Irkımızın Kahramanları

·
Okunma
·
Beğeni
·
1247
Gösterim
Adı:
Irkımızın Kahramanları
Baskı tarihi:
1943
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
Yok
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aylı Kurt Yayınları
Kahramanlığın ve fedakârlığın millet için çok gerekli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Kanını hiç çekinmeden dökmesini bilmeyen, ölüme karşı korkusuzca yürümekten çekinen milletler için yaşama hakkının kalmadığı bir dünyada bulunuyoruz. Dün, yeryüzüne kahramanlar hâkimdi. Bugün, kahramanlık yarışları içindeyiz. Dünya, yarın da kahramanların olacaktır. Kahraman yaratılışlı olmayan ve kahramanlığını kaybetmiş milletlerin ufukları bundan böyle kapkara bulutlarla örtülecektir.
Bugüne kadar dünya tarihine en çok kahraman armağan eden bizim ırkımızdı. Tarihî bir hak olarak bundan sonra da bizim ırkımızın olması gerekir. Kahramanların soyu olan bir millet için bundan başka bir düşünce olamaz. Bugüne kadar yeryüzünün en kahraman ırkı olarak tanınan ve yaşayan Türk, bu birinci milli vasfını bundan sonra kaybetmeli midir?
Kahramanlar, daha öncekiler örnek tutularak yetişir. Bunun içindir ki hangi milletin tarihinde kahraman çoksa, o milletin gençleri arasında o kadar çok kahraman çıkabilir. Tarihi, tanınmış ve tanınmamış sayısız bahadırlarla dolu olan Türk ırkının, bundan sonra da çok sayıda yeni kahramanlar yetiştirmesi, bu bakımdan, en tabii bir şeydir. Yeter ki eski kahramanlar unutulmasın ve eski kahramanlık ruhu aramızdan silinip gitmesin.
Tarihimizin büyük kahramanlarını sık sık anmanın, onların yiğitlik vakalarını öğrenmenin, eski eşsiz kahramanlık ruhumuzu yaşatmak için yapılacak baş işlerden olduğuna inanarak, Çınaraltı dergisinde "Irkımızın Kahramanları" başlığı altında, milletimizin tanınmış ve tanınmamış bahadırlarından bazılarını zaman zaman yayınlıyordum. O yazıların Çınaraltı dergisinde çıkmakta olduğu sıralarda, arkadaşlarımdan ve talebelerimden, bunların sonra bir kitap haline getirilmesini isteyenler olurdu. Ondan sonra da birçok kereler karşılaştığım bu teklif ve isteği artık yerine getirmeye karar vermiş bulunuyor ve Çınaraltı dergisinde yayınlanmış olanlara bir iki tane daha ekleyerek bu kitabı meydana getiriyorum
Şunu da belirtmek isterim: Irkımızın kahramanları, tabiîdir ki, burada yiğitlik vakaları kısaca anlatılanlardan ibaret değildir. Bu kitapta adı bulunanlar Türk yiğitlerinden bir bölümdür. Bunların dışında adı bilinenlerle o kadar tanınmamış olan daha çok Türk kahramanı vardır. Bugün o kahramanlar alayından otuz kadarını toplu olarak ortaya koyabiliyorum. Tanrı sağlık verirse ileride sayılarını çoğaltmaya ve hattâ tamamlamaya çalışırım.
Bu kitabı, içindeki kahramanların soyundan olan Türk ırkının yiğit gençlerine ve çocuklarına sunuyor ve eseri kahramanlar ocağı Türk ordusunda vazife yapmakta olduğum bir sırada basılmaya verişimi de ayrı bir talih sayıyorum.
  • İki tarafın başında da yenilmemiş birer Bozkurt vardı. Vuruştular. Ya yıldırım üstün gelecek, ya demir eritilecekti. Talih ikincisine güldü. Demir yıldırımı eritti. Türkistan'ın aksak padişahı, Türkiye'nin mağrur sultanını tutsak kıldı.
  • Kür Şad tarihin sayfaları içinde gizli kalmış bir kahramanın adıdır. Fakat bu ad, yalnız bu yiğit Gök Türk
    çocuğuna ait sayılmaz. Kür Şad adında, namları belirsiz diğer Türk fedainin maneviyatı da gizlidir.
    Türk göklerinde, yüzyıllar içerisinde sayısız güneşler görülmüştür. Kür Şad, bunların en parlaklarından
    biridir. O, kanlı bir ufkun ardından kaybolalı bin üç yüz yıl oluyor. Kür Şad, o günden beri yok; fakat
    Kür Şad'lık ruhu Türk göklerinin ebedî bekçisidir.
  • Fakat tarihte düşmanına yenildiği halde zafer ve şan kazanmış erler azdır. Gazi Osman Paşa, bu erlerden birisi olarak yakın çağlar tarihimizi süslemektedir. En vahşi kalplerde bile saygı duygusunu uyandırması, onun ululuğunu ve kahramanlığını göstermeğe yeter.
  • KÜL TİGİN
    Gök Türk istiklalinin kurtarıcısı İlteriş Kutluk Kağan öldüğü vakit biri sekiz, diğeri yedi yaşında iki çocuk
    bırakmıştı. Bunlardan birincisi sonradan Bilge adıyla Türk kağanı olan Mergen, öteki ırkımızın sayılı ve
    örnek kahramanlarından Kül Tigin'dir.
    Babalarının Tanrı'ya ve Türkistan topraklarına kavuştuğu sıralarda bu iki çocuk pek küçük
    olduklarından tahta, amcaları Kapağan Kağan geçmişti. Kapağan çağı, Gök Türklerin en parlak
    zamanlarından oldu. Kapağan birçok seferler yapmış, İlteriş'in gidemediği yerlerdeki Türkleri bile
    birliğe sokmuş ve Çin'i, Türk akınlarından baş kaldıramaz hale getirmişti. İlteriş'in yiğit oğulları bu
    seferlerin çoğunda bulunup milletlerine ve amcalarına büyük hizmetler yaptılar.
    Türklüğe şanlı zaferler kazandıran Kapağan, son zamanlarında bazı kararsız ve lüzumsuz hareketlere
    başlamış, milletine zulüm eder olmuştu. Bu yüzden bazı boylar gücenmişler, birliğin dağılma tehlikesi
    baş göstermişti. Kapağan, bu kötü hareketinin karşılığını pek acı ödedi, pusuya düşürülerek öldürüldü.
    Bu ölüm, millet işlerindeki haksızlığın haklı cezası idi. İşte bu karışık ve tehlikeli zamanda İlteriş
    oğullarının Türkistan tahtını elde etmeleri Türk milleti için büyük bir kazanç oldu. Fakat İlteriş'in
    çocuklarının tahtı elde etmeleri ortaya bir mesele koymuştu: Acaba bir yaş aralı iki kardeşten hangisi
    kağan olacaktı? Bu sorunun karşılığında bu iki Türk yiğitinin örnek meziyetlerinden birini buluyoruz.
    Çünkü Türk tahtı Mergen'e göre kahraman kardeşine layık, Kül Tigin içinse ağasına ait sayılıyordu.
    İlteriş çocuklarının kağanlıkta gözleri yoktu. Onların ülküleri ırklarına hizmet etmek, dağılmakta olan
    birliği yeniden kurmaktı. Bilhassa Kül Tigin bu ateşle yanıyordu. Kağan olmak değil, kağan
    buyruğundaki orduları yürütmek, düşmanları tepelemek, dağılmış boyları bir bayrak altında toplamak
    istiyordu.
    İki yiğit kağanlığı birbirlerine kabul ettirmek için çok uğraştılar. Sonunda Kül Tigin, kendinden bir yaş
    büyük olan ağasını razı etti. Mergen, Türklerin kağanı oldu. Kül Tigin de ağasının buyruğunda ordu
    kumandanı...
    Kül Tigin, Mergen'i kağan olmaya razı ettiği zaman millet hiç de iyi durumda değildi. İki kardeş,
    babalarının ve amcalarının kurtarıp yücelttiği milletin adı sanı yok olmasın diye gündüz oturmadan,
    gece uyumadan çalışmaya başladılar. Ölesiye, bitesiye çalıştılar. Son yıllar içinde bütünlüğünü
    kaybetmiş olan Türklüğü eski haline getirinceye kadar uğraştılar.
    Kül Tigin, daha amcası zamanında seferlerde bulunmaya başlamıştı. O vakit on altı yaşlarında idi.
    Yaşça küçük, fakat ruhça çok büyüktü. Bu yaştan sonra bir daha hemen hiç oturmadı. Otuz bir yıl
    durmadan çarpıştı. Kül Tigin'in düşmanlarla ve birliğe girmek istemeyen Türk boyları ile yaptığı
    savaşlar birer destandır. Daha yirmi yaşlarında bir gençken 50.000 kişilik bir kuvvetle ilerleyen bir Çin
    generaline karşı erlerinin başında ve yaya olarak saldırıp düşmanı darmadağın etmiştir.
    Kül Tigin, pek şanlı savaşlarından birini yirmi bir yaşında iken yaptı. Vuruşmada o kadar yiğitçe
    saldırışlar yaptı, o derece korkusuz çarpıştı ki, Türk beğleri bu savaştaki kahramanlığını hiç
    unutamadılar. Kül Tigin, bu çarpışmada üç defa at kaybetti. Vurulan her attan sonra bir yenisine
    biniyor, yine saldırıyordu. En son bindiği doru atın üzerinde çarpışırken yüzden çok ok, pusatlarını ve
    atının zırhlarına rastladı. Lakin Tanrı yiğidini koruduğu için hiç birisi yüzüne ve başına gelmedi.
    Sonunda o ordu savaş yerinde yok edildi.
    Kül Tigin yirmi altı yaşında iken kahraman Kırgızlarla çarpıştı. Onları basmak için ordusuyla karları
    sökerek Kögmen dağını aştı. Ser ırkdaşları ile bir yaman vuruştu. Bir ak aygır üzerinde olarak saldıran
    Kül Tigin, Kırgız erlerinden birini okla vurdu, ikisini arka arkaya mızrakladı. Yiğit Kırgızlar, kahraman Kül
    Tigin önünde boyun eğdiler.
    Aynı yıl güçlü Türgişler'le vuruştu. Bu savaş için ordusunun başında Altay dağını aşarak, İrtiş ırmağını
    geçerek yürüdü. Bora gibi saldıran ırkdaşı Türgişler'e karşı, kasırga gibi karşılık verdi. Ercesine
    vuruştular. Türgişler yiğit kişilerdi. Fakat Kül Tigin'e karşı durmak mümkün mü? Onlar da boyun
    eğdiler.
    Otuz bir yaşında Karluklarla karşılaştı. Alp Salçı adlı ak atının üzerinde savaşan Gök Türk çocuğu onlara
    da diz çöktürdü.
    Hep savaşan ve hep yenen Gök Türk kahramanının savaşları birbirine benzer: Hepsinde büyük
    kahramanlıklar ve hepsinde zafer... Kül Tigin, bunlar arasında en büyük savaşını Dokuz Oğuz boyu ile
    yapmıştır. O yıllarda Dokuz Oğuzlar çok güçlenmişlerdi. Bilge Kağan'ın eşsiz kardeşi onları da alt
    etmek için bir yılda beş vuruşma yapmak zorunda kaldı. İlk karşılaşmada Kül Tigin, Azman adlı ak
    atıyla vuruştu. Erlerinin yanında, önünde vuruştu. Arka arkaya altı tane Dokuz Oğuz erini kargıdan
    geçirdi. Ordular göğüs göğüse geldiği zaman yedincisini kılıçladı. Dokuz Oğuzlar usta askerlerdi. Ama
    Gök Türk yiğitlerinin önünde onlar da diz çöktüler.
    Beş savaşın en kanlısı sonuncusu oldu. Dokuz Oğuzlar bu vuruşmada çok korkunç saldırılarla Gök Türk
    karargâhını ele geçirmek istediler. Eğer karşılarında Kül Tigin olmasaydı geçirebilirlerdi de... Fakat Kül
    Tigin'in elinden karargâhı zapt etmek kolay mı idi? Gök Türk prensi bu savaşta görülmemiş şekilde
    çarpıştı. Ögsüz adlı atının üstünde olan Kül Tigin, Dokuz Oğuzların bütün akınlarını önledi, dağıttı.
    Karargâha saldıranlar Türk yiğitleri idi. Fakat Kül Tigin yiğitler yiğidi idi. Bu vuruşmada yalnız o dokuz
    er sançtı. Ve karargâh Gök Türklerde kaldı.
    Bu çarpışma Kül Tigin'in son savaşı oldu. Onun bütün hayatınca Türk birliği için çarpan ve çırpınan
    kalbi bu savaşta durdu.
    Gök Türklerin yiğit çocuğu Türk birliği uğrunda şehit düştüğü zaman kırk yedi yaşında idi. Otuz yıldan
    beri çok savaş alanlarında bir kahramanlık abidesi gibi dolaşan gövdesini Türkistan toprakları bu yaşta
    aldılar.
    Beş yiğidini kaybeden Türkeli yaslara büründü. Bilge Kağan büyük yuğ töreni yaptırdı. Başta Çin olmak
    üzere her yerden heyetler geldi. Fakat bütün bunlardan ne çıkardı?
    Toprak ana milyonlarca oğlunun yanına bu oğlunu da almıştı. Kağanın yası sonsuzdu. Böyle bir kardeş
    için sonsuz yas denizlerine dalınmaz mı idi?
    Kül Tigin, millet yolunda toprağa düşeli bugün bin iki yüz yıldan çok oluyor. Acaba Doğu Türkeli yeni
    bir Kül Tigin'i veya Kül Tigin'leri ne zaman yetiştirecek?
  • ÇİÇİ YABGU
    Irkımızın kahramanlarından bazıları bütün Türklerin ve hattâ bütün dünyanın tanıdığı ünlü
    kimselerdir. Diğer bazıları ise, adları ve hayatları tarihin tozlu sayfalarında gizli kalmış bulunduğundan
    bilinmeyen kahramanlardır. Çiçi Yabgu, ikincilerden ulu bir Türk'tür ki milattan önceki tarihimizin
    sayılı büyüklerinden biri olarak Türkistan topraklarında yüzyıllardan beri yatmaktadır.
    Çiçi, Kun Türkleri'ndendir. Kun tarihinin karışıklıklar çağı olan milattan önceki birinci yüzyılın son
    yarısında yaşamıştır. Hayatı savaşlar içinde geçen bu kahraman Yabgu hakkında bildiklerimiz
    şunlardır:
    Milattan önce 58'de bir iç savaşından sonra Kun tahtına oturan Huhanşa, yanlış bir hareketle işe
    başlamıştı. Bu hareket, kendinden önceki Yabgunun küçük kardeşi olan Batı Beğler Beğini öldürtmek
    istemesidir. Huhanşa'nın bu yanlış hareketi Kun ülkesini kargaşalıklar çağında birçok Yabgular çıkıp
    birbirleri ile savaştılar. Bunlardan çoğu çabuk bastırıldı. Fakat Hunhaşa'nın büyük kardeşi olan ve
    törece tahta oturması gereken Doğu Beğler Beğinin kendisinin Çiçi adı ile hükümdar ilan etmesi,
    ülkeyi uzun zaman için ikiye bölmüş oldu.
    Çiçi, Yabguluğunu ileri sürerek ortaya atıldıktan sonra, ölümüne kadar birçok savaşlar yaptı. Büyük bir
    kahraman olduğu kadar iyi bir asker olan yabgu, savaşlarda hep üstün geliyordu. İlk önce 54'te bir
    başka Yabgu ile vuruştu. Bu yabguyu Çiçi üzerine, Türk birliğini büsbütün bozmak düşüncesi ile,
    Çinliler göndermişlerdi. Çiçi, savaşı kazanarak kendisini alt ermek isteyen yabguyu öldürdü, tebaasını
    aldı. Bundan sonra kardeşi Huhanşa'nın üzerine yürüdü. İki Türk ordusu çok sert çarpıştılar. Çiçi
    kazandı, kardeşi kaçtı. Çiçi, bu zaferi ile yabguluk şehrini de ele geçirerek bütün Kun ülkesinin başı
    olmuştu.
  • Firdevsî, Türk saraylarında Türklerden lütuflar gördüğü halde
    Türk düşmanlığı yapan bu acem, eserinin birçok yerinde de Türklerin ve Türk Başbuğu Alp Er
    Tunga'nın kahramanlığını söylemek zorunda kalmıştır
  • Kür Şad'ın kırk arkadaşıyla birlikte 639'da yaptığı ihtilal bunlardan hiç birisine benzemez.
    Bir kere Kür Şad İhtilali'nde hiçbir şahsi düşünce yoktur. Kür Şad, büyük bir ülkü, Türk istiklali ülküsü
    için ileri atılmıştır.
  • Tomris, Türk kızları için ne güzel bir örnektir. Damarlarında onun kanını taşıyan Türk kızları beyaz perdelerin hokkabaz kılıklı yaratıklarına değil, tarihin karanlıkları arasında bir yıldız gibi parlayan demir yürekli Tomris'e benzemeye uğraşmalıdırlar.
    Bu,bir vazife ve bir şereftir.
    Nejdet Sançar
    Sayfa 17 - Kamer Yayınları
  • Alp Er Tunga büyük bir kahramandır. Karahanlıların kendilerini onun soyundan saymaları da bu
    kahramanlıktan bir şeyler elde etmek içindir. Tarih ışığı, geçip geldiğimiz şanlı yolun sonlarında
    Türklük nöbeti beklemekte olan bu en eski atayı bize tam olarak gösteremiyorsa da bu o kadar
    ehemmiyetli değildir. Alp Er Tunga; Kür Şad'ların, Çingiz'lerin, Yavuz'ların, Topal Osman'ların ve kısaca
    bütün Türklerin eski ulu atasıdır. Ve bugünkü bilgimize göre de ilk Türk kahramanıdır.
  • METE (MOTUN)
    Yirmi beş yüzyıllık tarihimizde çelikten iradeleri ve büyük kahramanlıklarıyla ırkımıza başlık yapmış
    olan birçok ulu bozkurtlarımız vardır. Mete (= Motun), boz yeleleri ile Türklüğü yüceltmiş olan bu
    kurtların ilkidir. Yirmi beş yüzyıldan beri çok defa dağınık yaşayan, fakat birçok kereler de birleşen
    büyük milletimizi, bugünkü kesin bilgimize göre, ilk olarak bir araya toplayan kahraman ve dahî, Mete
    (Motun)'dur. Türk ırkının milli ülküsünü tarihte birinci defa olarak gerçekleştirmek şerefini kazanmış
    olan Mete (Motun)'nin tarihi şahsiyetini, uzak tarihin karanlıkları arasından şöyle bulup
    çıkarabiliyoruz.
    Milattan önceki üçüncü yüzyılın sonlarında Moğolistan'da Kun adını taşıyan Türkler oturuyorlardı.
    Kunların başı Tuman Yabgu idi. Tuman'ın oğlu Mete (Motun) veliaht bulunuyordu. Mete (Motun)'nin bir üvey anası, Tuman'ın bu kadından da bir oğlu vardı. Üvey ana, Mete (Motun)'nin veliahtlığını kıskanır, bu yere kendi oğlunun geçmesini isterdi. Fakat gelenek buna engel bulunuyordu. Hırslı kadın, veliahtlığı oğluna kazandırmak için bir plan kurdu. Plan şuydu: Yabguyu kandırıp Mete (Motun)'yi Yüeçilere rehin göndertmek, sonra savaş açtırıp Kun veliahtının komşuları tarafından öldürülmesini temin etmek... Yabgu, karısının bu hilesine kandı. Oğlunu gönderdiği Yüeçilere savaş açtı. Yüeçiler ilk iş olarak Kun veliahtını yok etmek istediler. Fakat Mete (Motun), daha çabuk davranarak komşularının eline düşmedi, Kun ülkesine kaçtı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Irkımızın Kahramanları
Baskı tarihi:
1943
Sayfa sayısı:
102
Format:
Karton kapak
ISBN:
Yok
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aylı Kurt Yayınları
Kahramanlığın ve fedakârlığın millet için çok gerekli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Kanını hiç çekinmeden dökmesini bilmeyen, ölüme karşı korkusuzca yürümekten çekinen milletler için yaşama hakkının kalmadığı bir dünyada bulunuyoruz. Dün, yeryüzüne kahramanlar hâkimdi. Bugün, kahramanlık yarışları içindeyiz. Dünya, yarın da kahramanların olacaktır. Kahraman yaratılışlı olmayan ve kahramanlığını kaybetmiş milletlerin ufukları bundan böyle kapkara bulutlarla örtülecektir.
Bugüne kadar dünya tarihine en çok kahraman armağan eden bizim ırkımızdı. Tarihî bir hak olarak bundan sonra da bizim ırkımızın olması gerekir. Kahramanların soyu olan bir millet için bundan başka bir düşünce olamaz. Bugüne kadar yeryüzünün en kahraman ırkı olarak tanınan ve yaşayan Türk, bu birinci milli vasfını bundan sonra kaybetmeli midir?
Kahramanlar, daha öncekiler örnek tutularak yetişir. Bunun içindir ki hangi milletin tarihinde kahraman çoksa, o milletin gençleri arasında o kadar çok kahraman çıkabilir. Tarihi, tanınmış ve tanınmamış sayısız bahadırlarla dolu olan Türk ırkının, bundan sonra da çok sayıda yeni kahramanlar yetiştirmesi, bu bakımdan, en tabii bir şeydir. Yeter ki eski kahramanlar unutulmasın ve eski kahramanlık ruhu aramızdan silinip gitmesin.
Tarihimizin büyük kahramanlarını sık sık anmanın, onların yiğitlik vakalarını öğrenmenin, eski eşsiz kahramanlık ruhumuzu yaşatmak için yapılacak baş işlerden olduğuna inanarak, Çınaraltı dergisinde "Irkımızın Kahramanları" başlığı altında, milletimizin tanınmış ve tanınmamış bahadırlarından bazılarını zaman zaman yayınlıyordum. O yazıların Çınaraltı dergisinde çıkmakta olduğu sıralarda, arkadaşlarımdan ve talebelerimden, bunların sonra bir kitap haline getirilmesini isteyenler olurdu. Ondan sonra da birçok kereler karşılaştığım bu teklif ve isteği artık yerine getirmeye karar vermiş bulunuyor ve Çınaraltı dergisinde yayınlanmış olanlara bir iki tane daha ekleyerek bu kitabı meydana getiriyorum
Şunu da belirtmek isterim: Irkımızın kahramanları, tabiîdir ki, burada yiğitlik vakaları kısaca anlatılanlardan ibaret değildir. Bu kitapta adı bulunanlar Türk yiğitlerinden bir bölümdür. Bunların dışında adı bilinenlerle o kadar tanınmamış olan daha çok Türk kahramanı vardır. Bugün o kahramanlar alayından otuz kadarını toplu olarak ortaya koyabiliyorum. Tanrı sağlık verirse ileride sayılarını çoğaltmaya ve hattâ tamamlamaya çalışırım.
Bu kitabı, içindeki kahramanların soyundan olan Türk ırkının yiğit gençlerine ve çocuklarına sunuyor ve eseri kahramanlar ocağı Türk ordusunda vazife yapmakta olduğum bir sırada basılmaya verişimi de ayrı bir talih sayıyorum.

Kitabı okuyanlar 23 okur

  • "Dede"
  • Selim Pusat
  • Zeynep Kara
  • Hasan Yaman
  • Beyza Sayılganoğlu
  • Mert Can Kıyak
  • Umut Ök
  • Âgah Mehmet Çelebi
  • Şükran
  • Kamber Kızılkuyu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (6)
9
%22.2 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%11.1 (1)