·
Okunma
·
Beğeni
·
2.472
Gösterim
Adı:
İran Mektupları
Baskı tarihi:
1963
Sayfa sayısı:
463
Format:
Ciltli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hüsnütabiat Yayınları
Baskılar:
İran Mektupları
İran Mektupları
İran Mektupları
304 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Montesquieu (1689-1755), 18. yüzyıl aydınlanma çağının en önemli temsilcilerinden, aynı zamanda sosyoloji biliminin öncüsü kabul edilir.
.
İlk önemli eseri olan "İran Mektupları" kitabını, 1721 yılında sansürden kaçabilmek için isimsiz olarak yayımlamış ve kitap yayımlandığı anda büyük başarı elde etmiş.
.
Bu kitap aynı zamanda 1748 yılında yayımlanan "Kanunların Ruhu" üzerine kitabının temeli olması sebebiyle ayrı bir öneme sahiptir. .
Kuvvetler ayrılığı prensibinin taslağını bu kitapta oluşturmuş ve Kanunların Ruhu Üzerine kitabında daha ayrıntılı ele almıştır.
.
Kitabın konusu genel olarak İran'dan Paris'e giden iki İranlı arkadaşın , farklı ülkelerdeki arkadaşları ve kendi aralarındaki mektuplarından oluşmaktadır. Bu mektuplarda devlet, kültür, din ve daha pek çok konu çarpıcı ve ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Fransa'nın 18. yüzyıldaki siyasi düzeni, toplum hayatı ,din ve ahlak anlayışı mizahi bir dille eleştirilmiştir.
.
Üzerine uzun uzun konuşulacak bir kitap. Okumadan geçmeyin diyorum ️
304 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitap bana şunu net bir şekilde gösterdi, kapalı toplumlarda özellikle zehirlenmiş dinin baskısı ile yaşayan uluslarda kadın bir hiçtir. Kadın bir hiç olduğu gibi toplum içersinde insanların birbirlerine saygısı, sevgisi ve daha nice duygusu aslında korkunun nefrete dönüşmüş halinden ibarettir. Asıl olanın içeride yatan bastırılmış duygular olduğunu, görece olanın gerçeği zerrece yansıtmadığı bir durum söz konusu. İran medeniyeti ile İlgili çarpıcı hikayeler okuyacaksınız, monarşinin egemen olduğu toplumlar birey olma özünden yoksundur. Müthiş bir bastırılmış duygular söz konusudur yaşanan her şey bilinç dışına itilmiş ve bunlar fırsat bulunca dehşet bir şekilde ortaya çıkıyor. Yıllarca birlikte olduğun kadın bir anda seni öldürmek için fırsat kollayabiliyor çünkü sen erkek olarak kadına din adına hükmetmişsin ve onu, duygularını ve de düşüncelerini yok sayarak bir insandan hatta bir canlıdan ziyade cansız bir varlık olarak görüp, ona göre davranmışsın, doğal olarak kadında ilk firsatta senin canını almak için elinden geleni yapmış. İranlıların, Türk düşmanlığını ve Türkleri hor görüp, Fransızları üstün bir şekilde görmesi bana tuhaf geldi. Ayrıca Hz. Ali'yi peygamber olarak zaten görüp, Hz. Muhammed'i de ayrı bir din olarak görmeleri de çok tuhaf geldi. Tamam Sünni Şia karşıtlığından her daim bilgimiz vardı ama Muhammedçilik diye bir din varmış gibi gösterip, İslâmî da bundan ayrı görmeleri ilginç geldi bana. Ek olarak birçok Avrupa ülkesini gezeceğiniz bunun yanında Avrupa'daki farklılıkların kendilerinde nasıl karşılanacağına dair güzel kıyaslamalar okuyacağınız iyi bir eser. Şimdiden iyi okumalar diliyorum meraklılarına
304 syf.
·Beğendi·10/10 puan
En başta Montesquieu ismi biraz ürkütücü geliyor .
( Gerçi 18. yüzyıl yazarlarının çoğunun ismi öyle...) Ürkerek bu kitabı aldım .
Ancak karşıma inanılmaz güzel bir konu çıktı .
Yine sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, eğer biraz tarih merakınız varsa hiç düşünmeden bu kitabı alın.
Konu, İranlı bir prensin politik nedenlerden dolayı öldürülme ihtimali olduğu için , Türkiye! üzerinden Fransa'ya gidişi ve geride bıraktığı haremi ve harem ağası ile mektuplaşmasını içeriyor .
O zaman ki doğu ve batıdaki insanların hayata bakışlarını ve aralarındaki farkları gülümseyerek okuyorsunuz .
Ancak arada aklımdan çıkmayan bir bölüm var.
Kitabı okuduğum dönemde sanırım bir Arap, kız çocuğu denizde boğulurken, erkek bir cankurtaran onu kurtarmak istediğinde bir erkeğin kızına dokunmamasının günah olduğunu düşünerek ona izin vermiyor ve kız boğuluyordu.
Benzeri bir hikaye bu kitapta yaşanıyor...
Her neyse ,bu kitabı birçok arkadaşıma tavsiye ettim size de şiddetle tavsiye ediyorum.
286 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Kitap, Iran'dan Paris'e giden iki arkadaşın, memleketindekilerle, arkadaşlarıyla ve orada tanıştıkları insanlarla yaptıkları yazışmalardan oluşuyor. Yazar bu mektupların içinden bir kısmını seçmiş, bunları bir roman havasında düzenlemiş. Mektuplarda Rika ve Özbek'in yolculuklari boyunca geçtikleri sehirlerle birlikte, Paris hakkındaki gözlemleri yer alıyor. Anlamaya çalıştıkları bu çevre içinde inançları ve buradaki ileri düşünceler arasında sıkıştıkları onların yazılarında kendini belli ediyor. Bununla birlikte bu mektuplar içinde din, hukuk, politika, kültür, sanat vb. birçok konu hakkında yaptıkları tartışmaların okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
304 syf.
·Puan vermedi
Oryantalistlerin Osmanlı'ya bakış açısını ortaya koyan bir Montesquieu eseri. Yanlış hatırlamıyorsam özellikle 36. Ya da 39. mektup diğerlerine göre çok daha çarpıcı ve şaşırtıcı. Ama her çeviride bu mektuba yer verilmiyor. Resmen sansür uygulanıyor.
304 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Merhabalar, benim için çok kıymetli olan bir kitapla karşınızdayım.Sosyolojinin öncüsü olarak bilinen Montesquieu, aynı zamanda kuvvetler ayrılığı ilkesinin fikir babasıdır.Bu kitap da kuvvetler ayrılığı ilkesinin ön çalışması, taslağı gibi. İran'dan Paris'e giden Rika ve Özbek'in arkadaşlarıyla,birbirleriyle olan mektuplaşmalarını konu alıyor.Yazarın roman edasıyla yazmış olması bu kitabı okumayı kolaylaştıran bir faktör.Mektuplarda iki toplum arasındaki farktan,kamu hukukundan, medeni hukuktan, iki din arasındaki farklılıklardan, ülkelerin neye göre nasıl yönetilmesi gerektiği hususuna kadar birçok konuya değinilmiş.Osmanlı'nın mektuplarda kâfir bir toplum diye geçmesi dikkatimi çeken farklı bir husus oldu.Ufaktan siyasete, sosyolojiye meyilli kişilerin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
1721’de, Montesquieu 32 yaşında iken Amsterdam’da anonim olarak yayımlanan Acem Mektupları (Lettres persanes) yazarına büyük bir şöhret getirdi. Kısa zamanda best-seller olan kitap, daha ilk yılında on yeni baskı yaptı. Sonraki beş yıl içinde ise küçük değişikliklerle sekiz kere yayımlandı. Montesquieu bu kitapta, Fransızların yaşamları ve kurumlarını – olabildiğince – yabancı iki kişinin, İranlı iki Doğulunun gözüyle aktarıyordu: Usbek ve Rica. Aslında Montesquieu, İranlılar hakkında çok az şey biliyordu; İran’la ilgili bilgileri okuduğu birkaç kitapla sınırlıydı. Ancak böyle bir tarzı benimsemesinin nedeni, kahramanlarına tamamen dışarıdan gözlemler ve sert eleştiriler yaptırabilmekti. Söz konusu iki İranlı (Acem) kahraman, İsfahan’dan Marsilya ve oradan da Paris’e gelip burada on yıl sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmışlardı. Montesquieu’nün romandaki kurgusuna göre bu iki yabancı, Fransa hakkındaki gözlemlerini, mektupları aracılığıyla İran’da bıraktıkları yakınlarıyla paylaşıyordu.
Bu gözlemler, Fransızların gündelik hayatlarına olduğu kadar, ülkede cari (yürürlükte) olan toplumsal, siyasi ve dini kurumlara da temas ediyordu. Montesquieu, Fransa’dan İran’daki yakınlarına mektuplar gönderen Usbek ve Rica’nın ağzından, Fransızların yaşam tarzları ve kurumlarına genellikle mizahi bir dille ağır eleştiriler yöneltiyordu. 161 mektuptan oluşan romanda özellikle dikkat çeken husus, anti-Katolik, yani Kilise ve Papalık karşıtı bir dilin hâkim olmasıdır. İşte bu nedenledir ki Montesquieu, Fransa’da iktidarın entelektüel üretim ve basınyayını baskı altına alıp sıkı bir sansür uyguladığı 1720’lı yıllarda, eserini başka bir ülkede ve anonim olarak yayımlamak zorunda kalmıştı. O yıllarda Bastille Hapishanesi’nde tutuklu bulunan birçok yayıncı-matbaacı ve yazar bulunmaktaydı.
Montesquieu, kendi adının yer almadığı ve iki yabancının ağzından kaleme alınmış olan bu romanında, Fransız yaşam biçimine, siyasî ve dinî kurumlara korkusuzca ve amansız eleştiriler yöneltebiliyordu. Papadan bir sihirbaz olarak bahsediyor, Engizisyon’un korkunç uygulamaları karşısında hüzünlü bir hayreti açıkça ortaya koyabiliyor ve dolaylı da olsa dinsel hoşgörüyü (özellikle Protestanlara yönelik) savunabiliyordu.
Merhabalar, benim için çok kıymetli olan bir kitapla karşınızdayım.Sosyolojinin öncüsü olarak bilinen Montesquieu, aynı zamanda kuvvetler ayrılığı ilkesinin fikir babasıdır.Bu kitap da kuvvetler ayrılığı ilkesinin ön çalışması, taslağı gibi. İran'dan Paris'e giden Rika ve Özbek'in arkadaşlarıyla,birbirleriyle olan mektuplaşmalarını konu alıyor.Yazarın roman edasıyla yazmış olması bu kitabı okumayı kolaylaştıran bir faktör.Mektuplarda iki toplum arasındaki farktan,kamu hukukundan, medeni hukuktan, iki din arasındaki farklılıklardan, ülkelerin neye göre nasıl yönetilmesi gerektiği hususuna kadar birçok konuya değinilmiş.Osmanlı'nın mektuplarda kâfir bir toplum diye geçmesi dikkatimi çeken farklı bir husus oldu.Ufaktan siyasete, sosyolojiye meyilli kişilerin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
304 syf.
·44 günde·Puan vermedi
"L'état, c'est moi " (Devlet benim) diyen Fransa kralı XIV. Louis, zamanından daha önceki siyasi olaylar ve eylemler yüzünden kendi krallığının ve dinin soyluluğunu korumak için, matbaacılık kısıtlanmış sadece belli başlı yayınlara izin verilmiş, yurt dışından yabancı hiçbir kitabın ülkeye girmesine izin verilmemiştir.
İşte bu sansür dolayısıyla ismini gizleyerek yayımladığı bu eseri 1721 yılında Amsterdam'da, büyük başarı yakalamış olan Montesquieu, 18.yüzyılda yaşamış, akla ve aklın gücüne önem veren, yaşadığı dönem dolayısıyla(1689-1755) kölelik sistemine karşı çıkan Devlet yönetimi ile ilgili düşünceleri Fransız İhtilali'nin oluşmasında etkili olmuştur. Ve yine yasama, yürütme ve yargı sisteminin ayrı olması gerektiğini savunan hukuk eğitimi almış bir filozof ve aynı zamanda sosyoloji biliminin öncüsü kabul edilir.
Kuvvetler ayrılığı prensibinin ana hatları bu kitapta yer alır bu yüzden önemli bir eserdir.
Kitabın konusu, İran'dan Paris'e giden Rika ve Özbek'in arkadaşları, eşlerı ve çevresiyle birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşur.
İlk kısımlar birbirine yakın ve biraz sıkıcı olsa da kitabın son kısımları gerçekten akıcı ve ilginçti.
Genel olarak İngiltere'den etkilenmiş olan Montesquieu ismimi gizleyerek yayımladığı bu eserde Fransa'yı yani kendi ülkesinin yaşam biçimini, yönetimini, siyasi alt yapısını, ve dini kurumları (Katolik, prostestan...) acımasızca hepsini eleştiriyor ve sık sık felsefi konularda konuşuluyor.
Eski kitapların bizi çok etkilemiyor oluşu normal nereden baksak aradan 250 yıl geçmiş ve hiç az değil. Artık bir yerden bir yere gitmek, bir şeyi söylemek eskisi gibi zor değil.
Her eser dönemine göre incelenip, dönemine göre eleştirilmeli o yüzden.
Ben bu kitabı okurken şöyle keyif, böyle keyif aldım diyemem ama birçok konuda bilgi edinip, Montesquieu ile tanışmış ve ilk eseri olması dolayısıyla fikirlerini anlamanın önemini görmüş oldum.
Sosyoloji ve siyasi konulara ilginiz varsa zaten bir çırpıda okunacak bir eser.
Yazarın, İran hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan yazdıkları ilgi çekiciydi ve ayrıca Osmanlı'dan bahsederken kafir toplum demesi, o dönemde ülkemizi tasvir etmesi merak uyandırıcı kısımlardı.

Kitapla kalın.
304 syf.
·3 günde·5/10 puan
bilgiler aslında çok geçerli sayılır ve bu bilgiler ise değerli kılan nedir diye sorulduğunda bu kitap içeriğinde bulabilirsiniz ve farklı bilgilerinde içerdiğini göreceksiniz okudukça not alıp değerlendirelebilir bu yöntem ile sizin de faydalı bir bilgi hazinesine dönebilirsiniz.
304 syf.
·Beğendi·4/10 puan
Kitabı ark yayınları gibi bir yayından okudum montesquieu sade diliyle ünlüdür gerçekten bu kitabında o kadar sadeceleştirmiş ki.Asyalılara(kitapta öyle bahsediyor) gizli bir hayranlık beslediği kitabın giriş bölümünden belli oluyor,kitapta arapların bu kadar açık ve rahat yaaşadıklarına gerçekten çok şaşırdım,ayrıca o zamanlarda arap kültürünün gelişmişliğini,yozluğunu da gösteriyor...Özbek adındaki şahısın felsefi düşünceleri dönemine göre çok başarılı ve ilginç gerçekten,zaten kitap onun mektuplarında oluşuyor,çok zevk almadım okurken ama okunursa iyi olur derim
304 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Montesquieu kitabın gerçek mektuplardan oluştuğunu söylese de günümüz görüşlerinden çoğu kitabın kurgu olduğu yönünde. Şahsi kanaatim gerçekler de yer alsa da yazarın politik hiciv ve üzerine çalıştığı felsefesi için kurgu ögesi mektuplar da eklediği yönünde. Montesquieu'nun önsözünden sonra okuduğunuz mektupların gerçek olduğu inancı büyük bir kısmını heyecanla okumanıza sebep oluyor kitabın. Yalnız bir süre sonra tekrarlayan hususlar ve yazarın felsefesine dair bulunan fazlaca izler mektupların gerçek olmayabileceği hissini uyandırıyor. O noktadan sonra okumanın heyecanı düşse de kesinlikle okunmaya değer bir eser.
Dil olarak oldukça akıcı, kısa bölümlerden oluşması ise kolay okunurluğu artırıyor.
Her ne kadar ana tema olarak Fransız politik ve sosyal yaşamına dair eleştriler içerse de benim İran edebiyatına bir ilgim oluşmasını sağladı ve bundan sonraki okumalarım bu doğrultuda ilerleyecek.
Hemen her yerde iyi ve kötü kanunlar vardır.
Bu sebeple, bir ülkeye gittiğim zaman orada kanunların iyi olup olmadığına bakmam; fakat kanunların iyi bir şekilde herkese eşit olarak uygulanıp uygulanmadığına bakarım.
O kadar körüz ki, ne zaman kederlenmemiz, ne zaman sevinmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Hemen hemen tüm üzüntülerimiz de sevinçlerimiz de sahte.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İran Mektupları
Baskı tarihi:
1963
Sayfa sayısı:
463
Format:
Ciltli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hüsnütabiat Yayınları
Baskılar:
İran Mektupları
İran Mektupları
İran Mektupları

Kitabı okuyanlar 154 okur

  • Börü
  • Camal Abbasov
  • Medine Kuytul
  • Jean Baptiste Grenouille

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%2.1 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0