İsimle Ateş Arasında

8,4/10  (133 Oy) · 
477 okunma  · 
136 beğeni  · 
4.053 gösterim
Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikâyesi...

Bir yanda, başlarken muhteşem biterken tükenmiş yeniçeriler... Bir yanda, satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan... Bir yanda, kokuların ruhunu bilen, Numan'ın baştan ayağa aşk eden Nihâde... Diğer yanda, Yeniçeri Ocağı, Numan ve Nihâde üçgenine bağlanan küçük hikâyeler...

Her şey Numan'ın kalbinden ve Yeniçeri Ocağı'ndan kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatıyor. Yerli bir bakışla...
(Tanıtım Yazısından)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2012
  • Sayfa Sayısı:
    336
  • ISBN:
    9789753627184
  • Yayınevi:
    Timaş Yayınları
  • Kitabın Türü:
°Yağmur M° 
 19 Mar 17:02 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

~~Süpriz bozmayan ipucu içerir~~~

Nazan Bekiroğlu ile 3.karşılaşmamız.

Yeni bir yolculuk yapmaya azıcık zorlanmış olsam da halimden memnun bir şekilde başladım okumaya. Kitabın ilk sayfaları attığım bir adımla ansızın çukura düşmüşüm gibi hissettirdi. Nerdeyim, ne anlatılıyor ,hangi dili konuşuyor anlayana kadar biraz ilerlemiş, çeşitli  çiçek kokularını özenle hazırlayan bir dükkanın önüne varmıştım. Burada kendisi küçük bir şişe içinde bir koku uzattı.
"Filbahri kokusu. Ezelden izler taşıyan bir kokudur. Kokla bunu, ancak bu sekilde yolculuğa çıkabiliriz."

Önceden tecrübem var tabii Yol Hali'nden. Onla yolculuk yapmanın şartlarını az buçuk biliyorum. Kendisi önce tarihi bir mekana uğrar, gerçek yolculuk mekanda değil zamanda yapılır der, dokunduğu her noktanın hikayesini düşünerek , aynı havayı solumuş medeniyetlerin aynı toprağa basmış insanlarını, aynı noktaya değmiş bakışları ve bunların kalplerinde yansımalarını hissederek hayal etmeye çalışır. "Geçmiş, şimdiki zamanda yaşanan bir an " a dönüşür; canlı cansız farketmez,  onun ilgi alanına giren her varlığının ruhu kendi kalbiyle birleşip , vicdanında işlenir. Ortaya yepyeni bir bakış açısı sunar. Biraz yorucudur ama bu onun üslubundan alınan lezzete engel değildir.

Velhasıl kabul ettim ve kokladım. Zamanda yolculuğumuz başladı.

Kanuni' nin son dönemleri. Devlet düzeninin yavaş yavaş bozulmaya başladığı, hile ve yolsuzlukların arttığı ,makamlara ehil olmayanların getirildiği ,çürümenin başladığı zamanlar. Yeniçeri Ocağı'nda, devşirme gence yeni bir isim vererek Esame defterine kaydeden bir Yeniçeri Katibi' nin basucunda bulduk kendimizi ve hikayemiz başladı.

Yeniçerilerin kalplerini yokladık.
Huzursuzdular.
"Hünkarımız savaş meydanında bizimki kadar hiçe sayılmış bir hayat olmayı göze alınca, biz de o zaman onun ki kadar kıymetli bir hayat olurduk " inancındaydılar.

Zamanında 150 yılda 7 padişahın hüküm sürdüğü tahtta, sonrasında dört yılda sırasıyla geçen 6  padişaha uğradık. Kimilerinin şehzadeyken kendilerini  ölüm mü taht mı beklediğini bilmeden Kafes'lerde  yönetme istidatlarını kaybettiklerini gördük, kiminin rahata düşkünlüğünden kiminin ise gücünü yitirmiş bir ordunun hükümdarı olarak esir düşmekten korktukları için ordusunun başında savaşa gitmekten çekindiğini farkettik. Karşılıklıydı sorunlar, tek bir taraf suçlanamazdı ama iletişimleri yoktu.

Sonrası ise...

"Anlatmayı seven yazıcılar için dahi anlatılası değildi. Susulası geçilesiydi. Bazı çilenin yazılması yoktu."
Ve bu acı sadece insanların değil turnaların da hayatlarına bedeldi.

Dayanamadık...Geri döndük. Nazan Hoca' nın "Adaletten çok merhamete meyletmiştir. Kadındır. İyi ki padişah değildir! Şefkatle de tarih olmuyor ki" sözü ikimiz içindi.

Filbahri kokusunun etkisi geçerken o naif insanı kürsüde cesur bir şekilde tarih dersi verirken gördüm.Tarihçiler tarafından Vakai Hayriye olarak kayıtlara geçen olayı anlatıyordu ve ekliyordu:
"Tarihle geçmiş aynı şey degildir"(bir kısmı için bakınız: #28177669)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Nazan Bekiroğlu'na göre "İsim varlıktan evveldir. Bu yüzden hikmet kelimenin kalbine inmiştir."
Yine " Her hissettiğimi kelamla görünür kılma alışkanlığında olsam da şair değilim ben" diyor. Bunları öğrenince kendisinin neden hissedebildiği tüm duyguları, kokuları ve renkleri dahi kelimelerle tanımlamaya çalıştığını anlayabiliyoruz. Bir fizikçinin tabiatın dilini anlayabilmek için matematikle haşır neşir olması gibi, o da kendi doğasındaki işlemleri çözmek için kelimelerle uğraşıyor sürekli. İsimlendirebildiği nisbette hislerine tahammül edebiliyor, mantığına yatırabiliyor. Yoksa o isimlerin tanımlanamadığında ateşe dönüşüp varlığıyla kalpleri yakacak  mahiyete sahip olduğunun farkında. Buna en güzel örneği ise her fırsatta işlediği Aşk konusu.
Yazarın ilk üçünde Tolstoy'un Anna Karenina'sını görmek pek de şaşırtmıyor artık. Çünkü kendisi dokunduğu her karakteri adeta Anna gibi işleyip, yargılamayı vicdanımıza bırakıyor. Belki de bu kitabı tarihi bir romandan öte yapan özelliği budur.

Bu romanı ve diğer romanlarındaki üslubun özelliğini ise en güzel  Mustafa Kutlu  özetlemiş:

"Şarka mahsus sanatın temeli olan hikmet ve ahengin izdivacıdır bu."

Kitapta ilk defa karşılaştığım ve çok ilginç bulduğum kelimeler var , onları da paylaşmak isterim.

SEMENDER: Ateşte yanmayan masal yaratığı.Yeniçeriler, padişahı korumak için kendilerini herşeye siper ettiklerinden bir diğer isimleri de buymuş.

KAZAN KALDIRMA: Yeniçeri Ocağı'nın isyan etme, meydan okuma, otoritenin zayıf olduğu vakitlerde ise daha da kişisel isteklerini kabul ettirmek için yaptıkları eylem.

ABDULLAH: Devşirmeler ailelerinden alınıp, tüm geçmişleri silinerek isimleri Esame defterine farklı bir isimle kaydedilirken baba adı kısmına Abdullah ( Allah'ın kulu) yazılırmış. Hatta bütün bir Osmanlı tarihinde babasının adı Abdullah olanlarda bir yabancılık ihtimali bu yüzden aranırmış.

Üsluba uyum sağlayabildiğimizde farklı diyarlara götürebilecek ve kelimelerin büyüsüyle tanıştıracak olan bu romanı tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum. :)