bu kitabı için "Mecbur adamın romanı" diyor. Çünkü ezilmiş tüm insanların hakkı için mecburen dağlarda eşkıya oluyor. Eşkıya olmak onun için bir tercih değil görev. Halkı sömüren,diktatör Abdi Ağalar hep vardı ve olacaklar. Ama onlara karşı içimizdeki İnce Memedleri yaşatmalı... Hiç tereddüt etmeden okuyabilirsiniz ve hatta okumalısınız.
436 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Aralık 2014’te başlamışım İnce Memed’e. Bir yere kadar da okumuş hatta bir çiçek yerleştirmişim bile arasına. Hani “yara derin açılınca içinde çiçek yetiştiriyorsun” misali. Belli ki o dönemlerde de haksızlıklara karşı öfkeme hakim olamıyormuşum. Belki de gördüğüm haksızlıklara karşı çıkmayı değil sinirden kendi kendimi yiyip gözümün görmeyeceği yerlere gitmeyi tercih ediyormuşum. Öyle ya yoksa neden bırakayım kitabı tam da orada? Dedim ki sonra, “artık büyüdün Meltem, gördüğün haksızlıklara da bir nebze karşı koymayı öğrendin. Bir şans daha ver İnce Memed’e. Öyle ya gün gelecek elinden tutacaksın diye bekleyip duruyor yıllardır bir dağ başındaki mağarada. Kartallara komşu.” İşte böylece yeniden kavuştuk İnce Memedimle. Sonra bir ara yine öyle bir öfke aldı ki beni; “fırlatıp atacağım kitabı. Böyle de haksızlık, böyle de onursuzluk olmaz ki” dedim. Sevgili Roquentin/Duvar/ dedi ki “bırakma sakın, umudun kitabı İnce Memed”. “Tamam” dedim, “sıkalım biraz daha dişimizi bakalım daha neler olacak”.

*Yer yer, çok belirgin olmamakla birlikte ipuçları içerebilir.*

Ah be İnce Memed nasıl anlatayım ben şimdi sana duygularımı? Hangi birini açık edeyim? Üstelik sen zayıflığı da sevmezsin ya zayıf noktam mısın bilmem. Yalan yok, zaman zaman sana kızdım. Öfkene hakim olamayışlarına içerledim çok. Benim İnce Memedim yapmaz böyle dedim; sonra sen de cevap verdin hep “Tabiiki de yapmam, yapamam.” Herkesi her şeyi seversin bilirim de şu intikam hırsı yok mu? Deliye döndürüyor insanı. Hele bir de düşmanların en onursuzuna denk gelmişsin ki vay haline… Sen belki yine affedersin ya ben hazmedemiyorum İnce Memed. Abdi Ağa’nın, o keçisakallının, Ali Safa Bey’in evinde karısı ile yaptığı konuşma var ya; çok dokunuyor bana. Üstelik biliyorum ki dünyada tek örneği bu değil. Küçük büyük, hepimiz her gün kalıyoruz aynı durumda. İftira atmak zor değil ki, konuşursun ardını düşünmeden. Sonra temizle temizleyebilirsen. Herkes sen kadar yürekli değil ki İnce Memed. Keşki olsalar, keşki…

Bir de şanslısın ki İnce Memed, senin destanını anlatan var ya hani; Yaşar Kemal. Bir güzel anlatıyor, görsen sen de şaşarsın. Önce çevreyi anlatıyor bir güzel, malum biz ne bilelim çakırdikenlik ne menem bir şeydir yahut Çukurova köyleri nasıldır. Önce oraları anlatıyor ki seni daha iyi anlayalım. Duygulaırnı da bir güzel aktarıyor ki insanın yüreğine gelip oturuyor. O korku, o sevda, o intikam duygusu, hele o üzüntü… O üzüntü ki senin gözünden dökülmeyen yaşlar her birimize pay oluyor da yine de bitmiyor. Ne diyim İnce Memed. Çok üzgünüm çok. Ama daha macera bitmedi ya, daha ne olsun demeden geçemiyor insan. Tek dileğim; sen yiğitliğini kaybetme Memed. Üzüntün üzüntümüzdür lakin kendi önüne geçmesine izin verme o yürek yangının. Dilerim bir gün, elbet bir gün sen de bulacaksın hak ettiğin o huzuru.
436 syf.
·20 günde·10/10
• “Ben” dedi soymaya geldiğim adamın ne ekmeğini yer ne de kahvesini içerim. Ekmeğini yer, kahvesini içersem soyamam.

• İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.

Bir kitap anlattıklarıyla geçmişten günümüze ışık tutuyor, insanlığın sorunlarını, güncelliğini yitirmeden her daim aydınlatabiliyorsa o kitap benim nezdimde bir başyapıttır. Bir diğer yandan başka türlü kitaplara da öncülük ediyorsa üzerine bolca konuşmayı hak ediyor demektir.

İnce Memed serisinin henüz çeyreği bitti ama zannediyorum ki bende zuhur edenlerin etkisi hiçbir zaman nihayete ermeyecek. Bir haksızlık, adaletsizlik yahut zulüm gördüğümde, Memed’ in gözlerindeki o parıltı gelip çökecek gözlerimin tam orta yerine ve parıl parıl parıldayacak. Parıldayacak ki İnce Memedlerin ölmediğini, İnce Memed ‘in bir insandan öte olduğunu anlayacaklar. İşte o zaman insanlarla oynayamayacaklarını, o ince yerlerine değmemeleri gerektiğini anlayacaklar.

• Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır…

Kitabın, günümüzü aydınlatan en güzel sözlerinden... İnsanlık bu söz ile sorgu odasına çekiliyor. Tavanda İnce Memed’in sözlerinden güç alan bir lamba, masa başına sıkış tıkış doluşmuş insanlığın gerçek yüzünü bembeyaz ışığıyla aydınlatıyor.
Ve soruyor her şeye rağmen baş kaldırabildin mi?

Hoş cevabı zaten belli soruları sormakla nereye varmaya çalışıyorum bende emin değilim lakin bırakın baş kaldırmayı yalnızca dik durabilsek bir İnce Memede dahi gerek kalmayacak ama artık sorgulamıyorum çünkü çoğu insan farkındalıklarla donanmak yerine çıkarlarıyla donanmayı tercih ediyor ve bu tercihin altındaki nedenleri kazımaktan bir cevap aramaktan yoruldum. Bir taraf İnce Memed diyecek diğer tarafsa Ağam diyecek. Düzen bu şekilde hep aynı senaryoyla devam edecek, herkes İnce Memede hayran ama ağanın tarafında! Anlam veremediğim ve veremeyeceğim o kadar çok davranış var ki hangi birini yazayım da hangi birine mantıklı bir neden bulayım, yoruyor gerçekten yoruyor. Bu sebeple atalete gömülüp artık okumayı yalnızca seyirci olmayı tercih ediyorum.

• Ortalıkta horultudan geçilmiyordu. İçleri rahat uyumayanlar horlar.

Bir yanda Çukurova diğer yanda Türkiye, bir yanda köylüler diğer yanda işçiler, bir yanda ağaların toprakları diğer yanda patronların fabrikaları, bir yanda yanaşmacılar diğer yanda yalakalar ülkenin en güzel yerlerinden horultular yükselirken, en varoş yerlere sessizlik hakim, iki tarafta rahat uyuyamıyor ama bir taraftan horultular yükseliyor…

İnce Memed to be continued…
436 syf.
İnce Memed romanı; İnce Memed’in ne kadar incelikli olduğudur.

İlk bildiğim ozan Aşık Veysel’dir benim. Şairliğin şuurunu da; şuurun şiirini de ölçüyü de haddi de ondan öğrendim. İlkokulda okuduğum Cahit Külebi, İ. Hakkı Talas gibi önemli şairlerden sonra içimin ateşini korlandıran bir yan buldum onda. “Uzun ince bir yoldayım” diyordu ozan. Bu dünyayı uzun ve ince bir yola benzetiyordu. Demek ki bir şekilde bu yolda birilerine elimiz, kolumuz ve belki yüreğimiz değecek diyordu. İnce yolda, incelikliği bırakmadan; ezmeden, ezilmeden uzun yolu kat etmeye, vazifeyi elden bırakmamaya insanlık vazifesini unutmamaya sözü yormadan bir gönderme yapıyordu.

Vazifeli asker; haytadır. Hayta; vazifesinin şuuruna sahip olduğu için asla nöbet vaktinde tembellik etmez; onun memuriyeti vatanın memnuniyetiyle aynı çizgide ilerler. İşte bu ince yolda; bu uzun bu sarp yolda bir menzile varacağımızın hayaliyle milim milim ilerleriz. Koşa koşa çıktığımız yokuşlar; üçer beşer atladığımız merdivenler de birilerini üzmüşlüğümüze delalettir. Çok az insan koşarken birilerine çarpmadan; bir başkasının gönlünü incitmeden ilerler. Böyleleri uzun ince yolun inceliklisidir.

İnce Memed; uzun ince bir yolda incelikli bir haytadır. Görevini, göz açıp kapayıncaya kadar dahi aksatmamış hakikatli bir memuriyet içindedir. Haytalığının hakkını verir; hele ki gözlerinin içine bir parıltı çaktığında. İnce, keskin bir parıltı uzun ince bir yoldaki inceliklinin tüm bedeninde bir silah görevini alır. Her yapacağının G noktası gözlerindedir. Rotasını çizer; bir patik örgüsü çevikliğiyle ilmek ilmek örer; dört yandan şişler düşmanını. Patik örgüsü çevikliğinin meyvesi de ağızlarını birbirine dayayan öpüşen kuş nakışları olur Hatice’nin elinde. Bir sevdalığın nakşı olur. İnsanlığa olan adanmışlığın her ne yaşarsa yaşasın kendi çizgisinden çıkmayanların temsilidir İnce Memed; koca kafasında taşıdığı tüm fikirlerle; tertemiz, pür-i pak.

Yaşar Kemal’in dilini tüm yalınlığıyla tüm şaşasıyla ortaya koyduğu cümle dizilimleri çok oturaklı. Gereksiz söz dizimi yok; sözü uzatmadan; bir tablo çizer gibi sözcükleri nakış nakış işlemiş ve insanın zihninde olay örgüsünü bir bir canlandırmış. Okurken yaşadım; okurken izledim; okurken ellerim kollarım bağlı Abdi Ağa’ya kızamamanın, Hatce’ye yardım edememenin Iraz Teyze’nin Rıza’ya olan yakarışına; ağıtına paydaş olamamanın acısını yaşadım.

Yaşar Kemal, bu kitabı benim için yazmış; ben okuyayım, anlaşıldığımı bileyim diye. “Keçe, sen yalnız değilsin”, dedi bana her satırında. “Hislerini yaşayan bir koca memleket dolusu insan var.” Ben de “Belî, ne dersen öyledir; başım gözüm üstüne”, diyerek okumamı iştahla sürdürdüm. Seni okudum Yaşar Kemal babam, seni dinledim. Sen kızına anlatır gibi anlattığın bu romanla gönlümü tarumar ettin; beni bir kez daha tanıdığını hissettirdin. Kimseler bilmez senle benim aramdaki o latif iletişimi. Sen oturur uzun uzun yazarsın bana zamanın ötesinden yazacaklarını. Bir baba sıcaklığıyla anlatırsın. Her hikayen, her romanın bana yazılmış bir mektuptur. “Ser sera ser çawa.”

“Bir parça araziyi ilk çeviren ve " burası benim" deyip kendisine inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk kişi, sivil toplumun gerçek kurucusudur.”
Jean- Jacques ousseau, İnsanlar arasındaki eşitsizliğin kökeni ve temelleri üzerine düşünceler

Toprağı anadan üryan geldiği gibi kendi malı bellemiş; sivil toplumun vicdansız kurucusu olmuş bütün Abdi Ağalar;”çiğ süt emmiş”ler için bir ağıttır.
İnce Memedlerimiz, kaoslarımız, adaletsizliklerimiz de bunlara karşı koyan kahverengi şalvarıyla gözlerine bir şimşek parıltısı çökenlerimiz de bitmeyecek. İnce Memed; incelikli Memed, çocuğa/yaşlıya/gence umut olan varlığıyla dağların gönendiği tatlı Memed… Sen baştan aşağı safi yüreksin. Sabiliğin bitti; babalığın dağlara değildir artık; yalnız beş köye değildir; tüm insanlığadır; tüm mazlumlaradır.

Bu kesinlikle bir inceleme değil, bir hislenme; iç dökmedir.
436 syf.
·10/10
Yaşar Kemal'in bu kitabını her sene erteliyordum, okurum diyordum sonra diye sonralar bu zamana kaldı. İyi ki de okumuşum, iyi ki de Üstat ile tanışmışım; yoksa bu mükemmel kitabı tadamayacaktım. İnce Memed 4 seriyi 32 yılda yazmış boşa yazmamış, boşa gitmemiş yıllar...

İnce Memed Değirmenoluk köyünde doğmuş, büyümüş bir mujiktir. Abdi Ağa o köyün ve 4 köyün de ağasıdır. Köyün yaşlısından gencine; ineğinden tarlasına hepsinden sorumludur. Köylülerin canları çıkana kadar yaptıkları işlerin 4 te 1'ni keyfine ya da gıcıklığına 4 te 3'ünü bile alır. Klasik ağa sistemi. Abdi ağa ismini her okuduğum zaman yüreğimde nefret duyguları kabardı.Yüreği nasırlaşmış, hiçbir şeyi, insani duyguları hissedemez olmuş. Vicdan denen olgunun olmadığını onda bin kat hissettim. Memed'in sevdiği kadın Hatçe'yi Abdi ağa, yiğeni Veli ile nişanlar, İnce memed hiç durur mu kaçırır Hatçe'yi böylelikle serüvenimiz başlar. Bu kısım zaten kitabın arkasında da yazıyor biliyorsunuzdur çoğunuz.

Yaşar Kemal, bir annenin yavrusuna verdiği sıcaklığı, şefkati gibi insanı adeta kendine çekiyor, o sıcaklığın içinde mayışıyor insan, o tanıdık kokuyu bırakamıyor...İnsanın duygularını, ilişkilerini ne kadar güzel anlatmış Yaşar Kemal. Yaptığı betimlemeler olağanüstü.Çukurova'yı o kadar iyi anlattı ki, dağları, köyleri, insanları gözümde çok iyi canlandı. Anadolu insanlarını, hayatlarını ne kadar güzel anlatmışsın noktasına virgülüne kadar...Kitabı okumadım yaşadım sanki, nadidedir böyle yazarlar.

İnsanlar ne de çabuk değişir, muhtaç olduğu şeyleri aldıktan sonra; haklı olanın değil de güçlü olanın yanında olmak insanlığın ilk maddesi miydi? Haklı olmak yetmiyor bazen, gerçekleri bildikleri halde bir şeylere mecbur olmak, onun aksini savunmak... Bilemiyorum. İnsanları tanımak, onların duygularına yetişmek çok zor.

Kadınlar her dönem de geri plana itilmek zorunda mı? Kocasız yaşamak kadınlar için zor bir durum mu? İnsanlar neden bunu bu kadar zorlaştırıyor? Yaşar Kemal taşra hayatında kadınların da duygularına değinmiş, yaşadıkları acıları, hıçkırıklarını, ağlayışlarını şuramda hissettim. Yutkunamadım okurken, boğazım düğümlendi; ağzımı açıp bir şey söylemek istesem boğulacaktım sanki. Kaldı boğazımda sustuklarım, söyleyemediklerim ya da hiçbir zaman söyleyemeyeceklerim...

Düzene başkaldıran, zengin ve fakir arasındaki o uçurumu; zenginlerin fakirleri kullanmaması gerektiğini vurgulayan bir kitap. Ağalık rejimine son veren, herkesin kendi toprağı, kendi malı olsun kimse ağaya bir şey vermek zorunda kalmasın kendi için çalışsın; hiç kimseye hesap vermeden özgürce...Zenginleri, ağaları kalkındırmak için değil;yoksa onların altında halk paramparça olup eziliyor.

Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Anadolu'nun insanlarını, taşını, toprağını, ekmeğini, suyunu, soğanını tatmak, o kokuyu hissetmek istiyorsanız okuyun, okutalım.

Keyifli okumalar dilerim.
436 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Yaşar Kemal'in kaleminden okuduğum ilk kitap Ince Memed. Okuyan, okumayan herkesin hakkında bildigi ortak şey müthiş bir tasvir yeteneğinin olduğu bence. Ben de bunun bilinci ile başladım. Kitabı açıp okumaya başladığınız ilk andan itibaren sizi Toroslar'ın betimlemesi karşılıyor ilk 4 sayfa salt bunun üzerine kurulu. Ben milenyum çocuğum hiç köye gitmedim. Köy yaşantısı benim için yalnızca anneannemin anlattığı, ellerimi uzatsam dokunamayacağım kadar uzak bir hayal gibiydi.Ancak Yaşar Kemal beni o köye götürdü, o insanlarla sofraya oturdum, inanır mısınız o sütlü bugday corbasının,tarhana çorbasının kokusu geldi burnuma.. Yani diyeceğim o ki öyle bir tasvir yetenegi bu.
İnce Memed, bir başkaldırı hikayesi. Siyah ile beyazın, iyi ile kötünün savaşı. Düzene karşı düzülen olmayı reddeden bir genç Ince Memed, küçükken bile bundan kaçma cesaretini gösterebilecek kadar da yürekli. Aslında hikaye aynı, düzen yine aynı düzen, düzülen ise yine biz zayıf insanoglu. Hiyerarsi tablosunda ağalar isim ve şekil değiştirdi yalnızca. Bu kez bugdayımız, arpamız yok onlara verecek ancak hayatımızda vergisini ödemeden yaşayabildiğimiz tek bir şey bile yok. O zamandan bugüne değişen tek şey insanların birbiri ile olan ilişkisi. Samimi degiliz hicbirimiz, Anadolu insanı kadar. Artık herkesin duvarları var. Bir de o zamanlardaki gibi "İnsan" kalabiliyor muyuz? Başkalarının acılarına üzülebiliyor muyuz? Komşumuz aç iken yatabiliyor muyuz? Ne yazık ki bu soruların cevabı hayır. Peki kaçımız bu hayatta Ince Memed olabilme cesaretini gösterebiliyoruz? Asıl soru bu.
Bu kitap sizi baştan sona sarsacak, kendinizi insani yanlarınızı sorgularken bulacaksınız çoğu zaman. Her şeyden önce insan kalabilmek adına bu seriyi okuyun..
436 syf.
·5 günde·10/10
Hani yüreğinizden ılık bir şeyler geçer. Bir hoş olursunuz. Tarif edilemez duygular vardır ya bir sıcaklık, bir yumuşaklık tadı damağınızda kalmıştır. Daha fazla olsa istersiniz ama yoktur işte bu kitap öyle bir tat yaşatır okuyana. Keşke otuz iki yılda 4 cilt değil 32 cilt yazılsa dersiniz. Sayfaları bittikçe üzülürsünüz.

İnce Memedle kah gülüp kah ağlarsınız bozkırın sarı sıcağı sizi de yakar, gece ayazı elbette sizi de üşütür. Nasıl bir bitki olduğunu bilmediğiniz çakırdikeni keser ayaklarınızı kanatır derinden.

Torosun karlı dorukları yanınızdaymış, elinizi uzatsanız tutacakmış gibi gözükür.
Keçi sakallı gavur dinli Abdi Ağa'nın adını duyunca siz de korkarsiniz yine ekinimin dörtte üçünü alacak diye sinirlenirsiniz.

Süleyman'da girer hayatınıza, babacanlığını siz de yüreğinizde hissedersiniz. Siz de çarıklarınıza bakar bakar sevinirsiniz.

Mustafa ve Memedle ilk kez kasabaya gideceğiniz için heyecanlanırsınız.
Böyle konuşa konuşa yamaçtan aşağı inerken, birden önünüze bir düzlük çıkıverir. Düzlükte büyük bir kavaklık vardır. Kavaklığın ortasından bir su akıyordur. O sudan kana kana içersiniz. Tadı damağınızdan hiç geçmez. Çok kolay hayal edersiniz ortam gözünüzde hemen canlanır.

Sarp yerlerin insanları gelir aklınıza. Sarp yerinin insanının yürüyüşü başka olurmuş. Adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. Dizleri hizasına kadar. Siz de taklit edersiniz.

İlk kez hana gider Ağasına, paşasına, dünyasına, feleğine, anasına, avradına veryansın edenlere siz de hak verirsiniz. Hasan onbaşı anılarını anlatır size.

Sonra büyürsünüz on sekizinize girersiniz aşık olursunuz o kara saçlı Hatçeye. Geceleri divlik kuşu gibi öter ve Hatçeyi beklersiniz kuytuda. Ağasız köy varmış kaçalım Hatçe dersiniz. Ardından Abdi ağayla yeğenini vurduğunuzu sanıp dağları mesken tutarsınız.

Çünkü siz ince Memed olmuşsunuzdur. Çünkü kitabın içine girip olayları siz de yaşarsınız. Haberlerde sağda solda Çukurova lafı geçince gülümsersiniz. Hiç görmediğiniz halde oralar size tanıdık gelir. Zaten bu kitap için bir incelemeye de gerek yoktur. Anlatılmaz yaşanır dediklerindendir.
"Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir."
"Işte bunu yapmamalı. İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli."
Yaşar Kemal
Sayfa 159 - Yapı Kredi Yayınları
"Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir.
Kendi iyiliğine de baş kaldır…"
" İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir. "
Memede olan olan olmuştu. Gözüne uyku girmiyordu. Düşüncelere kaptırmıştı kendini. Düşünceler kafasına akın ediyordu. Düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın genişliğini düşünüyordu. Değirmenoluk köyü bir nokta gibi kalmıştı gözünde. O kocaman Abdi Ağa, karınca gibi kalmıştı gözünde. Belki de ilk olarak doğru dürüst düşünüyordu. Kin duyuyordu artık. Kendi gözünde kendisi büyümüştü. Kendini insan saymaya başladı. Yatakta bir taraftan bir tarafa dönerken söylendi. "Abdi Ağa da insan, biz de..."
"Bir türkü duyulur... Gecede başka türlü, gündüzde başka türlüdür. Çocuk söylerse başka tatta, kadın söylerse... Genç söylerse başka türlü olur, yaşlı söylerse... Dağda söylenirse başka, ovada, ormanda, denizde başka türlüdür. Hep ayrı ayrı tattadır. Sabahleyin başka, öğle, ikindin, akşamlayın başkadır." -

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnce Memed 1
Baskı tarihi:
1979
Sayfa sayısı:
447
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınevi
Baskılar:
İnce Memed 1
İnce Memed 1
İnce Memed
İnce Memed 1
İnce Memed 1

Kitabı okuyanlar 9.159 okur

  • Kahveli Kitap
  • Osman Yıldırımer
  • Çiğdem
  • S'özgür

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları