İnsan Manzaraları

·
Okunma
·
Beğeni
·
28,3bin
Gösterim
Adı:
İnsan Manzaraları
Baskı tarihi:
1978
Sayfa sayısı:
644
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Baskılar:
Memleketimden İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
Nazım Hikmet'in oğlu ve varisi Mehmet Hikmet'in Türkiye'deki vekili ve 1967'de yapılan ve 1974'te yenilenen telif sözleşmesi gereğince Cem Yayınevi, büyük sanatçının bütün eserlerini yayımlayacaktır.

“Tüm Eserleri” dizimiz, Ankara'da 1968'de Dost Yayınları'nca basımına başlanan ve yasaklanan Nazım Hikmet Bütün Eserleri 1 adlı yayının tekrarı ya da devamı değildir. Ondan ve Ekber Babayef'in Bulgaristan'da aynı adla yayımlanan dizisinden ayrı bir yöntem, sistem ve kapsamla hazırlanmaktadır.

Şiirlerinin derlenmesinde genellikle ilk basımlar temel alınmıştır. Çeşitli basımlar arasındaki ayrımlar ise “notlar” bölümünde belirtilmiştir. Ayrıca her cildin sonuna, derlenen metinlerle ilgili biyografik ve bibliyografik açıklayıcı notlar konulmuştur.
544 syf.
·10/10 puan
Hayal meyal hatırlarım. Tünellerden geçip kuytu bir yerlere amcamın bir ahbabını ziyarete gitmişiz. Taş duvarlarla kaplı kasvetli boğuk bir odadaydık. Odada dikkatimi çeken tek şey duvarda asılı bir fotoğraftı. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ben nasıl dikkatli bakmışsam artık "o adam benim babamdır tanıyor musun?" dedi birisi. Korkup cevap vermemişim.

Korkup cevap vermediğim adamın Cem Karaca ve o bakıp durduğum fotoğraftaki adamın Nazım Hikmet olduğunu yıllar sonra söylemişti amcam. Ve sonradan ezberlemiştim baba oğulun ortak olan ben bir ceviz ağacının şarkısını.

Yine hayata bir yerlerden geç kalmışım. Karşıma Cem Karaca çıkıyor ve ben umursamadığım gibi hiç utanmadan korkmuşum. Bir daha öyle bir fırsatım hiç olmadı. Bundan sonrada olmayacak elbette.

Babam demeyip Nazım Hikmet deseydi tanırdım aslında. İsmini o kadar çok duymuştum ki. Devamlı bahsedilirdi, ismi geçerdi. Ah garip Nazımımın bedeni gurbet ellerde kaldı derdi dedem. Kendisine karşı derin bir sevgim vardı hep. Çocuk aileden ne görüyorsa öyle oluyordu.

Kitaba gelecek olursak; Memleketimden İnsan Manzaraları 5 kitaptan oluşuyor. Şiir demek olmaz sanki ağıt gibi hikaye gibiydi.

Birinci Kitabımızın baş rolü 1941 yılında haydarpaşa garında bir posta treni ve bu trenin yolcuları olan işçiler, köylüler, emekçiler, tutuklular ve daha nice insanı tıpkı bir roman anlatır gibi aktarıyor bizlere şiirlerle.

İkinci Kitabımızda yine bir trenimiz var ancak tren bu kez yataklı. Haliyle bu trendeki insanlar bir kademe daha yüksekte. Zenginler, siyasetçiler, kentliler ve tanınmış kişiler. Sadece ölünce eşitlik olacak tüm insanlarda.

Üçüncü Kitabımızda Hilmi isimli bir adamın hapishanede yaşadıkları üzerinden çeşitli insan manzaraları anlatılıyor. Hapislik zormuş be azizim.

Dördüncü Kitabımızın konusu yine klasik Nazım Hikmet konusu yurt severlik ve baş kaldırış. İnsan manzarasında ağalar ve ezilen köylü halk var. Rahmetli Yaşar Kemal geldi yine aklıma.

Beşinci Kitabımız ise gurbetteki Halil'in karısı Ayşe'ye olan özlemi var. Zavallı Halil ve Ayşe. Memleketimin acılı insan manzaraları o günden bu güne hiç bitmedi ki zaten.

Tabi ki 10 puan
644 syf.
Nazım Hikmet’i azıcık da olsa anlayacak kudrette gibiyim de anlatacak kudrette değilim. Olamadım olamıyorum ! Şairler şiirlerini bazen şiir yazmış olmak için yazmış olsa ne kadar kolay olurdu. Saçma sapan oldu değil mi temennim? Hani diyorum , sadece okusam , meraklanıp detayına inmesem , ne kadar kolay. Ruhun dinlensin, beynin canlansın, acıların depreşsin. Olmadık seslerin , görüntülerin hayallerinde peşlerinden koş , hayatı şen şakrak kahkahalar ile karşılayacağım özgüvenin yerle bir olsun.
Nedir şiir? Binlerce izah edilebilir tarifi, bir melodinin güftesi, ölümün ağıdı, kahramanlık destanı, ayrılıkların tesellisi, isyanı, vuslatın heyecanı, uzar gider herkesin kendince anladığı duygusu.
Bence şiirin tarifini en güzel verenlerden birisidir Ülkü Tamer. Ne de güzel izah etmiş;

''Şiir ölümün gölgesidir, yaşamanın örtüsü.
Çocuğun savunmasıdır şiir.

Şiir kumsalın eleğidir, kayanın tortusu.
Mermerin sunduğu damardır şiir.

Şiir uykusuzluğun şiltesidir, uykunun haritası.
Balkonun uyanışıdır şiir.

Şiir ateşin habercisidir, yangının kundakçısı.
Yanardağın üstündeki kuştur şiir.''

Hafif bir girizgahtan sonra gelelim Memleketimden İnsan Manzaralarına.. Okuduklarımdan yaşadıklarıma uyarladıklarıma. Benim için kitap okumanın en zevkli kısmı muhakkak kendimi dahil edebildiğim satırlar, kendimde bulduğum benzerlikler, hatıralar hayaller diyelim ve başlayalım benim insan manzaralarıma…

"İşsiz kalırsam" diye düşündü 22 yaşında,
"İşsiz kalırsam" diye düşündü 23 yaşında,
"Işsiz kalırsam" diye düşündü 24 yaşında,
Ve zaman zaman işsiz kalarak
"İşsiz kalırsam "diye düşündü 50 yaşına kadar.
(...)
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir."

80 li yılların sonu eee işsiz kalmak pek bir ayıp bizim sülalede , kadını erkeği okuyacak eli ekmek tutacak, kimseye muhtaç değil yük olmayacak. Şartlar mı öyle gerekti, aslında şartları hiç zorlamadan kolay yolu mu seçtim ki diye artık sorgulamadığım, Nazım’ın işsiz kalırsam satırlarındaki 23 yaşından daha once eğitim için gittiğim Trabzon polis okulu seneleri. 500 erkek 50 bayan öğrencinin bulunduğu, her bayan başına 10 erkek talibin denk geldiği, meslekte omuz omuza çalışarak aynı şartlarda maaş almanın adil olduğu öğretilirken ama ne ilginçtir ki haremlik selamlık eğitimin uygulandığı, kadınların erkeklerin oturma alanlarının ayrı tutulduğu, hafta sonu çarşı iznine kiminle çıktığının kontrol edildiği, ben nereye geldim sorgulaması yapmaya fırsat bulamadığım trajikomik okul yılları ile başladım memleket turuma ve memleketim insan manzarası seyirlerine.
Karadeniz hakikatten çok güzeldi. Okulun insaf edip topluca yaptırdığı gezilerle zevkle gezdiğim Uzungöl’ü, Boztepe’si, Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, her ne kadar adı Maraş olsa da Mecburiyet adıyla daha kolay bilinen caddesi, rus pazarları ve her an kavga edecek potansiyele sahip olduklarını hissettiğim , sürekli oraya ait olamadığını hissettiren buna rağmen hem sinirli hem neşeli

‘’Beraber yaşanır,
Dövüşülür beraber
Ama herkes kendi payına ölür ‘’ dizelerinin timsali karadeniz halkı.

Bir yıl eğitim sonrası
"Dünya nereye gidiyor böyle?
İnsanlar nereye gidiyor?"
Koşturması, bürokrasisi Ankara.. Güzide bir kent, başkent, gözde bir şube ama yine kimyam uymuyor . Oyy amir bir kocam olsun da meslekte sırtım yere gelmesin hevesindeki bayan memurlar, eş, hayat arkadaşı görmezden önce yürüyen ayaklı bankamatik mantığı ile evlenmeye hevesli erkek memurlar . Uğur Mumcu, Aziz Nesin okuyup Ahmet Kaya dinleyenlerin afaroz edildiği, aklınla idrakın ile değil de giyiminle saçınla başınla, konuştuklarınla , karışmayıp sessiz kaldıklarınla ,aslında katılmak için can attığın ama taraf olmak ne haddine, müdahaleci olmak, zor kullanma yetkini anında uygulamak için görev aldığım eylemler sorgular ile dolu yıllar. İlk meslek yıllarım olması, ilk evladımı kucağıma aldığım mutluluğu olsa da sevemedim . Hep soğuk gelmiştir bana. Tuhaf bir koşuşturma, telaş , resmiyet ,
‘’Ama insanlar bir tuhaf
yahut ben bir tuhafım..’’ ın kabulü , sevemedim vesselam işte Ankara’yı..

Sonrası ilk şark Iğdır…
‘’ ve yan yana durdukları halde
herbiri kendi kederiyle yapyalnız.’’
Azerisi, kürdü, şafisi, caferisi, hanifisi, al alması, terörü, dostluğu , seyahat korkusu, birbirine kenetlenmenin saflığı. 90 lı yıllar daha yeni il olmuş , Kars’tan ayrıldığına sadece oraya atanan memurların haberdar olduğu doğunun çukurovası Iğdır. Giderken saçma sapan tembihlerin söylendiği, sanki öleceksin korkusunun aşılanmaya çalışılmasına rağmen bir gün bile ölüm tedirginliği hissetmediğim ,

"Elektrik ampulü gibidir insanın yüreği.
Cereyan alırsa ışık verir,
Cereyansız ampul iyi olsun istediği kadar
ne ışıl ışıl yanar,
ne kendini gösterebilir."

aradan 25 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da halen görüştüğüm dostlarımın yaşadığı Iğdır.

2000 li yılların başı ve tekrar batı Eskişehir.
Porsuk’u , Hamamyolu, İsmet İnönü anonsunun yapıldığı tramvayın doktorlar durağı, odunpazarı evleri, çiğböreği. Acısıyla tatlısıyla geçen 13 yılın kenti.
Eeee artık memuriyetin yeniliği yok, bir batı, bir şark palazlı memur havası, yine güzide bir şube pavyonları, kavgaları, gece hayatı küçük İstanbul Eskişehir.
İkinci evladımın doğum yeri, aldanmışlıklarımın , yanılgılarımın , güven sarsıntılarımın depremlere dönüştüğü, Allah’a emanet ettiklerimi artık havale ettiğim

"- Usta,
yine tuhaf şeyler düşünüyorsun"
"- Düşünüyorum evlat.
Geçmiş olsun."
"- Eyvallah usta.
Düşünmek değiştirmez hayatı."

Dizelerinin düşünmekle hiçbir şey öğrenemeyeceğimi öğreten
sorgulamalarımın kenti Eskişehir. Gitmeye fırsatınız oldu mu bilmiyorum ama gitmenizi şiddetle tavsiye edeceğim bir ildir Eskişehir. İlden ziyade koskocaman bir kampüs, bir kültür merkezi içinde hissetmenizi sağlayacak medeniyet, konfor ve standartlarınıza göre yaşam alanı seçebileceğiniz , kendinizden, kendi şehrinizden muhakkak bir hemşehri bulabileceğiniz içimde tek ah vahı kalan il.

13 yıl sonrası gönüllü ikinci şark ve Tunceli..

"Hükümetsiniz, beyim,
hükümet zarara sokar mı kendi kendini?"

Ne güzel yazmış Nazım tam da Tunceli’yi hatırlatırcasına bana. Senelerce bir çok ilde görev yaptım. Bu kadar özgüvenli, bu kadar muhalefet, bu kadar hakkını aramaktan çekinmeyen, kadına dünyanın hiç bir yerinde rastlayamacağınız kadar değer verilen ve hakikatten okumayı yaşam biçimi seçmiş başka bir topluma rastlamadım.

‘’Ölmeyi isteyecek kadar çıldırmak için bugün bu dünyada öyle çok sebep var ki.
İnsanları öyle kolay yeniyorlar ki, sahanlıkta kapının aralık kalışını, sadece bir kazayı, aklın kabul etmiyor.’’

Munzur’u, Ovacık gözeleri, yeşilliği, suyu , dutu, kömbesi, alevisi, sünnisi, cemevi, camisi, isteyen Dersim desin ister Tunceli, milyonlarca kez selam olsun …

Geçti mi bir üç yıl daha ...

‘’Canım hiçbir iş görmek istemiyor.
İçimde bir sabırsızlık
bir sıkıntı var.
Bir şeyler bekliyorum
ama bilmiyorum ne olduğunu’’

Hislerimin kenti Yozgat. Kimse alınmasın lütfen şehir olmasını bir türlü mantığımın almadığı, beni tebessüm ettiren tek şeyin Tuco Herrera 'nun incelemelerinde geçen ince ince hicivlerle tüm düşündüklerimi ifade ettirdiği, siyasi kırk ayak oyunlarının takip edilemeyecek bir hızla döndüğü Yozgat.
Bir yaz boyunca canı çıkarcasına çalışılıp , kışa saklanması lazım denilmesi gerekirken kazanılan paranın birkaç gecede pavyonlarda yenildiği, çalıştığım iki sene boyunca ne havasına, ne insanına , ne sokağına ne suyuna alışamadığım Yozgat.
Tek hatırası, komşumun ‘’kızım kocan yok mu ‘’ diye sorduğunda ‘’rahmetli oldu teyzeciğim’’ demem üzerine , Cuma günü evime gelip kocana bir yasin okuyalım ruhu şad olsun diyerek mevlid okuduğu ( herkes boşandığı eşine kolay kolay yasin okutmaz canına okur , bu detayı es geçmeyelim lütfen) andır.
O kadar alışamadım ki emekli olmamı sağlayacak kadar meslekten uzaklaştıran ,

‘’Söyleyecek ne kadar güzel sözlerim vardı insanlara,
bana hiçbirini söyletmediler.’’
Sükutunu sağlayan Yozgat..

Bir çok şehir , binlerce insan , bir çok anlatmak istediklerim , çok çok daha fazlasını gizlediklerim ,
Yaşayamadığım hayatların hesabını sorgulayamadan yaşadıklarımı sindirmeye çalıştığım koskocaman yürekli bir şiir kitabı.
Ne diyor Nazım;
‘’ Kitaba düştüm,
sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar akıllı
kitaplar aptal.
Kitaplar büyük
kitaplar çocuk.’’

Bol okumalı günleriniz olsun…
544 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu toprağın insanlarına yazılmış en iyi eser olduğunu iddia edersem abartmış olmam. Şaheser âdeta. Destansı bir roman gibi de okunabilecek bu eser, Kurtuluş Savaşı'nın tükettiği insanımızı, sancılı yılları, İkinci Dünya Savaşı'nı, hapishane koridorlarını anlatırken umudu diri tutuyor ve geleceğin aydınlık insanlarına sesleniyor.

Kitap gerçekten de bir "Memleketimden İnsan Manzaraları" olarak bazı şeylerin hâlâ değişmediğini gösteriyor. Hâlâ insanın birbirine yaptığı zulümler, haksızlıklar, maddi sıkıntı çeken insanların yaşadıkları, ülke içindeki problemler, savaşın farklı bakış açılarıyla yorumlanması, mahpus olan kişilerin ve yakınlarının hissiyatı... Kitabın içinde her şey var. İnsan var, Anadolu var, Türkiye var. Mutlaka okuyunuz.
544 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Nazım için ne söylesem eksik, ne düşünsem az. Ama kısa bir inceleme yapmak isterim.
Memleketimden İnsan Manzaraları, bana göre Türk edebiyatının en farklı eserlerinden. Nazım'ın ustalığını en iyi gösteren kitabın bu olduğunu düşünüyorum. Memleketin insanlarını müthiş bir gözle incelemiş ve ortaya bir başyapıt çıkmış.

Ne söyleyeceğimi inanın ki bilmiyorum, herkese tavsiyemdir. İyi okumalar dilerim.
544 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Dille ilgili bir tartışmadan sonra Nazım okumaya karar verdim. Çünkü Türkçeyi en iyi kullanan şairlerin basinda o bulunur.

Mehmet Fuat bu kitap için "Tam anlamıyla bir başyapıttır. Herhangi bir kavga kitabı filan değildir." der

2. Meşrutiyet'ten 2. Dünya Savaşı'na kadar Türk toplumunun geçirdiği siyasal ve toplumsal dönüşümleri 17.000 dizeyle 5 kitap olarak, 300 dolayında kişinin kimliğinde anlatan Nazım Hikmet, başlangıçta bağımsız olarak tek kitap biçiminde düşündüğü Kuvayı Milliye destanının kimi bölümlerini de Memleketimden İnsan Manzaralari'na alır.

Memleketimden İnsan Manzaraları Birinci Kitap'ta Haydarpaşa'dan kalkan posta trenindeki yolculardan söz edilir. Bunlar, köylüler, işçiler, sakatlar, memurlar, jandarmalar, hükümlüler, işsizler, serserilerdir.

Şair, bunlardan bazılarını tanıtır. Tanıtırken, vücut yapıları, konuşmaları, yaşam öykülerini de verir.

ikinci Kitap'ta yine Haydarpaşa Garı'ndan kalkan ekspresin yolcuları anlatılır. Bunlar çoğunlukla yataklı vagonda gidenlerdir: Siyaset adamları, gazeteciler, sermaye sahibi kişiler, kentsoylular, Kurtuluş Savaşı'na katılmış halk kökenli kişiler.

Üçüncü Kitap'ta bir hükümü olan sosyalist Hilmi'nin hapishane ve hastanelerde geçen günleri anlanlır. Bunun yanı sıra, hapishane ve hastane yaşamı, doktorlar, hastalar, köylüler bu kitabın irdelediği konular olur.

Dördüncü Kitap'ta konu 2. Dünya Savaşı, işgalciler, direnişçiler, yurtseverler, işbirlikçiler, ağalar, köylülerdir.

Beşinci Kitap'ta 2. Dünya Savaşı'nda İstanbul'da yaşanan acılar, sıkıntılar Halil'in özlemleri, karısından aldığı mektup anlatılır.

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları, yalnızca şiir değil, aynı zamanda dev bir destandır. Bu destan, roman-şiir ya da sinema-şiir özelliklerinden dolayı da yazarın bir başyapıtı sayılır.

Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamaktadır :

"İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısraı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,

İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye'nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,

İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,

İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin."

Bu kitabı kesinlikle okuyun.
544 syf.
·3 günde·7/10 puan
Ne olursa olsun, elbette bir şeyler yazabilirim. Kısa tutarım, iki, üç sütun.
Diğer yerler de kitaptan söz eder geçerim. (iç ses)
Memleketimden İnsan Manzaraları beş kitaptan oluşuyor.
Bu devasa kitabı değerli üstad Nazım Hikmet 1939-1947 yılları arasında yazdı. Ancak 1966-1967 yıllarında, yazılışından 30-35 yıl sonra yayımlanabildi.

Yüzlerce konu, yüzlerce şahıs muazzam bilgi hazinesi. Arada vatan sevgisi aşılanması da cabası. iki günde okuyarak büyük bir başarıya imza attım.
Tamamı cezaevinde yazılan şiirlerden oluşuyor. Fakat kitabı yayınlamakta oğlu Memet Fuat'a nasip olmuş. Değerli şairimiz ne yazık ki bu kitabını yayınlayamadan sürgün hayatında hayatını kaybetti.
544 syf.
·Ne Okusam'dan
Bu kitap içinde bizim insanlarımızın olduğu destansı bir kitap.Şiir kitabı okurken başucumda bir roman kitabı olur her zaman ama bu kitabı okurken başucumdaki kitaba bakmadım bile .Nazım Hikmet in kitaplarında o anlattığı yerde bulursunuz kendinizi âdeta.Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim iyi okumalar..
544 syf.
Vatan şairi Nazım Hikmet Ran'ın 5 kitaptan oluşan başyapıtı. karanlık dünyada yolunuza ışık tutacak bir eser.

belki içeriğinde ki kimi şiirleri biliyorsunuzdur illa ki. ancak 5 kitabı da tamamen okumanızı öneririm. şairi de ancak böyle anlayabilir okur.
644 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Nazım Hikmet gibi bir usta yazar,şair için ne denir, nasıl denir bilmem.
5 ciltten oluşan kitap 21 yıl basılmayı beklemiştir. İkinci Dunya Savasiyla Nazizmi de ele almıştır. Dönemin toplumsal sorunlarınıda dile getirsede besinci cilt tamamlanamamıştir. Aslında 1960'ların ikincı yarısında yayinlanan eser 1938 de Nazım Hikmet'in ceza evine girmesiyle yayından kaldırılmıştir. 1965'te yasağın kalmasıyla oğlu tarafından tekrar basımı gerçekleştirilmiştir. Daha sonra MEB 100 temel eser arasına almıştır romanı.
Ve eseri okurken bir kez daha hayran bırakıyor kendine Nazım Hikmet. Bir yolculukta insanları gözlemleyerek ancak böyle bir eser çıkarabilirdi. En önemli eseri olabilir Memleketimden İnsan Mazaraları. Her insanın benliğini görmek, anlamak çok zordur, ama Nazım Hikmet bir bakışta neleri gördüğünü yazarak gösteriyor bizlere .

İlk bölüm Haydarpaşa Garı'nda ,ikinci bölüm Eskişehir'de, üçüncü bölüm hapishane ve hastanede geciyor , dördüncü bölüm Sovyetler Birliği ve Fransa’da faşizme karşı direnenleri anlatıyor ve beşinci bölüm Türk toplumunda savaşın yansımaları, çekilen zorluklar ve katı yaşam koşullarını anlatmaktadır.
544 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap, 5 kitaptan oluşuyor (değişik bir cümle oldu gibi:))

Birinci Kitap
Haydarpaşa Garında başlayıp 510 numaralı vagonun üçüncü mevkisinin bölmelerini dolduran Anadolu insanlarının öyküleri ile devam eden bir şiir... Bu şiiri dolduran Anadolu insanları... Köylüler, işçiler, üniversite öğrencileri, jandarmalar, mahkumlar, makinistler, asker kaçakları, savaş gazileri, memurlar... Ve yine şiirde değinilen olaylar: Kurtuluş Savaşı, Balkan Savaşı günleri, İkinci Dünya Savaşı...

İkinci Kitap
Haydarpaşa Garında başlayıp adı gibi yolcuları da müstesna Anadolu Sürat Katarı'nda devam ediyor. Yazar okuru bu sefer treninin 1. mevkiine konuk ediyor. Haydarpaşa Garında ve yemekli vagonda kimler yok ki: Satılmamış bir kalem, satılık bir kalem, tüccar, müteahhit, doktor, mebus, komutan, devlet büyüğü, aşçıbaşı, garson vd. Anadolu Sürat Katarı'nın yanında ilk kitaptaki tren ve yolcularla tekrar karşılaşıyoruz. Ve bu kitapta yazarımız Kuvâyi Milliye Destanı şiirleri ile kendisini anıyor.

Üçüncü Kitap
Bozkırda başlayıp mapushanedeki insan manzaraları ile devam ediyor. Bu kitapta çoğunlukla ilk trendeki mahpuslardan Halil'den, kaldığı hastane ve cezaevindeki insanlardan bahsediliyor.

Dördüncü Kitap
"Üç Nokta" vilayetinden insan manzaraları ile devam ediyor: Yörükler, köylüler, ağalar, memurlar vd. Ve yine Halil ile cezaevinde buluşuyoruz. Ancak bir farkla: Radyodaki senfoni eşliğinde Hitler ile mücadele eden Ivan ve arkadaşlarının şiirini okuyoruz. Ve Fransız partizan Gabriel Peri'nin direnişinin şiirini.

Beşinci ve son Kitap
Mahpus Halil'in eşi Ayşe'nin mektubu ile başlıyor. Üç nokta şehrindeki insanlar ile devam edip tekrar Mahpus Halil'e ve mapushanesine konuk oluyoruz.

Nazım Hikmet bir memleketi, bir milleti, o dönemin her sınıftan insanını, siyasal görüşlerini, o dönemin tarihi olaylarını şiir ile resmetmekle kalmıyor; halkların Hitler faşizmine karşı şanlı direnişini de anlatarak evrenseli yakalıyor. Hatta İkinci Kitaptaki Satılık Kalemin(şiirde böyle adlandırılmıyor) öyküsü, düşünceleri, arzuları ve hisleri günümüzdeki fırıldak "aydınların" tahliline de denk düştüğü için rahatlıkla günümüze uzanıyor diyebiliriz.

Kitap bittiğinde, şiir değil de bu bir roman olsaydı en çok satan ve okunanlarda en üst sıralarda olacağını düşündüm. İçinde o kadar fazla insan öyküsü var ki bana Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi kitabını anımsattı.

1940'lı yılların, o dönemin koşullarının, o dönemin insanlarının öykülerine, hayata bakışlarına, yaşantılarına ilgi duyanların zevkle okuyacağını düşünüyorum. Hem o dönemi, dönemin insanlarını anlamak, hissetmek hem de muhtemelen Nazım'ın da içerisinde bulunduğu çevreyi görmek gerçekten güzeldi. Benim için çok farklı ve zevkli bir okuma deneyimi oldu. Okumanızı tavsiye ederim.

Tebessüm eden dünya tatlısı bir bebişi kucağınıza alıp kokusunu içine çekmenin verdiği mutluluğa benzer bir keyifli okuma dilerim.
Kitaba düştüm,
sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar akıllı
kitaplar aptal.
Kitaplar büyük
kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk
fakat kısır
fakat sensiz...
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 494 - YKY 32. Baskı - 2016
Kitaba düştüm,
sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar akıllı
kitaplar aptal.
Kitaplar büyük
kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk,
fakat kısır
fakat sensiz...
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 497 - Yapı Kredi Yayınları
Fuat
tersanede tesviyeci.
19 yaşında girdi hapise
üç arkadaş perdeleri indirip
bir kitap okudukları için.
Ve yatıyor iki yıldır.
Şimdi içerilere gönderiyorlar.
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 18 - YKY 32. Baskı - 2016
Halil belki ihtiyarladı biraz.
Fakat kitap , kelepçe ve yürek eskimedi.
Ve şimdi
yürek her zamankinden umutlu
Halil okurken kitabını
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 32 - YKY 32. Baskı - 2016
...........
"-Sen hacı Nuri Beyden daha zengin olacaksın."
"-Sayenizde Paşam."
"- Yarın herkes duyar, bugün sen bil, açma ağzını.
Şamı Şerif'te beraber kılarız ilk cuma namazını."
"-İnşallah, Paşam."
"-Hacı Nuri Beyden daha zengin olacaksın.
Hacı Nuri Beyden daha zengin
Hacı Nuri Beyden."
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 103 - YKY 32. Baskı - 2016
"Alman indi Balkan'a
ne Yunan'ı bıraktı, ne İngiliz'i
Ve lakin çok şükür Müslümanız
herif sayıyor bizi.
Biz Alman'la birlik edip
atılabildik miydi İngiliz'in üzerine,
bir günde giriverdik demektir
Şamı şerif şehrine"
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 48 - YKY 32. Baskı - 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsan Manzaraları
Baskı tarihi:
1978
Sayfa sayısı:
644
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Baskılar:
Memleketimden İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
Memleketimden İnsan Manzaraları
Nazım Hikmet'in oğlu ve varisi Mehmet Hikmet'in Türkiye'deki vekili ve 1967'de yapılan ve 1974'te yenilenen telif sözleşmesi gereğince Cem Yayınevi, büyük sanatçının bütün eserlerini yayımlayacaktır.

“Tüm Eserleri” dizimiz, Ankara'da 1968'de Dost Yayınları'nca basımına başlanan ve yasaklanan Nazım Hikmet Bütün Eserleri 1 adlı yayının tekrarı ya da devamı değildir. Ondan ve Ekber Babayef'in Bulgaristan'da aynı adla yayımlanan dizisinden ayrı bir yöntem, sistem ve kapsamla hazırlanmaktadır.

Şiirlerinin derlenmesinde genellikle ilk basımlar temel alınmıştır. Çeşitli basımlar arasındaki ayrımlar ise “notlar” bölümünde belirtilmiştir. Ayrıca her cildin sonuna, derlenen metinlerle ilgili biyografik ve bibliyografik açıklayıcı notlar konulmuştur.

Kitabı okuyanlar 3.766 okur

  • Mehmet Şahin
  • Abbasova Ləman
  • Ferah
  • ByMyself
  • Hamza Şentürk
  • kf lm
  • Rümeysa
  • TheEnd
  • rapdé shamber
  • Zeynep Bolat

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.7 (6)
9
%0.4 (4)
8
%0.6 (5)
7
%0.2 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları