İngilizlerin Osmanlı'yı Yok Etme Siyaseti

·
Okunma
·
Beğeni
·
290
Gösterim
Adı:
İngilizlerin Osmanlı'yı Yok Etme Siyaseti
Baskı tarihi:
Mayıs 2011
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055476168
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ekim Yayınları
İnanmış bir fikir ve eylem adamı olan Halil Halid (1869-1931), ömrünün sonuna kadar idealist kalmayı başarmış, vatansever ve korkusuz bir Türk aydınıdır. Onun bu özelliği, yazılarının yanında Osmanlı gizli istihbarat örgütü olan “Teşkilat-ı Mahsusa” da görev üstlenmesi ve çeşitli ülkelerdeki faaliyetlere katılmasıyla kendini gösterir.

Bu kitapta, Halil Halid’in İngilizlerle ilişkilerin acı sonuçları, İngiliz dostluğunun gerçek yüzü, petrol ve Irak operasyonları, Musul oyunu, İngiltere ile dostluk, Türkler ve Hint Müslümanları, Türkler ve Mısırlılar, Türk ve Arap’ın kader birliği…konularını işlediği ve yaşadığı dönemin arka planını gözler önüne seren,malesef aynı oyunlar günümüzde de devam ettiği için, günümüz olaylarına da daha iyi kavramamızı sağlayacak makalelerini bulacaksınız…
104 syf.
·3 günde·8/10
Aslında Halil Hâlid’in bu kitabı ‘İngilizlerin Osmanlı'yı Yok Etme Siyaseti’ adlı eseri için inceleme yazmayı düşünmüyordum. Kitap da denmez, hacimli bir makalenin basılmış hali diyebileceğim bu eser dipnotları sayesinde minik de bir bilgi bankası. Döneminde ki uluslararası karakterleri kısaca anlatıyor. Bu satırları buraya dökme sebebim 'TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR' sözüne, tezine, düşüncesine bir delil getirircesine bir bakış açısı görmem oldu. Mısır'ın demokratik yöntemlerle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Şehit Muhammed Mursi'nin ailesine bile teslim edilmeyen cenazesi haberini okuyunca, Halil Halid'in bu kitabında ki yedinci bölümü inceleme altında paylaşmak istedim.
Keyifli okumalar…
Sevgiler & Saygılar



Bir taraftan Osmanlı Saltanatının eski hâkimiyetine daya¬nan hakkından dolayı Bâb-ı Ali'nin Mısır ile bağlantıyı güçlendirecek siyaset takip etmesi, diğer taraftan ataları Mehmet Ali'nin yöneticilik dehasıyla elde etmiş olduğu yan bağımsızlık nedeniyle ayrılığa meyil gösteren hıdivlerin siyasetleri, İngiltere'nin Mısır'da yerleşmesine başlıca etken olmuştur dersek, yanlış bir hüküm vermiş olmayız. Zaten, genellikle Doğu dünyasında milletlerin haklarını ve hürriyetlerini kaybetmesi veya İslam ümmetlerinin birlik ve dayanışmalarını yitirmeleri, sonuç olarak da Batılıların hâkimiyetlerinin tesisinin, çoğunlukla yönetimi elinde tutan kişilerin aşın derecedeki kişisel hırs ve boş istekleri ile baskıcı yönetimlerinden kaynaklandığı tarihen sabittir. Yakın zamana gelinceye kadar, Doğu dünyasında kamuoyu denilen şeyden eser yoktu. Burada söz konusu olan ilişkiler, eğer Türk milletiyle Mısırlıların çıkarları temelinde değerlendirilmiş olsaydı, iki ülke arasındaki ilişkilerde değil zorluk, soğukluk bile olmaz; hak yerini kolaylıkla bulurdu. Her iki ülke halkından her biri diğerinin kendi yurdunda bağımsızca ve mesut bir halde yaşaması için yalnız temennide bulunmakla kalmaz, hem de kardeşlik dayanışmasını her zaman ve her durumda göstermek isterdi. Bu gün bu iki halkın ilişkilerinin şekline dikkatle baktığımız zaman, tarihsel bağların maalesef yok derecesine inmiş olduğunu görürüz.

Türklerin Mısır topraklarına ilgileri çok eskilere dayanır. Geç¬miş asırlarda on binlerce Türk, Mısır'da yerleşip kalmıştı. Bir ül¬kedeki Müslümanların sosyal yapıları, oraya yeni yerleşen Müslü¬manları kendilerine benzetir, kendi özelliklerine dönüştürür. Sonuç olarak, bu şekilde değişen insanların asıl kökenleri bilinemez hale gelir. Nitekim Mısır'ın birçok yerlerinde hala Türk isimleri taşıyan "Fellahlaşmış" ailelerin torunlarına rastlanıyor. Mısır'ın tanınmış âlimlerinden merhum Müfti-i Kebir Şeyh Muhammed Abduh, eski atalarının Türkmen olduğunu, ailesinin Yavuz Sultan Selim'in ordusunu takiben Mısır'a gelen ve Türkçe konuşan bir aşirete mensup bulunduğunu, ailevi geleneklerine dayanarak bana söylemişti. Hâlbuki bugün Mısır'da bizzat Türklerin bırakmış olduğu eserlerin asıl kimlikleri unutturulmaya, hatta inkâra çalışılıyor. Mısır'da Türk etkinliği adına ciddi ve esaslı hiçbir şey bırakılmamış gibidir. Birkaç göbek önce, Mısır'a gidip yerleşmiş Türk olan veya Türk sayılan birçok ailenin torunları bile Türkçe konuşamıyor.

Hâlâ Mısır'da bazen Arnavut olduğu ileri sürülegelen aslen Türk bir "aile-i emiriye (bey ailesi)" vardır. "Aile-i emiriye" diyorum, çünkü ilk önce "sultan" sonra da yükseltmek görüntüsüyle "melik" unvanı, o aile reisine hem Mısırlıların hem de Türklerin bağımsız-lıklarını hiç hazmedemeyen bir yabancı emperyalizmi tarafından tevcihen verildiğinden samimi bir doğulu yüreği, onu kullanmaktan hoşlanmaz. Bu ailenin üyeleri kendi aralarında hâlâ Türkçe'yi ana dilleri olarak kullanmaktadırlar. Fakat sadece konuşmayı bilirler, çok azı yazıp okuyabilir. Hele orta atalarımızın kudret ve meziyetle¬rini layıkıyla anlamaya ve geçmişe bağlılık hislerini devam ettirmeye dayanak olan tarihi eserleri okuyacak derecede Türkçe'ye vakıf olanları enderdir. Bazı şerefli müstesnalar bulunmakla birlikte, bu aile üyelerinden bir haylisinin gerek mal kaygısı ve gerekse gelecek arzusu ile İngiltere'ye yaltaklanıp, Türklükten uzaklaştıkları görülmektedir.

Mısır'da Türk ırkına mensup olan veya Türk unsurundan sayılan ikinci derecede birçok aile fertleri vardır ki bunlardan bazıları asıllarına hürmet ve sevgi göstermeyecek derecede bize yabancılaşmış¬lardır. Bazıları ise menfaatleri gerektirince Türk vatanperveri tavrı takınırlar. Hallerine iyi dikkat edilirse samimi olmadıkları görülür. Bunlar arasında hâlâ çifte pasaportlular bulunduğu, yani milli sınırlarımız içinde kaldıkça Türk, onun dışına çıkınca "İngilizler tarafından tasdiklenmiş Mısır Hükümeti" pasaportu taşıdıkları işitilmektedir. Bu gibiler arasında, asıl içinden çıktıkları halkı, yani bizleri beğenmeyecek derecede gurur satanlar bile görülmüştür. Büyük gururları pamuk tarlalarına sahip olmaktan başka hiçbir şeye dayanma¬yan bu gibi kimselerin Türklükle olan ilgilerinin, ancak pamuk ipliği ile bağlı bulunduğu çoktan beri görülüyordu. Bu sınıftan bulunan kimselerin Umumi Savaş'ta İngilizlere eğilim gösterenleri bile şaşkınlıkla görülmüştür. Bu gibilerin şahsiyetleri bizlerce bilinmektedir ve fırsat doğunca her halis Türk tarafından gerçek mahiyetleriyim takdir edilmeleri gerekir.

Çevremizdeki faydalı kişisel değerlendirmelere göre, bu gibi durumlarda artık vaziyeti idare etmeye meydan verilmeyeceği; vatan ve millet menfaatleri açısından bakarak kötü niyetliler ile iyi niyetlilerin birbirinden dikkatle ayrılacağı ümit edilir. İsimlerin açıklan-ması uygun almayacağı gibi örneklerle anlatmaya da ortam müsail değil. Ancak, savaşın başlangıcında "Türkler Süveyş Kanalını geçerlerse tüfeği ele alıp da onları geriye atmaya gidecek ilk Mısırlı ben olurum" diyen bir eski başbakan, aslen Türkiyeli olmakla tanı¬nan birisidir. Karısı da İstanbullu bir Türk kadını imiş...

Lloyd George tarafından "Haçlıların en şereflisi" diye nitelenen Mareşal Allenby Savaştan sonra Filistin'den Mısır'a döndüğü zaman, yine bu eski başbakanın karşılamaya giderek "zafer kazanmasından dolayı" yılışa yılışa onu tebrik ettiğinin "Daily Mail" adlı İngiliz gazetesinden kesilip alınan bir resmi, aslına karşı ihanetin bir delili olarak saklanmaktadır.


Doğal olarak bunlar, ibret alınacak olaylar olmak üzere kaydedildi. Mısırlılar denince biz, çoğunlukla eski Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa ve Asya'daki bölgelerinden yerleşmek üzere Mısır'a giden ve Türkçe konuşan kimselerin torunlarını kastediyoruz. Mısır halkı¬nın büyük bir kesimini oluşturan ve "Fellah" denilen insanlar hak¬kındaki bilgimiz ise çok yüzeyseldir. Mısır Fellahlarının önde gelen¬leri ülkemiz insanları hakkında hep iyi niyetler beslemiş ve kardeş¬lik hisleri göstermiştir. Zeki, çalışkan ve zorluklara karşı dayanıklı olan Fellahlann, milletlerarası arenada kazanmakta oldukları önem ve "Doğu dayanışmasına" yapacakları katkı, önceleri Türk devlet adamlarınca hakkıyla değerlendirilip takdir edilememişti. Nitekim Sultan Abdulaziz devri vekillerinden bazıları rütbeler, nişanlar vermek suretiyle ayan ve Fellahlann önde gelenlerinden bir kısmının kalplerini okşamaya çalıştılar. Ancak, bu gibi tedbirler, kesin bir hâkimiyet için yapılmış faydalı şeylerse de bu girişimler, kendileri için bağımsızlık ve hâkimiyet isteyen hıdivlerin rekabetleri yüzünden etkisiz kalmıştı.

Zamanımızda gerekli olan şey, genel milli menfaatler çerçevesinden olmak üzere, Türkler ile Mısırlıların karşılıklı dayanışmaları¬nı ve dostluklarını güçlendirmektir. Mısır ile ümit edilen gelecekteki ilişkilerde biz daima "Fellah" denilen ve sayılan gibi irfan ve medeni seviyeleri de artmakta olan çoğunluğu dikkatle değerlendirmeliyiz. Günümüzde Mısır'ın büyük serveti de bunların ellerine geçmek üzeredir. Gelecekte Mısır ile bilimsel, sosyal, siyasi ve ekonomik ilişkilerde bulunmak istersek, kendimizi Fellahlara iyi tanıtmak ve sevdirmenin yollannı bilmeli ve bulmalıyız. Bu halkın önde gelenlerini ve elitlerini ülkemize çekmeli, onlarla ilişkiler kurmaya çalışmalıyız. Mısır, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir eyaleti sayılırken nüfusu birkaç milyon tahmin ediliyordu. Bu gün on beş milyona doğru hızla yaklaşmaktadır. Ailelerde temizliğe, sağlığa, çocukların eğitim ve medeni hayatın gereklerine dikkat edildikçe nüfus daha da hızlı artacaktır. Aynı şekilde Fellahların arasında zenginler de artmakta olduğundan medeni hayatın gereklerine olan uyum daha da fazlalaşacaktır.

Eski Türk medeniyetinin örneklerinden birçoğu Mısır'a sokulmuştu. Mehmet Ali Paşanın hâkimiyet döneminde ise Türk dili ve edebiyatı ile merasim ve hayat şekillerinden birçokları çok fazla revaç bulmuştu. Kahire'deki meşhur Bulak Matbaası'nın vaktiyle basmış olduğu Türkçe ilmi ve edebi eserlerin güzelliği ve çokluğu, şaşkınlık verecek seviyeye ulaşmıştı. Hal böyleyken bundan yirmi seneye yakın bir zaman önce, Türkçe bir kitap basılması için Kahire'de bir Suriyeli Hıristiyan'ın matbaasından daha uygununu bulamamıştım. Gerçekten de yarım asırlık bir zamandan beri Mısırlılar arasında var olan edebi, siyasi, ekonomik ve sosyal etkiyi ortadan kaldırmaya çalışan İngiliz memurları, Türkiye ve Mısır arasındaki bağlantıları günümüzde de yıpratmaya devam etmektedirler. Buradan Mısır'a gitmek isteyen Türkler hakkındaki bürokratik zorluklara, Mısır Hükümeti adına o memurlar tarafından devam edil¬mektedir. İskenderiye'ye giden Türk gemilerine zorluklar çıkarmak için İngilizler, Mısır memurları şeklinde gemicilerimiz karşısında arz-ı endam etmektedirler. Diğer taraftan da yalnız Hıdiviye ismini taşıyan İngiliz bandıralı gemiler değil, yeşil zeminli, bir ay ve üç yıldızlı yeni Mısır bayrağını taşıyan ve Yunan sermayesiyle çalı¬şan İskenderiye gemileri limanlarımıza serbestçe gelip gitmektedir. Yalnız bize haksızlık olan bu gibi durumlar, Mısırlıların gerçek bağımsızlıklarını kazanacakları zamana kadar sürecek gibidir. Hâlbuki limanlarımız ile İskenderiye arasındaki nakliyatta önemli bir paya sahip olmak, Türk gemiciliğinin özel hedeflerinden birisi olmalıdır. Acaba Mısır'daki İngiliz memurlarının bu konuda akıllarını başlarına getirecek karşı atak yollan bulunamaz mı? Mısır'dan, özellikle yaz tatili amacıyla, bu taraflara gelmek isteyen Fellahlann ileri gelenleri ise, yabancı kaynaklardan beslenen ve çoğunluğu Mısır'da yaşayan Suriyeli Hıristiyanlar tarafından yönetilen bazı Arapça gazetelerin, Türkiye hakkında düzenli olarak yaydıklan uydurma ve yalan haberlerin etkisiyle şüphelere düşerek bizden uzaklaşmaktadır. Biz ise Batı'da olduğu gibi Doğu'da da karşılık verme, tekzip ve propagandadan aciz kalıp gitmekteyiz.
Anadolu ürünleri için Mısır'da büyük bir tüketim pazarı mümkünken, iki ülke arasındaki sınırlı alışverişler bile en çok bize düşman olduklannı gösteren doğulu bazı gayrimüslimler aracılığıyla yapılmaktadır. Mısır'da Türklerin yapabilecekleri birçok işler, Türkler gibi Mısırlılann da kanlarını emen Rumların ellerindedir. Yabancı istilacıların tahakküm aleti kesilen ve her zaman Mısırlılar için de tehlikeli bir unsur olan birkaç yüz bin Yunanlı'dan, Mısır Fellahlarının yakayı kurtarabilmeleri Türk kardeşlerinin ferdi yardımlarıyla kolaylık kazanır. Mısır'ın hemen her köyünde bakkal dükkânı açan Yunanlılar, afyon kaçakçılığı ve alkol satışı ile zavallı Fellahların sağlığını ve ahlaklannı bozmaya çalışmaktadırlar.

Sosyal, siyasi, ekonomik bağlar oluşturulması veya yenilenmesi için Türklerin Mısır'a gitmeleri, Mısırlıların Türkiye'ye gelmele¬rinden çok daha fazla engellere maruz kalmaktadır. Her sene yaz mevsimi Avrupa'nın hava değişimine uygun yerlerine giden binler¬ce Mısırlının yönlerini, çıkartılan bütün zorluklara rağmen, buraya Türk mesirelerine, sahillerine ve kaplıcalarına çevirebilmek için, gerek buraca ve gerekse Mısır'ca yapılması gereken birçok tedbir sayılabilir.

Bu münasebetle her değerlendirmeden önce şu önemli nokta dikkate alınmalıdır ki, biz artık yurdumuza biraz çeki düzen vermeliyiz. Bu hususun geciktirilmeyeceğini ümit ederim. Turist kabulüne uygun bir ülkenin medeni hayatından kendimiz de istifade ederiz. İlgili dairelerin memurları ise gezginler ve turistler için gerekli kolaylıkları göstermelidirler.

Mısırlılar tarafından alınması gereken tedbirlere gelince: Bu maddenin özel şekilde anlatılması gerekir. O konuda ihtarlar ve de¬ğerlendirmeler yayınlanması ancak, Mısır'ı silahlı işgal altında tut¬makta olanlarla, onlara aracılık eden, İngilizlerden artan mısır koça-nını kemirmek üzere Mısır diyarına gidip yerleşen Rum, Ermeni ve Suriye Hıristiyanlarının karşı tedbirler almalarına meydan verir. Yaz mevsimleri Mısır'dan buraya meydana gelebilecek akın gibi, kışın da buradan iklimi müsait bulunan Mısır'a gezmek için veya bilimsel, ticari ve sanayi amaçlı seyahatler teşvik edilmek ve seyahatlerimize kolaylık temin etmek gerekir. Türk müziğine, Türk mutfağına Mısır'da duyulan sevgiden bile dostane propaganda yolu bulunabilir. Dünyanın en büyük dillerinden birisi olan, çok önemli bir edebiyata sahip olan, eski felsefe ve kanunlarımızın en önemli kısmını içeren Arapça'nın burada öğretilmesinin devam etmesi ve dilimizin Mısır'da yeniden öğrenilmesinin özendirilmesi maksadıyla, Mısır ve Türkiye yüksek okulları arasında, bazı Avrupa ve Amerika eğitim kurumlarının yaptıkları gibi, karşılıklı öğrenci gönderilmesi uygundur ve uygulaması da çok kolaydır.
Irkî ve ruhî bağların yenilenmesi, sosyal ve ticari bağların gelişmesine de yardım eder. Mısır zengin idi; hala da zengindir, gelecekte de zengin olacaktır. Orada ticaret kapılan açmak, ekonomik ilişkilerin yollarını aramak, ülkemizin müteşebbislerinin göz ardı edecekleri işlerden değildir. Türkler ile Mısırlılan birbirlerine yeniden yardımcı yapacak büyük etken İslam topluluklannda bulunur.Bu esası dikkatten uzak tutmamakla birlikte Mısır'daki Hıristiyan "Kopt" taifesinin, Mısır halkınca olan önemli mevkilerini, duygularını ve Mısır'ın, Müslüman milliyetçileri ile birlikte Mısır'ın tamamıyla kurtuluşuna çalışmalarını dahi takdir etmemiz gereklidir. Doğu Hıristiyanlan arasında gerçek bir vatanseverlik göstererek, yabancı emperyalizminin nifak ve bölücü faaliyetlerine kapılmayan, ona alet olmayan bir taife var ise o da "Kopt" denilen Mısır'ın yerli Hıristiyanlandır. Mısırlılarca senelerden beri milli bir bağımsızlık düsturu olan "Mısır Mısırlılarındır" kaidesinin gereğine, her milletten daha çok bizim riayet ettiğimizi ve Mısır'ın tam bağımsızlığını kazanmak hususundaki mücadelesinde tamamen yanlarında olduğumuzu sözle, yazıyla ve mümkün olduğu takdirde fiilen de ispata çalışmalıyız.

İlk fırsatta diplomasi temsilciliği veya konsolos gibi dışişleri memurları bulundurulacağı zaman, o gibi memuriyetler için eş ve dost gözetmek yerine, gerçekten ehil ve layık olan halis Türkler aranması gerekir. Aksi takdirde bu gibi teşebbüsler sonuçsuz kalır. Eski zihniyet ile yine: "Aman İngilizler buna ne derler? İngilizler hiç bırakırlar mı? Bu gibi şeylerle İngilizleri aleyhimize çevirmeye değer mi?" yollu miskince değerlendirmelere meydan verilmeyeceği ümit edilir.
104 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Doğululardan her şeyi istemeyi, buna karşılık hiçbirşey şey vermemeyi daha o zamandan alışkanlık haline getirmiş olan İngilizler, kızdıkça Türklerin aleyhinde çalışmaktan hiç geri kalmayacaktır"...Daha bugün okumaya başladım ve kendimi tarihin derinliklerinde buldum.Bence herkesin okuması gereken bir eser.
Yukarıda anlatılanlarla geçmişin üzüntülerini anmak istemedik. Çünkü o bir boş emek olurdu. Ancak, geçmişi anarak şimdi ve gelecekteki hareket ve tedbirler için ibret alınacak örneklerin araştırılması murat edilmiştir.
Önemli işlerin yürütülmesinde esas olan liyakattir; geçmişte olduğu gibi riyakarlara itibar edilmemelidir. Filan ve falan gazetelerin yanlı propagandaları sayesinde tanınmakla da yöneticiliğe layık olunamaz. Ancak, çok okumak, çok deneyim kazanmak, bunun neticesi olarak, işlerden, insanlardan ve şartlardan iyi anlamak; özellikle siyasi ve idari hayatının bütün safhalannda çok sağlam bir ahlak sahibi olmakla belirlenir.
Oxford üniversitesi profesörlerinden Holland*, "Şark Meselesinde Devletlerin Uyumu" (The European Concert in the Eastern Question, l885) adlı kitabının girişinde der ki:

"Devletlerin 'Şark Meselesini' halletmeleri için, diğer bir deyişle, Türkiye'nin parçalanmasını bir sistem dahilinde gerçekleştirmek için ortaklaşa bir yetki teminine çalışmaları, 1826 senesinden beri tecrübe tarzında, l856 senesinden beri de (yani Kırım Savaşından sonra) belirlenmiş kurallar çerçevesinde gelişti,"

Bunlar, bizdeki hayali İngiliz dostluğunun gerçek yüzünü gösteren sözlerdir.



*Thomas Erskine Holland (1835-1926): Uluslararası hukuk uzmanı.
Türkler farkında değildi. Zaten çok kere iş işten geçtikten sonra
Türklerin akılları başlarına gelir. İngilizlerin Fırat ile Dicle'ye göz
dikmeleri çok eskilere dayanıyordu. Çevresi bunca medeniyette yataklık etmiş ve büyük kısmı sel sularının getirdiği alüvyonlarla oluşan bereketli geniş arazilere, doyumsuz iştah sahibi olan emperyalist müstevli göz dikmez miydi?

İngiltere'nin Irak'ı istila niyetinin ne kadar eski olduğunu göstermeye Bağdat'taki İngiliz Başkonsolosluğu'nun, Osmanlı'nın doğu vilayetlerinde olduğu gibi, karakollu, askerli bir "rezidans" haline sokulması aslında yeterliydi. Büyük Harpten evvel Hindistan'daki
İngiliz ordusu subaylarından bazıları, seyahat için sık sık Irak topraklarma giderlerdi. Yoksa sıradan bir Topçu teğmeninin Ninova harabelerinde "Asuroloji" ile ilgili araştırılacak o kadar bilimsel ne işi olurdu? İstihkam yüzbaşısının "mezheplerin karşılaştırması ilmi" ile ne ilgisi olabilirdi ki ayin-i ruhani araştırmaları için Kerbela'ya kadar gidiyordu? Hindistan'daki İngiliz Hükümetinin başlıca fikir kaynağı olan "Times of Indiana gazetesi", övgüyleb"Hindistan Hükümeti'nin eskiden beri hazırlıklı olduğundan" bahsetmişti. Niçin hazırlanmıştı diyeceksiniz? Tabi ki Irak'ın istilası için. Asya'nın en önemli ve en faydalı nehirlerinden ikisinin bereketli çevresini ele geçirmek için.
Hıristiyanların koruyucusu olduğunu her firsatta ortaya koyan ve
doğudaki istilacılığıyla ve özellikle İslam milletlerini korku altında
tutmak isteyen bir devletten, ulusal gelişme ve büyüme konusunda
bir dostluk durumu ve hatta hoşgörü beklemek, sonu çok tehlikeli olacak bir saflık olur.
Lord Byron'un özel mektuplarından şairliğinin ötesinde tam bir İngiliz politikacısı olduğunu anlıyoruz. Tahrikleriyle Yunanlıları etkileyen bu İngiliz'in, onlara içten değil, yapmacık bir dostluk gösterdiği sonradan ortaya çıkacaktır. Nitekim biyografisini yazanlar, şairin özel yazışmalarındaki mektuplarında bu yönü açıkça görmüşlerdir. Mektuplarda Lord Byron şu itirafta bulunmaktaydı: "Türkler sözlerine itimat edilebilecek efendi insanlardır; buna karşılık Rumlar ise şahsiyetçe aşağı insanlardır."
Bunca seneler zarfında,Türkleri silahtan ayırmaya çalışan bir ülkeden savaş malzemesi teminini ummak bilmem ki gafletin hangi derecesi sayılır?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İngilizlerin Osmanlı'yı Yok Etme Siyaseti
Baskı tarihi:
Mayıs 2011
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055476168
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ekim Yayınları
İnanmış bir fikir ve eylem adamı olan Halil Halid (1869-1931), ömrünün sonuna kadar idealist kalmayı başarmış, vatansever ve korkusuz bir Türk aydınıdır. Onun bu özelliği, yazılarının yanında Osmanlı gizli istihbarat örgütü olan “Teşkilat-ı Mahsusa” da görev üstlenmesi ve çeşitli ülkelerdeki faaliyetlere katılmasıyla kendini gösterir.

Bu kitapta, Halil Halid’in İngilizlerle ilişkilerin acı sonuçları, İngiliz dostluğunun gerçek yüzü, petrol ve Irak operasyonları, Musul oyunu, İngiltere ile dostluk, Türkler ve Hint Müslümanları, Türkler ve Mısırlılar, Türk ve Arap’ın kader birliği…konularını işlediği ve yaşadığı dönemin arka planını gözler önüne seren,malesef aynı oyunlar günümüzde de devam ettiği için, günümüz olaylarına da daha iyi kavramamızı sağlayacak makalelerini bulacaksınız…

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • nihalsldrn
  • lazcuk
  • Firdevs Karaca
  • Betül Dokmeci
  • Serkan Göksu
  • Halil Taş
  • Koray Koray
  • Muhammed Işık
  • Özgür Hacıkurteş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%25 (1)
8
%25 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0