Adı:
İnsanı Tanıma Sanatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754680171
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Menschenkenntnis
Çeviri:
Kamuran Şipal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, "İnsanı Tanıma Sanatı"yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor. Adler'in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlalılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca ödevi, toplum içerisindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor. Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor.
(Arka Kapak)

Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca ödevi, toplum içersindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor.
(Tanıtım Yazısı'ndan)
328 syf.
İnsanı Tanıma Sanatı, Adler' in 1920 yılında Viyana Halk Enstitüsü ' nde verdiği bir yıllık konferanslardan oluşuyor. Anılar, Düşler, Düşünceler kitabına yaptığım incelememde, benim de psikolojiye ilgi duyan herkes gibi favorilerim Adler, Jung ve Freud üçlüsü demiştim. Ama diğerlerinin aksine ilk defa Adler' in bir kitabını okuma fırsatı buldum. Tabi savunularını, çalışmalarını, hakkında konuşulanları, yazılanları daha önceleri okudum. Jung; arketip, ekstraversiyon ve introversiyon kavramlarıyla, Freud; libido, bilinçaltı, baskılama, nevroz ve karşı koyma, Adler ise aşağılık ve üstünlük kompleksleri ,toplumsal ve kişilik kuramları üzerine çalışmalar yapmış. Baktığımız zaman farklı alanlarda çalışmış gibi görünselerde aslında hepsi birbirini tamamlayan çalışmalar. Aynı zamanda derinlik psikolojisinin de kurucularıdır bu üçlü. Kitapta Freud’un psikanalizinin büyük kent insanına, Jung’un analitik psikolojisinin henüz doğadan kopmamış taşra sakinleriyle ilkel yaşam düzeyindeki kimselere, lise öğretmenleri için bir psikoloji sayılan Adler psikolojisinin ise orta ve küçük kentlerde oturanlara hitap ettiği söylenmiş. Ya da Freud’un çocukların, Jung’un ömrünün ikinci yarısında bulunan kırk yaş üzerindeki erişkinlerin, Adler’in ise gençlerin psikolojisini açıklığa kavuşturduğu, dolayısıyla bu üç öğretinin birbirini bütünlediği ileri sürülmüş.


Freud nevrozların sebebinin bastırılmış hazlar ve cinsel travmalar olduğunu savunur. Jung' a göre sebep topluma uyum sağlanamaması, toplumdan izole edinilmesi, prestij, gelecek kaygısıdır. Ama Adler ise nevrozların bir fiksiyon (hayal ve kuruntu) olduğunu iddia eder. Adler de, Jung gibi Freud ' in cinsellik hakkındaki savunularına karşı çıkmış ve bu sebepten yollarını ayırmıştır. Adler ve Jung' a göre toplumdan kendimizi soyutlamamızın, yaşadığımız ruhsal buhranların sebebi çocuklukta yaşanan aşağılık yani eksiklik duygusundan kaynaklı. Bu kitapta da bir insanı tam anlamıyla tanımanın mümkün olmadığı ama en azından tanımaya çalışmak için, çocukluk dönemine öncelik verilmesi, bu döneme inilmesi gerektiğini savunuyor. Adler' e göre insanı tanımanın temel yolu, bu tanımın belkemiği çocukluğumuz.


Darwin' in "Güçlülerin yaşayacağı, güçsüzlerin yok olup gideceği " öğretisine tepki olarak geliştirdiği " Organların yetersizliği " gözlemi bayağı ses getirmiştir. Darvin' in aksine Adler, yetersiz olan organların zamanla ve isteyip çabalarlarsa bu yetersizliklere, güçsüzlüklere karşı bir kompensasyon sağlayabilirler. Buna örnek olarak şunları söylüyor: "Kekeme Demosthenes’in büyük bir hitabet gücüne sahip bir kimse, miyop Menzel’in hatırı sayılır bir ressam, aynı şekilde miyop Gustav Freytag’ın alabildiğine titiz betimlemeleriyle ün salmış bir yazar olması doğrusu tuhaf sayılmaz mıydı? Kendisini yansıtan portresinde şaşı bir bakışı yok muydu Dürer’in? El Greco, pek büyük bir olasılıkla astigmat değil miydi? Bir hayli müzisyen vardı ki, işitme duyularında bir yetersizlikten şikâyetçiydi ve günün birinde kulakları duymaz olmuştu hepsinin; örneğin Beethoven, Smetana ve Clara Schumann bunlar arasındaydı. Bruckner’in dış kulağında ise bir deformasyon seçilmekteydi. Adı geçen kişilerde söz konusu organların işlevsel üstünlüklerini sağlayan, adı geçen yetersizlikler değil miydi?" Yani Beethoven sağır olması müthiş bir müzisyen olmasına, miyop Menzel’in iyi bir ressam olmasına bu organlarının yetersizliği mani değildi. Yani bu örnekler bile Darvin' in öğretisini tarumar etmeye yetiyor. Güçsüzlüklerin, yetersizliklerin karşısında yetersiz kalmamanın salt bir çabayla mümkün olduğu savunusunda Adler.

Kitap oldukça zengin, geniş bir içeriğe sahip. Kadın - erkek eşitliğine, eğitime, çocuk psikolojisi ve iyi çocuklar, bireyler yetiştirmeye dair konular içeriyor. Felsefe tarihinde, kadınlar aleyhinde en ağır yorumları yapan, hatta mizojinizme fazlasıyla katkısı olduğunu düşündüğüm Arthur Schopenhauer' in aksine, Adler ' in kadınlar hakkındaki görüşleri çok medenice bana göre. Kadın - erkek eşitliğine değer verdiği kitapta açıkça farkediliyor. Misal; "Kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimi veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz.(Sayfa:145)" Kadının erkek boyundurluğuna girmesinin bireysel ve toplumsal hayatımız için sorun olacağını, çiftler arasındaki ilişkileri sarsacağını ve kadınların özgüvenini yitirip, toplumdan izole olacağını şu sözleriyle vurguluyor: "Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.(Sayfa:146)", "
Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz nitelik taşır. (Sayfa:159)" ya da " Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir. (Sayfa:159)" gibi birçok örnek verebiliriz.

Adler bir insanı tam manasıyla anlamanın, tanımanın mümkün olmadığını söylüyor. Sadece yaptıklarına bakarak hakkında fikir yürütürüz diyor. Bir insanı anlamak için ; çevresine karşı olan tutumuna, çevresinin ona karşı olan tutumuna, bir olay karşısında verdiği tepkiye, yaşadığı duygulara, çocukluğuna,,, inmemiz ve empati kurmamız gerektiğine vurgu yapıyor. Kısacası "Ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine inmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün." diyor. Tabi bunları yapmak bile birini tanımaya yetmez,sadece onu anlamamızı sağlar. Ki kendimizi bile tamamen tanımanın mümkün olmadığı bir dünyada başkasını tam anlamıyla tanımak imkansız bence.


Adler' e göre hiçbir insan hayatı boyunca yalnız yaşayamaz ve topluma ihtiyaç duyar. Bu yüzden topluma uyum sağlayan, olumlu etkiler bırakan bireyler olmamız gerekli. Ve kitapta iyi bireyler olmamız, iyi bireyler yetiştirmemiz için eğitime ve çocukluk dönemine ekstra çaba göstermemiz gerektiğini söylüyor. Kısacası Adler kusursuz bir toplum nasıl olur onu anlatıyor. Fakat kusursuz bir toplum yaratmanın imkansız olduğunu ve Adler' in bu konuda fazlasıyla hayalperest olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi oldukça zengin içerikli, faydalı bir kitap. Sadece Adler ile ilk defa tanışacak arkadaşlara ilk okuyacakları kitabın bu olmamasını öneririm. Freud ve Jung okumalarına doğru kitaplarla başladığımı düşünüyorum. Ama Adler için aynı şeyi söyleyemem. Ayrıca diğer ikisinin anlatımı daha akıcı, bu kitapta bir tık zorlandım. Zaten Adler' in yazmaktan hoşlanmadığı ve yazarken üslubu önemsemediği bilindiğinden, şaşırtmadı anlatımı. Yazdıklarının doğru olduğunu ama hayata entegre etmenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Dediğim gibi Adler bu kitapla kusursuz bireyler, kusursuz bir toplum yaratma çabasında ve bu düşüncenin olabiliritesi yok bence. Fakat bakış açımı etkileyen, kendimi sorgulamamı, eksiklerimi farketmemi sağlayan bir kitap oldu kesinlikle...
328 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
KENDİNİZİ TANIMAYA CESARETİNİZ VAR MI???

İNSAN BİYOPSİKOSOSYAL BİR VARLIKTIR!!
Bu tıp fakültesinde bize verilen ilk dersti.

Şüphesiz Alfred Adler bunu en iyi anlatan insanlardan birisi. Kurduğu 'Bireysel Psikoloji' ekolü ile hem çağdaşları arasında hem de günümüzde kesinlikle önemi yadsınamayacak bir bilim insanı.

Kitabı okurken, İnsan çocukluk doneminden itibaren ailesi, çevresi, toplumun iç dinamikleri ile nasıl bir etkileşim içinde bulunur, toplumdan uzak kalarak tam anlamıyla hayatın amaç ve anlamlarına ulaşabilir mi? gibi sorularla hayata karşı bir bakış açısı kazanıyoruz.

İnsandaki olumlu veya olumsuz olarak nitelendirdiğimiz bütün özelliklerin, davranışların -gizli kalmış bilinçaltına yerleşmiş oradan da ancak toplum yardımıyla çıkabilen davranışlar- sebeplerini görüyoruz ve anlamaya çalışıyoruz.

Bunu da çok kolay anlıyoruz aslında. Çünkü etrafımızdan örnekler düşünüyoruz Adler ile birlikte. Yakınımızdaki insanlarla olan ilişkilerdeki çözemediğimiz birçok davranışın altta yatan sebeplerini anlamaya çalışıyoruz. Başta kendimizi anlamaya çalışıyoruz aslında. Hatta Adler bize bunu ateş edermiş gibi anlatıyor sağolsun. ( İnsanın gururuna dokunmuyor değil acaba gerçekten böyle miyim sorusu :) )

İnsanın içinde olan bütün kötülükleri, iyilikleri, tartışma sevdasını, kabullenmeme duygusunu, hayat amacımız olan saygınlık,üstünlük çabamızı buna leke sürdürmemek için herşeyi yapabilecek olan impulsif davranışlarımızı çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Kendimizin farkına varıyoruz ve böylece içgörü kazanıyoruz. Etrafımızın da farkına varıyoruz ve böylece de dışgörü kazanıyoruz.

Şu an için söyleyebileceklerim bu kadar. Daha nasıl anlatırım yazıya dökerim bunun için çok acemiyim ama bu ve böyle kitaplar insanın gururuna dokunsa da okunmalı..

Herkese iyi okumalar,,,
328 syf.
·22 günde·7/10
Kitabı okumam baya uzun sürdü :(
Bu uzunluğun sebeplerini saymak istemem ama kitabı bitirdiğimdeki o rahatlamaya değerdi. Kitabı okumama vesile olan Ahmet Y' e #21434339 etkinliği icin teşekkür ederim.

Bu kitaptan anladığım "insanı yeterince kimse tanıyamaz" oldu :) Sadece insanların hareketlerinin sebeplerine bakarak anlamlandırabilir. Bu sebepler icin de kişinin önceden yasadıklarına bakmak ve kendisine karşı ebeveyn ve arkadaşlarının tutumlarını bilmek gerekir. Bunları bilmek bile yeterli gelmeyecektir. Çünkü bir insanın başına gelen olaylarda nasıl bir duyguya kapıldığını,ne hissettiğini asla bilemeyiz. Olayın aynen başımıza geldiğini düşünsek bile net bir anlama olmaz bu; çünkü o kişinin karakteristik özellikleri,yaşam şartları açısından aynı koşullarda olmadığımız için en fazla kendi hissettiklerimizle yorumlayabileceğiz.

Bu durumu Nasreddin hocanın fıkrası ile özetlemek isterim:
Nasreddin hoca çatıyı aktarmak için dama çıkar. İşini yaparken ayağı kayıp damdan aşağı düşer. Etrafına insanlar toplanır. Derler ki " Doktor çağıralım" o da ağrılarından inleyerek " Hayır Hayır. Bana doktor değil damdan düşen birini bulun. Beni bir tek o anlar." der.

Kitapta çok ilginç tespitlere şahit oldum. Kendi iç muhasebemi yapmam icin etkiliydi. Dil açısından orta düzeyde ağırdı. Biraz sıkıldım desem yalan olmaz. Yine de okuduğum icin ve bana farklı bir bakış kazandırdığı için beğendim. Özellikle çocukların ruhsal gelişimine yönelik verdiği tespitler çok etkiliydi. Bir ebeveynin bir toplumu inşa eden bir birey yetiştirmede temel taş olduğunu tekrar tekrar hissettirdi. Bir öğretmenin de benzer bir görevde olduğunu tespit açısından en önemli faktör olduğunu hatırlattı bana.

Kitabın sonsözü ile incelememi bitiriyorum:

"SONSÖZ
Bu kitapta, ruhsal organın insanda doğuştan var olup, ruhsal ve bedensel bir fonksiyonu içeren bir özden kaynaklandığını, tamamen toplumsal koşullara bağlı geliştiğini, yani bir yandan organizmanın, diğer yandan toplumun gereksinimlerine yanıt verecek bir doğrultu izlediğini, ruhsal organın böyle bir çerçeve içinde oluştuğunu ve tutacağı yolun böyle bir çerçeve içinde bulunduğunu gördük.

Ruhsal gelişimin daha sonraki evrelerini de inceleyerek algılama, tasarımlama ve anımsama gücünü, duyma ve düşünme yetisini gözden geçirdik, en sonunda karakter özellikleriyle duygu ve heyecanları ele aldık. Söz konusu bütün ruhsal dışavurumların birbiriyle ayrılmaz bir ilişki içinde bulunduğunu, bir yandan toplum yasasına bağlı olduğunu, öte yandan bireyin güçlülük ve üstünlük eğilimiyle kendine özgü bir yola kanalize edilip biçimlendirildiğini saptadık. İnsanın üstünlük amaçlarının toplumsallık duygusuyla birlikte belirli karakter özelliklerinin oluşumuna yol açtığını, dolayısıyla ilgili özelliklerin doğuştan gelmediklerini ve ruhsal gelişimin başından başlayıp insanın az ya da çok bilinçli olarak gözüne kestirdiği amaca kadar adeta belirli bir ilkeye göre sıralandıklarını gördük.

İnsanın anlaşılmasında bizim için değerli köşe taşları oluşturan bu gibi karakter özellikleriyle duygu ve heyecanların bir bölümünü ayrıntılı biçimde ele aldık, bir bölümüne ise şöylece değindik. Son olarak da, güçlülük eğilimine uygunluk içinde hırs ve kendini beğenmişliğin her insanda depolanmış durumda olduğunu, dışavurum biçimlerinden söz konusu eğilimi ve etki mekanizmasını açık seçik görebileceğimizi saptadık. Özellikle açgözlülüğün gelişerek pek büyük boyutlara varmasının bireyin sağlıklı biçimde ilerlemesini köstekleyip toplumsallık duygusunu güçsüzleştirdiğini, hatta tümüyle ortadan kaldırdığını, sürekli müdahalelerde bulunarak toplum yaşamını bozucu etken rolü oynadığını, öte yandan bireyi ve bireysel çabayı başarısızlığa sürüklediğini gösterdik.

Bizce, ruhsal gelişimin bu yasası yadsınamaz nitelik taşımakta ve karanlık duyguların kucağına yuvarlanmak istemeyip, kendi yazgısını kendisi belirlemeye çalışan herkes için alabildiğine önemli bir yol gösterici rolünü oynamaktadır. İşte bu verilerden yola koyularak, insanbilim alanındaki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz; öyle bir bilim ki, genellikle pek üzerinde durulmamasına karşın, toplumun bütün kesimleri için bizce son derece önemli ve varlığı zorunlu bir uğraş konusu oluşturmaktadır."
328 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnsanoğlu,varlığının başlangıcından beri;düşünce insanlarının en büyük araştırma sahası olmuştur.Araştırmacılar yıllar boyu onu keşfetmek adına onlarca bilim kolu kurmuş(psikoloji,sosyoloji...)onlarca bilim insanı yetiştirmesine rağmen insanoğlu halen kapalı bir kutu ve bizim için bir meçhul.Aynı zamanda varlığının,sürekli değişken olması onun hakkında genel-geçer fikir yürütmeyi mümkün kılmıyor.
Alfred Adler'in Viyana'da yaptığı konferansların kitaplaştırılmasıyla oluşan bu eser,bu meçhulu tanımak adına bakış açıları kazandırıyor.
Yazarın en büyük şikayetlerinden biri; hayatımızın tecrit edilmiş oluşunun, "tanımak" konusunda engel teşkil etmesi.
Kitabın ilk bölümünde insanı tanımak adına yapılması gereken ilk işin; hoşgörü ile yaklaşılmak gerektiği, tepeden bakmaya yer verilmemesi gerektiği
Kitabın devam eden bölümlerinde ruh hayatının yapısı,sosyal niteliği;çocuk ve toplum gibi insan hayatında büyük yer edinen olgular anlatılıyor.
Kitabın geri kalan bölümlerinde ise insan özellikleri ve huylarının ,şekillenmesinde ve karakter üzerinde etkisini psikolojik taraflarıyla ele alınıyor.
Satır aralarında insana ait bir çok ipuçuna yer verilmiş.
Gözüme çarpan en önemli nokta, Adler'in olayları açıklamada kişilerin çocukluk ve aile ilişkilerine önem vermesi ;birçok olayı bunla bağlantılı açıklaması;benim için kitabın özeti gibi.
Kitabın isminden dolayı;piyasadaki ucuz işçilik paçavralarına benzediği sanılmasın;tamamen bilimsel ve başlı başına bir başyapıt.
Şimdiden herkese iyi okumalar.
328 syf.
·33 günde·Puan vermedi
Kitabın kısmen bakış açısını genişletmeye yönelik bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bir çok yerde sabit yerleşmiş fikirlere karşı çıkıyor. Ve olaylara farklı bakış açılarıyla bakmamızı istiyor. En azından benim dikkatimi çeken kısım bu oldu. Okuyanlarda görecektir ki verilen örneklerde sonuç aynı olsa bile sebepler, sebep aynı olsa bile sonuçlar farklı olabilir. Bu da direk bir yargıya varabileceğimiz kanısını ortadan kaldırıyor. Demem o ki Alfred Adler bir insanı tanımak istiyorsak tek açıdan değil ya da tek ihtimali düşünerek değil olaylara(insanlara) farklı açılardan bakıp, akla gelebilecek ihtimalleri düşünerek insanları değerlendirmeye almaları (tanımaya çalışmaları) daha doğru olacaktır . Okumayı düşünenlere şimdiden iyi okumalar...
296 syf.
·46 günde·Puan vermedi
İnsanı tanımanın kısaca kişinin çocuklukta yaşadığı olaylarda yattığını, karakter gelişiminin de doğuştan olmadığı aile ve eğitim kurumlarındaki yaşantısında edindiği durumlara göre şekillendiğini bir tıpçı ve psikolog diliyle anlatıldığı bilgilendirici kitap.
328 syf.
·5 günde·7/10
Kadın-erkek, genç-yaşlı, büyük-küçük.. ve dahasının geçmişten günümüze kadar nasıl algılandığını, topluma göre yeri geldiğinde olan avantaj ve dezavantajlarını, farklı deneylerle gözler önüne sermiş usta yazar..
328 syf.
·9/10
Normalde psikoloji kitaplari sıkıci olur. Ama Alfred Adler cok akici ve cok mukemmel bir uslupla anlatmis. Okurken sklmiyorsunuz. Carpici tespitleri var kisilik ve karakter uzerine.

Karakterin olusumunda Cocukluk doneminin hatta bebeklik doneminin bile cok onemli odugunu belirtiyor. Verdigi orneklerde aslinda hepimizin yaptigi davranislarin, ifadelerin bizi yansittigini karakterimizi hakkinda kafamizda sekillendirici mesajlar verdigini net bir sekilde gorebiliriz. Ozellikle siddetle elestirdigimiz olumsuz karakterler uzerinde yani ben asla boyle bir kisilik olamam dedigimiz karakterler uzerinde oyle etkileyici aciklamalari varki bazen insan kitabi okurken ben de acaba boylemiyim diye kendine sormadan yapamiyor.

Kitaptaki hasta orneklerinde etrafimzda da mutlaka rastlastigimiz kisi ornekleri var. Bunlar hakkinda net bir teshis koyabiliyor. Bizim kim oldugumuzu acikca ifade ediyor bu kitap cozumledigi karakter tahlillerinde okunmasi gerekn bir kitap diye dusunuyorum...
328 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Başlamadan önce zorlanır mıyım, sıkılır mıyım gibi korkularım vardı lâkin hiçte öyle olmadı. Psikoloji kitabı olmasına karşın yağ gibi akıyor gidiyor, okutuyor kendini.
Güzel bir psikanaliz kitabı.
Kesinlikle düşüncelerinize farkındalık yaratıyor.
Psikoloji, sosyoloji gibi alanlara ilgisi olanlar kesinlikle okumalı.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Kitap yapılan harika psikolojik analizlerin en basit şekilde ve örnekle anlatıldığı herkesin okuması gereken seçkin bir eser.Modern dünya insanın incelenmesi noktasında en önemli hususlara parmak basmış.
272 syf.
·27 günde·Puan vermedi
Bir insanın karakteri hakkında hüküm verebilmek, davranışlarını anlayabilmek için en doğru değerlendirmenin ancak o insanın hayatının bütüncül bir tavırla, dikkatle ve akılcı bir biçimde ele alınmasıyla mümkün olabileceği fikri kitapta etkili bir şekilde işleniyor.

Kitabın ilk kısımlarında, ilk çocukluk yıllarında ebeveynlerin ve çevrenin önemsiz gibi görünen en küçük hareketlerinin, tavır ve tutumlarının; daha sonrasında edindiği deneyimlerin kişinin hayatı boyunca herhangi bir olay karşısında takınacağı tavrı ne kadar etkileyebileceği zaman zaman vaka analizleri üzerinden anlatılıyor, bunları okurken anne-baba olmanın ciddiyetini ve hem kendisiyle hem toplumla barışık, sosyal duygu düzeyi yüksek bireyler yetiştirilmesi için ne kadar hassas davranılması gerektiğini anladım.

Kitabın son bölümlerinde çeşitli karakter özelliklerine ve bunların farklı kişilerce nasıl farklı şekillerde ifade edilebileceğine yer veriliyor.

Kitap, hayatımdaki insanların davranışlarının değerlendirmesini daha sağlıklı yapmak için nasıl bir yol izlemem gerektiği konusunda bazı noktalarda yardımcı oldu. Bir insanla ilgili yaşanan tek bir olayı o kişiden bağımsız değerlendirmek yerine, hakkında bildiklerimin bütününü anlamaya çalışmak; o insanı daha iyi anlamamı sağladı diyebilirim. Bir davranışın altındaki asıl sebep görünenden farklı, derinlerde olabilir ki çoğunlukla öyledir. Hayatımızdaki insanlar, durumlar ve kendimiz hakkında değerlendirme yaparken acele etmemek, doğru karar verebilmek için sistematik düşünmemiz gerektiği çıkarımları ile bitirdiğim kitabı faydalı buldum.
328 syf.
·5 günde·7/10
Uzun sürede ve detaylı bir okuma gerektiren kitaplardan biri, okurken bu türdeki diğer kitaplar gibi cümleleri tekrar tekrar okumak zorunda kalmadım, az ve öz şekilde en basit haliyle anlatılmış, yazarın anlattığı olayları kendi hastaları üzerinden örneklendirmesi de okuyucuyu kitaba daha fazla bağlıyor bence, en azından benim için öyle oldu. Kitaptaki çoğu şeye katılsam da katılmadığım noktalar da oldu tabii ki. Tam bir tip insana kendimi uyduruyorum sonra başka bir özelliği ile uyuşmadığımı fark ediyorum. Tabii ki dünyadaki her insanı belirli kalıplara sıkıştırmak imkansız ama kitabı okuduktan sonra çoğu insanın davranışı sizin için daha anlamlı olmaya başlıyor. Etrafımdaki çoğu kişiyi simdi daha farklı bir gözle inceliyorum. Bu yönden bence basarılı bir kitaptı. Özellikle psikoloji öğrencilerinin okumasını öneririm oldukça beğeneceklerdir.
Bilindiği üzere öyle erkekler vardır ki, kendilerine yapılacak en büyük aşağılama kadınsı bir karakter taşıdıklarını söylemektir; oysa kızlar, erkeksiliğe hiç de sakıncalı gözüyle bakmazlar. Kadını anımsatan her şeye daima bir yetersizlik yaftası yapıştırılır.
Bazı kimseler vardır ki, amaçları konusunda çoğunlukla, açık seçik bir fikirden yoksundur.
Alfred Adler
Sayfa 32 - Say Yayınları 7. Baskı 1999
“Bir insanın ideal davranışı belirli bir ölçüyü aşıp da, iyi kalpliliği ve insancıllığı göze batar bir boyut kazandı mı, durumdan kuşku duymanın yeridir.”
Bugünkü toplumsal düzende insanın kendini beğenmişlikten tümüyle yakayı sıyırması gerçekleşecek gibi değildir.
"İnsanı tanıma sanatının temelleri, fazla
böbürlenip gururlanmaya izin verecek gibi
değildir. Tersine, insanı gerçekten tanıyış, belirli ölçüde bir alçakgönüllülüğün doğmasını sağlar..."
Aklı başında hiç kimse toplumsallık duygusuna sırt çevirerek, onun yeterince etkinliğinden uzak kalarak, büyüyüp gelişemez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanı Tanıma Sanatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754680171
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Menschenkenntnis
Çeviri:
Kamuran Şipal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, "İnsanı Tanıma Sanatı"yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor. Adler'in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlalılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca ödevi, toplum içerisindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor. Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor.
(Arka Kapak)

Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca ödevi, toplum içersindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor.
(Tanıtım Yazısı'ndan)

Kitabı okuyanlar 433 okur

  • İnci g
  • Arda Çınar
  • Serkan ÖZHAN
  • Ezgi Üçer
  • Bircan KELEK
  • Setenay Özdemir
  • Batuhan Özkurt
  • Tellmeagoodlie
  • Toprak
  • Elif zorlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%4.3
18-24 Yaş
%24.7
25-34 Yaş
%23.7
35-44 Yaş
%32.3
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.2 (24)
9
%17.7 (20)
8
%17.7 (20)
7
%17.7 (20)
6
%3.5 (4)
5
%2.7 (3)
4
%0
3
%0
2
%0.9 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları