1000Kitap Logosu
İnsancıklar
İnsancıklar
İnsancıklar

İnsancıklar

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.2
8,7bin Kişi
32,8bin
Okunma
8,4bin
Beğeni
281bin
Gösterim
176 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 59 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Kapra Yayıncılık · 13 Ocak 2021 · Karton kapak · 9786257784757
Diğer baskılar
Dostoyevski’nin henüz yirmi dört yaşında kaleme aldığı İnsancıklar, Rus edebiyatının ilk toplumsal romanlarından biri kabul ediliyor. Sınıf çatışması, edebiyat sevgisi ve hayata tutunma çabasının iki dostun mektuplarıyla anlatıldığı bu eser, büyük yazarın okuyucunun karşısına çıktığı ilk kitabı. “Aynı eski, bildik eşyalara bakındım durdum. Aynı gri, kasvetli eşyalara... Eskisinden farklı görünmüyorlardı. Peki o mürekkep lekeleri, masa, aynı sandalyeler. Zaten önceden gördüklerim miydi gerçekten? Evet, aynılardı, tamamen aynılardı hem de. Peki, o zaman ben neden durduk yere yeniden doğmuş gibi davranmıştım ki? O ruh hâlinin sebebi neydi? Benim için birden güneş doğmuş, gökyüzünü maviye çevirmişti de o yüzden. Neden öyle olmuştu? Neden bazen, gerçek olmasa da, tatlı kokular bahçeye dolmuş gibi oluyor? Benim aptalca hayal gücümün ürünü olsa gerek hepsi. Bazen insan duygusallığa sürüklenip hayatının neye benzediğini unutuyor. Hatta heyecanından gereksiz heveslere kapılıp kendini kandırıyor işte.
5 mağazanın 103 ürününün ortalama fiyatı: ₺11,44
Kitabı Dinlebi İle Hemen Dinle
6 sa. 0 dk.
8.2
10 üzerinden
8,7bin Puan · 1413 İnceleme
Necip G.
İnsancıklar'ı inceledi.
175 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten, yasalarla sabitlenmiş bir 'zenginlik sınırı'nın olmayışıdır. Böyle bir üst sınır olmadığı için, havucun bizi götürdüğü yere kadar koşmaya devam ederiz. Artık 'temel ihtiyaçlarımızı' karşılayabiliyor olmak, bizi yoksul olmaktan çıkarmaz. Çünkü ilk yoksulluk sınırını aştığımızda temel ihtiyaçlarımız da hemen kendini yeniler. Evinde, herhangi birine muhtaç olmaksızın günde üç öğün yemeğini pişiremeyen, çocuklarını doyuramayan kişi yoksuldur. Eğer bunları rahatlıkla yapabiliyorsa ama evine et sokamıyorsa o kişi de yoksuldur. Her akşam evinde yemeğini yiyen aile ise, haftanın 3 günü 'o kebapçı senin bu balıkçı benim' diyen aileye göre yoksuldur... Yani sözün özü yoksulluk, yağsız pirinç lapası ile sütte marine edilmiş dana antrikot arasındaki o uzun yoldur... Bu denklemi günümüz hayatının her alanına taşıyabilir, yemek, moda, teknoloji, kariyer, konut, semt, tatil gibi kategori başlıkları altında detaylandırabilirsiniz. Zaten bunların karması da sizin kişisel yoksulluk derecenizi ortaya çıkarır... ---------------------- Eminim pek çok okur, kitabı okurken Makar Alekseyeviç ve Varvara Alekseyevna karakterlerinin içinde bulunduğu duruma acımış, ve bu 'insancıklar'ın arasında olmadığı için Tanrı'ya şükretmiştir. O zaman şimdi sormak istiyorum... Ey modern hayat insanları... Ey beyaz yakalılar... Bu sorular size geliyor... - Patronunuz yüz metre ötenizden geçtiğinde önünüzü ilikleyip el pençe divan durmuyor musunuz? Evet, duruyorsunuz... - Olur da sizinle iki çift laf ederse veyahut elinizi sıkarsa bir coşkun şevk içinde en az 1 hafta sağda solda bunun muhabbetini yapmıyor musunuz? Evet, yapıyorsunuz... - Sırf iş yerindeki imajınız uğruna maaşınızın yarısını Zara'ya, Mango'ya ve kişisel bakım merkezlerine harcamıyor musunuz? Evet, harcıyorsunuz... -Bırakın ayakkabınızın altının delinmesini, üzeri biraz yıpransa gidip çifter çifter ayakkabılar almıyor musunuz? Evet, alıyorsunuz... - Pek çok kadın, bir kariyer planlaması olarak 'zengin koca' fırsatlarının peşine düşmüyor mu? Evet, düşüyor. - Bir aşk evliliği yapmadığı için, içinde oluşan boşluğu dışarı yansıtmamak uğruna, evdeki tutku kurabiyelerini kurdelelere saracak, çay bardaklarına renkli kumaşlardan giysi yapacak kadar şuurunu kaybetmiyor mu bu kadınlar? Evet, ediyor... O halde neden acıyorsunuz o insanlara? Yoksulluk dereceleri sizinkinden daha düşük olduğu için mi? Gerçekten sizin hayatınızın o insanların hayatından farklı mı olduğunu düşünüyorsunuz? Sizi İNSANCIK değil de İNSAN yapan şey, kıyafetlerinizin daha yeni olması mı, yoksa oturduğunuz evlerin daha konforlu olması mı? Belki de borç almak için Makar Alekseyeviç gibi iki büklüm olup, kilometrelerce yol gidip tanımadığınız birinden borç istemek yerine, en yakın banka şubesine girip kredi çekmek, daha insan yapıyordur sizleri... --------------------------- Ne demiştik sözün başında? 175 yıl önce yazılan bir kitap neden hala büyük bir ilgiyle okunuyor diye bir soru sormuştuk... Ben bu soruya yanıt ararken ister istemez bazı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım. Dostoyevski'nin 1846 St. Petersburg'unda yarattığı hayat, eve yeni alınmış pırıl pırıl bir banyo aynası kadar bizim hayatımızı da yansıtıyordu... Sadece biz kendimizi insancıklar olarak tanımlamak yerine daha iç ferahlatan başka isimler bulmuştuk kendimize... Ancak ne bir sınırı kaldırmayı başarabilmiş ne de 'insan' olma, insanca yaşama yolunda somut bir adım atabilmiştik... Çünkü biz o havucu gerçekten çok istiyorduk... Herkese keyifli okumalar dilerim...
İnsancıklar
8.2/10
· 32,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
149
1.339
Gncokuyor
İnsancıklar'ı inceledi.
184 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
✍DİPÇE : Rus düşünürü Nikolay Berdyayev  der ki: Rus’tur Dostoyevski iliklerine kadar Rusya’nın yazarıdır. Rusya dışında düşünemeyiz onu. Rus ruhundaki gizem, ancak ona bakıp çözülebilir. Kendi de bir bilmece, bir çelişkiler yumağıdır. Batılılar, Dosto’ya bakarak anlıyor Rusya’yı. O ise, Rus ruhunun kayganlığını dile getirir.Rus düşüncesinin, bilincin çatışan yanlarını, tedirginliklerini gözler önüne serer, bir yanda küçülüş, bir yanda kendini beğeniş; bir yanda herkese acıyış, bir yanda yurdundan başkasını sevmemek, Dostoyevski'nin özüdür. ... İnsancıklar Varvara ve Makar Devuşkin arasında geçen mektuplardan oluşan bir eser. Mektup– roman tarzı ilk defa üst tabakadan alınmış küçük insanın ayağına getirilmiştir.Eser bu yönüyle de önemlidir. Varvara ve Devuşkin  arasındaki mektuplar yoksulluğun resmidir üstü örtük bir aşkın ve fedakarlığın kayıtlarıdır.Aşk romanda kaçamak seferiliktedir.Çünkü bir hayli yaş farkı ve olanca yoksulluk bu duyguyu bertaraf ederken duruma tam da yakışan fedakarlık daha legal daha olası bir duygu olarak karşımıza çıkar. Eseri, her ne kadar  fakirliği realist düzeyde  tasvir eden toplumsal içerikli bir roman olarak görsek de yoksul bireyin psikolojisini bu denli aktaran ender eserlerden sayabiliriz. Eserde yoksulluk; güçsüzlük ve çaresizlikle eş anlamlı kullanıldığı belki de kader olarak algılandığı da söylenebilir. Çünkü yoksul birey yaşamı ve emeği üzerine  söz hakkını kaybeder, yaşamının ipleri kendi elinde değildir sürekli bir teslimiyet halindedir. Varvara karakterine söylettiği : "Çok düştüm ve daha da dehşet verici olan şey, kendi gözümde düştüm”  sözleriyle,  yoksul insanın düşük benlik algısına sahip oluşu hem karakterler hem de göndermede bulunduğu Palto ve Puşkin'in Mezarlık Bekçisi adlı eserle vurgulanır. "Kim bilir kaç Samson Vırin dolaşıyor içimizde yaralı yüreğiyle!" diyerek Puşkin'le  aynı insan yüreğini tasvir eder. Fakat bunların yanı sıra Dostoyevski’nin  insan-cık tiplemesini onore etme çabası da dikkat çeker. Sıradan insanların asaletinin , tüm maddi yetersizliğe karşın  başka insanlara yardım eli uzatacak büyük bir yüreğin altını  çizer. Bilindiği üzere Dostoyevski'ye ününü kazandıran ve ilk eseri olan " İnsancıklar " adlı eseridir daha ilk eserden onun Rus insanını çözümlerken arka planda politik tabloyu resmetmesine hayranlık duyarız. Bir kere İnsan-cık kavramı ile bu kadar çıplak karşılaşmak okuru gerçekten yorar .Bir kadının ve bir erkeğin yokluk üzerine bu kadar konuşmak zorunda kalması okuma süresince ve sonrasında da buruk bir tat bırakır. Dostoyevski okurlarının bu ilk eseri mutlaka okumaları gerekmektedir. Esen kalın.
İnsancıklar
8.2/10
· 32,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
63
Z.
İnsancıklar'ı inceledi.
184 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
İnsancıklar Fyodor Dostoyevski’nin henüz 25 yaşındayken yayımlanan ilk romanı. Makar Devuşkin ile Varvara Alekseyevna’nın birbirine yazdığı mektuplardan oluşan bir eser. Yoksulluk ile mutsuzluk arasında gidip gelen kahramanlarımız... Bu durumu çok güzel bir cümleyle anlatan Dostoyevski; “Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuz ile yoksulun birbirinden uzak durması lazım, birbirlerine bulaştırmamak için.” Aslında anlatılan duygular; hepimizin çoğu zaman yaşadığı duygular. Mesela önyargı, mutsuzluk, kibir, umutsuzluk, merhamet, acı, pişmanlık... Bunun gibi daha sayabileceğim birçok duyguya yer verilmiş ve çok güzel bir şekilde harmanlanmış. Aynı zamanda duygunun da ötesine geçip yaşadığımız, şahit olduğumuz ya da belki bir gün yaşayacağımız bir durum; ‘yoksulluk’ kavramı üzerinde çok güzel durmuş Dostoyevski ve kitap yoksulluk üzerine şekillenmiş. Dostoyevski bu eserinde; yoksulluktan, mutsuzluktan tutupta ölüme kadar uzanan bu yolda, akıcı anlatımıyla mükemmel bir eser bırakmış bizlere.. “Ben öleceğim, Varenka, hemen öleceğim; benim kalbim kaldırmaz böyle mutsuzluğu!” Bir çırpıda okunup; güzel etkiler bırakan bu eseri herkesin okuması dileğiyle.. Keyifli okumalar.
İnsancıklar
8.2/10
· 32,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
71