Adı:
İnsanı Tanıma Sanatı
Baskı tarihi:
12 Haziran 2019
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754680171
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Menschenkenntnis
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, İnsanı Tanıma Sanatı’yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor.
Adler’in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlamlılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler’in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca amacı, toplum içindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları bireylerin hatalı davranışlarından yola çıkarak anlamak, söz konusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uymalarını sağlamaya çalışmak.
Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve bunların insanı tanımada taşıdığı değeri, ortak yaşamdaki ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklama amacı taşıyor.
Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor.
328 syf.
İnsanı Tanıma Sanatı, Adler' in 1920 yılında Viyana Halk Enstitüsü ' nde verdiği bir yıllık konferanslardan oluşuyor. Anılar, Düşler, Düşünceler kitabına yaptığım incelememde, benim de psikolojiye ilgi duyan herkes gibi favorilerim Adler, Jung ve Freud üçlüsü demiştim. Ama diğerlerinin aksine ilk defa Adler' in bir kitabını okuma fırsatı buldum. Tabi savunularını, çalışmalarını, hakkında konuşulanları, yazılanları daha önceleri okudum. Jung; arketip, ekstraversiyon ve introversiyon kavramlarıyla, Freud; libido, bilinçaltı, baskılama, nevroz ve karşı koyma, Adler ise aşağılık ve üstünlük kompleksleri ,toplumsal ve kişilik kuramları üzerine çalışmalar yapmış. Baktığımız zaman farklı alanlarda çalışmış gibi görünselerde aslında hepsi birbirini tamamlayan çalışmalar. Aynı zamanda derinlik psikolojisinin de kurucularıdır bu üçlü. Kitapta Freud’un psikanalizinin büyük kent insanına, Jung’un analitik psikolojisinin henüz doğadan kopmamış taşra sakinleriyle ilkel yaşam düzeyindeki kimselere, lise öğretmenleri için bir psikoloji sayılan Adler psikolojisinin ise orta ve küçük kentlerde oturanlara hitap ettiği söylenmiş. Ya da Freud’un çocukların, Jung’un ömrünün ikinci yarısında bulunan kırk yaş üzerindeki erişkinlerin, Adler’in ise gençlerin psikolojisini açıklığa kavuşturduğu, dolayısıyla bu üç öğretinin birbirini bütünlediği ileri sürülmüş.


Freud nevrozların sebebinin bastırılmış hazlar ve cinsel travmalar olduğunu savunur. Jung' a göre sebep topluma uyum sağlanamaması, toplumdan izole edinilmesi, prestij, gelecek kaygısıdır. Ama Adler ise nevrozların bir fiksiyon (hayal ve kuruntu) olduğunu iddia eder. Adler de, Jung gibi Freud ' in cinsellik hakkındaki savunularına karşı çıkmış ve bu sebepten yollarını ayırmıştır. Adler ve Jung' a göre toplumdan kendimizi soyutlamamızın, yaşadığımız ruhsal buhranların sebebi çocuklukta yaşanan aşağılık yani eksiklik duygusundan kaynaklı. Bu kitapta da bir insanı tam anlamıyla tanımanın mümkün olmadığı ama en azından tanımaya çalışmak için, çocukluk dönemine öncelik verilmesi, bu döneme inilmesi gerektiğini savunuyor. Adler' e göre insanı tanımanın temel yolu, bu tanımın belkemiği çocukluğumuz.


Darwin' in "Güçlülerin yaşayacağı, güçsüzlerin yok olup gideceği " öğretisine tepki olarak geliştirdiği " Organların yetersizliği " gözlemi bayağı ses getirmiştir. Darvin' in aksine Adler, yetersiz olan organların zamanla ve isteyip çabalarlarsa bu yetersizliklere, güçsüzlüklere karşı bir kompensasyon sağlayabilirler. Buna örnek olarak şunları söylüyor: "Kekeme Demosthenes’in büyük bir hitabet gücüne sahip bir kimse, miyop Menzel’in hatırı sayılır bir ressam, aynı şekilde miyop Gustav Freytag’ın alabildiğine titiz betimlemeleriyle ün salmış bir yazar olması doğrusu tuhaf sayılmaz mıydı? Kendisini yansıtan portresinde şaşı bir bakışı yok muydu Dürer’in? El Greco, pek büyük bir olasılıkla astigmat değil miydi? Bir hayli müzisyen vardı ki, işitme duyularında bir yetersizlikten şikâyetçiydi ve günün birinde kulakları duymaz olmuştu hepsinin; örneğin Beethoven, Smetana ve Clara Schumann bunlar arasındaydı. Bruckner’in dış kulağında ise bir deformasyon seçilmekteydi. Adı geçen kişilerde söz konusu organların işlevsel üstünlüklerini sağlayan, adı geçen yetersizlikler değil miydi?" Yani Beethoven sağır olması müthiş bir müzisyen olmasına, miyop Menzel’in iyi bir ressam olmasına bu organlarının yetersizliği mani değildi. Yani bu örnekler bile Darvin' in öğretisini tarumar etmeye yetiyor. Güçsüzlüklerin, yetersizliklerin karşısında yetersiz kalmamanın salt bir çabayla mümkün olduğu savunusunda Adler.

Kitap oldukça zengin, geniş bir içeriğe sahip. Kadın - erkek eşitliğine, eğitime, çocuk psikolojisi ve iyi çocuklar, bireyler yetiştirmeye dair konular içeriyor. Felsefe tarihinde, kadınlar aleyhinde en ağır yorumları yapan, hatta mizojinizme fazlasıyla katkısı olduğunu düşündüğüm Arthur Schopenhauer' in aksine, Adler ' in kadınlar hakkındaki görüşleri çok medenice bana göre. Kadın - erkek eşitliğine değer verdiği kitapta açıkça farkediliyor. Misal; "Kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimi veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz.(Sayfa:145)" Kadının erkek boyundurluğuna girmesinin bireysel ve toplumsal hayatımız için sorun olacağını, çiftler arasındaki ilişkileri sarsacağını ve kadınların özgüvenini yitirip, toplumdan izole olacağını şu sözleriyle vurguluyor: "Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.(Sayfa:146)", "
Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz nitelik taşır. (Sayfa:159)" ya da " Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir. (Sayfa:159)" gibi birçok örnek verebiliriz.

Adler bir insanı tam manasıyla anlamanın, tanımanın mümkün olmadığını söylüyor. Sadece yaptıklarına bakarak hakkında fikir yürütürüz diyor. Bir insanı anlamak için ; çevresine karşı olan tutumuna, çevresinin ona karşı olan tutumuna, bir olay karşısında verdiği tepkiye, yaşadığı duygulara, çocukluğuna,,, inmemiz ve empati kurmamız gerektiğine vurgu yapıyor. Kısacası "Ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine inmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün." diyor. Tabi bunları yapmak bile birini tanımaya yetmez,sadece onu anlamamızı sağlar. Ki kendimizi bile tamamen tanımanın mümkün olmadığı bir dünyada başkasını tam anlamıyla tanımak imkansız bence.


Adler' e göre hiçbir insan hayatı boyunca yalnız yaşayamaz ve topluma ihtiyaç duyar. Bu yüzden topluma uyum sağlayan, olumlu etkiler bırakan bireyler olmamız gerekli. Ve kitapta iyi bireyler olmamız, iyi bireyler yetiştirmemiz için eğitime ve çocukluk dönemine ekstra çaba göstermemiz gerektiğini söylüyor. Kısacası Adler kusursuz bir toplum nasıl olur onu anlatıyor. Fakat kusursuz bir toplum yaratmanın imkansız olduğunu ve Adler' in bu konuda fazlasıyla hayalperest olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi oldukça zengin içerikli, faydalı bir kitap. Sadece Adler ile ilk defa tanışacak arkadaşlara ilk okuyacakları kitabın bu olmamasını öneririm. Freud ve Jung okumalarına doğru kitaplarla başladığımı düşünüyorum. Ama Adler için aynı şeyi söyleyemem. Ayrıca diğer ikisinin anlatımı daha akıcı, bu kitapta bir tık zorlandım. Zaten Adler' in yazmaktan hoşlanmadığı ve yazarken üslubu önemsemediği bilindiğinden, şaşırtmadı anlatımı. Yazdıklarının doğru olduğunu ama hayata entegre etmenin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Dediğim gibi Adler bu kitapla kusursuz bireyler, kusursuz bir toplum yaratma çabasında ve bu düşüncenin olabiliritesi yok bence. Fakat bakış açımı etkileyen, kendimi sorgulamamı, eksiklerimi farketmemi sağlayan bir kitap oldu kesinlikle...
328 syf.
KENDİNİZİ TANIMAYA CESARETİNİZ VAR MI???

İNSAN BİYOPSİKOSOSYAL BİR VARLIKTIR!!
Bu tıp fakültesinde bize verilen ilk dersti.

Şüphesiz Alfred Adler bunu en iyi anlatan insanlardan birisi. Kurduğu 'Bireysel Psikoloji' ekolü ile hem çağdaşları arasında hem de günümüzde kesinlikle önemi yadsınamayacak bir bilim insanı.

Kitabı okurken, İnsan çocukluk doneminden itibaren ailesi, çevresi, toplumun iç dinamikleri ile nasıl bir etkileşim içinde bulunur, toplumdan uzak kalarak tam anlamıyla hayatın amaç ve anlamlarına ulaşabilir mi? gibi sorularla hayata karşı bir bakış açısı kazanıyoruz.

İnsandaki olumlu veya olumsuz olarak nitelendirdiğimiz bütün özelliklerin, davranışların -gizli kalmış bilinçaltına yerleşmiş oradan da ancak toplum yardımıyla çıkabilen davranışlar- sebeplerini görüyoruz ve anlamaya çalışıyoruz.

Bunu da çok kolay anlıyoruz aslında. Çünkü etrafımızdan örnekler düşünüyoruz Adler ile birlikte. Yakınımızdaki insanlarla olan ilişkilerdeki çözemediğimiz birçok davranışın altta yatan sebeplerini anlamaya çalışıyoruz. Başta kendimizi anlamaya çalışıyoruz aslında. Hatta Adler bize bunu ateş edermiş gibi anlatıyor sağolsun. ( İnsanın gururuna dokunmuyor değil acaba gerçekten böyle miyim sorusu :) )

İnsanın içinde olan bütün kötülükleri, iyilikleri, tartışma sevdasını, kabullenmeme duygusunu, hayat amacımız olan saygınlık,üstünlük çabamızı buna leke sürdürmemek için herşeyi yapabilecek olan impulsif davranışlarımızı çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Kendimizin farkına varıyoruz ve böylece içgörü kazanıyoruz. Etrafımızın da farkına varıyoruz ve böylece de dışgörü kazanıyoruz.

Şu an için söyleyebileceklerim bu kadar. Daha nasıl anlatırım yazıya dökerim bunun için çok acemiyim ama bu ve böyle kitaplar insanın gururuna dokunsa da okunmalı..

Herkese iyi okumalar,,,
328 syf.
·22 günde·7/10
Kitabı okumam baya uzun sürdü :(
Bu uzunluğun sebeplerini saymak istemem ama kitabı bitirdiğimdeki o rahatlamaya değerdi. Kitabı okumama vesile olan Ahmet Y' e #21434339 etkinliği icin teşekkür ederim.

Bu kitaptan anladığım "insanı yeterince kimse tanıyamaz" oldu :) Sadece insanların hareketlerinin sebeplerine bakarak anlamlandırabilir. Bu sebepler icin de kişinin önceden yasadıklarına bakmak ve kendisine karşı ebeveyn ve arkadaşlarının tutumlarını bilmek gerekir. Bunları bilmek bile yeterli gelmeyecektir. Çünkü bir insanın başına gelen olaylarda nasıl bir duyguya kapıldığını,ne hissettiğini asla bilemeyiz. Olayın aynen başımıza geldiğini düşünsek bile net bir anlama olmaz bu; çünkü o kişinin karakteristik özellikleri,yaşam şartları açısından aynı koşullarda olmadığımız için en fazla kendi hissettiklerimizle yorumlayabileceğiz.

Bu durumu Nasreddin hocanın fıkrası ile özetlemek isterim:
Nasreddin hoca çatıyı aktarmak için dama çıkar. İşini yaparken ayağı kayıp damdan aşağı düşer. Etrafına insanlar toplanır. Derler ki " Doktor çağıralım" o da ağrılarından inleyerek " Hayır Hayır. Bana doktor değil damdan düşen birini bulun. Beni bir tek o anlar." der.

Kitapta çok ilginç tespitlere şahit oldum. Kendi iç muhasebemi yapmam icin etkiliydi. Dil açısından orta düzeyde ağırdı. Biraz sıkıldım desem yalan olmaz. Yine de okuduğum icin ve bana farklı bir bakış kazandırdığı için beğendim. Özellikle çocukların ruhsal gelişimine yönelik verdiği tespitler çok etkiliydi. Bir ebeveynin bir toplumu inşa eden bir birey yetiştirmede temel taş olduğunu tekrar tekrar hissettirdi. Bir öğretmenin de benzer bir görevde olduğunu tespit açısından en önemli faktör olduğunu hatırlattı bana.

Kitabın sonsözü ile incelememi bitiriyorum:

"SONSÖZ
Bu kitapta, ruhsal organın insanda doğuştan var olup, ruhsal ve bedensel bir fonksiyonu içeren bir özden kaynaklandığını, tamamen toplumsal koşullara bağlı geliştiğini, yani bir yandan organizmanın, diğer yandan toplumun gereksinimlerine yanıt verecek bir doğrultu izlediğini, ruhsal organın böyle bir çerçeve içinde oluştuğunu ve tutacağı yolun böyle bir çerçeve içinde bulunduğunu gördük.

Ruhsal gelişimin daha sonraki evrelerini de inceleyerek algılama, tasarımlama ve anımsama gücünü, duyma ve düşünme yetisini gözden geçirdik, en sonunda karakter özellikleriyle duygu ve heyecanları ele aldık. Söz konusu bütün ruhsal dışavurumların birbiriyle ayrılmaz bir ilişki içinde bulunduğunu, bir yandan toplum yasasına bağlı olduğunu, öte yandan bireyin güçlülük ve üstünlük eğilimiyle kendine özgü bir yola kanalize edilip biçimlendirildiğini saptadık. İnsanın üstünlük amaçlarının toplumsallık duygusuyla birlikte belirli karakter özelliklerinin oluşumuna yol açtığını, dolayısıyla ilgili özelliklerin doğuştan gelmediklerini ve ruhsal gelişimin başından başlayıp insanın az ya da çok bilinçli olarak gözüne kestirdiği amaca kadar adeta belirli bir ilkeye göre sıralandıklarını gördük.

İnsanın anlaşılmasında bizim için değerli köşe taşları oluşturan bu gibi karakter özellikleriyle duygu ve heyecanların bir bölümünü ayrıntılı biçimde ele aldık, bir bölümüne ise şöylece değindik. Son olarak da, güçlülük eğilimine uygunluk içinde hırs ve kendini beğenmişliğin her insanda depolanmış durumda olduğunu, dışavurum biçimlerinden söz konusu eğilimi ve etki mekanizmasını açık seçik görebileceğimizi saptadık. Özellikle açgözlülüğün gelişerek pek büyük boyutlara varmasının bireyin sağlıklı biçimde ilerlemesini köstekleyip toplumsallık duygusunu güçsüzleştirdiğini, hatta tümüyle ortadan kaldırdığını, sürekli müdahalelerde bulunarak toplum yaşamını bozucu etken rolü oynadığını, öte yandan bireyi ve bireysel çabayı başarısızlığa sürüklediğini gösterdik.

Bizce, ruhsal gelişimin bu yasası yadsınamaz nitelik taşımakta ve karanlık duyguların kucağına yuvarlanmak istemeyip, kendi yazgısını kendisi belirlemeye çalışan herkes için alabildiğine önemli bir yol gösterici rolünü oynamaktadır. İşte bu verilerden yola koyularak, insanbilim alanındaki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz; öyle bir bilim ki, genellikle pek üzerinde durulmamasına karşın, toplumun bütün kesimleri için bizce son derece önemli ve varlığı zorunlu bir uğraş konusu oluşturmaktadır."
328 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Alfred Adler'in en iyi kitabıdır. İnsanları anlamakta zorlanıyorsanız ve gözlem, analiz yeteneğiniz zayıfsa bu kitap sizi geliştirecektir. Topluma daha iyi uyum sağlamanız ve kişiler hakkında fikir edinebilmeniz açısından çok yarar sağlayacaktır.
insan psikolojisiyle ve davranışlarıyla ilgilenen biriyseniz ilginizi çekecek bir kitap...
328 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnsanoğlu,varlığının başlangıcından beri;düşünce insanlarının en büyük araştırma sahası olmuştur.Araştırmacılar yıllar boyu onu keşfetmek adına onlarca bilim kolu kurmuş(psikoloji,sosyoloji...)onlarca bilim insanı yetiştirmesine rağmen insanoğlu halen kapalı bir kutu ve bizim için bir meçhul.Aynı zamanda varlığının,sürekli değişken olması onun hakkında genel-geçer fikir yürütmeyi mümkün kılmıyor.
Alfred Adler'in Viyana'da yaptığı konferansların kitaplaştırılmasıyla oluşan bu eser,bu meçhulu tanımak adına bakış açıları kazandırıyor.
Yazarın en büyük şikayetlerinden biri; hayatımızın tecrit edilmiş oluşunun, "tanımak" konusunda engel teşkil etmesi.
Kitabın ilk bölümünde insanı tanımak adına yapılması gereken ilk işin; hoşgörü ile yaklaşılmak gerektiği, tepeden bakmaya yer verilmemesi gerektiği
Kitabın devam eden bölümlerinde ruh hayatının yapısı,sosyal niteliği;çocuk ve toplum gibi insan hayatında büyük yer edinen olgular anlatılıyor.
Kitabın geri kalan bölümlerinde ise insan özellikleri ve huylarının ,şekillenmesinde ve karakter üzerinde etkisini psikolojik taraflarıyla ele alınıyor.
Satır aralarında insana ait bir çok ipuçuna yer verilmiş.
Gözüme çarpan en önemli nokta, Adler'in olayları açıklamada kişilerin çocukluk ve aile ilişkilerine önem vermesi ;birçok olayı bunla bağlantılı açıklaması;benim için kitabın özeti gibi.
Kitabın isminden dolayı;piyasadaki ucuz işçilik paçavralarına benzediği sanılmasın;tamamen bilimsel ve başlı başına bir başyapıt.
Şimdiden herkese iyi okumalar.
328 syf.
·33 günde·Puan vermedi
Kitabın kısmen bakış açısını genişletmeye yönelik bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bir çok yerde sabit yerleşmiş fikirlere karşı çıkıyor. Ve olaylara farklı bakış açılarıyla bakmamızı istiyor. En azından benim dikkatimi çeken kısım bu oldu. Okuyanlarda görecektir ki verilen örneklerde sonuç aynı olsa bile sebepler, sebep aynı olsa bile sonuçlar farklı olabilir. Bu da direk bir yargıya varabileceğimiz kanısını ortadan kaldırıyor. Demem o ki Alfred Adler bir insanı tanımak istiyorsak tek açıdan değil ya da tek ihtimali düşünerek değil olaylara(insanlara) farklı açılardan bakıp, akla gelebilecek ihtimalleri düşünerek insanları değerlendirmeye almaları (tanımaya çalışmaları) daha doğru olacaktır . Okumayı düşünenlere şimdiden iyi okumalar...
328 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum bu kitap dolu dolu bilgiler içeriyor. Şimdi Sizlere tuttuğum on iki sayfalık özeti kısa bir şekilde geçeceğim.
Alfred Adler Aşk Duygusuna bakışı ; Her şeyden önce katıksız bir bencillik aşk doyumuna kavuşturulması kısaca üstünlüge erişip başkalarından önce geçmek anlamına gelir. Mulies est hominis confusio. syf 157.
Her ulusun anektodlarında,atasözlerinde ve nüktelerinde yukarıdan bakılarak yer verilir. Kadın geçimsiz,titiz,kuş beyinli ve aptal. Bütün bir zeka gücü seferber edilerek kadının yetersizliği kanıtlanmaya çalışılır. Örneğin Strindberg,Moebius,Schopenhauer,Weininger gibi yazarlar kadın karşısında böyle bir tutum sergilerler Syf 159.
Anektod; Bilinçdışı yaşanan. Syf 201.
Her hayalperesti çarmıha gerin otuz yaşında. Tanımayı görsün dünyayı bir kez, aldatılan aldatan olup çıkar. Goethe syf 246.
Dostoyevski'nin Netoçka 256 syf 256
Ruh durumları genellikle dış görünümlerinde kendini açığa vurur.
Incelemekte olduğum kitabın,Alfred Adler bir cümlesinde üstü kapali Sigmund Freud ve Breur'ın Nietzsche üzerinde ki etkisinden bahsediyor şu cümlesinde;
Başkalarını etkileme eğilimi içerisinde ki insanlar,etkilemenin her türü gibi hipnotize etme yeteneklerinin de kendilerine özgü bir gucten kaynaklandigini ileri sürer. Bu da telepati ve hipnozla ugraşanlar arasinda dehset verici rezaletlere soysuz davranışlara yol açmıştir.
Hepsi de eninde sonunda öyle bir denege toslamistir ki bu denek tarafindan düpedüz bozguna ugramistir.
Şahsi fikirlerim Nietzsche üzerinde ki hipnoz ve psikanaliz yöntemini gerceklestiren Breur ve Freud.
328 syf.
·Beğendi·6/10
Bu kitab bize, ferdî psikolojinin temel ilkelerini ve bu ilkelerin insanı tanıma konusundaki önemini anlatır. Alfred Adler’in Viyana Halkevi’nde verdiği konferanslarını Dr. Gus Broser stenoyla kaydetmiş, sonradan bunları tasnif ederek günümüze kazandırmıştır.
Kitabın ön kapağındaki “maske tutan el” resmi, eserin ana fikrini çok güzel ifade etmektedir.
KİTABIN İÇERİĞİ
Adler Üzerine – Önsöz, Birinci Bölüm: İnsanın Ruhu, İkinci Bölüm: Ruhî Hayatın Sosyal Özelliği, Üçüncü Bölüm: Çocuk ve Toplum, Dördüncü Bölüm: Dış Dünyadan Kaynaklanan İntibalar, Beşinci Bölüm: Aşağılık Duygusu ve Saygınlık Çabası, Altıncı Bölüm: Hayata Hazırlık, Yedinci Bölüm: Erkek ve Kadın İlişkisi, Sekizinci Bölüm: Kardeşler.
Genel Bilgi (Karakter Bilgisi)
Birinci Bölüm: Karakter Bilgisi, İkinci Bölüm: Saldırgan Tipin Karakteri, Üçüncü Bölüm: Saldırgan Olmayan Tipin Karakter Özellikleri, Dördüncü Bölüm: Başka Karakter Özellikleri, Beşinci Bölüm: Heyecanlar, Ek: Eğitim Konusunda Genel Düşünceler.
DEĞERLENDİRME
“İnsanı tanıma sanatı”; kendimizi tanımaya başlama ve böylece mutlu ve huzurlu olarak çevremizi de mutlu ve huzurlu kılabilme yolunda verilen yüce bir uğraştır.
İnsan yanılır. Mutluluğu ve huzuru, ruhuna uygun olmayan mecrâlarda arar. Fakat bulamaz. Kendisine ve çevresine eli boş döner. Bu sebeble insan, kendisiyle yüzleşmek, doğruyu yanlışı ortaya çıkarmak ve menfilikleri düzeltmek zorundadır. Kendi iç dünyasında huzurlu ve muvazeneli olabilmelidir ki çevresine de aynı huzur ve muvazeneyi sirayet ettirebilsin..."
Keyifli okumalar...
328 syf.
·Beğendi·7/10
Her insan yürüyüsü , konusmasi , kilik kiyafeti ile çok seyden bahseder tabi ki görebilene.
Bilmemek en iyisidir. Herkesi kişiliğini bir bakista anlasak hayat o kadar güzel olmaya bilirdir.
328 syf.
·28 günde·10/10
Kitapla ilgili yapılacak bir incelemeye gerek yok insanbilimi adına gerçekten faydalı tespitler içeriyor. Asıl amacımız elbette kendimizi tanımak olmalı. İnsanları tanımak gerçekten zordur. Bir insanı tanımanız için o insanın size izin vermesi gerekir. Aksi halde dışarıdan bakarak kimse kimseyi tanıyamaz. Bunu iddia edenlerde boş savlarda bulunuyorlardır. Diğer yandan insanlar kendileriyle ilgili hususlarda çok nadir apaçık olurlar. Çoğumuz kendimizi olduğumuzdan daha iyi ya da daha kötü gösteririz. İnceleme kısmı için kitabın Sonsözünü uygun buldum bundan sonrası kitaba ait sonsözdür.

Bu kitapta, ruhsal organın insanda doğuştan var olup, ruhsal ve bedensel bir fonksiyonu içeren bir özden kaynaklandığını, tamamen toplumsal koşullara bağlı geliştiğini, yani bir yandan organizmanın, diğer yandan toplumun gereksinimlerine yanıt verecek bir doğrultu izlediğini, ruhsal organın böyle bir çerçeve içinde oluştuğunu ve tutacağı yolun böyle bir çerçeve içinde bulunduğunu gördük. Ruhsal gelişimin daha sonraki evrelerini de inceleyerek algılama, tasarımlama ve anımsama gücünü, duyma ve düşünme yetisini gözden geçirdik, en sonunda karakter özellikleriyle duygu ve heyecanları ele aldık.
Söz konusu bütün ruhsal dışavurumların birbiriyle ayrılmaz bir ilişki içinde bulunduğunu, bir yandan toplum yasasına bağlı olduğunu, öte yandan bireyin güçlülük ve üstünlük eğilimiyle kendine özgü bir yola kanalize edilip biçimlendirildiğini saptadık. İnsanın üstünlük amaçlarının toplumsallık
duygusuyla birlikte belirli karakter özelliklerinin oluşumuna yol açtığını, dolayısıyla ilgili özelliklerin doğuştan gelmediklerini ve ruhsal gelişimin başından başlayıp insanın az ya da çok bilinçli olarak gözüne kestirdiği amaca kadar adeta belirli bir ilkeye göre sıralandıklarını gördük. İnsanın anlaşılmasında bizim için değerli köşe taşları oluşturan bu gibi karakter özellikleriyle duygu ve heyecanların bir bölümünü ayrıntılı biçimde
ele aldık, bir bölümüne ise şöylece değindik. Son olarak da, güçlülük eğilimine uygunluk içinde hırs ve kendini beğenmişliğin her insanda depolanmış durumda olduğunu, dışavurum biçimlerinden söz konusu eğilimi ve etki mekanizmasını açık seçik görebileceğimizi saptadık. Özellikle
açgözlülüğün gelişerek pek büyük boyutlara varmasının bireyin sağlıklı biçimde ilerlemesini köstekleyip toplumsallık duygusunu güçsüzleştirdiğini, hatta tümüyle ortadan kaldırdığını, sürekli müdahalelerde bulunarak toplum yaşamını bozucu etken rolü oynadığını, öte yandan bireyi ve bireysel çabayı başarısızlığa sürüklediğini gösterdik. Bizce, ruhsal gelişimin bu yasası yadsınamaz nitelik taşımakta ve karanlık
duyguların kucağına yuvarlanmak istemeyip, kendi yazgısını kendisi belirlemeye çalışan herkes için alabildiğine önemli bir yol gösterici rolünü oynamaktadır. İşte bu verilerden yola koyularak, insanbilim alanındaki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz; öyle bir bilim ki, genellikle pek üzerinde
durulmamasına karşın, toplumun bütün kesimleri için bizce son derece önemli ve varlığı zorunlu bir uğraş konusu oluşturmaktadır.
296 syf.
·46 günde·Puan vermedi
İnsanı tanımanın kısaca kişinin çocuklukta yaşadığı olaylarda yattığını, karakter gelişiminin de doğuştan olmadığı aile ve eğitim kurumlarındaki yaşantısında edindiği durumlara göre şekillendiğini bir tıpçı ve psikolog diliyle anlatıldığı bilgilendirici kitap.
Bilindiği üzere öyle erkekler vardır ki, kendilerine yapılacak en büyük aşağılama kadınsı bir karakter taşıdıklarını söylemektir; oysa kızlar, erkeksiliğe hiç de sakıncalı gözüyle bakmazlar. Kadını anımsatan her şeye daima bir yetersizlik yaftası yapıştırılır.
Bazı kimseler vardır ki, amaçları konusunda çoğunlukla, açık seçik bir fikirden yoksundur.
Alfred Adler
Sayfa 32 - Say Yayınları 7. Baskı 1999
“Bir insanın ideal davranışı belirli bir ölçüyü aşıp da, iyi kalpliliği ve insancıllığı göze batar bir boyut kazandı mı, durumdan kuşku duymanın yeridir.”
Bugünkü toplumsal düzende insanın kendini beğenmişlikten tümüyle yakayı sıyırması gerçekleşecek gibi değildir.
“Tüm yaşamımız, insanların birbirini karşılıklı etkileyebileceği varsayımına bağlı olarak akıp gitmektedir.”
İyi bir ruh bilimcisi olan Dostoyevski şöyle der: "Bir insanın karakterini uzun süren psikolojik araştırmalardan çok, gülüşünden anlamak mümkündür."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanı Tanıma Sanatı
Baskı tarihi:
12 Haziran 2019
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754680171
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Menschenkenntnis
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
İnsanı Tanıma Sanatı
Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, İnsanı Tanıma Sanatı’yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor.
Adler’in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlamlılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler’in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca amacı, toplum içindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları bireylerin hatalı davranışlarından yola çıkarak anlamak, söz konusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uymalarını sağlamaya çalışmak.
Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve bunların insanı tanımada taşıdığı değeri, ortak yaşamdaki ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklama amacı taşıyor.
Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor.

Kitabı okuyanlar 612 okur

  • Salim ARSLANER
  • piktobet
  • Nurhan Çay
  • Simge Özel
  • Hatice k.
  • Zeynep
  • Mete Civelek
  • Doruk Hazar
  • Beyza Usta
  • Ösa

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.1 (5)
9
%6.2 (10)
8
%5 (8)
7
%1.9 (3)
6
%2.5 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları