Incognito - Beynin Gizli Hayatı

·
Okunma
·
Beğeni
·
20,2bin
Gösterim
Adı:
Incognito - Beynin Gizli Hayatı
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054729074
Orijinal adı:
Incognito: The Secret Lives of the Brain
Çeviri:
Zeynep Arık Tozar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Domingo Yayınları
Baskılar:
Incognito - Beynin Gizli Hayatı
İncognito - Beyinin Gizli Həyatı
Incognito
'Kendimizle aramızdaki fark, bir başkasıyla aramızdaki fark kadar büyüktür.' -Montaigne-

Siz daha tehlikeyi algılamadan, ayağınızı fren pedalının üstüne götüren kim? Neden sır saklamakta böylesine başarısız, nedenini bilmeden birini çekici bulmakta bu kadar başarılıyız? Eğer bilinçli zihin, yani sabah uyandığınızda sizinle birlikte uyanan ben, buzdağının yalnızca görünen kısmıysa, zihninizin geri kalanı tüm bir ömür neyle iştigal etmekte?

Ünlü nörobilimci David Eagleman, 20 dilde yayımlanan ve neredeyse şimdiden klasikleşen kitabı Incognito ile beynimizin derinlerine dalarak, yaptığımız, düşündüğümüz ya da hissettiklerimizin çok büyük bir kısmının bizden başka bir biz tarafından yönetildiğini ürkütücü bir berraklıkla ortaya koyuyor. Sadakat geninden sizi olmadığınız birine dönüştüren beyin zedelenmelerine; optik yanılsamalardan striptizcilerin neden ayın belirli zamanlarında daha çok para kazandığına; Truva fatihi Odysseus'tan renkleri işitip biçimleri tadabilen sinestezik insanlara kadar geniş bir yelpazeden vakaları ve araştırmaları bir araya getiren Incognito, beynimizin işleyişi ve çelişkileri hakkında olağanüstü bir keşif yolculuğu sunuyor.

"Bir kitap okudum, hayatım değişti."
-İsmet Berkan-Hürriyet

"Zihniniz bu kitap için size teşekkür edecek."
-Wired-
(Tanıtım Bülteninden)
304 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kesinlikle önerdiğim bir kitap.Eğer beynin işleyişi sizi etkiliyorsa, çoğu yerde çokça şaşıracağınızı ve sizi düşünmeye sorgulamaya iteceğini düşünüyorum.En azından bende öyleydi.

Bu arada bazı arkadaşlar, garip bi şekilde yıllarını sinirbilime vermiş ve dünyanın en ünlü sinirbilimcisi olarak gösterilen bir bilim adamının evrimden bahsetmesini -ki evrim hakkındaki azcık bilgi seviyeleri ile- cehalet olarak vurgulamışlar.Arkadaşlara şaşırmamak elde değil.Cehalet, fazla cesaret veriyor.


Kitabı daha çekici kılacağını düşündüğüm bir metin:
"Bilinciniz, koca bir transatlantik buhar gemisinde yolculuk yapan ama kıyıda köşede kalmış bir kaçak yolcudan farksızdır; yolculuktan nasiplenmiştir ama derinlerde işlemekte olan o heybetli mühendislik gözüne görünmez bile. Bu kitap, işte bu şaşılası olguyla ilgilidir."
304 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
“Ne inanılmaz, ne şaşırtıcı bir şaheserdir beyin. Ve bizler de ne şanslıyız ki, dikkatimizi ona yoğunlaştırmamıza olanak sağlayan teknoloji ve iradeye sahip bir neslin üyeleriyiz. Evrende keşfetmiş olduğumuz en harikulade şey bu: Beynimiz, yani ta kendimiz.”

Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birini olabilecek en iyi şekilde tanıtıp iştahınızı kabartma niyetiyle bu incelemeyi yazıyorum. Umarım gerçekten ilginizi çeker ve okursunuz. Zannetmiyorum ki bu kitabı okuyup da en ufak bir zevk almayan bir kişi çıksın. Hele benim gibi öğrenmeye aç, bu tarz şeylere merakı olanlar okumaya başlar başlamaz yalayıp yutacaklar kitabı. Gerçekten ama gerçekten kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap. Baştaki alıntı kitabın çok hoşuma giden kapanış cümleleri... Bu dünyada tam anlamıyla mükemmel bir şey var mıdır bilmem ama varsa o şey beyindir; yoksa da o mükemmele en yakın şey yine beyindir.

Geçen sene tıp 2. sınıf öğrencisiydim ve Nöroloji komitemizde iki buçuk aya yakın bir süre sırf beyinle ilgili şeyler öğrenip çalıştım. Fizyolojisinden anatomisine, patolojisinden embriyolojik gelişimine kadar beyne kapsamlı bir bakış attım. Bu organa ilgim de o dönem başladı. Şansıma okulun kütüphanesinde çok harika bir kitaba (Yaratıcı Beyin) rast geldim. Sonra internetten videolar, sayısız okumalar vs. Şimdi olduğum yerdeyim.

David Eagleman’ı da geçen sene o zamanlar internette bu araştırmaları yaptığımda videolarıyla keşfetmiştim. Gördüm ki aslında baya popüler bir nörobilimciymiş. Türkiye’de de hatırı sayılır bir okur/takipçi kitlesi varmış. Kendisinin 6 bölümlük harika bir “Beyin” belgeseli var. YouTube’da yüklü bazı bölümleri var, eksiksiz tüm bölümler de bu linkte: http://okyanusum.com/tag/david-eagleman En azından ilk bölümü izleyin, geçen süreye değeceğine söz veriyorum. Öyle sıkıcı, tekdüze, insanı bayan belgesellerden değil. İzlerseniz göreceksiniz zaten. Özenilerek yapılmış bir iş olduğu belli ki kitap da ha keza öyle titizlikle hazırlanmış. Eagleman gibi işinin hakkını veren insanlar, onların yaptıklarının meyvesini yiyen diğer insanlar için lütuftur.

Kitaba gelirsem ne yazacağımı, neresinden tutup öveceğimi gerçekten zerre bilmiyorum. Bestseller kitaplara çok itimâdım yoktur hatta hayal kırıklığına uğradığım birkaç acı denemeden sonra önyargım bile oluştu diyebilirim ama bu kitap “çok satanlar” listesinde olmayı sonuna kadar hak ediyor ve okuduğum için mutluyum.

Kitap görme olayının teferruatından beyinle kuantum fiziği arasındaki ilişkiye kadar pek çok konuya değiniyor. Çok ilginç, yaşanmış örnekler verip o örnekler üzerinden akıl yürütüyor başta sorular soruyor. Siz de bi yandan hayrete düşüp bi yandan bunlara açıklama bulmaya çalışıyorsunuz. Mesela kafasına sol yanağından girip sol gözünün arkasından çıkan bir demir çubuktan sonra yaşamaya devam eden (ölmemesi doktorları hayrete düşürmüştür) bir demiryolu işçisi... Bu talihsiz olaydan sonra beyninin fincan yarısı büyüklüğünde bir kısmını kaybediyor ama kendini iyi ve sağlıklı hissediyor. Buraya kadar problem yok ama iş arkadaşları tarafından zeki, saygılı ve anlayışlı biri olarak bilinen bu işçi kazadan sonra ani bir karakter değişimi yaşıyor. Olur olmadık yerde ağza alınmaz küfürler ediyor, istediği şey yerine gelmeyince ortalığı toz duman eden öfkeli, aksi, kaprisli birine evriliyor ve işverenleri de işine son vermek zorunda kalıyor. Çok ufak bir beyin parçası kaybının böyle büyük bir değişime yol açması şaşırtıcı geldiyse boyutları mikroskobik düzeydeki, en ileri aletlerde bile zor görebildiğimiz saç telinden bile daha ince yapıdaki virüsleri, bakterileri düşünün. Bizi nasıl elden ayaktan kesebiliyor bu kadar ufacık yaratıklar. Ya da birkaç gram bile etmeyen uyuşturucu maddeler, çok az miktarda alındığında bile nasıl bu kadar büyük etkiler gösterip bizi uyuşturuyor, hareketlerimize ve duygularımıza yön verebiliyor?

Beyin böyle her şeyden kolayca etkilenen ve irademiz dışında sergilediğimiz pek çok olayın komuta merkezinde olan bir yerse yaptığımız şeylerden gerçekte ne kadar sorumluyuz? Şizofreni ya da parkinson hastası kişileri düşünün. Uyurgezer insanları. Kanıtlanan nörolojik bir bozukluğu olan kişi somut bir suç işlese, bir katliama imza atsa bile cezaevine gönderilmiyor. Yaşanmış örnekler var okursanız göreceksiniz. Çünkü davranışlarından o değil beynindeki bozukluk sorumlu ve cezaevinde kaldığı sürede de bu değişmeyecek. Cezaevlerinin mantığı ıslahsa asla ıslah olmayacak insanları orda tutmanın mantığı yoktur ve hastaneye yatırılmak gibi başka türden yöntemlere başvurulur. Sonuçta toplum düzenini tekrar bozma ihtimali olan, suç işleyebilecek birini masum olsa bile devlet öylece salıveremez. Tehlikeliyse insanlardan uzak tutmak zorundayız.

Kitapta bu tarz hastalıklardan, bozukluklardan muzdarip insanların pek çok öyküsü var. Beyinle ilgili yapılmış pek çok deneyin donuçları, istatistiksel veriler ve epey ilginç çıktılar var. Adınızın baş harfi aynı olan birini eş olarak seçme ihtimalinizin daha yüksek olması gibi ilginç istatiksel veriler ve böyle çoğu kararı alırken de aslında farkında değilsiniz çünkü bilinçdışınızda işleyen olaylardır. Bilincinizin farkında olmayıp müdahale edemediğiniz kısmı aslında sizinle ilgili çoğu şeye karar verir ve oraya erişiminiz çok kısıtlıdır.

Biraz materyalist bir yaklaşım olacak ama şöyle varsaymak mümkün: televizyon gibi beynimiz de çeşitli alt birimlerden ve devrelerden oluşmaktadır. Duygu, düşünce ve davranışlarımız da bu mekanizmanın faaliyetlerinin çıktısıdır. Bu sisteme zaman zaman müdahale edebiliyoruz. İlaç verip sistemi devre dışı bırakıp sakinleşebiliyoruz. Sistemdeki bazı arızaların ise telafisi bazen zor oluyor ve maalesef şizofreni, bipolarlık, sara gibi hastalıklarla yüz yüze gelebiliyoruz.

Anlattığım gibi olsaydı her şey, bizim özgür irademiz diye bir durum mevzu bahis bile olamazdı. Ruh dedğimiz şeye de gerek kalmazdı. Telefon gibi, bulaşık makinesi gibi çeşitli mekanizmalarla işleyen birer robot sayılabilirdik ama değiliz. En azından bugüne kadar kanıtlanamamış anlattığım varsayım. Ne ispatlanabilmiş ne ekarte edilebilmiş yani.

Biz her şeyden etkilenebilen, oldukça açık ve sonraki adımını saptaması bazen imkansız olan varlıklarız. Genetiğimize de çevremize de bağlıyız. Kısıtlıyız. Bir suçluyu cezaevine tıktığımızda verdiğimiz ceza süresinin yeterli olacağından emin olamıyoruz. Dışarı çıktığında tekrar aynı suçu işler mi işlemez mi bilemiyoruz. Bırakalım sadece sınırlı bir süre zarfında tanıdığımız, hayatımızda bir daha hiç görmeyeceğimiz yabancıları; kendimizin bile ne yapacağını bilmiyoruz bazen. Kendimizden dahi emin olamıyoruz. Bugün gülüp geçtiğimiz bir olaya yarın başka bir psikolojideyken sinirlenip dellenebiliriz. Sınıflandırmalar hep eksik, tanımlamalar hep kusurlu ve kapsayıcılıktan uzaktır bu yüzden. Söz konusu insan oldu mu %100 diye bir şey olmuyor. Biz sabit, kontrol edilebilir aletler değiliz ki yer çekimini ölçtüğümüz gibi hislerimizi, tepkilerimizi ölçelim ya da yüksek ihtimalle öngörebilelim.

Kitap işte bu bilinmezliği anlama yolculuğunda bir serüvene çıkarıyor bizi. Sorularımıza cevap bulabiliyor muyuz, çoğunlukla hayır. Varsayım ve tahminlerden öteye geçemiyoruz ama yolumuza ışık tutan bilgilerle öyle bir aydınlanıyoruz ki hiçbir şeye değişemiyorum bunun zevkini. Bir kitabın hayata bakışınızı değiştirmesi, önyargılarınızı kırması, sizi insanlara ve olaylara farklı baktırması inanılmaz bir şey. Baştan aşağı yenilenmiş ve donanımlanmış gibi hissediyorum. Fırsatını bulduğumda tekrar okuyup tekrar yeni bir ben oluşturmak isterim.


Anlatım öyle sade ve anlaşılır ki ben terminolojiyle dolu bilimsel bir şey bekliyordum ama Eagleman basitleştirebildiği kadar basitleştirmiş olayı. Konunun özünden ödün vermiş demiyorum Latincesini kullanabileceği yerlerde İngilizcesini (bizde Türkçesi) kullanmayı tercih ettiği kelimeler var ki işin içinde olsanız anlardınız tıp eğitimi falan alınca inanın o dil beyninize yerleşiyor latincesini otomatik olarak tercih ediyorsunuz. Alın bölgesi değil frontal bölge demek daha tercih edilir bir şey bir sağlıkçı için ama Eagleman dediğim gibi kolaylaştırabildiği kadar kolaylaştırmış.

Bu kitaptan kendinizi mahrum etmeyin ve Eagleman’a güvenin...
304 syf.
·8 günde·9/10
"Duyularınıza güvenmek konusunda alacağınız ilk ders şudur:
Siz siz olun , güvenmeyin!
Bir şeyin doğru olduğuna inanmaniz ya da doğru olduğunu bilmeniz, onun gerçekten doğru olduğu anlamına gelmez."

Beyinim işleyişi ile ilgili az çok merakınız var bu kitabı mutlaka okumalısınız.
Eser nöroloji üzerinde uzmanlaşmış bilim adamının; tecrübelerini, gecmisten günümüze kadar gelen bilim adamlarının beynin işleyişi üzerine yapmış oldukları incelemeleri teorileri derleyip günümüz teknolojisiyle elde edilen bulgularla harmanlayıp biz okurlara sunuyor.
Kitabın okunması kolay anlaşılır bir dille yazılmış bu sayede okuyucuyu yormadan hızlı ve etkili bir anlama oluşturuyor okuyucuda.
Yazarın anlatım tarzı ise merak duygusunu uyandırmayı başarmış.

İşin içine beyin girince meraklanmamak elde değil zaten. Bilinç ve bilinç dışı bilgilerin bizleri nasıl yönlendirdiğini bilinçli zannettiğimiz hareketlerimizin aslinda bilinç dışı tarafından yönlendirdiğini örneklerle anlatiyor.
Beynin karmasik yapısını içimizde bulunan mükemmel bir yapınin işleyişini mevcut verilere göre bizlere sunuyor. Beyinde gerçekleşen çok küçük bir hasarın bile insanın kişiliğinde meydana getirdiği büyük değişiklikleri örneklerle bizlere sunuyor.

Nedensellik bakış açısıyla verdiği tüm örnekler üzerinden kişiliğin gerçek yüzünü gösteren harika bir eser.

Okurken büyük sevk alacağınız bir yapıt olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı da okumanızı tavsiye ederim.
304 syf.
Kitapta beyin ve beyinle alakalı veya beyinle alakalandırabileceğimiz konular bilimsel ( nörolojik) olarak değerlendirilmiştir. Yazar, bahsettiği konularda en doğru yaklaşımı yakalamış ve bilim dünyasına son yılların en başarılı eserlerinden birini sunmuştur diyebilirim. Çok keyif alarak okudum, çok etkilendim ve tüm okurlara tavsiyemdir.
304 syf.
Belgesel tadında bir kitap.Kara kutu beyin hakkında bildiklerinizin birçoğunu unutmanızda fayda var hatta. Görme, denge, karar verme vb. gibi aşamalarda bilinçli hareket ettiğimizi sanarken, aslında gizli bir mekanizma tarafından nasıl kontrol edildiğimizi öğrenince şaşıracaksınız. Beynin gün ışığına çıkmamış sırlarını merak edenler okumalı!
304 syf.
·36 günde·Beğendi·10/10
Nörobilimci David Eagleman bu kitabında beynin derinliklerine doğru keyifli bir seyahate çıkarıyor bizleri... Beynin akılalmaz karmaşıklıktaki yapısını ve çalışma şeklini sorgularken derin düşüncelere yönlendiriyor. En temelinde ise bizi; her şeyi düşünerek, karar vererek, bilerek yaptığını ve kontrol ettiğini sanan ukalaları tahtımızdan indiriyor!

Hepimiz davranışlarımızı, düşüncelerimizi kendi kararımızla yönlendirdiğimize inanırız. Eagleman ise bir dolu bilimsel çalışmanın sonuçları eşliğinde aslında bize tam tersinin geçerli olduğunu gösteriyor: Beynimiz ve ilintili sinir sistemleri bütünü hangi durumda nasıl davranması gerektiğini biliyor ve bilinçli zihnin buna müdahale etmesine çoğu zaman izin vermiyor. Bizim bilincimizle müdahale ettiğimizi düşündüğümüz zamanlarda ise aslında içimizde bulunan sistemler kendi içlerinde çekişiyor ve demokratik bir mücadele ile ne yapılması gerektiğine kendi aralarında karar veriyorlar. Başka bir deyişle biz, aslında kodlanmış kendi yapımızın içinde yaşıyoruz ve onu yönlendirmek yetisinden uzağız.

Biz dediğimiz gerçekte nedir? Kendimizi yönlendiren biz miyiz, yoksa içerilerde zaten hangi durumda nasıl davranması gerektiğini bilen bir devreler bütünü var ve biz aslında kendi yaşamımızın seyircisi miyiz?

Buradan hareketle daha derin sorular var bizi bekleyen... Eğer kendimize hakimiyette bu derecede etkisiz isek mevcut cezalandırma sistemleri ile mahkum ettiğimiz kişiler hakkında ne kadar haklıyız? Hapishaneleri doldurmak bizi daha iyi ve sağlıklı bir toplum yapacak mı? Farklı, sıradışı ama zararlı olanları ortadan kaldırma ya da en azından böyle davranmalarına sebebiyet veren kısımlarını budama (örn. genlere müdahale) şansımız olsa ve bunu uygulasak, genetik çeşitlilik sayesinde zenginleşen, güçlenen ve aslında farklılıkları ve melez ırkları tercih eden tabiata aykırı bir işlem olmayacak mı bu? Böyle bir değişim hayata neler katacak ama neleri de eksiltecek? Genetik teknoloji ilerledikçe genlerin bizi şekillendirmekte etkili olduklarını ama tek başlarına yetmediklerini anlıyoruz, çevre koşulları da önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bu ilerlemeler bizi nereye götürecek?

Minority Report filmi beni çok etkilemişti. Filmde daha iyi bir toplum için, gelecekte suç işleyeceği bilinen kişiler bugünden yakalanıp etkisiz hale getiriliyorlardı. Filmin aksiyon kısımları bir yana, şu soru önemliydi : “Kişilerin gelecekte suç işleyeceklerini kesinkes biliyor dahi olsak, henüz hiçbir şey yapmamışlarken onları yakalamak ne kadar hakkaniyetli? Hangimiz böyle bir durumda ceza almaktan kaçabiliriz? Ceza sistemleri ile gelmeyi istediğimiz böyle bir toplum mudur?”

Hz İsa kendini çarmıha gerenleri affetmesini isterken Tanrı’ya şöyle yalvarıyordu:
“Affet Rabbim, bilmiyorlar.”

“Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” sözü tam da bu duruma uymuyor mu? Kısasa kısas mümkün ama “Affetmeniz sizin için daha hayırlıdır” derken acaba aynı nokta mı gösteriliyor bize?

David Eagleman'ın bu kitabı beyni merkeze almasına ve aslında ağır bilimsel analizlere ve araştırmalara dayanmasına karşın ciddi bir felsefe kitabı benim gözümde. Kim olduğumuzu, neye hakim olduğumuzu, yaşadıklarımızın ne kadarını yönlendirme gücüne sahip olduğumuzu detayıyla inceliyor ve soruyor:

“Kendi vücudumuz ve benliğimizin bile bu kadar azına hakimken, her şeyi doğru bildiğimizi varsayarak kurduğumuz toplumsal sistemler gerçekten doğru mu, kime göre, neye göre? Ve bu ortamda acaba nasıl evrileceğiz?”

Sorunun cevabını merakla bekliyorum, umarım bu alanda önemli sayıda gelişme izleyebilecek kadar uzun yaşarım...

“Siz daha tehlikeyi algılamadan, ayağınızı fren pedalının üstüne götüren kim? “

“Dinlemediğinizi sandığınız bir konuşma sırasında adınız geçtiğinde duymanızın sebebi ne? “

“Neden sır saklamakta böylesine başarısız, nedenini bilmeden birini çekici bulmakta bu kadar başarılıyız?”

“Eğer bilinçli zihin, yani sabah uyandığınızda sizinle birlikte uyanan ben, buzdağının yalnızca görünen kısmıysa, zihninizin geri kalanı tüm bir ömür neyle iştigal etmekte?”
304 syf.
Kitabı okuduktan sonra insanları bilinç ve bilinç dışı olan otonomik hareketleri ayırt ederek eleştireceğime şüphe yok. Beyin ve zihin kavramları için prospektüsü diyebileceğim bir kaynak kitap. Okuyan kişiyi konuşturup sürekli edindiği yeni bilgileri paylaşma isteği oluşturuyor
304 syf.
·11 günde·10/10
Kitabın isminde de geçtiği gibi tam olarak beynin gizli hayatını anlatan bir kitap. Bu tarz bilimsel kitapları okumayı çok seviyorum. Bilimsel terimlerden uzak sade anlatım kullanan yazar herkesin okuyup anlayabileceği bir kitap yazmış. Beynimizin hayatımızda ki önemi ve düşüncelerimizin bizden bağımsız ve sanılanın aksine içgüdüsel davranışların bizde daha çok olduğunu anlatıyor.

Kitabın 88 sayfasında yazar çok güzel bir konuyu anlatıyor. "James, insan davranışlarının diğer hayvanlardan daha esnek ve zekice oluşunu, onlardan daha az değil, daha fazla içgüdüye sahip olmamıza bağlıyordu. Bu içgüdüler bir alet çantasının içindeki aletlerdi; elinizde bunlardan ne kadar varsa, durum ve koşullara o kadar dar rahatlıkla uyum sağlıyordunuz.İçgüdülere karşı kör olma eğilimimizin altında yatan neden, bunların aslında son derece iyi çalışması ve bilgiye neredeyse çaba göstermeden ve otomatik biçimde işleme sokmasıdır."

Dünya, sadece beynimiz ve duyu organlarımızın algıladığı kadar var bizim için. "Kendi içgüdülerimizden oluşan bir umwelt(çevreleyen dünya) içinde yaşar ama onlarla ilgili pek az şey algılarız; bir balık, içinde yüzdüğü suyu ne kadar algılayabiliyorsa o kadar."

Kitabı okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
304 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
BEYNIN GİZLİ HAYATI

Kendimizle aramızdaki fark, bir başkasıyla aramızdaki fark kadar büyüktür.’
Montaigne

İncognito'yu okuduktan sonra insanların neden eşit doğmadığını ya da neden eşit olmadığını anlamış oluyorsunuz. Etrafta dolaşan safsatalara kulak asmanın gereksizliğini onaylar nitelikte-insan çalışırsa her şeyi yapar ya da istedinince olur/ istenince olur elbette ama DNA yapı taşında mevcutsa ya sonradan beynin kimyasında birtakım değişiklikler olmuşsa bu imkansız oluyor.-kitap.
Beynimiz sırlarını çözemediğimiz sonsuz bir evren,  öğrenilmesi gereken çok şey var. Kitapta okuyacaklarınız ufkunuzu açacak nitelikte.

Okudukça şaşıracak,şaşırdıkça  biraz korkup endişeleneceksiniz. Korkacaksınız çünkü beynin o karmaşık yapısıyla hayatınızda bir anda büyük bir değişikliğin olabileceğini düşündürür. Birdenbire çocuk pornosuna ilgi duyan, seri katile dönüşen insanların neden bunları yaptığını okuyunca anlayacaksınız. Etrafınızdaki herhangi birinin ister tanıdık, ister yabancı olsun böyle bir ihtimal yaşaması...Yani birdenbire iflah olmaz bir sapık ya da katile dönüşebilen bir zombi olabilir/olabilirsiniz. Televizyonda duyduğumuz tecavüz ve öldürme vakalarında bu durumun etkisi ne kadar vardır? Bu insanları yıllar yılı takip edip çocukluk yıllarına kadar inilerek derinlemesine araştırmalar yapılmış. Bu araştırmalar sonunda bu kişilere uygulanacak cezalar ve tecavüz olayına daha sonraki süreçte ne derece yatkınlık göstereceği belirlenmiş oluyor. Ülkenin bütün her yerinde bu vakalarda uygulanacak bir hukuk sistemi geliştirilmiş oluyor. Temennim bizdeki 'iyi hal indiriminin' kalkıp adam akıllı bir hukuk yaptırımının olması. Bilim gerçekçi şekilde uygulanırsa suç oranları azalır ya da önlenmiş olur.
Cezalandırma ölçütlerinin bilimsel ve kanıta dayalı bir yaklaşımdan geçerek daha iyi bir sonuç verdiği söylenebilir.
.
.
Günlük hayatımızda gerçekleştirdiğimiz motor eylemlerde farkındalığın olmaması hepimizin bildiği bir konu aslında. Göz kırpma ve nefes alma gibi eylemler refleksel durum. Ama nefes aldığınızın farkına vardığınızda birden nefesiniz daralır gibi oluyor. Benzer şekilde beyinlerinde problem olan insanların da farkında olmadan istem dışı yaptıkları eylemler olduğuna değiniyor yazar. Ola ki beynin kimyası değişmişse faciya yaşanıyor. Burada de devreye adalet giriyor. Özellikle de suç ve nöroloji arasındaki bağa bakılmakta.

Adalet sisteminde bir kişinin suçlu olarak ilan edilmesi için yaptığı eylemden sorumlu tutulabilir olup olmadığı sorgulanır. Yazara göre bu yanlış bir yöntem. Çünkü kişinin sorumlu olup olmaması önemli değil. Beyin rahatsızlığı olan bir kişi bilinçsiz bir şekilde elinde olmadan suç işlemiş olabilir. Yazar bu tür kişilerin elbette cezasız kalmaması gerektiğini vurguluyor ama asıl mesele içte yani beyinde halledilmediyse suçun ortaya çıkma ihtimali yüksek. Beynin çalışma sistemini bilimsel olarak kabullense bile ahlaki açıdan kabullenmek çok zor. Yazar kişinin yaptıklarından sorumlu olup olmamasının yerine kişinin değiştirilebilir olup olmadığının daha önemli olduğunu söylemekte. Çünkü burada değiştirilebilir olmayan kişilerin toplumdan uzaklaştırılması, değiştirilebilir olanların da uygun tedavi görmesi gerektiği görüşünü açıklıyor. Aslında hukuk sisteminin bu tarz suçlarda geriye değil de ileriye dönük bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği anlatılıyor. Bir nevi kitap tavsiyeleri de okuyucusuna veriyor.
Nörobilim konusuna bilimsel açıklamalar getirmese de herkesin anlayabileceği bir dille yazılmış, okuması zevkli ve öğretici bir kitap.
İki yarımın aynı temel planın birer kopyası olduğu gerçeğinin kanıtlarından biri, "hemisferektomi" adı verilen ve bir yarımkürenin olduğu gibi çıkarıldığı cerrahi işlemdir.(Bu işlem, Rasmussen ensefaliti adı verilen nörolojik durumdan kaynaklanan inatçı sara hastalığının tedavisi için uygulanır.) İlginçtir ki, cerrahi sekiz yaşından küçük bir çocuğa uygulandığı sürece, çocuk iyileşir.Şimdi bir kez daha tekrar edeyim: Çocuk, beyninin yalnızca yarısı kaldığı halde iyidir; yani yer, okur, konuşur, matematik çalışır, arkadaş edinir, satranç oynar, anne babasını sever ve iki yarımküreli bir çocuğun yapabileceği başka her şeyi yapar.Ancak beynin herhangi bir yarısının çıkarılması gibi bir durumun söz konusu olamayacağını da belirtelim. Beynin ön ya da arka yarısı çıkarılan bir kişinin yaşamasını bekleyemezsiniz. Ama sol ve sağ yarımlar, birbirinin birer kopyası gibidir. Birini alsanız bile öbürü nasılsa oradadır; üstelik işlevleri de pek değişmemiş olarak. İki siyasi parti gibidir bu iki yarım. Cumhuriyetçiler ya da Demokratlardan biri ortadan kaybolsa, diğeri yine de ülkeyi yönetebilecektir. Evet, yaklaşım biraz farklı olacaktır belki ama işler yine de yürüyecektir.
Psikologlar, bir şey okurken bir yandan da bir kalemi dişlerinizin arasında tutarsanız, okuduğunuz şeyi daha komik bulduğunuzu keşfetmişlerdir. Bunun nedeni, beynin yorumunun yüzünüzdeki gülümsemeden etkilenmesidir.
Beynin, özellikle de insan beyninin en etkileyici yönlerinden biri, önüne gelen neredeyse bütün işleri öğrenme esnekliğine sahip oluşudur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Incognito - Beynin Gizli Hayatı
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054729074
Orijinal adı:
Incognito: The Secret Lives of the Brain
Çeviri:
Zeynep Arık Tozar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Domingo Yayınları
Baskılar:
Incognito - Beynin Gizli Hayatı
İncognito - Beyinin Gizli Həyatı
Incognito
'Kendimizle aramızdaki fark, bir başkasıyla aramızdaki fark kadar büyüktür.' -Montaigne-

Siz daha tehlikeyi algılamadan, ayağınızı fren pedalının üstüne götüren kim? Neden sır saklamakta böylesine başarısız, nedenini bilmeden birini çekici bulmakta bu kadar başarılıyız? Eğer bilinçli zihin, yani sabah uyandığınızda sizinle birlikte uyanan ben, buzdağının yalnızca görünen kısmıysa, zihninizin geri kalanı tüm bir ömür neyle iştigal etmekte?

Ünlü nörobilimci David Eagleman, 20 dilde yayımlanan ve neredeyse şimdiden klasikleşen kitabı Incognito ile beynimizin derinlerine dalarak, yaptığımız, düşündüğümüz ya da hissettiklerimizin çok büyük bir kısmının bizden başka bir biz tarafından yönetildiğini ürkütücü bir berraklıkla ortaya koyuyor. Sadakat geninden sizi olmadığınız birine dönüştüren beyin zedelenmelerine; optik yanılsamalardan striptizcilerin neden ayın belirli zamanlarında daha çok para kazandığına; Truva fatihi Odysseus'tan renkleri işitip biçimleri tadabilen sinestezik insanlara kadar geniş bir yelpazeden vakaları ve araştırmaları bir araya getiren Incognito, beynimizin işleyişi ve çelişkileri hakkında olağanüstü bir keşif yolculuğu sunuyor.

"Bir kitap okudum, hayatım değişti."
-İsmet Berkan-Hürriyet

"Zihniniz bu kitap için size teşekkür edecek."
-Wired-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.577 okur

  • Doğukan Uysal
  • Abdullah Esmer
  • Zeynep Beigh
  • Caner Aktaş
  • Enes Büyükuçar
  • Harun Altunkum
  • Mustafa
  • Bahtiyar Şamil
  • Gökhan Kaya
  • Emir Arda Demiral

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%7.3
18-24 Yaş
%19.3
25-34 Yaş
%32.7
35-44 Yaş
%22.7
45-54 Yaş
%8
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45
Erkek
%55

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.2 (267)
9
%25.6 (251)
8
%27.3 (268)
7
%11 (108)
6
%4.2 (41)
5
%2 (20)
4
%0.4 (4)
3
%0.4 (4)
2
%0.2 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları