İnsanlığın Dirilişi

·
Okunma
·
Beğeni
·
6991
Gösterim
Adı:
İnsanlığın Dirilişi
Baskı tarihi:
Ocak 2000
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
3002567100059
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Baskılar:
İnsanlığın Dirilişi
İnsanlığın Dirilişi
Bu kitabı oluşturan yazılar, Edebiyat başlıklı yazıya kadar 1974-1975 yıllarında Aylık Diriliş Dergisi`nde başyazı olarak, ondan sonrakiler ise 1976`da Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde yayınlanmıştır.
160 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Bir şairin hiçbir şiir kitabını okumadan fikir kitaplarını okumak neden ilgimi çekti bilmiyorum.
Başlık "İnsanlığın dirilişi" olunca duygusal betimlemelerle ifade edilmiş, sevgi, saygı, hoşgörü , merhamet gibi yaralanmış duygularımıza narince dokunacak, arada şiirlerinden en güzel dizeler serpiştirip süsleyecek ,tamamen kalbe dokunacak bir kitap bekliyordum.
Ama kalbe dokunmak bir yana, tekrar tekrar cümleleri okuyup anlamaya çalıştığım ,genel kültürüyle bilgimin sınırlarını aşan sandığımdan oldukça farklı bir kitap çıktı karşıma.

Sezai Karakoç meseleyi dünya çapında ele almış.Rönesans öncesi ve sonrası dönemi değerlendirerek özellikle batının, akabinde gözünü ona dikmiş milletlerin yaşadığı buhranlara, bir çözüm arayışına girmiş, bunu yaparken edebiyat, müzik, resim alanında ortaya konulan eserlerden insanlığın ruh halini tahlil etmiş, son bölümle de çözüm planını sunmuş kendisi.

Bunu yaparken "Sizi rahatsız etmeye geldim" değil de;
"Sevgili insanlık, seni acımasızca eleştirmiyorum,nasıl bir varoluş sancısı ,bir anlam arayışı içerisinde olduğunun farkındayım, seni anlıyorum, bu yüzden gel bir de benim çözümüme kulak ver. Beğenmezsen yoluna devam edersin, saygı duyarım." demiş adeta.

Bilginin marifete dönüşmesi konusunda çok sevdiğim bir kuş ve koyun örneği var.
"Kuş yiyeceği kursağında taşır ve yavrusunun ağzına aynı olarak kusar. Koyun ise ot yer,yavrusuna süt verir.
Önemli olan insanın kuş gibi değil, koyun gibi ,ezber kusmayan, bilgileri işleyip, sindirip değer katarak vermesidir."

Işte bu kitapta böyle bir yorumlama mevcut. Devrimleri, Eski Yunan ve Hint mitolojilerini, Nietzsche'yi , Karl Marks'ı vs inceleyip ,zamanla dinin felsefeye, felsefenin de politikaya dönüşerek -izm lerin kucağındaki insanlığa, İslam'in ışığında bir "Diriliş İnsani" olmanın tarifi yapılıyor.

Zaman zaman bizim kendimize ne hayrımız oldu ki bir de sahip oldugumuz ışığı(!) dünyaya taşıyalım diyerek söylediklerine inanmakta zorlansam da; dini bilgisi olduğu kadar bilime ve diğer sanat alanlarına hakim, donanımlı; bunun yanında Ruhunun Yaratıcısı'na da sadık ve sorumlu olarak çizdiği Diriliş İnsanı portresi çok cezbedici ve mantıklı geldi.

Bu kitap dine bakışımız ne olursa olsun sakin bir kafayla, önyargılar bir kenara bırakılarak üzerinde düşünülerek yorumlanması gereken ,okunmaya değer bir kitap.

Umarım rahatsız etmemişizdir:)İyi okumalar dilerim..
160 syf.
Sezai Karakoç, okurken düşündüren ve insanı araştırmaya ve sorgulamaya yönlendiren bir yazar. Her kitabını beğenerek ve elimden geldiğince anlamaya çalışarakokuyorum ancak
yine de bazı şeyleri ve kişileri bilmediğimden anlamadığım kavrayamadığım şeyler oluyor buna rağmen her kitabı bana bir uyandırma gibi geliyor. Bu kitabında da yine insanlığın köklerine inip bir müslümanın nasıl hem maddi hem manevi hayatı bir arada sürdürmesi gerektiğini anlattı. Yine konuları tek tek ele alıp açıklık getirdikten sonra en sona bir toparlayıcı
sonuç bölümü yazmış ki burası gerçekten önemli bence.

Şöyle diyor bir yerde;
"Bu insan, Diriliş insanı; ve ondan doğacak nesil, Diriliş Nesli; bu neslin kuracağı toplum Diriliş Toplumu ve bu Toplumun insanlıktan mayalandıracağı yeni hakikat uygarlğı atılımı, Diriliş Uygarlığı olacaktır. "(syf. 159) buna
gerçekten inamak istiyorum bir gün batının bizleri ayakta uyuttuğunu fark edip uyanacağımızı ve Alah (c.c) emr ettiği üzere, yaşayacağımızı veya yaşayabileceğimiz bir ülkeye sahip olacağımiza bütün kalbimle inanmak istiyorum.

S. Karakoç'un okuduğum her fikir kitabında batının üzerimizde ki etkisinden bahsetiğini görüyorum bu tüm okurların dikkatini çekmiştir. Biraz araştırınca insan modayı, teknolojiyi, anayasayı vs. hakikati görmek zor olmuyor. Bu duruma kendisi şöyle bir cevap veriyor "  Bu tahlilde ağırlığı Batı Uygarlığı'na vermişsek, bunun sebebi, bilhassa üç - dört yüzyıl içinde, dünyadaki oluşta, en büyük değişim etkenliğini bu uygarlığın yapmış olmasıdır. Rönesansla başlayıp 17. milâdî yüzyıldan itibaren iyice ağırlığını duyurmaya başlayan ve maddî etki, akıl ve teknik düzen uygarlığı, 20. yüzyılda, artık bütün insanlığın, dar bir açıdan, kimi kez problemin ters yüzünden uyanma işaretlerini vermesiyle bir bunalıma girer, tarihî şuuraltı birikimiyle oluşan bir hesaplaşmanın korkusuna saplanır."

Peki İnsanlık Nasıl Dirilecek?
İnsan önce iç alemini diriltecek, ruhunu iman duygusu saracak, tevekkül edip tefekküre dalacak, hesap günün de kendisinin de bu davadan sorumlu olduğunun bilincinde olacak. İnsan önce ruhunu diriltecek sonra İNSANLIĞIN DİRİLİŞİ için harekete geçecek.

Ruhunuzun, kalbinizin insanlığınızın dirilmesini dilerim...
160 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Sezai Karakoç'un okuduğum ikinci kitabı İnsanlığın Dirilişi oldu. Karakoç'un kendine has üslubuyla, kitabı insanın bünyesinde hissettirecek nitelikte olduğu için özümseyerek okudum diyebilirim. Kitabın ana konusu; insanın dirilişinin ruhuna yönelmesi ile ama yönelmesinin yanında maddi hayata da önem vermesi ile gerçekleşebileceğidir. Yani teraziyi eşit şekilde kullanmak dirilişin kaynağıdır diyor. Kitapta yenilikten ve daha çok batıdaki yeniliklerin üzerinde duran Sezai Krakoç'a "ne kadar çok batı üstünde durmuş" diyerek yorum yapıyorken kitabın içinde bana verilen cevaba rast gelmek oldukça ilginç oldu. Diyor ki " İnsanlığın genel durumunu, ana çizgiler halinde tespbit etmeğe çalıştık buraya kadar. Bu tahlilde ağırlığı bilhassa Batı Uygarlığına vermişsek, bunun sebebi, bilhassa üç dirt yüzyıl içinde, dünyadaki oluşta, en büyük değişim etkenliğini bu uygarlığın yapmış olmasıdır."
İlk önce ağır gelen diline daha sonradan alışmak ve akıcı şekilde okuyabilmek kitabı özümsemeye bağlıdır bu yüzden ik başta zorlananlar pes etmesin diyorum :) Herkese tavsiye ediyorum :)
160 syf.
İnsanlığın içinde bulunduğu durumu görüpte, bu durumdan kurtulmanın yolu, insanlığın bir gücün, yeni bir ruhun şırınga edilmesinde görüyor.
Karakoç , kitabında diriliş insanları kendi içinde değişmesi gerekiyor. Diriliş değişimin dışa yansımasıdır. Böylece asıl diriliş gerçekleşiyor. Manevi temellerimizin çökertildiği çağımızda, insanlığına diriliş çağrısı yapmamız gerekiyor. Manevi temelleri yeniden kurmak ve güçlendirmek gerekiyor...
Ölümle dirilişi bir bütün olarak alıyor, birbirinden ayrı birer kavram olarak değilde birbirlerini tamamlayan iki kavram gibi...
"Ölmeden önce ölmenin yolunu araştırmak ve bunu binbir dallı bir ağaç gibi ruhta ve toplumda sistemleştirmek" derken bu düşüncesini açık bir şekilde görüyoruz.
Her konuda muazzam bir bilgi birikimi mevcut yazarımızın...
Diğer okuduğum kitaplara nazaran biraz dikkatli ve sindire sindire okunması gerekir..
160 syf.
·5 günde
Bu kitabın okuduğum çoğu incelemesinde okurken çok zorlanıldığı, biraz ağır ve yoğun olduğundan bahsediliyordu. Gerçekten öyleymiş. Ben de okurken zorlandım. Çok teknik ve yoğun bir kitap, özellikle bilim, edebiyat, sanat, felsefe gibi bölümlerinde neredeyse her cümlenin üzerinde durulup düşünülmesi gerekiyor. Sezai Karakoç'a neden mütefekkir, fikir adamı dendiği bu kitabında daha net anlaşılıyor. Hayatın her alanına dair bilgi sahibi birisi, hatta bazen öyle kelimeler, cümleler kuruyor ki anla anlayabilirsen. Ama anladıktan sonra da mesele halloluyor. Bir de değinmek istediğim yer, kitabın son kısmı; Sezai Karakoç burada diriliş insanından bahsediyor, diriliş insanının özelliklerinden, burası bana Ali Fuat Başgil'in Gençlerle Başbaşa kitabını hatırlattı.
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle şunu söylemeliyim ki: Sezai Karakoç okumayan herkes eksiktir. Belki bu kadar kesin bir cümle kurduğum için yanlış anlaşılabilir ama okuyan herkesin ne anlatmak istediğimi anlayabileceğini düşünüyorum.
Sezai Karakoç günümüz çağının Müslüman kimliğini o kadar güzel kendi benliğinde oturtmuş ve hakikatleri ince ince nakşetmiş ki özüne, hayranlık duymamak elde değil.
Bana göre Müslüman: Her alanda ( bilim, felsefe, sanat,tarih, edebiyat, siyaset vs.) yetkinliğini ispatlayan ve bu yetkinlik için bütün fedakarlıkları göze alan ve hiçbir zaman bununla övünmeyen, bildikçe-öğrendikçe hiçliğini dile getiren ve bu hiçlik yolunda Peygamber izinden, onun sünnetinden bir lahza ayrılmayan hakikat işçisi...
Sezai Karakoç bu çizdiğim profile öylesıne oturuyor ki...
Sezai Karakoç okumak insana kendi öz benliğini, varoluşunu hatırlatıyor.Dikkatli bir şekilde okunduğunda oldukça faydalı olacağını düşünüyorum.

Kitabımıza gelirsek:

İnsanlık ve Dünya'nın içinde bulunduğu buhran ve tükenmişliğin sebeplerini ve bu tükenmişliği yeni, asil bir dirilişe çevirecek çözüm yollarını anlatıyor. İslam medeniyetinin her alanda ulaştığı yetkinliğin nasıl bir mücaedeleyle kazanıldığı sonrasında Rönesansla birlikte Batı'nın bunu kendi lehine nasıl çevirdiğini -İslam medeniyetinin sonrasında bu kaybedişe hiçbir çözüm yolu bulamayışını, insanların Batı'ya cennete koşar gibi hayranlık ve aşağılık duygusu içinde koşmasını ya da Batı'ya sadece öç ve nefret gözlükleriyle bakıp faydalanabilecekleri yönleri es geçmeleriyle kaybedilen medeniyetin içler acısı halini anlatıyor. Fakat hiçbir şey bitmiş değil Batı içini kendi elleriyle boşalttığı medeniyetin altında yıkıma uğramaya mahkum. İslamiyet ise bütün dünyaya hakim olmaya gebe... Elbette ki bu hakimiyet O'na (c.c) hakiki kul olabilmeyle O'nun (s.a.v) yolunun ışığında gitmekle, Müslümanlığı her anlamda iliklerine kadar hissetmekle mümkün..
İyi okumalar..
160 syf.
·9/10
Fikir ve düşünce kitabı deyince ilk aklıma gelen Sezai Karakoçtur.Öncelikle bunu vurgulamak istiyorum.Kitaba gelince diğer okuduğum kitaplarına göre daha yavaş ve dikkatli okunması gereken bir eser.Ama okudukça da Sezai KARAKOÇ'un nasıl bir bilgi birikimine sahip olduğunu hayranlıkla hissedebiliyorsunuz.Kısaca yeniden dirilmek isteyen,anlamların izinden koşmak isteyen Sezai KARAKOÇ un eserlerini hiç tereddütsüz okusun.
160 syf.
·7 günde·10/10
Yazar gönlümü bilgileri ile fethetti. Bir bilgi birikimi olmaksızın böyle bir kitap yazılamaz ve yazılmaya kalkılsa dahi adına delilikten başka bir şey denilemezdi. Bilgi yoğunluğunda ötürü sindire sindire okunulması gereken bir kitap olduğu halde kitap acemiliğine denk gelip hızlı hızlı okudum. Okurken duraklamalar yaşadım. Bu kitap yavaş yavaş sindire sindire okunulmalı. Benim gibi yanlış bir hataya düşmeyin.
160 syf.
·4 günde
Sezai Karakoç okumayalı çok zaman olmuştu beni biraz yordu açıkçası ama hala güncelliğini koruyan cümleleri okumak hiç kötü değildi. Bazı sayfaları bütünüyle buraya yazmak istedim yeri geldi ama sizin kitabı direk okumanız daha iyi olacaktır.

Bu kitabı oluşturan yazılar Karakoç'un 1974 ile 1976 yılları arasında yazdığı yazılardan oluşmaktadır. En beğendiğim kısımları da Bunalımın Kaynağı, Edebiyat ve Felsefe oldu. Edebiyat ve Felsefe bölümlerinde verilen bilgiler ufuk açıcıydı. Tek kelimeyle filozofların düşüncelerini anlatmaya çalışan akademisyenlerin yanında Sezai Karakoç bir harikaydı.

Son olarak Diriliş insanı diye söze başlıyor ve aslında bize gerçek kişiliğimizi ki okuyunca anlaşılacak gerçek Müslümanlığımızı anlatmaya çalışıyordu. Bu cümleleri okurken de Necip Fazıl'ı andığımı söylemeden geçemeyeceğim. Ne diyordu: "kim var! " diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım! " cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur! " duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik... Evet bir gençlik istiyoruz bir insan istiyoruz ki "zaman bendedir ve mekân bana emanettir! " diyebilsin..
160 syf.
·Beğendi·10/10
Sezai Karakoç; övgülerimin yeterli olabileceğini düşünmüyorum. Gelecek nesillere rehber niteliğinde. İzlenimleri değindiği konuları muazzam bir şekilde aktarmış. Bir babanın evladına öğütü gibi sıcak ve samimi. Batı'nın özellikle Rönesansla birlikte yükselişe geçen medeniyetini oluşturan değerleri bir bir ele alarak temel dayanaklarını tahlile tabi tutup, Batı medeniyetinin çöküşten kurtulamayacağını, bunun kaçınılmaz bir son olarak önünde durduğunu ve vaktin yaklaştığını 40 yıl öncesinden günümüze aktarıyor. Rönesans, kapitalizm, komünizm, liberalizm, kentleşme, küreselleşme, batılaşma (taklidi), politika, din, felsefe... her alanda Ufkunuzu genişletecek Bilgi birikimi bu eserde mevcut.
160 syf.
·4 günde·Puan vermedi
İNSANLIĞIN DİRİLİŞİ KİTABINA FİKRİ BİR BAKIŞ YAHUT TAHLİL
‘Bu dünya hayatı insan için hakikat savaşını vermekten ibarettir.’ Müslüman’ın dünyaya, olaylara bakış açısı dünyayı ahirete köprü diye telakki etmek, ahiretin tarlası görmekten ibarettir. Bütün oluşlar, olamayışlar, yapılanlar ve yapılamayanlar bu görüş etrafında halkalanır. Üstat Necip Fazıl’ın deyişiyle ‘Batının her sahada arayıp bulamadığı cennet İslam’da: her sahada içine düştüğü cehennemden kurtuluş yolu İslam’da, her şey İslam’dadır.’
Maddenin manayı kuşattığı ve adeta hiç dirilmeyecekmişçesine öldürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Amaçlarla araçların karıştığı, araçların kutsal, amaçların ezgin olduğu bir çağ bu. Teknik planda en güzel evler, arabalar ve insanın kullanması için meydana gelen tüm eşyalar olağanüstü iken bütün manaların tersyüz olmasıyla beraber insana hizmet etmesi gereken aynı eşyalar insanı hizmetçi kılmakta kendine. Modern ve mükemmel(!) kölelik statütüsüne yükselen insan, ideolojileri kendine payanda kılarak içerisinde bulunduğu eziklikten çıkacağı zannına kapılmış durumda. İnsanlık kendisini yeniden diriltecek ve her şeye hak ettiği değeri verecek nizama hasret. Bu nizam tüm kuşatıcılığı ve en ufak boşluğa mahal vermeden tesis ettiği sistemle şüphesiz ki İslam’dır. Bir annenin dahi çocuğuna kızarken bir diyalektiği vardır. Hangi kelimeyi öne, hangi kelimeyi arkaya alacağının bilincindedir. En basit meseleler dahi anlatışları, ortaya koyuluş usulleri itibariyle öne çıkar. Doğruyu bilmek önemli olduğu kadar doğru bir şekilde anlatmak da mühimdir. Derdinizi anlatamaz, davanızın neyi ifade ettiğini hakikatiyle sunamazsanız başkalarının sizi diledikleri sıfatla takdim etmesine de karşı çıkamazsınız. Müslümanlar son iki asırdır İslam’ı anladıklarını zannededursunlar, ondan aldıkları azıcık payı da modern çağa yem etmiş durumdalar. İslam ya hep yahut hiçe taliptir ve hepin olmadığı yerde hiçtir. Büyük Doğu mimarının da zikrettiği üzere davamızı binlerce ciltle ifade edeceğimiz gibi onu tek heceyle de ortaya koyabiliriz: HEP! Yaptığımız tüm okumalar, yazdığımız yazılar, ettiğimiz kelamlar ve hayatın duraksama kabul etmediği her anındaki oluşlarımız bu ‘hep’ in etrafında halkalanmıyor, iç içe geçip bizi hakikate ulaştırmıyorsa; kabukta kalmamız ve çoğu kimsenin düştüğü yanlış gibi anladığımızı zannettiğimiz şeyden (İslam’dan) nasipsiz olduğumuz ahiret gününde önümüze konacaktır. Allah bizi olmadığımız davanın maliki gibi görünmekten(münafıklıktan) korusun. Böyle bir takdim yaptıktan sonra kitabımız hakkında birkaç kelam edebiliriz:
Kitabımızın müellifi Sezai Karakoç. İçerisinde hayati tahlilleri barındıran kitabımız ilk planda üç kısımdan oluşuyor.
1)Bunalımın kaynağı: İnsanlığın bunalımının asıl kaynağının neyden kaynaklanıp neye sebep olup, insandan neyi götürdüğünü anlatma gayretinde olan müellif, Batı’nın bunalımının neden geçici bir bunalım olmadığını ve bu bunalımının nereden kaynaklandığını batının köklerine inerek tespit ediyor. Avrupa medeniyeti karşısında diğer medeniyetlerin gün geçtikçe ona bilendiğini ve zaman içerisinde bu medeniyetin kendisini yutmasının elzem olduğunu ortaya koyuyor. Rönesans’ın hangi şartlar altında, nereden neşet ettiğini ve İslam karşısında bir oluş( yani İslam’ın Avrupa’yı zorlaması sonucunda) olduğunu açıklıyor. İlk planda Rönesans’ın Avrupa medeniyeti için bir kültürel atılım ve diriliş gibi olduğu gözükse de o günden bu yana tek ilerlemenin teknik alanında (teknoloji, zanaatta) olduğu tespitini iyi anlamamız ve fiziğe yani madde planına önem verip metafiziği yani manayı unutmanın bir medeniyeti canavarlaştıracağını da fehmetmemiz gerek bu satırlardan ayrıca.
2)Tablo: Bu bölüm kitabın yekûnunu teşkil etmekle beraber içerisinde ölüm dikkati, tapınak, politika, devrim, put, bilim ve edebiyat gibi başlıklar altında çok mühim meseleleri tablolaştırıyor. Batı medeniyetinde olmayan nübüvvet inancıyla beraber insanlığın artık mabetlerini turist gözüyle gördükleri ve dolayısıyla asıl manadan yoksun oldukları ifadesi bugün için Türkiye halkını ne kadar da çerçeveliyor değil mi? Ayasofya’nın ibadete açılması bir yana, Ortaköy Camii ve Sultanahmet’e dahi sözde Müslümanların nasıl pervasızca girip bir Avrupalıdan dahi daha hayâsız davrandıkları bir vaziyette Ayasofya’yı açmak kuvvetinde olamayız elbet. (Ayasofya İstanbul’un kılıç hakkıdır, onu müzeleştiren, imkân olduğu halde aslına irca etmeyene Sultan Fatih’in laneti vardır.)
Ayrıca bu bölümde felsefe ve kent bölümleri de anlama gayretinde olan ve bu meseleleri derinlemesine düşünmekten kaçmayan için diriltici mesajlar barındırıyor.
3)Diriliş İnsanı: Son bölümü müellif diriliş insanının özelliklerini anlatmaya ve onun Müslüman’dan başkası olamayacağına işaret etmeye ayırıyor.
Evet, dünya bir dirilişe gebe, bu dirilişi dinini anlayan, anladıktan sonra yaşayan ve yaşatma uğrunda ömür tüketenlerden başkasının yapamayacağı hakikatini iyi anlarsak, olmaya önce kendimizden başlamamız gerektiği ve ancak bu aşamadan sonra birilerini dirilteceğimizi de iyi anlarız. Öldürücü hastalığa yakalanmış bir doktor tek bir hastayı dahi tedavi edemez çünkü.
Tüm bu anlattıklarımızın ilk planda tezahürünü, ne nispette diriliş insanı olduğunu ölçme gayesinde olanlar; sabah namazında üzerlerinden yorganı fırlatma iradesi ve süratine baksınlar.
Allah’a emanet olun…
(Mehmet Edirneli)
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Es Selamu Aleykum
Yusuf Kaplan'ın öncü kuşak 1.aşama kitap listesinin ikinci kitabıydı 'Insanligin Dirilişi'...
Ilk kitabında olduğu gibi bu kitabı da cokkk sevdim. Kitap ilk olarak bunalimin kaynagı meselesine deginmiş. Ardından da Tablo başlığı altında kent,politika,ölüm dikkatı gibi konulara deginerek asıl mesele olan Dirilis Insanı olayını anlatmiş. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap olduğuna inaniyorum. Böyle kitaplar insana farklı bir bakış açısı sunuyor çünkü.
İnsanlık ve hakikat . insanlık tarihi bu iki kelimenin içinde yatıyor .insanoğlu durmadan hakikati arıyor . Buluyor , âdeta bulduğuna inanamıyor ve yine arıyor . Kimi zaman da hakikat gelip kendisini buluyor , ama , insanoğlu bunu küçümsüyor , önemsemiyor ve hala gerçeği başka yerlerde arıyor
Sezai Karakoç
Sayfa 36 - Diriliş yayınları
İnsan , kalbinin bağını Tanrı’dan kopararak eşyaya , güçlü görülen insanlara , düşüncelere ve sistemlere bağlıyor . Bu bağlanışı , şöyle veya böyle ölçülü bir bağlanış sanmayın . Bu , aklın veya sağduyunun kabul edeceği veya mazur göreceği bir ilgi değil , irrasyonel bir bağlanış , adeta bir tapıştır.

İnsan çağımızda gönül tarlasına durmadan put dikiyor . Kendi türettiği eşyaya , kendi kurduğu sisteme veya kendinin yücelttiği insana tapmak yoluyla kendine tapmaya çalışmakta belki de . Kendini dolaylı yoldan putlaştırmanın boş deneyinde .
Sezai Karakoç
Sayfa 97 - Diriliş yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanlığın Dirilişi
Baskı tarihi:
Ocak 2000
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
3002567100059
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Baskılar:
İnsanlığın Dirilişi
İnsanlığın Dirilişi
Bu kitabı oluşturan yazılar, Edebiyat başlıklı yazıya kadar 1974-1975 yıllarında Aylık Diriliş Dergisi`nde başyazı olarak, ondan sonrakiler ise 1976`da Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde yayınlanmıştır.

Kitabı okuyanlar 749 okur

  • Meliha Çalıkuşu
  • Fatih AYDOĞAN
  • Gülbahar Avcı
  • Ozanfahri
  • Ayşegül Çakır
  • Emin Gözcü
  • ~sevde~
  • Ali Erdem
  • Fatih Ayanoğlu
  • Cevâhir A.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%27.5
25-34 Yaş
%32.5
35-44 Yaş
%21.3
45-54 Yaş
%10
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.8
Erkek
%47.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.7 (55)
9
%26.5 (49)
8
%21.6 (40)
7
%9.2 (17)
6
%1.1 (2)
5
%1.1 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları