İnsanın Dört ZindanıAli Şeriati

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.004
Gösterim
Adı:
İnsanın Dört Zindanı
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
77
ISBN:
9786055482596
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Çehar Zindan-ı İnsan: Die Vier Gefanengnisse
Çeviri:
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi
Yayınevi:
Fecr Yayınları
Bu dört zindan hangisidir? Belirleyicilik/zorlayıcılık ne demektir? Bende var olan, ama benim tarafımdan seçilmiş olmayan her durum, her irade, her istek ve her eğilim, bir belirleyiciliğin/cebrin ürünüdür. Belirlenmişlikle yapılan özgürlük savaşı, insanın tabiatta kendisi olmak için, maddi bir olgudan Tanrı'ya doğru gitmek için verdiği savaştır. Benim seçici özgür irademi kendi içinde baskı altında tutan, sınırlayan ve kayıt altına alan ve benim yerime seçim yapan bu dört illet zindan, şunlardan oluşmaktadır:
1. Tabiatın belirleyiciliği, 
2. Tarihin belirleyiciliği, 
3. Toplumun belirleyiciliği, 
4. Kendi belirleyiciliği.
(Tanıtım Bülteninden)
Şeriati’nin hitabet tarzı gerçekten hoşuma gitti. Dili çok nazik ve anlattığı konuyu detaylarıyla açıklıyor. Aklınızda soru işareti bırakmıyor. Kitap akıp gidiyor zaten.

İnsanın Dört Zindanı, Abadan Petrol Fakültesi Konferansı ve Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Konferansı olmak üzere, konuşmaların derlenip yazıya döküldüğü iki bölümden oluşuyor.

“İnsan nedir?”
Şeriati ilk olarak bu sorunun cevabını düşündürüyor size. İnsanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini bulmazsak, eğitim öğretimi, ahlâkı, kültürü, toplumsal kuralları düzenleme çabalarının boşuna olduğunu söylüyor.
İnsan tanımına Kuran’dan yola çıkarak başlıyor ve felsefi görüşleri de dahil ederek, aynı zamanda hiçbir görüşü reddetmeden kendi üslûbu ile tanımlıyor.
Kuran’da konu ile ilgili 2 kelime olduğunu söylüyor; İnsan ve Beşer.
Öncelikle bize beşerin ne olduğunu tanımlıyor, daha sonra insanın beşerden farkını anlatıyor. Ve beşerin üç temel ilkeyle ilgili bilgi sahibi olduğu ölçüde insan olabileceğini söylüyor.
İlk olarak bilinçli bir varlıktır.
İkinci olarak seçici bir varlıktır.
Üçüncü olarak yaratan bir varlıktır.

Bu ilkeleri de tek tek açıklıyor. Yaratan varlık kısmındaki açıklamasını yazmadan geçemeyeceğim, “Görüyoruz ki bu üç nitelik, üç tanrısal sıfattır. Tanrı yaratıcı, yapıcı ve irade sahibi bilinçli varlıktır. Söz konusu olan ve Tanrı benzeri o insan da böyledir,” diyor ve ekliyor, “Müşebbihe’nin bu kavramından şirk olacak şekilde bahsetmek istemiyorum.” Şebih şu anlamdadır: “İnsan tabiatın tersine, Tanrı’nın yüce sıfatlarını kendi varlığına ekip yetiştirme ve geliştirme yeteneğine sahip bir varlıktır. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız! demektir,” diyor.

Bu tanımlamalar, insan olma ölçüleri muazzam. Ne bir eksik, ne bir fazla.
Ayrıca, Materyalizm, Natüralizm, Egzistansiyalizm, Vahdet-i Vücut, Historizm, Sosyolojizm, Biyolojizm gibi ideolojiler açısından da İnsan kavramını ele alıyor.
Tüm tanımlardan sonra, zindanlarımıza geçiyor. Kavram bu kadar ölçülü tanımlanmasaydı, insanın ne olduğu okuyucuya idrak ettirilmeseydi, ona içinde hapsolduğu zindanları anlatmak manasız kalırdı diye düşünüyorum.

1-Tabiatın Belirleyiciliği
2-Tarihin Belirleyiciliği
3-Toplumun Belirleyiciliği
4-Kendi Belirleyiciliği

Bu zindanları yine örneklendirerek, felsefi durumlarla izah ediyor. Göreceksiniz ki ilk üç zindandan kurtulmanın yolu çok daha kolay. Lakin dördüncü zindan, en kötü zindandır ve insanın en aciz kaldığı zindandır. Dördüncü zindanın da bir kurtuluş yolu var elbet; Aşk ile. :)

Velhasıl Şeriati okumalarım devam edecek. Öğrenecek daha çok şey var...

Okumanızı tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
“Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.”

(Ali Şeriati)

Yukarıdaki satırların yazarı Ali Şeriati ile üniversite yıllarında tanışmıştım. Bir arkadaşım, aslında şimdi düşününce pek de sevememiş olduğum bir arkadaşım, bana İnsanın Dört Zindanı kitabını önermişti ve hatta okumam için ödünç vermişti.

İnsanın dört zindanı neydi sizce? Bir insanı sınırlayan, insanlığından, yeteneğinden, gelişiminden, yaratıcılığından alıkoyan neydi, ne olabilirdi?

Ali Şeriati bu dört zindanı şöyle açıklıyor: 1- doğa/tabiat zindanı 2- tarih zindanı 3- toplum zindanı 4- benlik/kendim zindanı

İnsan bu dört zindanda aynı Platon’nun mağarasındaki gibi elleri ayakları zincirli beklemektedir. Ne zaman ki bu zindanlardan sırasıyla mücadele ede ede kurtulur, o zaman hidayete erer.

Tabiat zindanından insan alet yaparak, bilimsel buluşlar yaparak kurtulur. Tarih zindanından hakiki tarihi bularak ve tarihin yükünü bir yana bırakarak kurtulur. Toplum zindanından “aman el ne der” putunu yenerek kurtulur. En son put, en zorlu zindan ise beklenildiği gibi benlik/kendim zindanı olur.

Beni en çok düşündüren zindan ise bu benlik/kendim zindanı oldu.

Bir insan benliğinin yükünden, kendinden kurtulmak için ne yapmalıdır ki? Bunu hiç bilemedim. Belki kendimden kaçmayı tercih ettiğim için belki de gücüm elvermediği için.

Oysa çok da okudum konu hakkında.

Schopenhauer insanın bir iradesi olduğunu, bu yaşam iradesini ezmeden insanın mutlu olamayacağını söylüyor. Ona göre insan hayvani özelliklerini bırakıp felsefi konulara ilgi duyduğunda kendini yenebilir, kendi dışına çıkıp kendine kuşbakışı açıdan baktığında yeniden özgür bir insan olabilir.

Krishnamurti, hakeza Schopenhauer’in görüşlerine paralel bir fikir öne sürüp, kendimizi gözlemleyen bir gözlemci olduğumuzu, kendimizi başkalarıyla kıyaslayan bu gözlemci yok olduğunda benliğimizi yenebileceğimizi söylüyor.

Bugün okuduğum bir hikayede ise bir şeyh, kendine çare aramaya gelen bir kişiye, kitapların varmış, diyor, en çok onlara değer verirmişsin, onları suya at, geri gel…

Bugün bu hikayeyle biraz daha kendimi/benliğimi yenmeye yaklaştım sanırım.

Kendini yenmek için neyin varsa bir akarsuya atacaksın, kendini yenmek için neye değer veriyorsan kucaklayıp bir yangına savuracaksın.

Bir filmde demiyor muydu? “Ancak her şeyini kaybetmişsen özgür olabilirsin.” diye.

Ben bugün itibariyle nelerin bana ayak bağı olduğunu, nelerin beni zorlu zindanıma bağladığını biraz daha buldum.

Bunların ne olduğu biraz da bana kalsın.

Herkesin kendi İsmail’ini bulması ve yenmesi dileğiyle…

Benzer kitaplar

İnsanın Dört Zindanı kitabı, Ali Şeraiti’ nin 1970 yılında Abadan’da Petrol Fakültesi öğrencilerine yapmış olduğu konferanstan oluşmaktadır.
Kitap özünde insan nedir? e cevap arar iken, insan ve beşer arasındaki kavramları da ayrıntısıyla açıklamaktadır. Günümüz modern çağında insanın beşer seviyesinden insan seviyesine geçişte çektiği anlam sıkıntısını üç meşhur düşünce ile dile getirir. Bunlar, “Düşünüyorum o halde varım” (Descartes), “Hissediyorum o halde varım” (A. Gide), “Başkaldırıyorum o halde varım” (A. Camus) tur. Ancak yazara göre insan olabilme geçiş evresinin “Başkaldırıyorum o halde varım” (A. Camus) düşüncesi ile gerçekleşebileceği vurgulanmaktadır. Bu konudaki Hz. Âdem örneği oldukça çarpıcıdır. Bu aşamadan sonraki bölümde de, insanı kuşatan dört zindan açıklanmaktadır.
Bu zindanlar
1-Doğa (Biyolojizm) Zindanı.
2-Tarih (Historizm) Zindanı.
3-Toplum (Sosyolojizm) Zindanı,
4-Benlik (‘’Kendim’’ dir ) Zindanı.
İlk üç zindanı günümüz insanının bilim ve felsefe ile geçmekte zorlanmadığı anlatılmakla birlikte, en zor zindanın ise zindan ile tutsağın birleştiği ‘’Kendim’’ dir zindanından kurtuluşun reçetesini kıymetli eserinde sunmaktadır. ‘’Kendim’’ dir zindanından kurtulmak arzusunda olan kitap dostlarına şiddetle tavsiyemdir, iyi okumalar…
Şeriati'nin üniversite öğrencilerine verdiği bir konferanstaki konuşmasından derlenmiş, kısa fakat muhtevası epeyce geniş bir kitaptır.

Kitap özünde insanın ne olduğunu, beşer ve insan arasındaki farkı, her şeyden evvel insan olmanın ve insanlaşma sorununun çözülmesinin gereksinimini konu eder.

'Beşer'in 'insan' olmaya doğru gittiği yolda, etkisi altında bulunduğu ve hatta tutsağı olduğu, kendisinin 'dört zindan' olarak nitelendirdiği:
1. Naturalizm
2. Historizm
3. Sosyolojizm
4. Benlik zindanı
Bu zorlayıcı etkenlerden kurtulmanın yollarını felsefik bir yorumla okuyucuyla paylaşıyor.

Spoi:
İlk üç zorlayıcı güçten bilim ve felsefe yoluyla kurtulmanın mümkün olduğunu söylerken, dördüncü zindanın yani 'benlik zindanı'nın, zindanların en kötüsü olduğunu, insanın bunda en aciz durumda olduğunu ifade eder. Çağdaş insanın ilk üç etkenden kurtulup, bu zorba gücün tutsağı olmaya devam etmesi halinde, gerçek anlamdaki özgürlüğünü ıskalamış olduğunu da yine göz önüne serer.

Peki bu zorba güçten, bu 'benlik zindanı'ndan kurtulmak nasıl olur? Evvela kendi derinliğinde, kendi 'ben'inde bir başkaldırmayla, içten kendine karşı bir devrim kopuşuyla; aşık olduğu yüce bir ülkü uğruna, kendi çıkarlarından ve yararlarından feragati etmesiyle, yahut hiçbir şey, hiçbir karşılık beklemeden yüce ahlakın özüne uygun davranışlar sergilemesiyle, bunun da aşk ile mümkün olacağını savunur...
Ali Şeriati'nin konferansından derlenmiş ve küçük hacimli olmasına rağmen, bakış açınızda çok şeyi değiştirecek dolu dolu bir kitaptır. İnsan ile beşer arasındaki farkı vurgular, ve beşerlikten insanlığa tekamül ederken özgürleşmek gerektiğini söyler. Bu yolda 4 zindan tanımlar. Bunlar: tabiat, toplum, tarih ve insanın kendi zindanıdır. Bunları tek tek değerlendirmiş ve kurtulma yollarını sunmuştur Ali Şeriati. Yazarın kendisiyle tanışmak için güzel bir kitaptır ;) Ali Şeriati'yi çok seveceğinizi düşünüyorum.
Ali Şeriati'nin 1970 Abadan-İran, Petrol Üniversitesi'ndeki konferansı.
Beşer ve İnsan tanımını son derece çarpıcı buldum. Daha önce başka Düşünürler tarafından da bu şekilde tanımlanmış mıydı bilmiyorum ama ben ilk kez karşılaştım ve büyülendim.
Tanımdan ne anladığımı ''Beşer şaşar fakat insan (olmak) şaşmamaya doğru yapılan bir yolculuktur. Üstün vasıfları içselleştirme maratonudur.'' şeklinde ifade edebilirim. Kısaca ''Beşer doğulur, İnsan olunur.'' da diyebilirim.
Güzel Sanatlara baktığı noktadan bakıldığında, Sanatı ve Sanatçıyı artık yepyeni bir pencereden görebiliyoruz.
Ayrıca Sosyolojizm, Materyalizm, Naturalizm ve Historizm akımlarının insan üzerindeki etkilerinin irdelendiği bölümleri de ilgi ile okudum.
Ali Şeriati'yi okumaya devam etmek ve bu düşünceyi anlamak istiyorum.
Bireyi prangalara bağlayan dört zindandan (naturalizm, sosyolojizm, historizm ve "kendim") kurtuluş yollarını irdeleyen, bireyi düşünmeye, "insan olmaya" yönlendiren ve bunları anlaşılır bir dille anlatan Ali Şeriati'nin, bir konferansından kitaba aktarılmış okunması gerekli bir kitaptır.

Ayrıca Bilim-Din ilişkisi, bütünlüğü, sonuç kısmında açıklığa kavuşturulmuştur.
Kendime soruyorum:

-Nasıl bir kitap?
-Kitap çok zengin bir içerik taşıyor. Edebi bir ağırlığı var. Felsefi bir ağırlığı var.
-Yani diğer aylarda okuduğum kitaplar gibi miydi?
-Hayır. Onlardan çok ama çok öte de. Tolstoy'dan 'İtiraflarım'ı okuyormuşsun gibi yahut Platon'un 'Sokrates'in Savunması'
-Peki, ne anlatıyordu?
- ''İnsan nedir?'' sorusu ile başlayıp insanın nasıl özgürleşebileceği meselesini ele alıyor. Vs. vs.
-Bu kadar mı?
-Filozoflardan referanslarla ama evet Nietzche'yi böyle tartışan bir yazarı ben daha önce okumamıştım, şöyle ki okurken gülümsüyor, dâhiyane buluyorsunuz fikrini ortaya sürüşünü.
-Evet, ben genelde böyle yazarlar okurum ama.
-Biraz daha farklı bir kitap bu hani ‘Küçük Prens' kitabı şöyle diyor: ''İnsan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür'' bunun gibi yalnızca bilinciyle ikna etmiyor yazar, kalbinizle de gerçeğe erişmenizi sağlamak istiyor.
"Beşer" ile "İnsan"ın farkı.." BEŞERİN AMACI İNSAN OLMAKTIR." diyor Ali Şeriati. İnsanın dört zindanınından en zor oranının insanın kendisi olduğunu söylüyor. Ve bu zindandan kurtuluşun tek yolu aşktır. Bu aşk da kendini diğer insanlar için feda etmektir, hiçbir beklentiye girmeden. Bunun yolu da dindir... diyor.
Düşünüyorum o halde varım.(Descartes)
Hissediyorum o halde varım.(Hedigger)
Başkaldırıyorum O halde varım(Alber Camus)
Albert Camus işi bitirmiş zeten onun sözünün üstüne söz tanımam bu saatten sonra.
İnsanın dört zindanı,
İlk üçünü de yakıp yıkıyoruz ama kendi zindanımıza gelince ordan bir türlü kurtulamıyoruz.
Kurtulurmuyuz, bu muamma...
yola çıkmak için,
özgür olmak için,
insan olmak için, çok güzel bir harita!

iranlı düşünür, sosyolog, dr. ali şeriatî’nin okumaya çabaladığım ilk kitabı. tam anlamıyla ‘oku’mak zaman alacak ve beni y’ol’da tutacak, zannımca.

kitap prof. dr. hüseyin hatemî tarafından çevrilmiş, onun tarafından açıklamalara yer verilmiş, daha anlaşılır olmuş. hüseyin hatemî türk akademisyen, yazar ve hukuk profesörü. istanbul ticaret üniversitesi’ndeydi en son.

kitap, ali şeriatî’nin konuşmalarının derlemesinden oluşuyor. başlarda müthiş bir detay ile ‘insan’ nedir, ne değildir, kimdir, kim değildir, insan sorun mudur, sorunun kaynağı yine insan mıdır? sorularına cevap ararken, düşündürtüyor ve sorgulatıyor epeyce.

insan olma ve insanlaşma sorununa önemle vurgu yapıyor. ‘beşer’ ve ‘insan’ ayrımını çok güzel açıklıyor. beşerin insan olmadığını, nasıl olmayacağını ve de nasıl olabileceğini uzunca, dikkatlice açıklıyor.
şöyle diyor:
“şu halde iki insan kavramı vardır: birisi dirim-bilim(biyoloji) konusu olan insan, diğeri ise şairin üzerinde konuştuğu, feylesofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insan.”

yer yer ayetlerle, muhammed ikbal’in sözleriyle(hatemî’ye göre şeriatî ikbal’in etkisinde çok kalmıştır.), birçok feylesofun fikirleriyle anlatmak istediğini daha özenli ve anlaşılır anlatmış oluyor.

kitaba da adını veren “dört zindan”ı uzun uzadıya fakat sıkmadan, sorgulatarak, düşündürerek izm’lerle ist’lerle (çok sevmem de ben:) havada uçuşuyor izm’ler ve ist’ler) gayet anlaşılır güzellikte anlatıyor. zindanlar; sosyolojizm, naturalizm, historizm ve “kendi’m” zindanı. çok haklı tespitleri var. zindanları öz ve açık bir şekilde anlatıyor, nasıl kurtulabiliriz’in yollarını sunuyor. en çok dördüncü zindanımız olan kendi’m zindanı üzerinde duruyor. çok detayına girmeyeyim :)

beşerin insan olma sürecine güzel bir örnek var kitapta; bu ufak pasajla da sonlandırayım:

“halı dokumasında gözlerin ve parmak uçlarının dikkat etmesi gereken zevk inceliği, renkleri iyi tanıma ve ayırma ve birbirleriyle uyuşturma için gerekli ince zevk ve duygu, halının zarif ve sanatkârca nakışlarındaki güzellik, bütün bunları tanımaya başlıyor ve sonra dokuyorlar, yaratıcılıklarını tadıyorlardı. bütün bunlar ruhu o derece inceltiyor ve duygu veriyordu ki, belki kan dökmekten ve öldürmekten zevk alan adam, sanatla uğraştıktan bir süre sonra ruhsal bir güzellik kazanıyor, öyle ki kimi zaman bir arada oturup ben şiirler okumaya başladığımda, aynı adamın gözyaşları yavaşça süzülmeye başlıyordu.”

kendi zindanımızda kendimizin oluşturduğu prangalarla bağlandığımız özgürlük hayallerine devam mı?!
Ali Şeriat'i insan tanımıni çok güzel veriyor. Beşer ve insan arasındaki fark , insanin en önemli zindanı kendi zindanından kurtulmasını harika örneklerle şekillendiriyor. İster istemez düşünüp kendi kendinize örnekler üretiyorsunuz. Okunması gereken bir kitap.
Descartes'in şu cümlesi oldukça meşhurdur: "Düşünüyorum, o halde varım". Bu, Descartes'in şüphesidir. Descartes, önce her şeyden şüphe etmiş, sonra böyle demiştir. Fakat şüphe etmekte olduğum hususunda şüphe edemem. Öyleyse ben varım ki şüphe ediyorum, şu halde ben varım. Sonra da "düşünüyorum, o halde varım." cümlesiyle tanındı, ünlendi ve bütün öğreti veya doktrinini bu cümlesine dayalı olarak ispatlayıp geliştirdi.
İkinci söz Gide'in sözüdür: "Hissediyorum, o halde varım".
Üçüncü söz de Albert Camus'nun şu sözüdür: "Başkaldırıyorum, o halde varım". Bu daha doğrudur. Aslında "var" olmanın bu üç ölçütünden her biri doğrudur. O, düşünüyor; vardır ki düşünüyor. Duyumsayan, hisseden kimse vardır ki hissediyor. Başkaldıran kişi vardır ki başkaldırıyor, isyan ediyor. Fakat burada üç tane "imek" (var bulunmak) vardır. İnsana özgü olan en üstün var oluş, "başkaldırıyorum, o halde varım" dır.
Bir öğretmen öğrencisine: "Tembel adam, iki yıldır aynı sınıfta kalmaya utanmıyor musun?" der. Öğrenci şöyle cevap verir: "Asıl sen utan; sen yirmi beş yıldır aynı sınıfta kalmışsın."
Başkalarına nasihat etmek yerine onları bilgilendirin, bilgiyle donatın, onlar kendi yollarını bulacaklardır.
İnsan sorununu çözmeden önce ileri ve başarılı bir eğitim-öğretim düzeyine varmamız imkansızdır.

...Şu halde, her şeyden önce insan olma ve insanlaşma sorunu çözülmelidir.
Ali Şeriati
Sayfa 9 - İşaret Yayınları
İnsan, onlara erişemediği sürece günlük maddi istek ve özlemlerine değer verir, erişince de boşluk ve anlamsızlığa düşer. İnsanın ülküsü, özlemi, öylesine yüce olmalıdır ki, bir noktaya bağlı kalmasın.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanın Dört Zindanı
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
77
ISBN:
9786055482596
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Çehar Zindan-ı İnsan: Die Vier Gefanengnisse
Çeviri:
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi
Yayınevi:
Fecr Yayınları
Bu dört zindan hangisidir? Belirleyicilik/zorlayıcılık ne demektir? Bende var olan, ama benim tarafımdan seçilmiş olmayan her durum, her irade, her istek ve her eğilim, bir belirleyiciliğin/cebrin ürünüdür. Belirlenmişlikle yapılan özgürlük savaşı, insanın tabiatta kendisi olmak için, maddi bir olgudan Tanrı'ya doğru gitmek için verdiği savaştır. Benim seçici özgür irademi kendi içinde baskı altında tutan, sınırlayan ve kayıt altına alan ve benim yerime seçim yapan bu dört illet zindan, şunlardan oluşmaktadır:
1. Tabiatın belirleyiciliği, 
2. Tarihin belirleyiciliği, 
3. Toplumun belirleyiciliği, 
4. Kendi belirleyiciliği.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 556 okur

  • Merve Yıldırım
  • aslı çevik
  • Emir
  • Batuhan
  • Tuğba AYDOĞAN
  • Zeynep Yarbay
  • seyid ali
  • Mehmet Manaz
  • Harnup pekmezi
  • M. Kadri AKAY

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%25
25-34 Yaş
%37.2
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%5.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.6
Erkek
%53.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (71)
9
%21.9 (35)
8
%20 (32)
7
%11.9 (19)
6
%1.3 (2)
5
%0
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları