Işıkla Karanlık Arasında

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
218 gösterim
"Bellek denen seksen altı yıllık o tıkış tıkış istiften sinema ile ilgili silinmemiş im'leri ayıklayıp yazmaya çalışacağım.
Bunlardan bir sonuç çıkarmak, bir yoruma varmak işim olmayacak. Söyleyebileceğim tek şey şu: 'İşte elli yedi yıllık sinema serüvenimin, yaşamımda ışıkla karanlık arasında bıraktığı izlenimler bunlar."

Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli yönetmenlerden Lütfi Akad, bu kitapta kendi sinemacılık serüvenine bir belgeselci titizliği ile yaklaşıyor. İnsanların beynine "suskun-bilge" imgesiyle yerleşen Akad'ın muhtemelen kendini en geveze bulduğu bu uzun soluklu sohbetini okurken "sözcüklerle" değil "yaptıklarıyla" konuşan bir ustanın gözünden sinemamızın tarihini de öğreneceksiniz.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2004
  • Sayfa Sayısı:
    643
  • ISBN:
    9789754585612
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 19 Alıntı

"Kaladıran'daki muz yetiştiricisi, adı bile olmayan köyün avcısı, Gaziantepli demirci ustası, Taksim'deki ayakkabıcı boyacısı... Dünyaya bakmasını bu insanlardan öğreniyorum. Bunları okullardan öğrenmeli değil miydik?"

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi AkadIşıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad

Ve geziler. Çizelgede üç büyük gezi var, İsfehan, Şiraz, Persepolis. Ama günleri daha belirlenmemiş. Birden içimden gelen bir dürtüyle "Ben bunlara katılırım." diyorum kendi kendime. Pangaltı'daki sinemaya her gelişinde babam bizi Naşit'in tiyatrosuna götürürdü, oyun başlamadan önce kantolar söylenirdi, arada bu şarkılı gösterilere erkekler de katılırdı, bunların birinde söylenen şarkıda çok hoşuma giden bir dize vardı: "İsfehan'da bir kuyu var, içinde nane suyu var". Ne ezgisini ne güftesini unuttuğum bu şarkı cümlesini yaşamım boyunca sık sık anımsadım. Bir zaman, Boğaziçi vapurlarının güvertesinde "Havayi tebdil ediyor...nane şekeri..." diye satılan şekerin bu kuyunun suyu ile yapıldığını kurduğum için satın aldığım da olmuştu. İşte şimdi de, bulunduğum ülkede büyük harflerle karşıma çıkıyor ve beni çağırıyor. Film milm, gözüm bir şey görmüyor. Talih benden yana, ...
https://www.youtube.com/watch?v=dpAbo_pebcI

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 392 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 392 - İletişim Yayınları)

Aslında sinemanın oyuncu olarak istediği Fransızların "tip" dediği "örnek birim"lerdir. Bunlar bir de iyi oyuncular oldular mı, yani oyunculuk yapmayıp senaryodaki hayatlarını yaşamaya koyuldular mı işte o zaman tam bir gerçeklik duygusu verirler. Ne var ki oyuncu olmasalar da sinema da iş görürler.
( Kendime Eklediğim Not-1: Ç.Irmak'ın Akad'a ithaf ettiği Babam ve Oğlum neden kötü bir filmdir diyecek olursam nedenlerinden en önemlisi budur ve başka daha bir çok sebepten dolayı da vasattan da öte kötü bir filmdir her yanıyla...Abartılı ve eğreti duran oyunculuklarıyla, senaryonun yapaylık hissi vermekten kurtulamayan abartılı melodram yüklü akışıyla ilgili düşüncem budur. İyi de Ç.Irmak hangi sebeple hiçbir öğesini barındırmadığı Akad'a ithaf etmiştir?
Kendime Eklediğim Not-2: Bresson, amatörlerle ya da oyuncu olmayanlarla fim çevirmiştir ekseriyetle. Hatta oyuncu değil model istediğini belirtir kamera karşısında. Mouchette filmini düşünün, filmin ve oyuncunun size aldırmaksızın süren yaşantısını! Göstermeye çalıştığı bir şey yoktur size. Orada yaşıyordur.)

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 134 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 134 - İletişim Yayınları)

"6-7 Eylül"ün kenarından...
İstanbul tarihinin hiçbir döneminde şen şakrak bir kent olmamıştır. Belki bir zamanlar Lale Devri dedikleri dönemde... Onun da Nedim'in şiirlerinde verdiği kadarını biliyoruz. İstanbul ve İstanbullu genellikle dingin, onurlu ve fakirdir. Çok acılar çekmiştir. Birkaç paşanın saray yavrusu konaklarındaki debdebe, batılı sanayici, banker burjuvalarına kıyasla "fukara köftesi" ölçüsünde kalır ancak. İstanbul'un, ağır başlı bayramlar dışında, alışılmadık bir çılfınlığa yılda ancak bir tek günü vardır vardır, 5 Mayıs Hıdrellez. Hepsi bu. Yapılan yıkıma bakıyorum da, yüzyıllar boyu omuz omuza kardeşçe bir arada yaşayan dingin, onurlu ve fakir insanların, birbirlerine böyle bir şey yapabileceklerine, İstanbul'a hakketmediği bu acıyı verenlerin onlar olabileceklerine, kim ne desin beni asla inandıramaz. Tarihe, "Altı Yedi Eylül Olayları" diye geçen o iki günden bugüne İstanbul bir daha asla o İstanbul olmadı.

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 165 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 165 - İletişim Yayınları)

Kamera: Zamanın Tarafsız Tanığı mı?
... karanlık insanları yakınlaştırıyor. "İçgüdüsel bir 'günah çıkarma' mı?" diyorum içimden.

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 58 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 58 - İletişim Yayınları)

Orhan Atadeniz’le yaptığım çalışma çok farklı oluyor. Çok hızlı çalışıyor, demek istediğim ellerinin becerisi değil. Art arda kabaca bağladığımız çekimler kurgu masasından geçerken o kurgusunu tamamlamıştır bile kafasında. Geriye, gene o geçiş süresinde karar verdiği yerlerden kesip, biçip yapıştırması kalıyor. O bir cambaz. Kurgu sırasında kestiği parçaların çoğunu atık sepetine atarken kimilerini ceketinin, pantolonunun değişik ceplerine tıkıştırıyor. Bunlar bazı oyuncuların baş çekimleri, bir bakış, değişik ayrıntılar, uzak manzara gibi karmakarışık çekim sonu uzantıları. Arada sırada “Şuraya Sezer’in bir bakışını koysak iyi olur… Bu manzara görüntüsü aradaki zaman boşluğunu doldurur” deyip cebinden çıkardıklarını yerlerine koydukça sahnenin daha bir anlamlı olduğunu ve rahat aktığını görüyorum. Ondan kurgunun çekimleri art arda bağlamak olmadığını öğreniyorum.

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 120 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 120 - İletişim Yayınları)

Bunalımlı günler vardır. İnsan ne yaptığını, nereye gittiğini bilemez. Öyle günlerden birini yaşıyordum. İki buçuk yıllık askerlikten yeni terhis olmuştum, bir yerde çalışıyordum ve annem beni evlendirme telaşı içindeydi.

Lise yıllarında avcılarla dere tepe dolaşmayı çok severdim. Silah kullanmayı sevmezdim, benimki avdan çok doğada yürümekti. Şimdilerde, İngilizceden aktarılan “trekking” dediklerinden... Kimi geceleri bir koyakta, çiçekli süpürge çalıları arasında, ayazda birbirimize sokularak geçirdiğimiz olurdu. Bu yürüyüşlerden birinde aniden çöken bir bulutun sisleri arasında yoldaşlarımı kaybettim. Ne yöne gittiğimi bilmeden önümde uzanan bir çığırı izledim çaresiz. Zaman geçiyor, sisin etkisiyle kararan ortam, dönüş yolunu bilmeyişim, bir açıklığa çıkma umudumu korkuya dönüştürmek üzereyken tatlı bir esintiyle sis dağılıyor, kendimi bir tepede yalnız buluyorum. Karşı
tepeden bağrışmalar geliyor, yoldaşlarım el sallayarak yanlarına gitmemi istiyorlar. İki tepe arasında derin sayılabilecek dar bir vadi var, karşı tepeye tırmanan yamaç dik ve çetin görünüyor.

İşte o gün olduğu gibi, bunalım sisleri arasından çabalayarak çıktığım
açıklıkta tanıdık yüzler görüyorum...

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 13 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 13 - İletişim Yayınları)

bir çocukluk anısı vardı Şakir Sırmalı’nın. Bir gün Şişli civarında bir yangın haberini alınca babasının ona hediye olarak aldığı küçük kamera ile sehpasını kaptığı gibi yangın yerine koşmuş, itfaiye arabalarının, karmakarışık hortumların arasına sehpayı dikip, başında sömürgeci başlığı ile ona buna emirler yağdırarak film çekmeye
kalkışmış, itfaiyeciler bu gereğinden fazla işgüzar çocuğu çalışma alanından zorlukla çıkarmışlar. Anlaşılan o gün yarım kalan işi yıllar sonra tamamlamaya karar vermiş ve böyle, hiçbir hazırlığı olmadan, donanımsız ve bilgisiz ama güvenilir bir sağduyu ile işe girişmişti Şakir Sırmalı.

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 14 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 14 - İletişim Yayınları)

Sözü uzatmayacağım. Aile çevresinde sorunu çözümledikten sonra Şakir Sırmalı’ya bir “Evet,” dedim. 1946 yılında Haziran ayının yirmi altıncı gününde idik. Tam elli yedi yıl önce... Dün kadar yakın, ışık yılınca uzak... Bu elli yedi yıl boyunca çok şeyler oldu elbet. O günler farkında olmasak bile yeni bir sinemanın kuruluş sürecinin başlangıç günlerinde idik. Her şey bir deneme, arama havası içindeydi. Serüven dolu, sancılı, ateşli, iyimserlikle dolu coşkulu günlerdi. O günlerin sinema yapanlarını ne parasızlık ne teknik eksiklik ne de işteki bilgi yetersizliği yıldırıyordu. Yapımcısından en küçük işçisine kadar gözü kara bir kuşaktı. Sinema yıllar önce Amerika’da olduğunca yeni baştan keşfediliyordu.

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 16 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 16 - İletişim Yayınları)

Kamera: Zamanın Tarafsız Tanığı mı?
Kamera için herkes kadar bir ön bilgim vardı. Başlıca özelliği fotoğraf makinası gibi yalnız bir nesnenin veya bir anın değil uzun ya da kısa bir zamanın tarafsız tanığıydı. Ama çalışmaya başlayınca, onu daha yakından tanıyınca bu "tarafsız tanık" deyimini su götürür buldum. Kamerayla dünyaya bakmak başka bir şeydi. Önce alışık olduğunuz sınırsız âlem yerine çerçevelenmiş, sınırlı sandığınız bir dünya görüyorsunuz. Bu alışık olmadığınız bir görünümdür, az önce çıplak gözle baktığınız dünyanın farklı değerlendirilmiş bir parçasıdır. Kamerayı belli bir yöne yavaş yavaş hareket ettirdiğinizde sınırlı sandığınız dünya yeni, uzaysal ve zamansal boyutlarda önünüzde kat kat açılıyor. Harika bir duygu bu... Tarafsız tanıklığa gelince... Hiç de öyle olmadığını gördüm. Belli bir hedef gütmeden, öyle rastgele, bir sokak köşesindeki kaldırım parçasını, görece darlıkta bir çerçeve içine alın: içi boş yarı açık bir kibrit kutusu, birkaç izmarit ya da yırtık bir mektup zarfının birden farklı bir anlam kazanddığını göreceksiniz, aynı çerçeveyi yapraksız bir ağacın kuru dalları arasına taşıyın; göreceğiniz, ruh halinize göre anlamlandıracağınız soyut bir dünya olacak. Çıplak gözle dünyaya baktığınızda sizi ilgilendiren şeyi çevresinde olan nesnelerden ayırt etmek için zihinsel bir odaklama yapmak zorunda kalırsınız, çerçevenin bir işlevi de fazla olan ne varsa, keşfedip görülmesi gerekeni tertemiz incelemenize sunmaktır.
( Kendime Eklediğim Not: Burada, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin 27:18'den başlayıp 28:10'a kadar süren Recep'in çerçeve sahnesi gelmişti aklıma.. Filme adını veren sahne de o zaten... https://youtu.be/3I7_g5O-9zw?t=27m18s )

Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 56 - İletişim Yayınları)Işıkla Karanlık Arasında, Lütfi Akad (Sayfa 56 - İletişim Yayınları)
2 /