Adı:
İnci
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705866
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Bir Meksika halk hikâyesinden esinlenmiş İnci, bir zamanlar İspanya Kralı’na büyük zenginlikler getiren bir koyda yaşayan fakir bir inci avcısının, Kino’nun ve ailesinin hikâyesini anlatır. Kino’nun çocuğunu kurtarmak umuduyla daldığı denizden çıkardığı eşi benzeri görülmemiş inci, yalnızca umut değil yıkım da getirecektir. İncinin özü insanların özüne; Kino’nun kulaklarında çınlayan ve kasabaya yayılan İncinin Türküsü, ailenin, kötülüğün, umudun ve düşmanlığın türküsüne karışacaktır.
Steinbeck, Kino’nun derinliklerden söküp çıkardığı inci ile içinde yaşadığımız dünyaya ve insanın dramına ışık tutuyor.
101 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
John Steincbek'in Fareler ve insanlar kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı; ve de okurken etkilendiğim güzel bir kitap. Yoksul insanların yaşam koşullarını, kavgalarını, anlattığı bu kitapta: Bulduğu eşsiz bir inciyle yaşamını değiştirebileceğine inanan ve bunun için mücadele eden inci avcısı Kino'nun hikayesini okuyacaksınız. Okurken gerçekten etkileneceğinize inandığım ve bir solukta okuyabileceğiniz; kesinlikle kitaplığınızda olması gereken bir eser.
120 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Steinbeck'in okuduğum üçüncü kitabı.. Gazap üzümleri,  Fareler Ve İnsanlardan sonra yine şahane bir öykü.
Yazar beni şaşırtmadı kendine özgün üslubuyla yine farkını konusturmuş..
İnsan- doğa ve insanların birbiriyleriyle ilişkilerini ,  özellikle de,  çalışan kesimlerin yaşamlarını anlatmaktadır kitaplarının genel konusunda..

https://1000kitap.com/MrRodya 'in Önerisiyle okuduğum bir kitaptı. Baya da etkiledi beni.
Kısa bir öykü. Ama kısalıgına rağmen içinde barındırdığı değerler,  size kattıkları,  verdiği dersler o kadar anlamlı o kadar çok ki. Sanki 100 sayfalık bir kitabı değilde bir koca yaşamı okumuş gibi oluyorsunuz. Ve işte ben böyle kitaplara hayranım.

"Bir inci ve inciyle gelen bir yok oluş.."

Elinize bir yerden bir anda yüklü miktarda para geçtiğini düşünün.  Ya piyangodan ya bir akrabanızdan büyük bir meblağ elinize para geçtiyor ne olur ?
Hiç tanımadığınız akrabalarınız ortaya çıkar değil mi :D

Bu kitapta da tam da böyle bir şey olmasa da  buna benzer bir şeyler yaşanıyor; bu sefer akrabalardan çok düşmanlarınız ortaya çıkıyor.
Yoksul bir 'İnci' avcısı olan Kino güzel gösterişli büyük bir inci buluyor. Buluyor bulmasınada sonra neler oluyor ?
Düşmanları dosta...  Dostları düşmana dönüşüyor.

Çocuğunu hayatını kurtarmak için İnci arayıp buluması.. o inci yüzünden çocuğunun ölmesi ayrı bir hüzün ayrı bir ders...
İnsan bir şeye başlarken neler düşünür ne  hayaller kurar ama hayat ona ne verir...

Para hırsıyla başkasının malına göz diken insanlarla olan mücadelesi çok güzel anlatan bir kitap Aslında mutlulugun parayla hiç bir alakası yok. Evet bunu anlıyoruz ama anladıktan sonra çok geç olabiliyor. Bir çok şeyimiz elimizden gittikten ya da kaybettikten sonra fark ediyoruz.

Açgözlülükle para hırsı insanları felakete sürükler. Açgözlü olan ve gözlerini para hırsı bürümüş insanların kendileri de mutlu olmadığı gibi çevresindeki insanları da kendi felaket girdabının içine alır.

Topluma eleştirisel bakış açısı ile gerçek yaşama ayna tutan; İnsanın doğasını çok iyi anlatan bir yazar.

İnsanlığa dair çok etkileyici bir kitap. İnsanlığı tanımak istiyorsan John Steinbeck okumalısın...
101 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck 1962’de Nobel kazanmış değerli bir yazar. Hayatını kazanmak için çabalamış, birçok işte çalışmış, kitaplarında da çok iyi bir şekilde yansıttığı hayatın acımasız gerçeklerini tecrübe etmiş. Ki zaten böyle bir birikime sahip olmayan birinin, insanı bu denli etkileyebilecek eserler yazabileceğini düşünmüyorum… Steinbeck, kendi çabalarıyla Stanford Üniversitesi’ne gittiğinde sadece yazarlığına katkıda bulunacak derslere girmiş. Hayattan ne istediğini bilen birisi anlayacağınız. Düşünüyorum da iyi ki böylesine azimliymiş, bugünlere ulaşmış da bize onu okuma imkanı vermiş.
İnci… Bu kitap beni çok etkiledi. Üzüntüden çeviremediğim, sinirimden parçalamak istediğim ya da hüzünlü bir tebessümle durakladığım sayfaları okudum bu kitapta. Garip bir dili var Steinbeck’in; Fareler ve İnsanlar’da da böyle olmuştum. Böyle ince ince değil, bıçak gibi sızlatıyor içinizde bir yerleri. Öyle süslü benzetmelerle de yapmıyor bunu. Salt gerçeği yazıyor. Gerçek en çok acıtan şey oluyor.

Tomris Uyar'ın kitabın sunuş kısmında yazdığı çok hoşuma giden bir cümleyi paylaşmak istiyorum sizle. Bir nevi demeye çalıştığım şeylerin özeti gibi çünkü. “Çünkü Steinbeck, iflasların birbirini izlediği, işsizliğin, parasızlığın, açlığın kol gezdiği, insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi umudun.”

İnci, Kızıldereli Kino’nun üzerinden ayrımcılığı, hırsları, parasızlığı, insan olmanın zafiyetlerini anlatan kısa ama etkili bir kitap.
Bebeğinin hastalığını tedavi edecek doktoru bulamayan bir babanın çaresizliği. Ve ardından bulduğu eşsiz inciyle birlikte insanların ona olan tepkisinin değişimi. Ardından Kino’nun değişimi.
Size kitabın akışını anlatmak istemiyorum daha fazla. Kitabın ‘eşsiz bir inci’ üzerinden anlattığı ‘insan’dan bahsetmek istiyorum biraz da. İnandığı dinin kitabını okumayı bilmeyen bir adamın çaresizliğinden bahsetmek istiyorum. Kandırıldığını bildiği halde inanmaktan başka çaresi olmayan insanlardan, çaresiz ve güçsüz bırakılmış insanlardan bahsetmek istiyorum.
İnci bir temsil bu kitapta.

Yokluklara hapsedilmiş bir adamın hayallerini temsil ediyor ‘inci’. Güç karşında insanların ne denli insanlıktan çıkabileceğini anlatıyor. Ardından bir adamın hayallerine tutsak oluşunu anlatıyor.

Tanıdık geldi mi biraz? (buradan sonrası spoiler)
Açıkçası ben Steinbeck’in incisini, Tolkien’in yüzüğüne benzettim okurken. Kino “İnci benim canım oldu, ondan vazgeçersem canımdan da olurum” derken, Gollum hali hazırda ‘kıymetli’si için canından oluyor mu zaten?

İnci Kino’nun en büyük kurtuluşu olabilecekken, en büyük kaybının nedeni oluveriyor birdenbire. Yüzük de böyle değil miydi sahi?

Kino, gözü kararıp inci yüzünden karısını döverken, Smeagol da kardeşini öldürmedi mi bir yüzük uğruna?
İnci’nin sonu, çıktığı suyun dibinde biterken; yüzük de yaratıldığı dağda yok edilmedi mi?
Gollum canından olurken kıymetlisi için, Kino oğlundan olmadı mı ‘canım’ dediği için?

Gelmek istediğim nokta; yüzük ya da inci semboller değişebilir ama bir şey aynı: İnsan…
İnsanlar için güç, arkasını dönüp gidemeyeceği cazibeli bir tuzak aslında. Güce sahip olma ve yönetme hissiyle yanıp tutuşan insan, bir süre sonra gücün kölesi haline geleceğini fark edemiyor hiçbir zaman. Güce olan tutkunlukları, ona sahip olabilmek için verdikleri, feda ettikleri her şeyi gözlerinden siliyor. Güce olan hırs kaybedilenlerin önüne bir perde çekiyor. Çünkü kurban tek bir şeye odaklanıyor o anda: Sahip olacakları ve daha fazlası. Sonsuz bir doyumsuzluk... Kino’nun inciyle gerçekleştireceği tozpembe hayalleri vardı. Hayatın ondan çaldıklarını istedi inciden. Hayatın ondan çaldıklarını bir inciyle geri alabileceğini düşündü. İnci ilk önce araçtı.

Güç ilk anda araçtır.

Sonra karşısına zorluklar çıktı. İnci başına bir sürü dert açtı. İnci, hayatından daha çok şey çaldı. Ama o inciyi bırakmadı. İnci onun amacı oldu.

Ardından güç yegane amaca dönüşür.

Sonrası ise daha fazla kayıptan öteye gidememiş hiçbir zaman.

Hani gerçekçi de olsa bir umut diyorduk? O ne oldu?
Evet, umut yine var. Orada duruyor. Çok büyük bir klişe ya da basmakalıp bir ifade olsa da umut sevgide. Yine bir karşılaştırma yaparsam;

İnci’yle olan macerasında Kino’nun yanında hep eşi vardı. Güçsüz olduğunda ona güç veren., hırpaladığında pes etmeyen, korktuğunda cesaretlendiren oydu… En sonunda kurtuluşuna yardım eden de oydu, tüm kayıplara rağmen.

Frodo’nun yanındaki Sam gibi…

Yazıyı İnci için yazdım ama bir tanıtım ve öneri yazısından çok bir karşılaştırma ve yorumlama yazısı gibi oldu. Kitabı okurken aklımdan sürekli geçen düşüncelerdi bunlar. Bunları paylaşmadan bu kitap hakkında bir şey yazamazdım sanırım. Yazsam da içime sinmezdi.
Hatalarım yanlışlarım varsa affola.
İyi okumalar :)
102 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bugün KPSS varmış, bizim arkadaşlardan biri de girdi sınava da oradan biliyorum. Dün aradı, gel dedi yarın sınav var. Hem eşyaların başını beklersin hem de destek olursun. Gittik. Bir çile bir çile. Yolda birde yağmur bastırmasın mı ben gitmişim tişörtle. Neyse girdik kampüsün girişindeki kantinine. Bizimkisi Manisa’dan geldi de çocukların bazısı Uşak’tan gelmiş bazısı Denizli’den. Otellerde sabahlamışlar, bilmedikleri etmedikleri yerler. Zaten sınav zamanı en ufak şeyler kaygı yaratır. Hepsinin stres tavan. Sınav stresi yetmiyormuş gibi bir de böyle teferruatlarla uğraşıyorlar. Bir taraftan yağmur bir taraftan da zaman. Bizimkisi 3 dakika da bir saati soruyor. Taksi çağırdık ha geldi ha gelecek. Gelen giden yok. En son dayanamadı ,dur deme ye kalmadan fırladı gitti.

Kaldım tek başıma. Yanıma Steinbeck’in İnci’sini almışım. Elbette özellikle seçildi, tam dış ortamlık. Dil sade anlaşılır. Başladım okumaya. Bir Kızılderili baş kahraman adı Kino. Yahu bu Kızılderili nereden çıktı zaten bu Steinbeck enteresan adam. Nerede kıyı da köşe de insan var onları anlatıyor. Hani sevmiyor da değilim bana Gogol’u hatırlatıyor. Gogol da böyle yapar ya. Bir sürü kont, kontes varken sen git mujikleri, 9. Dereceden memurları anlat. Nereden çıktı bunlar? Ne güzel yaşayıp gidiyorduk. Tutturdunuz bir toplumsal gerçekçilik herkesin keyfini kaçırıyorsunuz. Ah o Gogol yok mu o Gogol hep onun başının altından çıktı bunlar. Yalnız hafifte fark yok değil aralarında. Gogol ağır yazardı herkes anlamazdı, bu Steinbeck denen adam birde sade yazıyor ki hiç sorma. Bu kadar da olmaz ki. Okuyan herkes anlıyor ne demek istediğini. Köylüsü de anlıyor işçisi de. Biraz yüksekten yaz da sadece aydınlar anlasın. Ne de olsa onlar şatolarında viskilerini içerken köylü, işçi edebiyatı yaparlar. Toplumsal gerçekçiyiz bile derken çıkıp fukaranın tekine destek olacağına yazdıkları romanların ne kadar getireceğini hesaplarlar.

Neyse biz Kino’ya dönelim bunlar derin konular. Eşi, çocuğu, doğal ortamı gül gibi yaşayıp gidiyor. Bir de inci arıyor arada istiridyelerin kabuğunda. Hani umut fakirin ekmeğiye umar ha umar. Bizdeki sayısalcılar gibi bunlarda inci arıyor. Buldu da vesselam hem de kocaman dünyanın en büyük incisi. Bulmaz olaydı. Millet başladı yaygaraya. Kiliseden papaz geldi, senin adın diyor din büyüklerimizin birinin adı çok hizmetler vermişti zamanında. Sonra doktor kapısına geldi. Hani Kino ona gittiği zaman veteriner baksın size demişti ya işte o doktor bu. Getir diyor senin inciyi benim kasada saklayalım. Yok dedi Kino ben satacağım onu. Yahu nasıl satacaksın zaten kasaban da üç tane inci alan yer var. Tezgahı da kurmuşlar dışarıya üç içeriye bir. Kino bu dinler mi gitti satmaya. Değersiz dediler, of dediler puf dediler. Kino bozuldu bu işe bozulmak ki ne bozulmak. Hem kendi bozuldu hem çevresi bozuldu.

Neyse yeter bu kadar anlatmak. Biraz da size kalsın. Anlayacağınız Steinbeck yine aynı Steinbeck. Ne kadar anlatılmayacak şey var anlatmış hepsini. Ya da boş verin okumayın bunlar insanın keyfini kaçırır. Kontlar, kontesler dururken ne gerek var? Ah o Gogol yok mu o Gogol bir elime geçirsem :)

Herkese keyifli okumalar dilerim..
101 syf.
Ahh! insanlar alemi...
Menfaat uğrunda peşinde koşulunlar, zor durumda göz ardı edilenler..
Tüm yaşanmışlıkları tepmek için beklediği o an yanınızda olmayacakların farkında olmadan karış karış ölümünüze götüren hakikati değiştiremeyeceği, kuşkusuz mutluluğu hâk etmediğimizi veyahut yeni adım atmaya cesaretimizi kırmak için çabalayan anlar silsilesi... Ölüm yahut yaşam gerçeği...

İnsanlar hayatımızın olağanlıklarından kalması için elinden gelen tüm kötülükleri yapar, fakat o olağanlıkları aşarken yanımızda bulunan iyi bir eş, dost veya aile tüm zorlukları aşabilmeyi kötü sonuçları olsa bile o olgunluğa erişmemizi sağlarken, özgün kararlar ise ruhumuzu hapsetmek yerine o zincirlerden kurtulup felsefe taşına ulaşabilmemize yol açar...

Hayat romanlardaki gibi daima güler yüzünü göstermeyebilir vazgeçmeyip savaşmayı bildiğimiz müddetçe bizi biz yapan değerleri istiridye içerisindeki inci gibi muhafaza etmiş oluruz...

Hayat tüm çıplaklığıyla devam ediyor, kitapta hak edilen inciyi para hırsı olarak görüp, Kino ve Juana'yı eski yaşamalarına hapsedibilir, peki ya sonrası? Alışagelmişliğin ötesinde bir başkaldırış gerekmez mi? Ve de cesaret.

Son olarak, Can Yücel'in bir yazısını inciye ithafen sizinle paylaşıyorum;

“Üşüyordum.

Sarılacak bir şeyler ararken seni buldum.
(Coyotito'yu akrep ısrıdıktan sonra incinin bulunması)

Dokundum. Yanıyordun..

Elimi çekmek zorunda kaldım çünkü beni de yakıyordun.

Sana dokunsam yanıyor.

Elimi çeksem donuyordum.

Şimdi düşünüyorum seninle olup yanmak mı zor. Yoksa sensiz kalıp donmak mı?”
**
Keyifli okumalar :)
101 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
~~Çelik bir zekâ Stainbeck~~

<> Gerçeği sınırlayan şey, insanın cüzi miktarda yarattığı ve çok yoğun bir şekilde inandığı inançlarıdır.
<> Bence masumiyet, insanın keşfedilmemiş canavarlığından arta kalan yanıltıcı bir iceberg' idir.
<> Ya da vazgeçmek, kaybetmekten daha anlamlıdır ne bileyim.
<> "Güç dediğimiz şey korkudur" desem kızar mısınız ki?
<> Ya da Anıl saçmalıyor sabahın 4'ünde. O da olabilir.
101 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck'in yine, dönemindeki yoksulluğu ve yoksulların yaşantısından bir bölüm anlattığı uzun hikaye niteliğindeki kitaplarından biri.

Kitapta, geçimini istridyelerin içinden inci çıkarma işiyle sağlayan bir ailenin, paraya çok ihtiyaçlarının olduğu bir gün, çok büyük ve değerli bir inci sahibi olmalarından sonra gelişen olaylar anlatılmaktadır. Yazar, her zamanki gibi, o dönemdeki yoksulluğun dramatik yönünü bize, yine ustalıkla gösteriyor.

Yazarın her kitabında olduğu gibi, bu kitabında da sürdürdüğü sakin ve akıcı anlatımı, zaten çokta uzun olmayan kitabı elinizden bırakmadan, tabir yerindeyse bir solukta okumanızı sağlıyor.

Kısaca söylemek gerekirse, beğenilerek okunacak bir kitap diyorum.
101 syf.
·3 günde·8/10
Şener Şen'in Milyarder filmini izleyenler bilir. Orta halli, gariban ama aslında bir o kadar mutlu ve mesut Mesudiyeli Mesut'a piyangodan "milyar" ödül çıkar. Ve Mesut bu milyar ile ailesini, kendisini, hayatını nasıl daha mutlu edeceğini düşünmekten uyuyamaz; eskisi gibi yaşayamaz hale gelir. Ardından en yakınlarının nasıl değiştiğini, gerçek yüzlerinin ne olduğunu fark ettirir bir piyango bileti...

Bu filmin senaristlerinin ilham aldığını düşündüğüm "İnci" kitabında ise Mesut yerine Kino, Mesudiye yerine La Paz Kasabası vardır. Piyango biletinin yerine ise Kino'nun bulduğu değerli mi değerli bir inci... Kino'nun yaşadığı mutluluk ve aile türküsü eşliğinde geçen hayatının bir taş parçası ile birlikte nefret ve hüzün türküsüne dönüşmesini okuyoruz.

Elbette filmle bire bir örtüşen bir eser değil, farklı olaylar okurken başkaca da ders ve sonuçlar çıkarıyoruz. Filmi izleseniz de okumanızı tavsiye ederim. Hepimizin hayatında bir incisi olduğunu, en yakınımızda ve çoğu zaman kendimizde olduğunu unutmamamız dileklerimle...
101 syf.
·3 günde·9/10
"Fareler ve İnsanlar" a çok benziyor. Yaşanan olaylar tamamen farklı ama benziyor işte; aynı koku, aynı tat, aynı parmak izleri, aynı düşünce pusuları. Hayaller, umutlar ve acımasız gerçekler...

Bir filmde yönetmenin, bir kitapta yazarın dediği olur, ilgililere okumak, izlemek ve yorumlamak düşer. Okur, izleyici bazen daha güzel bir son hayal eder ama olan olmuştur, sonuç değişmez. Ben de bu kitapta tıpkı "Fareler ve İnsanlar" da olduğu gibi daha farklı bir son isterdim...

İyi gibi görünen şeyler kötü, kötü gibi görünen şeyler iyi olabilir, hayat bilmecelerle dolu. Bu yüzden isterken hayırlısını istemeli...

John Steinbeck okumak bir Cengiz Aytmatov okumak kadar güzel, okuyun derim.
101 syf.
·1 günde
Bir solukta okunabilecek harika bir kitaptı. Kızılderili inci avcısı Kino’nun ve çevresinin yaşam koşulları, umudu, mücadelesi okurken sayfaları hızla çevireceğiniz, yalın diliyle kendini okutan bir eser.
Fareler ve İnsanlar’dan sonra okuduğum ikinci eserdi John Steinbeck’ten. İşçi sınıfının dertlerini, yaşam mücadelesini yıllarca yaşamış biri olarak da gayet başarılı aktarıyor.
Böyle kitaplar okuyunca insanoğluna bir kez daha öfkeleniyorsunuz. Okumak gerek, daha iyi anlamak, açgözlülüğün hayatımızda nelere mâl olduğunu, azınlığı nasıl ezdiğimizi bir kez daha görmek adına...
101 syf.
·1 günde·10/10
Birkaç gün süren huzursuzluğumun ardından, bir kitaba tamamen kendimi verdiğim anlara özlemle İNCİ’ye sarıldım. Pencere açıktı ve dışarda tam bir yaz gecesi vardı. Sakin, ılık ve böceklerin seslerinin eşliğiyle… Bu tür havalar beni okumaya yazmaya itiyor, içim şevkle doluyor. Çok mutlucuk bir kız çocuğu oluyorum:) (Sanki öyle değilsin İnci Küpişli Hanım)
Neyse efenim, aldık elimize kitabımızı yanına çaylar, kofretler, leblebiler derken kitap bitti ama ne bitti be… Neyse alttaki paragrafta daha ciddi olmaya çalışacağım :)

***Kitap içeriği hakkında biraz bilgi içerebilir!***

İspanya Kralı’na büyük zenginlikler getiren, bir koyda yaşayan Kızılderili, fakir bir inci avcısı ve küçük ailesinin hikayesi bu. Fakir ancak yine de tencerede yemeğini tıngırtatabilen bir aile…
Kino baba bir sabah huzurla uyanır, karısı Juana’nın sessizce kahvaltıyı hazırladığını ve bebekleri Coyotito ile ilgilendiğini görür. Huzurludur Kino, karısı yanındadır, bebeği sağlıklıdır… İçinde Ailenin Türküsü çalar…

Burada bir parantez açmak istiyorum izninizle.

Kino’nun içinde bulunduğu halk, yaptıklarını, gördüklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini hep türkü haline getirmiş bir halk. Yabancı gelmedi değil mi? Bu yüzden yaşanılan her şeyde, her anda içlerine işlemiş o türküler, ne hissediyorlarsa ona göre çalmaya başlıyor, içten içe mırıldanıyorlar. İşitsel olarak duyguları duymak gibi, yürekte hissedilenlerin içerde, insanın içinde müzik olarak yankılanması; bir nevi yüreğin türkülerle insanı güvende olduğunu yada tehlikede, huzursuz olduğunu söylemesi gibi...Bu bana yaşadığım farklı bir şeyi anımsatıyor ancak ne yazık ki bunu bir türlü kelimelere dökemiyorum …

Uyandıkları bu huzurlu sabah başlarına kötü bir olay gelir: bebekleri Coyotito’yu akrep sokar. Anne zehri emip dışarıya tükürse de doktorun bebeğini görmesini ister ve doktorun evine giderler. Adi doktorun (Ama hak ediyor) sadece varlıklı ailelere ayıracak vakti vardır ve “Ben doktorum, veteriner değil.” diyerek onları postalar. Aile paraya ihtiyaçları olduğunu fark ederek biricik varlıkları olan kanolarına koşarlar ve baba hemen inci avına çıkar. Talihin yüzlerine güldüklerini görürler çünkü Kino diğerlerinden çok daha büyük bir inci bulmuştur…

İşte bu incinin oğullarının başına gelen o olaydan sonra bir uğur bir şans olduğunu düşünerek sevinçle dolarlar ancak başlarına gelen büyük olaylar hiç de böyle olmadığını onlara gösterir.

Kino, bu inciyle hayatlarının değişeceğine öyle inanır ki yaptığı her şeyi doğru ve mübah görür kendine. Bu inciyle daha iyi bir yaşamları olacaktır, daha mutlu bir hayat daha rahat bir hayat süreceklerdir, oğulları büyüyecek ve okula gidecektir, cahillikleri oğulları sayesinde bir nebze olsun azalacaktır... Ama böyle olmaz işte. Birçok düşmanı çıkar Kino’nun, huzursuzlukları artar, tedirginlerdir, diken üstündelerdir…
Kino her ne kadar iyi şeylerin hayalini kursa da yaşadığı şey sadece para hırsına dönüşür. Körleşir, duyguları erimiş her şeye hırs hakim olmuştur. Ve bu hırsı sayesinde ailesini kendi eliyle mahvedecektir…

Paranın mutluluk getirmediğini biliyoruz. Birçok milyonerin, piyango talihlilerinin(!) ne hallere düştüklerini de. Her şeyin ayarı, demişler...Azı karar çoğu zarar, her şeyin! Paranın da malın da hatta sevginin bile çoğu zarar… (Bkz. sevdiği için öldürenler.)

Steinback’ten okuduğum ilk kitap. Açıkçası daha önceden niye başlamadım diye kendime kızmıyor değilim. Dili sade, anlaşılır, herkesin okuyabileceği bir kitap. (Tabii gidip de 7-8 yaşlarındaki bir çocuğun eline vermeyin, o kadar da değil canım :))
Cümleleri süslü püslü uzatıp sunmuyor bizlere, olduğu gibi gerçeği veriyor sade cümlelerle. Bu yüzden çabuk bitiyor kitap, zorlanmıyorsunuz okurken, takılmıyorsunuz. Sadece okurken bile düşünmenize fırsat sunuyor, yolu belli bir nehir gibi akıyor kitap…
Tomris Uyar’ın çevirisiyle bambaşka bir tat almış kitap, en baştaki yorumuyla da tacı kondurmuş kitaba Tomris…

Kitabı şiddetle tavsiye ediyor ve para hırsının ruhunuzdan uzak durmasını temenni ediyorum…


Son olarak… Olmaz olsun cüzdanımda milyonlar ... :)

https://youtu.be/NpYvpOKrsUk

Keyifle dolun, huzurlu akşamlar :)
Konuşma alışkanlıktan başka neydi ki; sözsüz de anlaşabilirdi insanlar...
John Steinbeck
Sayfa 12 - Remzi Kitabevi
Oğlum okumayı öğrenecek, bütün o kitapları okuyacak. Oğlum yazmayı öğrenecek ve yazacak. Oğlum sayıları öğrenecek. Bütün bunlar bizi özgür kılacak, çünkü o bilgilenmiş olacak, bizler de ondan öğreneceğiz.
John Steinbeck
Sayfa 33 - Remzi Kitabevi
Bir şeyi aşırı istemek iyi değildi. Sırf bu yüzden bir şeyin olacağı varsa bile olmazdı. İnsanın isteği dozunda olmalıydı.
John Steinbeck
Sayfa 27 - Remzi Kitabevi
Bu dünyada herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıydı. Aklıdan ne geçerse geçsin, yeteneğini sonuna kadar zorlamalıydı.
John Steinbeck
Sayfa 48 - Remzi Kitabevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnci
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705866
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Bir Meksika halk hikâyesinden esinlenmiş İnci, bir zamanlar İspanya Kralı’na büyük zenginlikler getiren bir koyda yaşayan fakir bir inci avcısının, Kino’nun ve ailesinin hikâyesini anlatır. Kino’nun çocuğunu kurtarmak umuduyla daldığı denizden çıkardığı eşi benzeri görülmemiş inci, yalnızca umut değil yıkım da getirecektir. İncinin özü insanların özüne; Kino’nun kulaklarında çınlayan ve kasabaya yayılan İncinin Türküsü, ailenin, kötülüğün, umudun ve düşmanlığın türküsüne karışacaktır.
Steinbeck, Kino’nun derinliklerden söküp çıkardığı inci ile içinde yaşadığımız dünyaya ve insanın dramına ışık tutuyor.

Kitabı okuyanlar 5.897 okur

  • Yıldız Şahin
  • Handan
  • Hüray yıldız
  • Sinem
  • Deniz Tsundoku
  • Sultan Sağlam
  • Elif
  • Perihan Böcek
  • Gülün Adı
  • Egemen Uysal

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2 (37)
9
%2.4 (44)
8
%3.1 (56)
7
%1.3 (24)
6
%0.3 (6)
5
%0.3 (6)
4
%0.2 (4)
3
%0.1 (2)
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları