İnsanın Acayip Kısa Tarihi

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.470
Gösterim
Adı:
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059203296
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dedalus Kitap
Baskılar:
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
"Tora torta kombeee
Fero nonka hum zeee
Kalentaka lumumbus
Tanketana bun geee..."

Bir yazarı güçlü kılan nedir? Bu uzun öyküyü/novellayı/kısa romanı (bir yazarı güçlü kılan, kesinlikle türler hakkındaki lüzumsuz bilgisi değildir)
okurken kendimi dönüp dolaşıp bu sorunun kıyısında buldum. Nedir Güray'ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesareti, evet. Metnin içinde kendi imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil.
Nedir abi bu kadar mı?
Şu bir de: Sadece dünyaya berisinden bakmayı bilenlerin, bilmek demeyelim dünyaya berisinden bakmaya tutuklu olanların, tutuklu demeyelim başka türlüsü elinden gelmeyenlerin sahip oldukları bir yeryüzü tecrübesi, bir çeşit bilgelik hali. İhsan. Sanki ihsan edilmiş bir şey.
Bu hikâye ne mi anlatıyor? Her iyi hikâye gibi ya sonuna kadar anlatmalıyım size ya da okumanızı sahibinden dinlemenizi istemeliyim. Çünkü denedikçe bu müthiş hikâyeye haksızlık etmiş olacağım. Belki şunu dinlemelisiniz, şu sözleri:

" Aklın ötesine geçtim sanarsın ki,
Orası kalbin berisidir
O gitmeden insanın başından
Nasıl kalbine döneceksin."
(Tanıtım Bülteninden)
136 syf.
·3 günde·8/10 puan
Öncelikle, kitapla tanışmama güzel bir vesileyle sebep olan Gökçe Hanım'a teşekkür ediyorum. Şimdi başlayabilirim;

Her şey matrak başlamıştı aslında. Bilinç akışı yok, zor cümleler yok, sadece tatil havası ve tatlı bir merakla ilerleyiş var. Oldukça neşeli ilerleyen bir kurgu, kim olduğunu bilmeyen ama anlamaya çalışan bir karakterle birliktesiniz. Bu arayış, o kadar absürt komedi şeklinde ilerler ki bilinmezlik sizi hiç tedirgin etmez.

“Senin ismin neydi dayı,” dedim bu arada. Sohbet iyidir, ne yapayım?”
“Luis Fabyano Borges. Borhes diye de söylenir. Ama sen dayı de, dayı güzel geldi kulağıma.”

“Tamam Borges Dayı. Sen de bana Rivaldo Yeğen de o zaman. Tabi ya, Fabyano Brezilyalı golcüydü. İspanya’da şeyde oynuyordu, Atletiko Sevilla.”

Bunun gibi diyalog ve olaylar, okurken sizi güldürür ve ardı ardına gelen absürtlüklere hem şaşırır hem de gülersiniz. Hatta olay yavaştan Âdem ve Elma hikayesine evrilmeye başlar. Ortam tam da bu şarkıdaki hâle gelmiştir:

https://www.youtube.com/watch?v=4Uxsbi7UwAw

Ama bir yere kadar. Tam kafanızda absürt komiklikte ilerleyen, avanaklıklar yapan ama acı bir aşkı da yaşayan Mecnun’a dönmüş bir Âdem’in hikâyesine dair kurgular dönerken Süngü, uçağınızı asfalta sert bir şekilde indirir. Bu kez onun Güray Süngü’lüğü hüküm sürmeye başlar. Beyin yakan bir döngünün içinde, kafanız çorbaya dönmüş bir şekilde yorgun argın, “yeter artık nerede bitecek bu saçmalık” derken, yine kendi klasiğini yapar Süngü ve bir anda arka fon, müzik ve hikâye değişir, size o anlamsızlıktaki anlamı gösterir ve sizde saygı uyandırır. Bu öyle bir şey ki roman bile denemeyecek kısalıkta, novellada, 130 sayfada, duygusal manada acayip bir yolculuk yaptırıyor. Önce kahkaha atıyorsunuz, gülerek ilerlerken öyle bir karışıyor ki ortalık yazara kızıyorsunuz, olayları anlamlandırmaya çalışıyorsunuz “aman bir şey kaçırmayayım” dikkatiyle, sonra “bitsin artık bu çile, çekemem bile bile” diyerek ilenirken öyle bir yere geliyor ki kurgu, hüzün tek gerçektir, karakterin feryadını gönlünüzde duyarken yazarla da barışırsınız. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama Düş Kesiği’nde yaşadığım, yazara karşı olan o sert duygu geçişlerini bir kere daha yaşattı. Enteresan bir adam, bu bir gerçek. Bu arada o Borges olayı Süngü’nün, yazar Jorge Luis Borges e olan hayranlığından geliyor. Kitabı yazdığı dönemde herhalde Kum Kitabı nın etkisi altındaymış ki eserin sonlarında ufak bir göndermede de bulunuyor.

“Elimde inceden bir kitap, yazarı hayalperest güneyin Amerikalılarından, konusu kum konusu kitap, ama değil kitap, ama değil hayat, hayat ne, belki kâinat.”

Gelelim beni vuran kısma, ee burada bizim de üslubumuz değişecek elbet. Çünkü o matrak kısım sona erdi.

Kendini unutmuş bir Âdem… Nedir Âdem’i bu hâle getiren bir elma mı?

“Âdem’in ısırdığı elma değildi. Sen elmayı ısırdığı için sende uyanan bir bilinci yakalamayı çalışıyorsun ama Âdem’in ısırdığı elma değildi.”

Âdem bildikçe kendini, derdine yandı, yalvardı Allah’a, o derdi ondan alsın diye, O’na unutmayı versin diye. Aşkın ilk makamı...

Çünkü “bilinç yaşlandırır”. Çünkü bilmek, kendiyle birlikte bildiğini de taşımak, bildiğiyle birlikte yaşamaktır. Ağır geldi Âdem’e derdi… bildiği… derdi bildiği.

Sonra Âdem, dertsizliği de bildi, yani unutuşu. Arayan ama bir türlü anlayamayan, anlamını yitirmiş bir adam oldu. Derdini ona geri versin diye yakardı bu sefer Allah’a. Çünkü olgunluğuna erdi aşkın. Çünkü bildi, derdiymiş insanı insan kılan. İnsan, en çok derdi kadarmış. Derdi kadar yaşar, derdi kadar büyürmüş.

“Anladım elmayı ısırınca, çünkü hatırladım. Hatırladıkça anlarmış insan. Unuttukça tükenirmiş.”

“Allah’ım yanmaya, paralanmaya, ufalanmaya razıyım, bana derdimi unutturma. Âmin.”

https://www.youtube.com/watch?v=hBeXkSLla90
136 syf.
·3 günde
Öncelikle bazı sorulara cevap bulmak istiyorum incelemeden önce. Güray Süngü neden okunur, kim okur, herkes okumalı mı, Güray Süngü okumak keyifli bir şey mi ya da Güray Süngü'nün edebiyatı hangi zamana karşılık gelir.

Güray Süngü neden okunur sorusu herkese bakmatan ziyade beni kendime bakmama yarayan bir soru. Ben neden okuyorum dediğimde okuma sürecimin bir tesadüften ileri gitmediğini görüyorum özellikle de ilk okuduğum romanımda. Bir hediye, bir tavsiye, birkaç güzel söz mesela. Fakat sonra böyle olmadı, iki kitabını okudum, üç kitabını okudum ve şuan altıncı kitabını bitirmiş haldeyim. Güray Süngü beni mutlu mu ediyor, hayır etmiyor. Aksine rahatsızlandırıyor, kaygılanmama sebep oluyor, düşündürüyor. Ama şöyle de bir şey var ki öykü/roman okurken bile felsefeden, sosyolojiden, psikolojiden kopmadığımı düşündürüyor ve bir de kendi ruh halimin de aslında karakterlerdeki gibi bilmezlik karmaşasıyla dolu olduğu için okuyorumdur.

Kim okur sorusu bana hep 'nasibi olan okur' cevabını aklıma getiriyor. Mesela hep deriz ya; şuraya gittiysen nasibin vardır da gitmişsindir veya şu insanı görmek herkese nasip olmaz. Güray Süngü kitaplarını/kitabını okumak da bana kalırsa böyle bir şey. Çünkü o bir Dostoyevski değil, okumasak bile hepimizin bildiği bir yazar değil. Öyle kitapçıların başköşesine de kitapları konulmuyor. Belki bu sitede görünürlüğü imkansız olmasa da gerçek hayatta inanın çok zor. Edebiyat dergisi takip etmeyen, editörlerle işi olmayan, yayınevi serilerini takip etmiyorsanız tanışamazsınız onunla. E haliyle ben de böyle diyorum işte 'nasibi olan okur'. Diğer sorunun da cevabı çıkıyor o halde, bana kalırsa herkes okuyamaz. Okumasın da zaten. Kusura bakmayın bazı kitaplara karşı bencillik yapıyorum ve siz orada "seninle benim aramda ne fark var, sen okuyabilirsen ben de okurum" diyebilirsiniz, bunu derseniz okuyun zaten, ben Güray Süngü'nün cümlelerinin güzelliğinden ötürü okunmayacağını söylüyorum. Çünkü roman elinizde bazen bir kaya kadar ağır olabiliyor ya da kafanıza bir taş atabiliyor, aynaya bakmanıza yardımcı oluyor veya..

Kaç insan kendinden rahatsız olacağı kitabı okur ki? Pek keyifli de bir şey değil demiş oluyorum böylelikle. Güray Süngü postmodern zamanın postmodern edebiyatına karşılık gelir. Aykut Ertuğrul şöyle diyor yazarımız hakkında ve bence tam isabetli cümleler de bunlar: "Nedir
Güray'ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesaret, evet. Metnin içinde kendi
imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil."

Ben hem etkinlik bağlamında hem de kitaplarının yarısından fazlasını okumuş biri olarak önce size yazarımızın bendeki izlenimini anlatmak istedim kitaba geçmeden önce. Belki de kitabı anlatmanın daha zor olacağını bildiğimden girişi güzel yapmak istedim.

"Adam, doğdu, yaşadı, çok acı çekti ve öldü." Yaşarken dönüştü, her insan dönüşürdü, değişirdi elbet, acıları da değişti böylelikle, kimi zaman unuttu, kimi zaman hatırladı, kimi zaman hatırlarken acı çekti kimi zaman da unuttuğunda avı çekti. Hangisi daha zor deseler her gün için kanaya kanaya hatırlamak dersin, fakat insan bir kere unuttu mu tükenmez mi asıl? Tükenince kim yaşar doğru düzgün, hiç kimse. Yanıp tükenince acı kalmaz, acı kalmayan yerde insan mı kalır..

"Neden acı çektiğinin ne önemi var ki, insan bir kere acı çekti mi unutabilir mi, hadi unuttu diyelim bir daha yaşayabilir mi? Hepsi birbirine bağlı anlayacağınız ya yana yana yaşamayı öğreneceksiniz ya da mutsuzluğu unutup mutlu olmayı bilmemeyi seçeceksiniz; ya âşık olup her gün hatırlayacaksınız acısıyla, tatlısıyla ya da aşkınızı unuttuğunuz gibi aşkı da unutacaksınız; ya insan olacaksınız hâliyle ya da acıyı unutup insan olmaktan çıkacaksınız; ya Âdem olmayı becerip dünyanın dışına çıkacaksınız ya da adem olup dünya içinde kıvrılacaksınız.

"Oysa bilinmez mi bilinir, dert pişirir, acı oldurur. Ben nasıl da çiğ kalmışsam derdime rağmen." Kaldın mı sahiden çiğ gibi düşün bakalım şimdi. Hangi derdin seni sen yaptı, hangi acıyla kavruldun bir bak bakalım. Ne adın önemli, ne yaşın, ne de nerede yaşadığın insan ne olduğunu bilmiyorsa, neye güldüğünü, neye ağladığını bilmiyorsa hatta nasıl yaşadığını, kimlerle yaşamak istemediğini bilmiyorsa ne önemi var ismini bilmenin ya da suyun kaç derecede kaynadığını hatırlamasının, İstanbul'da bir semtten bir semte nasıl gideceğini bilmek hangi semte aşkla bağlandığınızı bilmekten daha mı güzel?

İnsan insan olduğunu unutursa ne önemi var ki yanında kafakağıdını taşımanın. Ya olacağız ya da öleceğiz; ortası yok ki bu yaşamanın.

Bu kitap anlatılır mı başka türde hiç, şöyle şöyle bir şeyler yaşayan bir karakter var; yeri geliyor Lizbon'da yeri geliyor Borges'in yanında ya da İstanbul'da demem mi gerekir? İsminin Adem olduğunu söylesem ama âdem olup olamadığını söylesem ne faydası olur? Muhasebeciymiş desem ama hakkıyla muhasebe ediyor mu bilmesek olur mu hiç? Böyle böyle okuyacağız kitabı işte, tamamen istediğimiz için, merak ettiğimiz için. Başka türlü başınıza giren ağrıyla mücadele etmeniz de zorlaşacak. Ama okuyun şansınız varsa. İnsan tarihini, hikayesini bilmeden yaşayabilir mi hiç? Muhtasar bir insanlık tarihi okuyoruz sözün özü. Tek tek somut olayların, tarihi karakterlerin yer almadığı ama “insanlığın” okunduğu bir tarih.

Ve şöyle bitiriyorum incelememi, yazarın cümleleriyle: "Aklın ötesine geçtim sanırsın ki,
Orası kalbin berisidir
O gitmeden insanın başından
Nasıl kalbine döneceksin.”
136 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Merhaba kitap dostlarım :))

Güray Süngü'nün 'İnsanın Acayip Kısa Tarihi' adlı kitabı en başlarda yazım tarzı olarak bana Douglas Adams'ın 'Otostopçunun Galaksi Rehberi' isimli kitabını çağrıştırdı :)) Ne alâka bilmiyorum bende :)) Kitap ilerledikçe Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi'nin 'Âmâk-ı Hayâl' kitabındakine benzer bir lezzet buldum sanki satır aralarının beynimizi esnetmeye çalışan formülünde, tekrârlar bunu sağlamaya yönelik gibi geldi, her söylendiğinde biraz daha iç âlem fırtınası oluşturmak içindi sanki...

Meslek eğitimlerinde , özellikle sanatın bir dalı ise mesela çizimle alakalı tasarımlar gibi, beyni o konuda eğitirler-esnetirler ki, bireyler o konuda düşünebilir-üretebilir hâle gelsin... Güray Süngü'nün bu kitapta yaptığının da okuyucuların beynini hayatla-yaşamla-insanla ilgili anlayışımızı açacak şekilde eğitmek-esnetmek olduğunu düşündüm kitabın sonuna geldiğimde. Ve bu anlamda kitabı sevdim.

Bereketli okumalar arkadaşlar :)) Hikmete ulaşmanız dileğiyle...
136 syf.
·5 günde
Gerek ulaşma sürecimde, gerek okuduğum zaman zarfında, kitabı elimde görenlerin sarf ettiği bütün iltifatları sonuna kadar hak eden yegâne kitap. Bir Adem var, bir Adem'den içeri... Oldukça ilginç. Ve bu ilginçlik dilin ustalığıyla sunuluyor, ortaya muhteşem bir lezzet çıkıyor.
Daha önce Güray Süngü'nün yazı atölyesinde bulunmuştum. Tarzı ilgilimi celbetmişti aslında ama ne yalan söyleyeyim böyle bir şey beklemiyordum. Kitabı okurken yaşadığım duygu karmaşası beni bitirdi. Çok bizden, çok benden esprilerine deli gibi güldüm, anlattığı garip durumu yadırgadım, bir sonraki adımda ne olacak diye kocaman bir heyecanla bekledim ve bitirdiğimde ruhum sımsıkı sıkılıp bırakılmış gibiydi.
İnsanın dünyaya geliş süreciydi sanki okuduklarım, insanın kendini bulma, kendi olma süreci. İnsan sadece basit bilgilerden mi ibarettir? Ad, meslek, yaş... İnsanı kendi yapan asıl şey nedir? Anıları, acıları mıdır? Öyleymiş. Karakterin büyük bir çabayla ulaşmaya çalıştığı bilgiler onun için aslında hiçbir şey ifade etmiyor. Edemiyor çünkü su üzerinde kalan bilgiler onun kendisini tanımasına yetmiyor. Ona suyun altındaki şeyler lazım. Suyun altı ise; anıları, acıları, umutları, hayal kırıklıkları ile dolu ve belki de insan bütünüyle suyun altından ibaret...
152 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Sene 2016 Bursa'ya yeni evi taşındığımda (kitaplarla ilişkim olmadığı zamanlar) bu güzelim kitap çıktı evden, biz bunu güzelim kitabı geri dönüşüme verdik efendim. Şimdi hatırlayıp ne kadar da cahilim, neden akıl edemedim diye kendime kendi içimden sövüyorum. Neyse, her şeyin bir zamanı vardır hayatta. Mütevazı yazar Güray Süngü ağabeyin 7. Kitabını okumak şeref verdi bana. Beni benden aldı ve ben zaten kendimde değilmişim, okuyunca farkına vardım. Kitabı bitirip amin dedim. Biraz ağladım, biraz duruldum. Ağladım da duruldum. Öyle öyle yaşayıp gideceğim.
Kitabı mutlaka okuyun, okumayarak eksik kitaba yazık etmiş, yazara ayıp etmiş olursunuz dostlar benden bu kadar.
Bir de aman dikkat edin evde oturun sakın çıkmayın dışarı. Dışarı da evinde oturuyor bu aralar. Doğa kendi evinde oturuyor vs vs
Okuyun ve okutun. Saygılar ve sevgiler
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kitabı geçen sene okumuştum ilk kez. Olayın akışına öyle kaptırmıştım ki kendimi; cümlelerin altındaki anlamları daha iyi idrak etmek için bir kez daha okumaya karar vermiştim. Sabah başladım, akşam bitti.


İnanılmaz samimi bir dille, yer yer güldüren bir tutam da kafa karıştıran sayfalarla başlıyor kitap. O kadar samimi bir iç ses ki; bir insan anca bu kadar kendisi ile konuşabilirdi, diyorum.

İlerleyen sayfalar hakkında -en azından konusuyla alakalı- hiç bir şey söylemek İstemiyorum. Ama, acaba şimdi ne olacak, az önce ne oldu öyle, ben doğru mu anlıyorum acaba, derken müthiş bir hızlı bir gün içinde bitti kitap.

Ve yine ama; nasipse bu kitabın bir baş ucu kitabım olacağını, hayatımın ve zamanım farklı evrelerinde, farklı ben’ler eşliğinde defalarca okumak isteyeceğimden Eminim.
Kitap özünde çok iyi geldi bana. Hayır, kitabı bitirince sevinçten, heyecan, aşırı bir mutluluk hissetmedim. Ama hayatımdaki bazı şeylere karşı bir kabullenilişin, altı cümlelerin içime verdiği olgunluk emareleri ile karışmasıyla; acı bir huzur hissettim.

Bu kitabı okumak için bu kadar beklemiş olmanın, kitabın yazarını keşfetmek için bu kadar geç kalmış olmanın verdiği utanç ile, diyorum ki, okumalısınız.


Elimden gelse onlarca paragrafı alıntı olarak yazmak, insanlarla paylaşmak isterdim. Ve yine elimden gelse, bu kitabın iki üç yılda bir okunmasını kaide haline getirmek isterdim.

Bu kitap beni öyle derinden etkiledi ki, öyle bir zirvedeki nazarımda, almış olmama rağmen diğer kitaplarını okuyamıyorum yazarın. Son okumam gerekeni başta okumuş gibi sanki. Öyle bir his. Neticede , tavsiye edilir. Keyifli Okumalar.
136 syf.
Düşevi Pansiyon'un odalarından birinde sabaha uyanan bir adam; nerede olduğunu, oraya nasıl geldiğini ve hatta kim olduğunu dahi hatırlamıyor. Tek hatırladığı, hayatla, yaşamla kendisi arasına mesafe koymak istediği. Kapıdan bir çıkıyor, gözün alabildiğine masmavi deniz... Peki ama ben kimim ve hatta siz kimsiniz ?

Pansiyonun adına bakar mısınız? Düşevi Güray Süngü yine kelimeleri almış, cümlelerde dans ettirmiş, okura da hadi bu ritmi çöz demiş. Okuduğum ikinci kitabında beni yine, misal baş ağrısından kalp ağrısına ustaca geçişler yaparak, kalemine hayran bıraktı
Yazarın, okuru da hikayenin içine katarak yazdığı bu kendine özgü tarzını çok seviyorum. Aldığı her ödülü sonuna kadar hak ediyor kanımca.
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Selamlar;

Bir sabah uyanıyorsunuz bir pansiyondasınız ve hafızanız gitmiş... Neredeyim , kimim ben .. Kimlik yok , geçmişe dair iz yok.
.
“Aklın ötesine geçtim sanarsın ki,
Orası kalbin berisidir
O gitmeden insanın başından
Nasıl kalbine döneceksin…”

Bu cümleler aslın da bu kitabın içeriğinden minik tüyo veriyor.İç ses ile anlatım olan kitapları çok seviyorum . Bu 131 sayfayı okurken sıkılmadım. Benliğini , kendini , özünü bulmak için yola çıkan Adem kendini mi arıyor , benliğini mi ?
Kendimizi yapanlar nedir , yaşadıklarımız , acılarımız, kederlerimiz, mutluluğumuz vs vs ... Bunları unutursak bir boşlukta mı oluruz ? Adem böyle bir boşluğa düştü çünkü o kendini unuttu ... Ve kendini bulmak için çıktığı bu kısa yolculukta siz de kendinizi sorgulayabilir ve kendinizi bulabilirsiniz ...
“Elbette dönüştüm, zaman dönüştürür, değiştirir. Bir an önce ben hiçbir şeyden korkmam diyen, bir an sonra korkudan küle dönüşür. Nice güzel ben aşık olmam derde, ne âşık olmam der de, ne âşık olması, aşk olur da çölde kuma dönüşür. Mutluluk bir kıvılcımla tükenir, acı bir tebessümle diner . İnsan değişmem dedikçe değişerek insana dönüşür. Ben de dönüştüm, “ dedim ve sırıttım.

İşte özet bu bu güzel eser size ışık olsun

Kitaplar En İyi Dostlardır
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İsmiyle müsemma bir kitaptı gerçekten de acayip bir o kadar taacüpler silsilesine derc eden ilerleyen kısımlarda aa ben bunu okumuştum diyor ama söylenen aynı olsada söyleyenin aynı olmadığı bir bedeni ayrı tenlerden temaşaya şahit kılan okuması da acayip keyifli bir kitaptı.
136 syf.
·10/10 puan
"İnsan değişmem dedikçe değişerek insana dönüşür."

Bir Âdem var bir de Adem. Ve zaman.. Adem'den başlamış bizim tarihimiz,Âdem olmakla. Zamanın içinde kaç Âdem olduk, kaç Âdem de bulduk kendimizi. Unutmak istedik hakikati. Unuttuğumuzda da bulmak. Önce unutmak isteyip unuttuğunda da kendini bulmak isteyenler buyrun..
Kitap ince olabilir ama basit olanlardan değil.. Az ama öz.. Yormayan, kendine has üslup, dokunan, biraz değişik biraz ilginç...
152 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Uzun zaman sonra okurken gülümseten, zihnimde çokça tasvir bırakan bir kitap okudum. Bu öykü nasıl şekillenecek, beni içimin hangi kıyısına götürecek diye heyecanlandım. Başlarda hikayenin içinde tıngır mıngır ilerlerken sonraları işler karıştı, karıştıkça şaşırttı, şaşırttıkça da hayran bıraktı.
En çok da kendimi şaşırdım, nereden neyi anlamam gerektiğini, bu allak bullak eden öykünün neresinde olduğumu.. Sonra baktım ki kitabın hakikati son bir kaç sayfada ayan beyan karşımda duruyor. Tabii herkesin hakikatten anladığı da, payına düşeni de hep başka başka.
Güray Süngü de payımıza düşeni, bize başka başka zamanlardan başka dünyalar kurarak veriyor. Hafızasını, anılarını, acılarını kaybetmiş bir adamın kendi benliğini bulma çabalarını anlatıyor. Bir an geliyor size de içinde bulunduğunuz zamanı unutturuyor, sizi öykünün içinde dolaştırıyor. Belki de kendi öykünüzün içinde..
Daha sonra adam kaç yaşında olduğunu, ne iş yaptığını yani sıradan yaşam reflekslerini öğreniyor. Öğrenmesine öğreniyor ama asıl istediği bunlar değil ki. Neyi unuttuğunu bilmek istiyor, gerçek hüviyetini istiyor. İnsanın gerçek hüviyetini de anıları, acıları, kederi, gark olduğu hüznü verir. “ hafıza dediğin kederdir katip yaz bunu. dünya boşlukta nasıl duruyor sanıyorsun. o, boşluk değil keder. kederi çıkar, dünya düşer. unutma. unutma. unutma.”
“Allahım yanmaya, paralanmaya, ufalanmaya razıyım, bana kendimi unutturma.”
136 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Gönül ayinesinde kendine bakmak acıtıyor muydu? İnsan kendini bilmeden huzurlu olabilir miydi ya da kendini bulmaya çalışırken dibe mi çökerdi ? Unutmak bir nimet miydi yoksa bir musibet miydi?
Öyle işte...
Velhasıl kitabı anlatmak zor çünkü okurken duygu karmaşası yaşadım ve kelimelere dökmek benim için zor. Sadece güldürürken acıtan Güray Süngü 'nün has üslubu seviyorum diyorum.Mutlaka tavsiye edeceğim bir kitap eğer kendinizi hazır hissediyorsanız tabii.
... Hatırladıkca anlarmış insan. Unuttukça tükenirmiş. Çöktüm dizlerimin üstüne pansiyon odasında. Dua ettim;
Allahım bana onu unutturma.
Allahım acıya, derde, kedere razıyım, bana aşkımı unutturma.
Allahım yanmaya, paralanmaya, ufalanmaya razıyım, bana derdimi unutturma.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059203296
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dedalus Kitap
Baskılar:
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
"Tora torta kombeee
Fero nonka hum zeee
Kalentaka lumumbus
Tanketana bun geee..."

Bir yazarı güçlü kılan nedir? Bu uzun öyküyü/novellayı/kısa romanı (bir yazarı güçlü kılan, kesinlikle türler hakkındaki lüzumsuz bilgisi değildir)
okurken kendimi dönüp dolaşıp bu sorunun kıyısında buldum. Nedir Güray'ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesareti, evet. Metnin içinde kendi imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil.
Nedir abi bu kadar mı?
Şu bir de: Sadece dünyaya berisinden bakmayı bilenlerin, bilmek demeyelim dünyaya berisinden bakmaya tutuklu olanların, tutuklu demeyelim başka türlüsü elinden gelmeyenlerin sahip oldukları bir yeryüzü tecrübesi, bir çeşit bilgelik hali. İhsan. Sanki ihsan edilmiş bir şey.
Bu hikâye ne mi anlatıyor? Her iyi hikâye gibi ya sonuna kadar anlatmalıyım size ya da okumanızı sahibinden dinlemenizi istemeliyim. Çünkü denedikçe bu müthiş hikâyeye haksızlık etmiş olacağım. Belki şunu dinlemelisiniz, şu sözleri:

" Aklın ötesine geçtim sanarsın ki,
Orası kalbin berisidir
O gitmeden insanın başından
Nasıl kalbine döneceksin."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 320 okur

  • Ş.K.A.
  • Hatice Zeynep Aktaş
  • Ezgi Mürüvvet Akbaş
  • mehtap acar
  • büşra
  • eda
  • Günay Avcı
  • Esra Özdemir
  • Barış Baş
  • Nur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.2 (28)
9
%18 (20)
8
%10.8 (12)
7
%7.2 (8)
6
%3.6 (4)
5
%0
4
%0.9 (1)
3
%0.9 (1)
2
%1.8 (2)
1
%3.6 (4)