·
Okunma
·
Beğeni
·
5,9bin
Gösterim
Adı:
İş İşten Geçti
Baskı tarihi:
Eylül 2010
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754340303
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Jeux Sont Faits
Çeviri:
Zübeyir Bensan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
İş İşten Geçti
İş İşten Geçti
İş İşten Geçti
İş İşten Geçti
Yeni Fransız edebiyatında yeri ve etkisi çok büyük olan Sartre'ın yapıtları arasında yer alan "İş İşten Geçti", özü kadar biçimiyle de değişik bir kitaptır. Bir film kadar kısa sahnelerden kurulu bir senaryo-romandır bu: Ölüm sonrası tanışan ve birbirlerine aşık olan iki ayrı sınıftan bir çifte, 24 saat süreyle tam uyum içerisinde, sevgilerini her şeyden üstün tutarak sevişmeleri koşuluyla, dünyaya dönme izni verilir. Başaramazlarsa ölüler dünyasına geri geleceklerdir... Bu ilginç romanı severek okuyacağınıza inanıyoruz.
(Arka Kapak)
143 syf.
İş işten geçti
Bazı yazarlar var çok okunuyorlar, özellikle bazı eserleri okuyan-okumayan herkesin dilindedir...
İnsan bir şey hakkında ne kadar çok şey duyumsarsa ve bu duyumlar olumlu, övgü biçimindeyse o şeye karşı beklenti de o oranda yüksek olur. Bende, özellikle kitaplar için bu durum kendini çok açık bir şekilde gösteriyor ve kitabı bitirdiğimde sıradan bir eylem gerçekleştirmişim gibi geliyor. Onun için son zamanlarda okumak istediğim yazarların en az duyulan ve üstünde pek konuşulmayan eserleriyle yazarla tanışmaya çalışıyorum. Daha samimi ve daha gerçekçi bir tanışma olduğunu her seferinde fark ediyorum...

İş İşten Geçti de tam böyle bir kitap oldu benim için. Sartre'nin diğer eserleriyle sürekli karşılaşmış olmama rağmen bu eseriyle yeni karşılaştım. Okumadan geçmek de olmazdı...

" İşlerini yoluna koymak üzere dünyaya dönmek hiç kimseye nasip olmuyor mu?" bu cümle benim için kilit nokta oldu. "...oluyor mu?"
Okumaya başladığımda kendi kendime çok konuştum kitapla, seni doğru anlayabiliyor muyum diye, genel olarak tasvir anlatımın hakim olması, doğru çıkarımlar yapıyor muyum diye baya düşündürdü beni. Mekanların, kişilerin, olayların temsil ettiği arka planda başka bir durumun var olup olmadığı merak ettiğim bir şey...

Onun dışında kitabın kurgusu çok güzel. İnsanın zihninde bir radyo tiyatrosu şeklinde oynatılıyor. Aynı anı, farklı iki kişinin içerisinde bulunduğu durumu anlatarak başlamış yazar. Bu iki kişinin ölümle beraber ezelden birbirinin aşığı olduğu fakat ölmeden önce birbirlerine rastlaşmadıkları kısa anlatımlarla aktarılıyor.

Ölü olarak birleştikleri yerde, hayatlarında neleri yarım bıraktıklarını görüp hatta o anda ve yerde olabildiklerini fakat hiçbir şekilde kendilerini duyumsatamadıkları bir gün geçirip, ölümlü bir randevuyu gerçekleştiriyorlar. Ölümün başrol aldığı ve ölümlü yapının içerisinde hiçbir şeyin maddesel olarak varlığının mümkün olmadığını, Pierre ile Eve dans ederken ki sahnede arka planda aktarılan bu gerçek açık bir şekilde dillendirilmiştir...

"Madde 140: Şayet birbiri için yaratılmış olan bir çift, idareye ait bir hata yüzünden, sağlıklarında karşılaşmamışlarsa, haksız yere mahrum edildikleri aşkı gerçekleştirmek ve müşterek hayatlarını yaşamak üzere, yeryüzüne dönmek isteğinde bulunabilirler ve bazı koşullar altında buna izin alabilirler."

Müşterek hayat, evet onlarda bunu kabul edip, bir sınava tabi tutularak yeryüzüne aşklarını yaşamak için gönderiliyorlar...

Pekala yaşayabiliyorlar mı?
Bunu herkes farklı yorumlar, bana göre yaşayabildiler aşklarını. Belli bir zaman dilimi içerisinde sonu yine ölümle bitecek olan birbirini haps edecek bir aşk yaşayacaklarına, dürüst yaklaşımlar sergileyerek ölümlü bir aşk yaşadılar...

Bazen elimizde keşke son bir şansımız olsaydı diye düşünürüz, her şey çok daha güzel hale getireceğimizi zannederiz. Bir şans verilir ve biz başka bir şans daha isteriz ve bu sürekli istemekle devam eder. O şans istenir ve o şans verilir. Sonra...

Sonrası yok. Tıpkı Eve ile Pierre da olduğu gibi o şans verilir verilmesine ama verildikten sonra bizim istemlerimizle mi şekil alacak yoksa sorumluluklarımızla mı...
Önceliklerimiz, isteklerimiz mi sorumluluklarımız mı herkesin kendi başrol olduğu dünyasında dürüstçe cevap vermesi gereken ve eserde en alıcı nokta haline getirdiğim bir durum oldu. Varoluşculuk felsefesiyle temellendirilen aşk dolu olmayan bir aşk romanı gibi görünen fakat aşktan öte birçok şey barındıran bir roman benim için...
Onun için diyorum ki; iş işten geçer ama kalp kalpten geçmez, gelin dürüst olalım.

"Beni seviyorsan bırak gideyim, yoksa aynaya dönüp kendi yüzüme bakamam." Müşterek hayat, onlar bir düz ayna gibi yansıttılar her şeyi...

Sevgiler...
143 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhaba;
Sartre'den okuduğum ilk kitap, eğer kitaplığınızda varsa hic zaman kaybetmeden başlayın.
Harika bir kurgusu ve inanilmaz bir akıcılığı var. Öldükten sonra birbirini bulan iki aşığa yeryüzune dònmeleri ve birbirlerine kavuşmaları için bir şans verilir fakat bir şartla. Birbirlerine güvenerek, asla sevgilerinden şüphe duymadan geçirmeleri gereken 24 saatlik bir süreleri vardır.
Onlar bu sınavda başarılı olabileceklermi bunu okurken göreceksiniz fakat bunun yanında şunlari da sorgulayabilirsiniz aynı zamanda.
- Sıfatlardan, üzerimize yapışan ya da bizim yapıştırdığımız görevlerden kurtulmamız, sadece kendimiz olmamız mükünmü?
-Görünenin ardındaki gerceklerin ne kadar farkindayız? Inandığımız gerceklerin dogruluğundan ne kadar eminiz?
- Birine güvenmek evet zordur, ama ya kendimize guvenmek? Acaba en büyuk yalanları kendimize mi söyleriz?
-Hayatta en değerli olan sey topluma karşi olan görevlerimiz mi yoksa kendimize karşı olan görevlerimiz mi?
Bu sorgulamalarla birlikte keyifli bir aşk romanı okumuş olacaksınız.
Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.
Youtube kanalim için;
https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
143 syf.
·2 günde·9/10
Elimde 25 sene öncesine ait bir baskısı bulunan yarı senaryo yarı roman biçiminde yazılmış eser, öncelikle çeviri konusunda bir ikileme düşmemize sebep oluyor. Zaman çekimlerinin, sahnenin tasvir edildiği bölümler ile onu takip eden diyalog tekniğinin yoğunluk gösterdiği bölümler arasında farklılık göstermesi okumanın akışını baltalıyor. Orijinal metni bilmediğim için bu hatanın (?) -iyisi mi, hata yerine durum diyelim- Sartre tarafından bilinçli bir şekilde uygulanmış olması da çevirmenin azizliğine uğramış olması da olağan gözüküyor. Ancak çeviri konusunda kesin bir tavırla söylenecek bir şey var: Yerelleştirme. Çeviribilim için mazide kaldığını düşündüğüm yerelleştirme, bazen gülünç noktalara ulaşabiliyor. Eski çevirilerde sıkça rastlanan "Allahaısmarladık!" ifadesi gibi...

Metnin içeriğine dönecek olursak, özellikle heyecanlı sahneleri bir tiyatro oyunu içinde yahut beyaz perdede hayal ederek okudum. Ancak, beyaz perde bu eserin aktarılması için daha uygun diye düşünüyorum çünkü mekan çeşitliliği, ölü-diri farkı, fantastik ögeler beyaz perdeye daha iyi yansıtılır gibi geliyor. Tabii, belki de sayfalarda kalması herkes için daha hayırlı olandır... (Çoğu zaman olduğu gibi.)

-spoiler-

Akımlara ve onların temsil ettiklerine yeterince hakim değilim fakat bu eserde "fatalizm"in kendini hissettirdiğini düşünüyorum. Tabii ki fatalizm kendini Sartre, yani anlatıcının kendisinde göstermiyor. Ölülerin dünyasının kayıtlarını tutan, kanun koyma yetkisine sahip bu üst kuruluş kaderciliği öbür dünyaya gelmiş sakinlerine aşılıyor.

Eve ve Pierre, diğer ölüler gibi seçimlerinin sonuçlarını, çaresizliği kabul edecek kişiliğe sahip değiller. Hatırlarsanız, birbirlerini bulmaları, aşklarının filizlenmesi kendi iradeleri dışında gerçekleşiyor. Bilinmeyen bir güç onları aynı yere itiyor. Sonucunda çiftimiz, bir saniyelik dansa ruhlarını verdirecek aşklarının ateşiyle dünyaya geri dönüyorlar. Ne o büyülü aşkı bulabiliyorlar ne de ölü hallerinde kalsalar, onlar müdahale edemeden olacakları değiştirebiliyorlar. Böylece, seçimlerinin sonucu olan bu iki farklı dünyadan insan, geçmiş seçimleriyle şekillendirdikleri gidişatı değiştiremeyeceklerini anlamış oluyorlar. Bu yönden fatalizmle bir noktada ayrılan anlatı, dediğim gibi yalnızca ölü zihinleri ve çaresizleri dinginleştirmeye yarayan kaderciliği belki de içten içe taşlıyor.

-spoiler-

Dans eden tutkulu bir çifti izlerken hüzünlenmenin kabullenişle bağını düşünerek kitabın kapağını kapatıyorum. İş işten geçmiş.
143 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Jean Paul Sartre'ın az bilinen cevher olarak nitelendirebileceğim eseri. (Orijinal ismi: Les Jeux Sont Faits) Elimde bulunan, 1986'da Varlık Yayınları'ndan çıkan baskısı. Sahaflardan veya internetten pdf dosyası olarak rahatça bulabilirsiniz.

Öncelikle şunu söylemeliyim, şaşırtıcı bir son beklemeyin. Kitap çevirinin bazı yerlerdeki yetersizliğine rağmen -ki gördüğüm en iyi baskısı buydu.- bütünüyle ilgilenirseniz sizi tatmin edebilir.

Madde 140: Şayet birbiri için yaratılmış olan bir çift, idareye ait bir hata yüzünden, sağlıklarında karşılaşmamışlarsa, haksız yere mahrum edildikleri aşkı gerçekleştirmek ve müşterek hayatlarını yaşamak üzere, yeryüzüne dönmek isteğinde bulunabilirler ve bazı koşullar altında buna izin alabilirler.

Kitap bu öteki dünya kanununun üzerine kurulu. Baş karakterlerimiz Eve ve Pierre ise toplumun farklı sosyal sınıflarında bulunan kişiler. Öldükten sonra, dirileri görebildikleri ancak onları maddî anlamda hissedemedikleri bir dünyanın içine düşerler. Bu yeterince zorlaştırmıyormuş gibi, 24 saat içinde birlikte olmaları gerekiyor ki aşkları sayesinde tekrar hayata geri dönme şansına sahip olsunlar.

-- Buradan sonrası okumayanlar için spoiler içerir. --

Ancak ikisinin de kafasını kendi hayatlarında onları rahatsız eden sorunlar meşgul etmektedir. Pierre daha çok kahramanlığıyla öne çıkan bir karakter olurken Eve daha duygusal ve kendi hayatından vazgeçmiş bir profil çiziyor. Yani ölmeden önceki zıtlıkları burada da sürüyor. Bu sayede de Sartre insanın içinde bulunulan koşulların değil başlı başına yaptığı seçimlerin sonucu olduğunu anlatıyor. Her ne kadar koşullar değişmiş, aşıklar tanışma fırsatı bulmuş ve hayatlarındaki belli sorunlarla yüzleştikten sonra beraber olarak tekrar dirilmeye uygun bir durumun içine düşmüş olsalar da; aynı hataları tekrar yapıyorlar. Bundan kaçılamayacağını Sartre işte bu kısa senaryo-romanda gayet etkileyici bir şekilde açıklıyor.

Sonuç olarak ikisi de önceki hayatlarındaki sosyal durum ve statülerinden tamamen sıyrılıp hayalini kurdukları "özgürce dans edebildikleri" dünyaya kavuşamıyorlar. İkisinin şu ana kadar yaşadıkları birbirlerinden bağımsız hayatları bir şekilde onlara ayak bağı olmayı bırakmıyor. Kitapta Sartre karakterleri bu şekilde sınıyor. Birbirleri için bu yüzleşmelerden vazgeçmeyi, bu fedakârlığı yapmayı başaramıyorlar. Çünkü bunun kendileri olmaktan çıkmalarına neden olacağını fark ediyorlar. Böylece kitabımızın sonunda, Pierre kendisini sonunda kırgınlıklarıyla ama umutlu bir şekilde evde bekleyen Eve'in yanına gitmiyor. Onlara verilen şansı kendilerini yitirmemek için gözden çıkarmış oluyorlar. Kapanışı da Pierre'in şu cümlesi ile yapmak istiyorum: "Beni seviyorsan bırak gideyim, yoksa aynaya dönüp kendi yüzüme bakamam."

Kitap hakkında söyleyebileceklerim bu şekilde, konusunun ve Sartre'a özgü vurucu anlatımının etkisiyle okunmaya değer bir yapıt.
109 syf.
·8/10
Kitap kurgusu, olay örgüsü, karakterleri, anlatılış biçimi ve yazımı ile o kadar naif bir kitap ki siz okurken sizi etkisi altına alıp, hiç bitmesin istiyorsunuz. Ama şunu da eklemeliyim ki önceden Sartre okumuş biri olarak, Sartre kitabı gibi gelmedi pek bana, zorlamadı hiç, şaşırttı beni. Ama bir yandan da aslında Sartrenin farklı yazım şekilleriyle ne kadar etkileyici bir yazar olduğunu tekrar anladım.
143 syf.
·Beğendi·9/10
Iş Işten Geçti

Sartre ve yine çarpıcı, sıradışı bir kitap. Kitap ne kadar ölüler üzerinden anlatılsada asıl nokta yaşayanlar. Bizlere ikinci bir şans verilirse farklı bir insan mı olacağız? Çok çarpıcı ve karmaşık bir soru,çoğu insan buna evet diyecektir. Yeni bir hayata başlarsam başka biri olacağım. Sartre, bu kitapta ne kadar farklı bir kişi olmak istesekte elimizde olmayan etkenlerin buna engel olabileceğimi harika senaryo-romanıyla bunu bize aktarmıştır.

"Meğerse iş işten , geçmiş... "
143 syf.
·Puan vermedi
Az bilinen ve hatta okuyunca dahi sartre'in kaleminden cikmis bir dili ve konusu olmayan sartre eseri.
Ben cok severek okudum. Kadin ve erkek arasindaki taa ilk zamandan beri olan ve son insan zerresine kadar asla baska turlusu olmayacak olani gozumuzun önüne seriyor kitapta.
Okuyun.
143 syf.
·Beğendi·9/10
İŞ İŞTEN GEÇTİ

Varlık yayınlarının 2009 baskısı, 2009 yılının yılbaşında Marksist bir arkadaşım tarafından hediye edilmişti bana. 11 yıl sonra dün, yine yeniden bitirdim #sartre in 141 sayfalık eserini. Daha önce okuduğumda ne hissettiğimi, ne düşündüğümü hatırlamıyorum. Altını çizdiğim bir yer de olmamış. Sadece meşhur 140. Maddenin yanına bir gülücük kondurmuşum. Ee üniversitenin 2. Sınıfındaki Leman’a ruh eşi kavramı ve dünyada bir hata sonucu karşılaşamamış ruh eşlerinin her koşulda kavuşmasına izin veren ayrımcı bir madde olması gülümsetici bir kural gibi gelmiş olmalı.

Gelelim kitabın detaylarına.

Sartre #varoluşçu #marksist bir yazardı. Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Bu kitapta ilk dikkatinizi çekecek olan şey bu değil gerçi.
Kitap senaryo mantısı ile sahne sahne yazılmış. Biraz ilerlediğinizde sanki bir tiyatro ya da sinema eseri izliyor gibi devam ediyor olacaksınız okumaya. Sonra içeriğine odaklandığımızda ise ; “Ölüm sonrası tanışan ve birbirlerine aşık olan iki ayrı sınıftan bir çifte, 24 saat süreyle tam uyum içerisinde, sevgilerini her şeyden üstün tutarak sevişmeleri koşuluyla, dünyaya dönme izni verilir. Başaramazlarsa ölürler dünyasına geri geleceklerdir…” şeklinde bir özet yeterli gelecektir herkese.

Daha detaylı bakarsak olaya; Sartre yine felsefesini hikayeye aktarıyor ve insan hayatında özgür iradenin, seçimlerin, sorumlulukların önemini vurguluyor. Kısaca insan koşullarına değil seçimlerine tabiidir. Tabii bir de sınıf çatışması var. Marksist yanını bu şekilde net olarak görebiliyoruz. Ölüler dünyasında herhangi bir koşula tabii olmadan aşık olan çift maddi dünyada hemen her gün karşımıza çıkan psikolojik ve maddi sınırlar ile karşılaşıyor. Bu sınırlar seçimlerini doğal olarak etkiliyor. Seçimleri etkileyen diğer unsur olarak ise karşımıza bir ilişkideki kadın erkek rolleri çıkıyor. Sartre bu kitapla erkeklerin her zaman işlerine öncelik vereceklerini, sorumluluklarını yerine getirmeyen erkeğin bu seçimin sonucunu taşıyamayacağını, kadınlarınsa genelde erkeklerin davranışlarına göre hayatlarının, hatta ölümden döndükten sonraki ikinci şanslarının bile şekillendiğini de gösterir.

Soru 1 ) Sıfatlardan, ünvanlardan kurtulup sadece kendimiz olabilir miyiz?

Soru 2) Önemli olan başkalarına karşı görevlerimiz mi yoksa bencilce de olsa kendimize karşı görevlerimiz mi?

Soru 3) Objektif gerçeği algılamaktan ne kadar uzaktayız?
143 syf.
·Beğendi·10/10
Çevirinin zayıflığı okuyucunun konsantrasyonunu zaman zaman bozsa da konu sımsıkı sarıyor. İlk olarak yıllar önce okuduğum bu kitabı ara ara tekrar okuyor ve her seferinde bambaşka bir tat alıyorum. Yarım saatte okunabilecek bir kitap. Tavsiye ederim...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İş İşten Geçti
Baskı tarihi:
Eylül 2010
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754340303
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Jeux Sont Faits
Çeviri:
Zübeyir Bensan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
İş İşten Geçti
İş İşten Geçti
İş İşten Geçti
İş İşten Geçti
Yeni Fransız edebiyatında yeri ve etkisi çok büyük olan Sartre'ın yapıtları arasında yer alan "İş İşten Geçti", özü kadar biçimiyle de değişik bir kitaptır. Bir film kadar kısa sahnelerden kurulu bir senaryo-romandır bu: Ölüm sonrası tanışan ve birbirlerine aşık olan iki ayrı sınıftan bir çifte, 24 saat süreyle tam uyum içerisinde, sevgilerini her şeyden üstün tutarak sevişmeleri koşuluyla, dünyaya dönme izni verilir. Başaramazlarsa ölüler dünyasına geri geleceklerdir... Bu ilginç romanı severek okuyacağınıza inanıyoruz.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 318 okur

  • suna
  • liana
  • Dalya Başaran
  • ben'le bir daha hiç karşılaşmayacağım.
  • Amira Mejidova
  • halise
  • Sel
  • Emil
  • Rojhat Abi
  • didem ünal

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.4
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%9.5
25-34 Yaş
%26.2
35-44 Yaş
%42.9
45-54 Yaş
%16.7
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (22)
9
%26.2 (27)
8
%22.3 (23)
7
%12.6 (13)
6
%4.9 (5)
5
%1 (1)
4
%0
3
%1 (1)
2
%0
1
%0