Adı:
İncir Tarihi
Baskı tarihi:
Şubat 2010
Sayfa sayısı:
372
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711299
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Görüp geçirdiğim olayları anlatmaya başlamamın, öyleyse, tek ve ikincil nedeni, bir kere, kaza eseri de olsa kalemi elime almış olmamdır. Bahanem yok; kendimi, yaşadığım şeylerle tanıdığım kişilerin, hayvanların, bitkilerin, gezip gördüğüm yerlerin, serin duvarlar arasına saklanmış iç açıcı odaların, birbirinden güzel kadınlarla bunların olağanüstü memeleriyle kalçalarının, Allahın belası bir hançerin, bu hançer tarafından kesilerek öksüz bırakılmış kolumun, bu kesik avucumda aylarca saklamayı başarabildiğim yüzüğün, leyleklerin, tilkilerin, fillerin, kaplanların ve bu kaplanlarla kutsal aslanlar üzerinde seyahat eden başka seyyahların, kitapların, bu kitapları okuyarak deliren acayip dervişlerin ve bütün bunları oturup yazmaya çalışan Zeyrek adlı bir kişinin bahanesi sayıyorum.

Faruk Duman'dan, büyülü bir âleme kışkırtıcı bir yolculuk.
Kitap Ağacı okuma grubunda, "600 Günde Devr-i Alem" isimli yeni bir okuma serisi ve sanal tartışma ortamı oluşturuldu. 20 aylık bu seride, Türkiye'den başlayarak, gün ışığının ilerlediği yönde, her ay bir ülke edebiyatına misafir olmayı hedefleyen bir macera bu. İlk kitap Türkiye'den Faruk Duman'ın "İncir Ağacı" kitabıydı. Açıkçası önceden bildiğim bir yazar ve kitap değildi. Bu tip kitap gruplarının en büyük faydası, insanı alıştığı okuma alışkanlığı çerçevesinden çıkarmak, yeni edebiyat güzergâhları keşfetmesini sağlamak oluyor.

Bu anlamı ile "İncir Tarihi", son dönemdeki okuma rotama bir yenilik kattı. Oldukça uzun bir süredir masal tadında bir edebiyat ürünü okumuyordum. İncir Tarihi oldukça akışkan, keşfettirici ve zihne yeni pencereler açabilen bir eser. Aslında akışkanlığı bir nebze tartışma konusu olabilir. Çünkü yazar, hikayenin genel seyrinin aralarına, romanın bazı detaylarına dair kısa hikayeler veya anlatılar eklemiş. Örneğin romanda aşk meselinin geçtiği bir noktada, insanlara aşık olan ve onları kaçıran hayvanların hikayeleri ile araya giriş yapmış. Ya da bir adada geçen bölümün arasına, balinaların nasıl olup da kara parçasına ve adalara dönüştüğüne dair bir anlatı girmiş. Bu nedenle zaman zaman ana hikâyeden kopmanız mümkün ama bunu bir soluklanma ve çerçeve genişletme fırsatı olarak da değerlendirebilirsiniz.

Son dönemde birden fazla bilim-kurgu eseri okumaktan mıdır bilemem, kitabı okurken, bilim-kurgu türünün önüne açan şeyin, teknolojik gelişmeler kadar, masallar da olduğunu düşündüm. Hatta kitabı okurken aklıma şu soru geldi; Uçan halısı ve sihirli lambası olan Alaaddin edebi tür olarak masal mıdır, bilim kurgu mu? “İncir Tarihi”nde de masal havasında ama bilim-kurgu hissi uyandıran öğeler var; Kendi hedefini arayan hançer, kopan ve tekrar monte olabilen kol gibi.

“İncir Tarihi”nde hikâyenin geçtiği tarihten, karakterlerin kendisine kadar hikâyenin içinde geçişkenlik göstermesi en ilgimi çeken özellik oldu. Hazreti Süleyman tarafından fethedilen İstanbul, İstanbul fethedildikten sonra hala Anadolu'da var olan bir Hristiyan krallığı gibi zaman motifleri, romanı gerçek zaman akışının dışına taşımış ve masal formatını daha da güçlendirmiş. Karakterlerde de kitap içinde geçişkenlikler yaşanıyor. Örneğin romanın başında sıska bir çocuk olan Ümmik karakteri bir süre sonra bir cüceye dönüşüyor. Başkarakter Zeyrek ise hikâyenin başında 13-14 yaşında bir çocuk iken, hikâyenin sonlarına doğru Zeyrek Efendi’ye dönüşmüştü.

Dil konusu ise başlı başına bir masal unsuru olmuş. Çünkü eser çok fazla kendine has bir yazım kılavuzu, dilbilgisi kuralı oluşturmuş. İlk bir kaç sayfa çok fazla tasih gereken bir kitapla mı karşı karşıyayım diye düşünürken bir süre sonra ayrı bir anlatı coğrafyasına girdiğimi anladım. Okuma esnasında bunun yerel bir lehçe mi, yoksa yazar tarafından oluşturulmuş özel bir anlatı mı olduğunu merak ettim.

Diğer bir merak konusu kitabın ismi oldu. Açıkçası kitap boyunca İncir Ağacını esere renk verecek bir ağırlıkta hissetmedim. Suriye'deki ormanda rastlanan bal meyveli incir ağaçlarını kitaba ismini verecek kadar etkili hissetmedim. Sanki üzerinde Zeyrek'in hayaller kurduğu sedir ağacı esere daha çok renk katmış gibi geldi bana. Son merak ettiğim şey ise kitabın yazılım süreci oldu. Okuma süresi boyunca, yazarın kitaba başlarken eserin tüm detaylarını en baştan kurgulamadığını, sanki gidişata, yazım süreci boyunca eserin kahramanları ile zihninde yürüttüğü sohbetlerle karar verdiğini hissettim. Bu kadar genç bir karakterin öyle bir hikayede evli bir kadın ve Suriye köylerinde bir dilberi kendine aşık edebilecek şansa sahip olması, yazarın romanın karakterine iltimas geçmesi ile açıklanabilir ancak.

Genel itibari ile, yazarın hayal gücünün ve hayal gücünü besleyen anlam dünyasının geniş olduğunu söyleyebilirim. Ama bu durum iyi bir kurgu ile birleşmeyince ne yazık ki bazı noktalarda hayal kırıklığı yaşayabiliyorsunuz. Zeyrek’in, arkadaşı Ümmik’in ve onun sincabı Tas’ın hikâyesinin daha iyi bir kurgu ve çözümleme eşliğinde neticelenmesi romanı birkaç basamak daha yükseltecekti muhtemelen. Romanda yer alan birçok detay, anlamlı bir bütüne ulaşmayınca okur açısından bir boşluk oluştuğu bir gerçek. Ama belki de yazar okura geniş bir alan bırakmak istedi ve kitabı okurun kendi hayal gücü ile beslemesini hedefledi. Romanın arasına yerleştirilen küçük hikâye ve anlatıların, okur için bu yolu açık bıraktığını düşünüyorum.
Keykâvus’un söylediğine göre, Allah insanı yaratmakla nimeti yani daha önce yarattığı şeyleri tamamlamış oldu. Olunca, demek yediğimiz rızk, içtiğimiz su, giydiğimiz urba bizden önce de vardı, yani karnı acıkmışa aş değil, aşa karnı acıkan yaratılmış oldu. Nedenler tersine döndü. Daha doğrusu nedenle sonuç, Allah’ın bizi yarattığı ilk günden beri yerli yerindeydi ariflerle erenleri ayrı tutarım; onlar şeyleri kuşkusuz gönül gözleriyle bilir, Allah’a kendilerine özgü yollarla ulaşır, bu yüzden söyledikleri de hep zorlukla anlaşılırdı ama biz böylece nedeni sonuç, sonucu neden bilegelmiş olduk. Öyleyse her şeyi yerli yerine koyma zamanı geldi. Böylece ne ne içindir, ortaya çıkmış olacak.
Faruk Duman
Sayfa 13 - Can
Allah tarafından yazılmamış ve istenmemiş hiçbir acayip ve kanunsuz olayın yaşanamayacağı bir kez daha görülsün.
Faruk Duman
Sayfa 14 - Can
Bir sözü söylemeye, bir yerden bir yere gitmeye karar verdiğimizde ya da bir binanın saçaklarını kendi elimizle bezemeye kalktığımızda, aslına bakarsan, bir bahanemiz vardır, ama bu durumda bile esaslı bir nedene sahip olduğumuzu düşünemeyiz. Çünkü gerçekte ağızdan ağıza dolaşan nedenlerden çoğu, dikkat edilecek olursa, yuvarlak laflardan ibarettir ve zamanla ortaklaşa kullanılan nesnelere dönüşmüştür.
Faruk Duman
Sayfa 17 - Can Yayınları
Olağanüstü olaylarla çevremizde gördüğümüz, yaşadığımız sıradan olaylar arasında nasıl bir bağ bulunduğunu, bulunabileceğini soracak olursan sana şunu söylerim: Sufilerin söyledikleri gibi, bir ağacı ya da bir hayvanı asla yalnızca bir ağaç ya da hayvan olarak görme. Bunlar Allah’ın yeryüzündeki işaretleri olmakla birer kitap gibi okundukça büyür ve anlam kazanırlar.
Faruk Duman
Sayfa 19 - Can Yayınları
Biz de korkmaya başladığımız anda kendi varlığımızdan sıyrılarak başka bir şeye dönüşmekle kendi korkumuzun bile ne olduğunu tam olarak anlayamayız.
Faruk Duman
Sayfa 33 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İncir Tarihi
Baskı tarihi:
Şubat 2010
Sayfa sayısı:
372
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711299
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Görüp geçirdiğim olayları anlatmaya başlamamın, öyleyse, tek ve ikincil nedeni, bir kere, kaza eseri de olsa kalemi elime almış olmamdır. Bahanem yok; kendimi, yaşadığım şeylerle tanıdığım kişilerin, hayvanların, bitkilerin, gezip gördüğüm yerlerin, serin duvarlar arasına saklanmış iç açıcı odaların, birbirinden güzel kadınlarla bunların olağanüstü memeleriyle kalçalarının, Allahın belası bir hançerin, bu hançer tarafından kesilerek öksüz bırakılmış kolumun, bu kesik avucumda aylarca saklamayı başarabildiğim yüzüğün, leyleklerin, tilkilerin, fillerin, kaplanların ve bu kaplanlarla kutsal aslanlar üzerinde seyahat eden başka seyyahların, kitapların, bu kitapları okuyarak deliren acayip dervişlerin ve bütün bunları oturup yazmaya çalışan Zeyrek adlı bir kişinin bahanesi sayıyorum.

Faruk Duman'dan, büyülü bir âleme kışkırtıcı bir yolculuk.

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • Ozlem
  • merve_ce
  • Banu B.
  • Sinan Tütüncüler
  • Gülşen Doğru
  • Özlem Battal
  • YILMAZ HARMANCI
  • BilgeSevgi
  • Cüneyt Karaağaç
  • aussteiger

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (1)
9
%12.5 (1)
8
%25 (2)
7
%37.5 (3)
6
%0
5
%12.5 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0