İnsanlığın Dirilişi

·
Okunma
·
Beğeni
·
10,6bin
Gösterim
Adı:
İnsanlığın Dirilişi
Baskı tarihi:
Ocak 2000
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789123504992
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitabı oluşturan yazılar, Edebiyat başlıklı yazıya kadar 1974-1975 yıllarında Aylık Diriliş Dergisi`nde başyazı olarak, ondan sonrakiler ise 1976`da Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde yayınlanmıştır.
160 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..
160 syf.
·15 günde
Yazdıklarım Sezai Karakoç’un kitapta ne anlattığından çok benim kitabı okuduktan sonra neler hissettiğime dair olacak. Bazı kitapları bitirdikten sonra doluyoruz, üzerine konuşmak istiyoruz ama bu çoğu zaman mümkün olmuyor. İstediğim gibi uzun uzadıya konuşamasam bile en azından kitaptan, yazarın anlattıklarından haberdar etmek, daha çok okunmasına teşvik etmek üzere bir şeyler yazayım istedim.

Sezai Karakoç ile lise döneminde tanışmamdan bu yana üzerimde onun anlaşılırlığı zor bir yazar olduğu gibi bir algı vardı. İlk kez şiirleriyle tanıştırılmamız sebebiyle sanırım. Malum şiirleri oldukça sembolik ve anlam noktasında derindir. Düz yazıda tanışmam ise Samanyolunda Ziyafet kitabıyla oldu. Dili zorlayıcıdır belki, anlayamam diye korka korka başladığım kitabı büyük bir ilgiyle okumuştum. Devamındaki diğer kitaplar da öyle geldi. Bugün bitirdiğim İnsanlığın Dirilişi kitabı ile ise Karakoç bende daha doğru bir tanımla yerini almayı başardı.

Ne geç kalmışız dedim her paragrafta. Nasıl yanlış tanımışız, nasıl tanıyamamışız biz yazarlarımızı… Sezai Karakoç okurken beynimde kazı işlemi yapılıyor gibi hissediyorum. Sanki birileri beynimi açıyor ve içine kürek kürek bilgi yüklüyor. Her bölümde yazara hayranlığım kat be kat artıyor. Biz onu hep dindar bir yazar olarak tanıdık. Sadece dindarlığıyla tanıdık belki. Kimi için sadece Monna Rosa’nın şairi o. Kimi için diriliş bayraktarı. Kimi için de dincilerin şairi işte, ne olacak kişisi. Hepimizin Karakoç’u görmek istediğimiz yerden gördüğümüzü düşünüyorum. Oysa karşımızda kendini her manada geliştirmiş bir aydın, harika bir gözlemci, entelektüel kelimesinin karşılığını kendinde toplayan bir yazar var. Dindar olmasının ardını göremediğimiz, sanattan, felsefeye, bilimden, teolojiye, edebiyattan tarihe öyle bir donanıma sahip ki hayran olmamak, ilmine imrenmemek elde değil. Yazdıklarını okurken hep, “Bunca şeyi nerelerden öğrendi, hangi kaynakları okuyarak bu kıvama geldi?” soruları zihnimde dolanıp durdu. Yaşamına büyük merak sardım.

Karakoç’un yazdıklarını okurken üzüldüğüm şey ise kendini muhafazakar olarak tanımlayan –yada tanımlamayan çoğu kesimin savunduğunu yanlış yerde araması. Düşüncenin zeminini oluşturan eserler yerine allı güllü, çaylı şerbetli, günlük heyecanlarını besleyen eserlere yönlenmesine. Biz aramayı bilmiyoruz, belki en başında burada kaybediyoruz. Yazarın dediği gibi, “Kitleleşmenin etkisine kaptırmış kendini. Kolayın ağında insan batıyor.” Batıyoruz, aramayarak. Önümüze her sunulanı doğru kabul ederek. Hakkın peşine düşmeyerek. Kaybediyorsak, hakkı bilmediğimizden, inanmadığımızdan değil, hakkı ‘doğru’ bilmediğimizden. İnancı savunacak bilgiyle donanmadığımızdan. Ruhu doğru kaynakla beslemememizden. “Tak tak tak. Tekrar kapısını vurmalı kalbin ve ruhun. Yoksa yapma besinlerle beslene beslene vücudun aldığı hale benzer bir durumu almaya doğru hızla ilerlemekte ruh. Dıştan bakıldığında her şey yerli yerinde, ama bir üfürmeye görün! Püf diye uçacaktır. Ve darmadağınık tüylerin havada oraya buraya koşuşması.” dediği gibi karşımıza çıkan en ufak muhalif düşüncede dağılıveriyoruz karahindibalar gibi.

Biraz iç döktüm gibi ama Karakoç da aslında kitabında bir nevi öyle yapmış. Yazdığı “Nereye gidiyor bu insanlık?” sorusunun Batı-Doğu karşılaştırmalarıyla daha derli toplu bir iç dökümü. Bu soru zihnini öyle kurcalamış, öyle dert edinmiş ki inanç, medeniyet, sanat, felsefe, politika, bilim başlıkları altında antik çağdan başlayarak günümüze uzanan bir insanlık tarihi belgeseli sunmuş önümüze. (Kitap 1976'da yayınlanmış ancak aradan geçen 44 yılda tezinden hiçbir şey kaybetmediğini söyleyebiliriz.) Sonunda da bunalımdaki insanlığın yeniden dirilmesi için merhem dolu bir reçete sunmuş

Anlattıkları yoğun fakat az ve öz. Ben Karakoç’un anlatımında en çok bunu seviyorum. Kelimelerini öyle güzel seçiyor ki yoğun ama lezzetli tat alıyorsunuz okurken. Hiçbir kelimeyi kaçırmamak için özel bir çaba sarf ediyorsunuz. Hele ki not ala ala, geriye döne döne ilerlerseniz Karakoç okumak büyük bir keyif. Bu üçüncü kitapla en verimli Karakoç okumamı yaptım diyebilirim. Bu sebeple sizinle hem dertleşmek, hem de yazarla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Hani yazarlar iyi bir dil zevki edinmek için iyi yazarlar okuyun derler ya, Sezai Karakoç dilin güzelliğini ilmin ışığında sunuyor size. Dilerim daha çok okunur. Dilerim doğru bir şekilde, hakkıyla anlaşılır o ve onun gibi tüm iyi yazarlar.
160 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Sezai Karakoç'un okuduğum ikinci kitabı İnsanlığın Dirilişi oldu. Karakoç'un kendine has üslubuyla, kitabı insanın bünyesinde hissettirecek nitelikte olduğu için özümseyerek okudum diyebilirim. Kitabın ana konusu; insanın dirilişinin ruhuna yönelmesi ile ama yönelmesinin yanında maddi hayata da önem vermesi ile gerçekleşebileceğidir. Yani teraziyi eşit şekilde kullanmak dirilişin kaynağıdır diyor. Kitapta yenilikten ve daha çok batıdaki yeniliklerin üzerinde duran Sezai Krakoç'a "ne kadar çok batı üstünde durmuş" diyerek yorum yapıyorken kitabın içinde bana verilen cevaba rast gelmek oldukça ilginç oldu. Diyor ki " İnsanlığın genel durumunu, ana çizgiler halinde tespbit etmeğe çalıştık buraya kadar. Bu tahlilde ağırlığı bilhassa Batı Uygarlığına vermişsek, bunun sebebi, bilhassa üç dirt yüzyıl içinde, dünyadaki oluşta, en büyük değişim etkenliğini bu uygarlığın yapmış olmasıdır."
İlk önce ağır gelen diline daha sonradan alışmak ve akıcı şekilde okuyabilmek kitabı özümsemeye bağlıdır bu yüzden ik başta zorlananlar pes etmesin diyorum :) Herkese tavsiye ediyorum :)
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle şunu söylemeliyim ki: Sezai Karakoç okumayan herkes eksiktir. Belki bu kadar kesin bir cümle kurduğum için yanlış anlaşılabilir ama okuyan herkesin ne anlatmak istediğimi anlayabileceğini düşünüyorum.
Sezai Karakoç günümüz çağının Müslüman kimliğini o kadar güzel kendi benliğinde oturtmuş ve hakikatleri ince ince nakşetmiş ki özüne, hayranlık duymamak elde değil.
Bana göre Müslüman: Her alanda ( bilim, felsefe, sanat,tarih, edebiyat, siyaset vs.) yetkinliğini ispatlayan ve bu yetkinlik için bütün fedakarlıkları göze alan ve hiçbir zaman bununla övünmeyen, bildikçe-öğrendikçe hiçliğini dile getiren ve bu hiçlik yolunda Peygamber (s.a.v) izinden, onun sünnetinden bir lahza ayrılmayan hakikat işçisi...
Sezai Karakoç bu çizdiğim profile öylesıne oturuyor ki...
Sezai Karakoç okumak insana kendi öz benliğini, varoluşunu hatırlatıyor.Dikkatli bir şekilde okunduğunda oldukça faydalı olacağını düşünüyorum.

Kitabımıza gelirsek:

İnsanlık ve Dünya'nın içinde bulunduğu buhran ve tükenmişliğin sebeplerini ve bu tükenmişliği yeni, asil bir dirilişe çevirecek çözüm yollarını anlatıyor. İslam medeniyetinin her alanda ulaştığı yetkinliğin nasıl bir mücaedeleyle kazanıldığı sonrasında Rönesansla birlikte Batı'nın bunu kendi lehine nasıl çevirdiğini -İslam medeniyetinin sonrasında bu kaybedişe hiçbir çözüm yolu bulamayışını, insanların Batı'ya cennete koşar gibi hayranlık ve aşağılık duygusu içinde koşmasını ya da Batı'ya sadece öç ve nefret gözlükleriyle bakıp faydalanabilecekleri yönleri es geçmeleriyle kaybedilen medeniyetin içler acısı halini anlatıyor. Fakat hiçbir şey bitmiş değil Batı içini kendi elleriyle boşalttığı medeniyetin altında yıkıma uğramaya mahkum. İslamiyet ise bütün dünyaya hakim olmaya gebe... Elbette ki bu hakimiyet O'na (c.c) hakiki kul olabilmeyle O'nun (s.a.v) yolunun ışığında gitmekle, Müslümanlığı her anlamda iliklerine kadar hissetmekle mümkün..
İyi okumalar..
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Daha çok şairlik yönüyle tanıdığımız Sezai Karakoç' un bu eseri anlatım akıcılığından oldukça yoksun. Eserde felsefe, tarih terimleri oldukça fazla. Eseri daha iyi anlayabilmek için bu terimlere hakim olmak gerekiyor.
İnsanlığın Dirilişi başlığı altında daha çok insanın iç dünyasını, psikolojisini analiz edileceğini düşünebilirsiniz, fakat eser daha çok Rönesans ve Reform sonucunda insanın değişimi, gelişimini daha doğrusu ilk iki bölümde Rönesans'ın insan üzerindeki etkilerine teoloji yönüyle yaklaşmış.
Kitabın son bölümünde ise yazar Diriliş İnsan' ında bulunması gereken özelliklere yer vermiş,
insanın Allah'ın emir ve yasaklarını, kurmuş olduğu düzene uyulduğunda "Diriliş İnsan' ının" ortaya çıkacağına inandığını belirtmiştir.
160 syf.
·5 günde
Bu kitabın okuduğum çoğu incelemesinde okurken çok zorlanıldığı, biraz ağır ve yoğun olduğundan bahsediliyordu. Gerçekten öyleymiş. Ben de okurken zorlandım. Çok teknik ve yoğun bir kitap, özellikle bilim, edebiyat, sanat, felsefe gibi bölümlerinde neredeyse her cümlenin üzerinde durulup düşünülmesi gerekiyor. Sezai Karakoç'a neden mütefekkir, fikir adamı dendiği bu kitabında daha net anlaşılıyor. Hayatın her alanına dair bilgi sahibi birisi, hatta bazen öyle kelimeler, cümleler kuruyor ki anla anlayabilirsen. Ama anladıktan sonra da mesele halloluyor. Bir de değinmek istediğim yer, kitabın son kısmı; Sezai Karakoç burada diriliş insanından bahsediyor, diriliş insanının özelliklerinden, burası bana Ali Fuat Başgil'in Gençlerle Başbaşa kitabını hatırlattı.
160 syf.
·7 günde·10/10
Yazar gönlümü bilgileri ile fethetti. Bir bilgi birikimi olmaksızın böyle bir kitap yazılamaz ve yazılmaya kalkılsa dahi adına delilikten başka bir şey denilemezdi. Bilgi yoğunluğunda ötürü sindire sindire okunulması gereken bir kitap olduğu halde kitap acemiliğine denk gelip hızlı hızlı okudum. Okurken duraklamalar yaşadım. Bu kitap yavaş yavaş sindire sindire okunulmalı. Benim gibi yanlış bir hataya düşmeyin.
160 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kuru kuru düşünce yazıp fikirlerini empoze etmemiş yazar bir bilgi birikimi üstüne neden- sonuçlar dahilinde inandıklarını anlatmış. O kadar güzel karşılaştırmalara gitmiş ki okuyanı araştırmaya teşvik etmiş.
Kitabı okurken ben en çok zamanla insanlığın ne kadar farklı olsa da birbirlerinden esinlenerek oluşturduğu medeniyetini kaybetmesi düşündürdü. Maneviyatı kaybederek madde ile doyuma ulaşmaya çalışan insanlık önceleri medeniyete ayrılırken şimdileri bireyler halinde ülkelere bölünmüş.
Kafanızı karıştırmayı,fikirlerinizi tekrar tartmayı istiyorsanız okumalısınız.
160 syf.
·4 günde
Sezai Karakoç okumayalı çok zaman olmuştu beni biraz yordu açıkçası ama hala güncelliğini koruyan cümleleri okumak hiç kötü değildi. Bazı sayfaları bütünüyle buraya yazmak istedim yeri geldi ama sizin kitabı direk okumanız daha iyi olacaktır.

Bu kitabı oluşturan yazılar Karakoç'un 1974 ile 1976 yılları arasında yazdığı yazılardan oluşmaktadır. En beğendiğim kısımları da Bunalımın Kaynağı, Edebiyat ve Felsefe oldu. Edebiyat ve Felsefe bölümlerinde verilen bilgiler ufuk açıcıydı. Tek kelimeyle filozofların düşüncelerini anlatmaya çalışan akademisyenlerin yanında Sezai Karakoç bir harikaydı.

Son olarak Diriliş insanı diye söze başlıyor ve aslında bize gerçek kişiliğimizi ki okuyunca anlaşılacak gerçek Müslümanlığımızı anlatmaya çalışıyordu. Bu cümleleri okurken de Necip Fazıl'ı andığımı söylemeden geçemeyeceğim. Ne diyordu: "kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik... Evet bir gençlik istiyoruz bir insan istiyoruz ki "zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " diyebilsin..
İnsanlık Batıyı içiyor.
Evet, insanlık Batıyı içiyor. Fakat bu içiş onu şifaya götürmüyor. Hatta yavaş yavaş zehirliyor onu.
İnsanlık ve hakikat . insanlık tarihi bu iki kelimenin içinde yatıyor .insanoğlu durmadan hakikati arıyor . Buluyor , âdeta bulduğuna inanamıyor ve yine arıyor . Kimi zaman da hakikat gelip kendisini buluyor , ama , insanoğlu bunu küçümsüyor , önemsemiyor ve hala gerçeği başka yerlerde arıyor
Sezai Karakoç
Sayfa 36 - Diriliş yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanlığın Dirilişi
Baskı tarihi:
Ocak 2000
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789123504992
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitabı oluşturan yazılar, Edebiyat başlıklı yazıya kadar 1974-1975 yıllarında Aylık Diriliş Dergisi`nde başyazı olarak, ondan sonrakiler ise 1976`da Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde yayınlanmıştır.

Kitabı okuyanlar 1.704 okur

  • -Şehriban
  • Fâtıma Aktaş
  • febeşe
  • ZeynepS
  • Rumeysa Oruç
  • Yonca Menteşe
  • İpek
  • Göçebe Biri
  • zaimoğlu mehmet
  • Fatma Őzenç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.8
13-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%27.5
25-34 Yaş
%32.5
35-44 Yaş
%21.3
45-54 Yaş
%10
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.8
Erkek
%47.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.9 (161)
9
%25.6 (101)
8
%18.8 (74)
7
%9.6 (38)
6
%2.5 (10)
5
%1.3 (5)
4
%0.3 (1)
3
%0.5 (2)
2
%0
1
%0.5 (2)

Kitabın sıralamaları