Işıkla Karanlık Arasında

·
Okunma
·
Beğeni
·
253
Gösterim
Adı:
Işıkla Karanlık Arasında
Baskı tarihi:
Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
643
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754585612
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
"Bellek denen seksen altı yıllık o tıkış tıkış istiften sinema ile ilgili silinmemiş im'leri ayıklayıp yazmaya çalışacağım.
Bunlardan bir sonuç çıkarmak, bir yoruma varmak işim olmayacak. Söyleyebileceğim tek şey şu: 'İşte elli yedi yıllık sinema serüvenimin, yaşamımda ışıkla karanlık arasında bıraktığı izlenimler bunlar."

Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli yönetmenlerden Lütfi Akad, bu kitapta kendi sinemacılık serüvenine bir belgeselci titizliği ile yaklaşıyor. İnsanların beynine "suskun-bilge" imgesiyle yerleşen Akad'ın muhtemelen kendini en geveze bulduğu bu uzun soluklu sohbetini okurken "sözcüklerle" değil "yaptıklarıyla" konuşan bir ustanın gözünden sinemamızın tarihini de öğreneceksiniz.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Ve geziler. Çizelgede üç büyük gezi var, İsfehan, Şiraz, Persepolis. Ama günleri daha belirlenmemiş. Birden içimden gelen bir dürtüyle "Ben bunlara katılırım." diyorum kendi kendime. Pangaltı'daki sinemaya her gelişinde babam bizi Naşit'in tiyatrosuna götürürdü, oyun başlamadan önce kantolar söylenirdi, arada bu şarkılı gösterilere erkekler de katılırdı, bunların birinde söylenen şarkıda çok hoşuma giden bir dize vardı: "İsfehan'da bir kuyu var, içinde nane suyu var". Ne ezgisini ne güftesini unuttuğum bu şarkı cümlesini yaşamım boyunca sık sık anımsadım. Bir zaman, Boğaziçi vapurlarının güvertesinde "Havayi tebdil ediyor...nane şekeri..." diye satılan şekerin bu kuyunun suyu ile yapıldığını kurduğum için satın aldığım da olmuştu. İşte şimdi de, bulunduğum ülkede büyük harflerle karşıma çıkıyor ve beni çağırıyor. Film milm, gözüm bir şey görmüyor. Talih benden yana, ...
https://www.youtube.com/watch?v=dpAbo_pebcI
Lütfi Akad
Sayfa 392 - İletişim Yayınları
"Kaladıran'daki muz yetiştiricisi, adı bile olmayan köyün avcısı, Gaziantepli demirci ustası, Taksim'deki ayakkabıcı boyacısı... Dünyaya bakmasını bu insanlardan öğreniyorum. Bunları okullardan öğrenmeli değil miydik?"
Aslında sinemanın oyuncu olarak istediği Fransızların "tip" dediği "örnek birim"lerdir. Bunlar bir de iyi oyuncular oldular mı, yani oyunculuk yapmayıp senaryodaki hayatlarını yaşamaya koyuldular mı işte o zaman tam bir gerçeklik duygusu verirler. Ne var ki oyuncu olmasalar da sinema da iş görürler.
( Kendime Eklediğim Not-1: Ç.Irmak'ın Akad'a ithaf ettiği Babam ve Oğlum neden kötü bir filmdir diyecek olursam nedenlerinden en önemlisi budur ve başka daha bir çok sebepten dolayı da vasattan da öte kötü bir filmdir her yanıyla...Abartılı ve eğreti duran oyunculuklarıyla, senaryonun yapaylık hissi vermekten kurtulamayan abartılı melodram yüklü akışıyla ilgili düşüncem budur. İyi de Ç.Irmak hangi sebeple hiçbir öğesini barındırmadığı Akad'a ithaf etmiştir?
Kendime Eklediğim Not-2: Bresson, amatörlerle ya da oyuncu olmayanlarla fim çevirmiştir ekseriyetle. Hatta oyuncu değil model istediğini belirtir kamera karşısında. Mouchette filmini düşünün, filmin ve oyuncunun size aldırmaksızın süren yaşantısını! Göstermeye çalıştığı bir şey yoktur size. Orada yaşıyordur.)
Lütfi Akad
Sayfa 134 - İletişim Yayınları
İstanbul tarihinin hiçbir döneminde şen şakrak bir kent olmamıştır. Belki bir zamanlar Lale Devri dedikleri dönemde... Onun da Nedim'in şiirlerinde verdiği kadarını biliyoruz. İstanbul ve İstanbullu genellikle dingin, onurlu ve fakirdir. Çok acılar çekmiştir. Birkaç paşanın saray yavrusu konaklarındaki debdebe, batılı sanayici, banker burjuvalarına kıyasla "fukara köftesi" ölçüsünde kalır ancak. İstanbul'un, ağır başlı bayramlar dışında, alışılmadık bir çılfınlığa yılda ancak bir tek günü vardır vardır, 5 Mayıs Hıdrellez. Hepsi bu. Yapılan yıkıma bakıyorum da, yüzyıllar boyu omuz omuza kardeşçe bir arada yaşayan dingin, onurlu ve fakir insanların, birbirlerine böyle bir şey yapabileceklerine, İstanbul'a hakketmediği bu acıyı verenlerin onlar olabileceklerine, kim ne desin beni asla inandıramaz. Tarihe, "Altı Yedi Eylül Olayları" diye geçen o iki günden bugüne İstanbul bir daha asla o İstanbul olmadı.
Lütfi Akad
Sayfa 165 - İletişim Yayınları
...İnce Memed adına değer bir film yapmak. İşte bu imkânsız. O filmi kimseye beğendiremeyeceğimi biliyorum. Adları yaygın olan romanlardan yapılan filmlerin başına gelen hep budur. Herkes romanı okurken kendi filmini yapıyor bir kere, ne yapsam onunki ile çakışmayacak.
Lütfi Akad
Sayfa 358 - İletişim Yayınları
... karanlık insanları yakınlaştırıyor. "İçgüdüsel bir 'günah çıkarma' mı?" diyorum içimden.
Lütfi Akad
Sayfa 58 - İletişim Yayınları
Orhan Atadeniz’le yaptığım çalışma çok farklı oluyor. Çok hızlı çalışıyor, demek istediğim ellerinin becerisi değil. Art arda kabaca bağladığımız çekimler kurgu masasından geçerken o kurgusunu tamamlamıştır bile kafasında. Geriye, gene o geçiş süresinde karar verdiği yerlerden kesip, biçip yapıştırması kalıyor. O bir cambaz. Kurgu sırasında kestiği parçaların çoğunu atık sepetine atarken kimilerini ceketinin, pantolonunun değişik ceplerine tıkıştırıyor. Bunlar bazı oyuncuların baş çekimleri, bir bakış, değişik ayrıntılar, uzak manzara gibi karmakarışık çekim sonu uzantıları. Arada sırada “Şuraya Sezer’in bir bakışını koysak iyi olur… Bu manzara görüntüsü aradaki zaman boşluğunu doldurur” deyip cebinden çıkardıklarını yerlerine koydukça sahnenin daha bir anlamlı olduğunu ve rahat aktığını görüyorum. Ondan kurgunun çekimleri art arda bağlamak olmadığını öğreniyorum.
Lütfi Akad
Sayfa 120 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Işıkla Karanlık Arasında
Baskı tarihi:
Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
643
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754585612
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
"Bellek denen seksen altı yıllık o tıkış tıkış istiften sinema ile ilgili silinmemiş im'leri ayıklayıp yazmaya çalışacağım.
Bunlardan bir sonuç çıkarmak, bir yoruma varmak işim olmayacak. Söyleyebileceğim tek şey şu: 'İşte elli yedi yıllık sinema serüvenimin, yaşamımda ışıkla karanlık arasında bıraktığı izlenimler bunlar."

Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli yönetmenlerden Lütfi Akad, bu kitapta kendi sinemacılık serüvenine bir belgeselci titizliği ile yaklaşıyor. İnsanların beynine "suskun-bilge" imgesiyle yerleşen Akad'ın muhtemelen kendini en geveze bulduğu bu uzun soluklu sohbetini okurken "sözcüklerle" değil "yaptıklarıyla" konuşan bir ustanın gözünden sinemamızın tarihini de öğreneceksiniz.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • erdijrk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0