İsimle Ateş Arasında

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.764
Gösterim
Adı:
İsimle Ateş Arasında
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753627184
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikâyesi...

Bir yanda, başlarken muhteşem biterken tükenmiş yeniçeriler... Bir yanda, satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan... Bir yanda, kokuların ruhunu bilen, Numan'ın baştan ayağa aşk eden Nihâde... Diğer yanda, Yeniçeri Ocağı, Numan ve Nihâde üçgenine bağlanan küçük hikâyeler...

Her şey Numan'ın kalbinden ve Yeniçeri Ocağı'ndan kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatıyor. Yerli bir bakışla...
(Tanıtım Yazısından)
~~Süpriz bozmayan ipucu içerir~~~

Nazan Bekiroğlu ile 3.karşılaşmamız.

Yeni bir yolculuk yapmaya azıcık zorlanmış olsam da halimden memnun bir şekilde başladım okumaya. Kitabın ilk sayfaları attığım bir adımla ansızın çukura düşmüşüm gibi hissettirdi. Nerdeyim, ne anlatılıyor ,hangi dili konuşuyor anlayana kadar biraz ilerlemiş, çeşitli  çiçek kokularını özenle hazırlayan bir dükkanın önüne varmıştım. Burada kendisi küçük bir şişe içinde bir koku uzattı.
"Filbahri kokusu. Ezelden izler taşıyan bir kokudur. Kokla bunu, ancak bu sekilde yolculuğa çıkabiliriz."

Önceden tecrübem var tabii Yol Hali'nden. Onla yolculuk yapmanın şartlarını az buçuk biliyorum. Kendisi önce tarihi bir mekana uğrar, gerçek yolculuk mekanda değil zamanda yapılır der, dokunduğu her noktanın hikayesini düşünerek , aynı havayı solumuş medeniyetlerin aynı toprağa basmış insanlarını, aynı noktaya değmiş bakışları ve bunların kalplerinde yansımalarını hissederek hayal etmeye çalışır. "Geçmiş, şimdiki zamanda yaşanan bir an " a dönüşür; canlı cansız farketmez,  onun ilgi alanına giren her varlığının ruhu kendi kalbiyle birleşip , vicdanında işlenir. Ortaya yepyeni bir bakış açısı sunar. Biraz yorucudur ama bu onun üslubundan alınan lezzete engel değildir.

Velhasıl kabul ettim ve kokladım. Zamanda yolculuğumuz başladı.

Kanuni' nin son dönemleri. Devlet düzeninin yavaş yavaş bozulmaya başladığı, hile ve yolsuzlukların arttığı ,makamlara ehil olmayanların getirildiği ,çürümenin başladığı zamanlar. Yeniçeri Ocağı'nda, devşirme gence yeni bir isim vererek Esame defterine kaydeden bir Yeniçeri Katibi' nin basucunda bulduk kendimizi ve hikayemiz başladı.

Yeniçerilerin kalplerini yokladık.
Huzursuzdular.
"Hünkarımız savaş meydanında bizimki kadar hiçe sayılmış bir hayat olmayı göze alınca, biz de o zaman onun ki kadar kıymetli bir hayat olurduk " inancındaydılar.

Zamanında 150 yılda 7 padişahın hüküm sürdüğü tahtta, sonrasında dört yılda sırasıyla geçen 6  padişaha uğradık. Kimilerinin şehzadeyken kendilerini  ölüm mü taht mı beklediğini bilmeden Kafes'lerde  yönetme istidatlarını kaybettiklerini gördük, kiminin rahata düşkünlüğünden kiminin ise gücünü yitirmiş bir ordunun hükümdarı olarak esir düşmekten korktukları için ordusunun başında savaşa gitmekten çekindiğini farkettik. Karşılıklıydı sorunlar, tek bir taraf suçlanamazdı ama iletişimleri yoktu.

Sonrası ise...

"Anlatmayı seven yazıcılar için dahi anlatılası değildi. Susulası geçilesiydi. Bazı çilenin yazılması yoktu."
Ve bu acı sadece insanların değil turnaların da hayatlarına bedeldi.

Dayanamadık...Geri döndük. Nazan Hoca' nın "Adaletten çok merhamete meyletmiştir. Kadındır. İyi ki padişah değildir! Şefkatle de tarih olmuyor ki" sözü ikimiz içindi.

Filbahri kokusunun etkisi geçerken o naif insanı kürsüde cesur bir şekilde tarih dersi verirken gördüm.Tarihçiler tarafından Vakai Hayriye olarak kayıtlara geçen olayı anlatıyordu ve ekliyordu:
"Tarihle geçmiş aynı şey degildir"(bir kısmı için bakınız: #28177669)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Nazan Bekiroğlu'na göre "İsim varlıktan evveldir. Bu yüzden hikmet kelimenin kalbine inmiştir."
Yine " Her hissettiğimi kelamla görünür kılma alışkanlığında olsam da şair değilim ben" diyor. Bunları öğrenince kendisinin neden hissedebildiği tüm duyguları, kokuları ve renkleri dahi kelimelerle tanımlamaya çalıştığını anlayabiliyoruz. Bir fizikçinin tabiatın dilini anlayabilmek için matematikle haşır neşir olması gibi, o da kendi doğasındaki işlemleri çözmek için kelimelerle uğraşıyor sürekli. İsimlendirebildiği nisbette hislerine tahammül edebiliyor, mantığına yatırabiliyor. Yoksa o isimlerin tanımlanamadığında ateşe dönüşüp varlığıyla kalpleri yakacak  mahiyete sahip olduğunun farkında. Buna en güzel örneği ise her fırsatta işlediği Aşk konusu.
Yazarın ilk üçünde Tolstoy'un Anna Karenina'sını görmek pek de şaşırtmıyor artık. Çünkü kendisi dokunduğu her karakteri adeta Anna gibi işleyip, yargılamayı vicdanımıza bırakıyor. Belki de bu kitabı tarihi bir romandan öte yapan özelliği budur.

Bu romanı ve diğer romanlarındaki üslubun özelliğini ise en güzel  Mustafa Kutlu  özetlemiş:

"Şarka mahsus sanatın temeli olan hikmet ve ahengin izdivacıdır bu."

Kitapta ilk defa karşılaştığım ve çok ilginç bulduğum kelimeler var , onları da paylaşmak isterim.

SEMENDER: Ateşte yanmayan masal yaratığı.Yeniçeriler, padişahı korumak için kendilerini herşeye siper ettiklerinden bir diğer isimleri de buymuş.

KAZAN KALDIRMA: Yeniçeri Ocağı'nın isyan etme, meydan okuma, otoritenin zayıf olduğu vakitlerde ise daha da kişisel isteklerini kabul ettirmek için yaptıkları eylem.

ABDULLAH: Devşirmeler ailelerinden alınıp, tüm geçmişleri silinerek isimleri Esame defterine farklı bir isimle kaydedilirken baba adı kısmına Abdullah ( Allah'ın kulu) yazılırmış. Hatta bütün bir Osmanlı tarihinde babasının adı Abdullah olanlarda bir yabancılık ihtimali bu yüzden aranırmış.

Üsluba uyum sağlayabildiğimizde farklı diyarlara götürebilecek ve kelimelerin büyüsüyle tanıştıracak olan bu romanı tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum. :)
Merhaba arkadaşlar..
Öncelikle şunu belirteyim, Nazan Bekiroğlu benim için apayrı bir yazardır, daima ayrı bir kefede tutmuşumdur :) Isimle ateş arasında uzun zamandır kitaplığımdaydı, 1K da genel itibariyle 434 kişi okumuş sanırım, açıkcası şaşırdım, rakam bana cok az geldi cunku..

Okuduğum bikac yerde edebi yönü fazla olduğu için ağır bulanlar olmuş, fakat sizde Nazan Bekiroğlu sevenlerdenseniz, o kaleme aşina iseniz kesinlikle çok beğeneceksiniz.. Ben alıntı yaparken bi çok yeri es geçtim,yani bu es geçmiş halimdi :) Artık bu kadarcık olsun dedim:)

Iceriğine gelecek olursak, aslında iç içe iki öyküden oluşuyor, ilki yeniçerilerin kuruluşundan başlayıp hazin sonlarına kadar, yani ki Vak'a-i Hayriyye..

Canım yazar yeniçerinin o aşama aşama düşüşünü de guzel kalemiyle anlatıyor.

"Çünkü biz sâfiyeti bozulduğu için mahiyeti ve seyri bozulan askerlerdik." (Syf: 95)

"Bozulmayan ne kalmıştı ki biz bozulduğumuz zamanda?"
Osmanlıya ve onun yeniçerisine dair hikâyenin ilk yarısı ile ikinci yarısı arasındaki mesafe sabah ile yatsı arasındaki kadar uzaktı.(Syf:99)

Gökte uçan kocaman kuşun gölgesi yere düşüyordu hasılı. Ya da bulut, dağ üzerine karanlığını bırakıyordu. (Syf:103)

Kitabın ismine gelince,Osmanlı'da esame defteri mevcuttu,burada alınan yeniçerilerin bütün bilgileri yer alırdı.. Zaman geçtikçe isim çoğaldı, türlü yollarla isim yazdıranlar oldu.başka isimler yazıldı..bozuldu..çürüme başladı yapıda..Ve ateşle sona erdi.
Ikinci hikâye de bir aşka tanık oldum. Bi taraf kelâm yanı ağır basan aşık, bi taraf sevilen karanlık..

El hasıl bir kez deha cok sevdim naif yazarın kalemini.. Beni o denli sardı ki, İnci hanım' ın etkinliğine bir türlü başlayamadım..

Şimdi Kadın Ruhu' nu okuyabilirim..:))

Iyi okumalar dilerim..
Sözün başı, Nazan Bekiroğlu okuma etkinliği düzenleyip, bir nevi "İsimle Ateş Arasında" kaybolmama vesile olan sueda reyyan ve https://1000kitap.com/YagmurM/Duvar/ 'ye teşekkür ederim.

Okuyanlar, okuyup da sevenler bilir, Nazan Bekiroğlu efsunlu kelimelerin sahibidir. Okudukça içe çekilmeye başlar insan, sonra bir bakarsın anlatıcının betimlediği zaman diliminin içinde oturmuş onu dinliyorsun. Ama benim Nazan Bekiroğlu’na hayranlık beslemem kelimelerin büyüsünden de öte bakış açısında saklı.

Bekiroğlu ile ilk tanışmam Nun Masalları’nda, bağlanmam ise Nar Ağacı’nda oldu ve ikisi de aklımdan hiç çıkmadı. İsimle Ateş Arasında’yı okurken de hep aklımın bir köşesinde durdular.

Mansur olan ama aslında olamayan, karşısındaki güzele ismini sorduğu zaman o isimden bir “nun” çıktıysa, o vakit bu incelemede de Nun Masalları anılmalıydı. Çünkü dilim Nihâde’yi okurken aklım Şair Nigar’da takılı kaldı, Nur’un adını söylerken kısık sesli Nazan düştü zihnime. Kocaman bir “nun” ile başladı isim ve ateşe doğru ilerlemeye devam etti. Sandal yapılacak nun, Mansur’u içine alan ateşten bir kazana döndü hikayede.

Hikayeci, her bölümde ateşe doğru yol açıp “hayırlı vakaya” yaklaştırırken beni, nasıl aklıma gelmezdi Nar Ağacı’ndaki seferberlik çağrıları, ocaklar yakacak alevin habercisi.

Yıl 1826, tarih kitaplarında görülen başlık “Vaka-i Hayriye”, parantez içi “Hayırlı Vaka”, içeriği “Yeniçeri Ocağı, II. Mahmut tarafından kaldırıldı” Tarihçi böyle anlatıyor. Ama itirazı var ki Bekiroğlu’nun, hikayecisine “tarih ileriye doğru gitse de gördüğü sadece geçmiştir” diye yazdırmış. Tarihçiyi bırakıp hikayeciye bakıyoruz. Anlatıyor hikayeci; tarih aynı, padişah aynı, başlık aynı, içerik “Yeniçeri Ocağı kaldırılmadı, topa tutuldu” Eski hayatları ve isimleri alınıp, yeni hayatlarında “Yeniçeri” denilerek padişahlarına kul olanların isimleri kendileriyle beraber ateşe verildi.

Bektaşi başlayan yol, Bektaşi hariç bütün tarikatların eliyle yok edildi. Bey’in açtığını padişah kapattı, Bektaşi’nin hoşgörüsü yerini hünkarın adaletine bıraktı ve tarihçiye de bu ateşten geriye “Vaka-i Hayriye” başlığı düştü.

“Bak” diyor Nazan Bekiroğlu, “şu isimlere bir bak, adına Fatih katan bir Mehmet ile isminin önüne ikinci-üçüncü gelen bir mi?” Değil. “Sefere çıkarken yanımızda olanla, saray da oturan bir mi” diyerek sitem ediyor yok edilen Yeniçeri. Değil. “Peki, tüm suç Yeniçeride mi” diye soruyor hikayeci. Değil.

Bana kocaman bir araştırma konusu bırakan bu kitabın incelemesine ben değil hikayeci noktayı koyuyor: “Bazen tarihe, sonsuza değin yok edilmiş bir isimden, kala kala bir muamma kalıyordu.” /s.149/
Nazan Bekiroğlu çoğunlukla "Nar Ağacı" adlı yapıtıyla bilinir fakat bütün güzel eserlerinin içinde en güzel, en özel bir eseri var ki; o da "İsimle Ateş Arasında"dır. Birkaç yıl arayla tekrar tekrar okunacak bir kitap. Her okuyuşta ayrı bir keyif vermekle kalmıyor, kitabın daha önce dalmadığınız farklı derinliklerine dalıyorsunuz.
Şimdi size söylüyorum ki:O da kendi ismiyle çağrılacak.Ama yarası ile tanınacak.
Bir isim bir söylemediğinde hikaye bitti demektir.Benimki öyle değil.Bir ismi hatirlarken,ben bitiyor hikaye.Başka birşey değil,bir isim kalsin ondan geriye.Siz.Onu tanıyın diye:İsmi?İsmi Numan'di onun.
Kalplerin tarihçesi yazilmadikca ne tarihe ne romana inanmayacagim...
Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden yine müthiş bir kitap...İnsanlara hep birşeyler katan
eksiltmeyen bir yazar...
Isimle ateş arasında. Varlığın ve sana verilen tabirler arasında sıkışmışlığın çığlığı.

Tarihi zaferleri ile şanlanlandırdığı gibi tarihe kara lekeler bırakan yeniçeriler. Kim bunlar, nerden geldiler? Görevleri doğuştan dayatılmasada alın yazıları çetrefilli olanlar.

Yazar; başlangıcı fantastik bir üslupla yeniceriden, bir koku dükkanina dayanan aşka, ordan kokuları hissettirecek, artık koku alma duyunuzu iyiden iyiye kullanmış hissedecek bir üslup ve anlatımla olayın içine ceker sizi. Bir anda artık siz çeşitli çiçeklerin kurutulduğu küçük bir dükkanda Nihade'nin anlatımıyla filbahri çiçeğinden çeşitli çiçek adlarına giden bir sohbete tanık oluyorsunuz.

Kokulardan bir anda Osmanlı'nın muhteşem yüzyillar olarak adlandırdığımız yükselme dönemine ve padişahlara tanık olma sahneleri başlıyor.
Ordu, millet, serasker, serdarı ekrem ve yeniçerilerle Osmanlı tarihine konuk oluyoruz.

Padişahlar ve kararları, taht kavgaları, çıkar iliskileri bildiginiz tüm tarihe biraz beşer olarak bakmayı teklif ediyor kitap. Padişah ama beşer. Aldığı her karar iyi sonuclar doğuracak diye bir şey yok. Insan olmanın nefis ile büyük imtihanı var ki bu imtihanı Kanuni'nin zafer sonucunda nefsine yenik düşmek için geceyi otağında gecirmek yerine mezarda geçirmiştir. Diğer yandan taht kavgaları iktidar mücadeleleri, savaslar, dış etkenlerle dolu bir hayat onların ki. Empati kurabiliriz çünkü ailemiz ve akrabalarımızla aynı seyleri yaşıyoruz. Küçük dünyalarımızda miraslar ve cekememezliklerle dolu. Hayat geçmiş yaşanınca tarih olurken, biz yasarken düne tarih degil anı diyoruz. Yillar sonra bizlerde birer edebiyat konusu olarak tarih olucaz. Bu böyle sürer gider.

Diger yandan konudan cok yazarın üslubu etkili kitapta. Anın içinde anı yaşayıp, anın bıraktığı izleri anlatıp, anın etkileri konuşuluyor. Cümleler akıyor durmadan. Anlamı büyük dikkatlere gebe bir cümleler şöleni yaratıyor. Itiraf etmeliyim ki sabır gerektiren bir anlatım. Uzun cümleler, betimlemelerden ziyade anlamı açıklanma çabası olan bir sürü sözcükle dimağınızda karmaşalar yaratıp sonra hepsini tek sözcükle topluyor. Dikkat, istek, sabır olmadan okunması sıkıntı yaratır.

Bizler günümüze gönderme yapan kitaplara ya da olay ağırlıklı kitaplara alışık olduğumuz için cümle ve sözlük şölenini şiir kitaplarinda ariyoruz. Bazen bir satırda boguluruz, bazen oldugumuz yeri terk ederiz. Bize kattığı seylerle anlam kazanır okuduklarımız. Uzun soluklu cümleler şöleni bende biraz daralma yarattı. Alıntı yapılmış cümlelerde anlamlar aramak kitapla aramda daha büyük sempati yaratsada okudum tüm cümle mühendisliği.

Yeni sözcükler sevenler için guzel bir eser. Kitap ve yazarlar dünyasının farklı bir lezzeti. Birlikte yolculuk etmeye alışık degilseniz yazarın daha kısa anlatımlı kitaplarıyla tanışıp dilini benimsemeye çalışın derim. Aksi takdirde ilk tanışmanız hüsrana ve ön yargılara neden olabilir.

Edebiyat ve tarihin içice olduğu aşkla yanan bir ateşin şahidi olmak istiyorsanız okumak için fazla düşünmeyin.

Keyifli okumalar!
Yazarın dili kullanım becerisine, geniş kelime haznesine ve anlatım kusursuzluguna hayran olduğumu her fırsatta dile getiriyor benden kitap önermem istendiğinde onun eserlerini söylüyor, derslerimde onun denemelerini okuyorum. Yani bunca sevmek varken kitabı nasıl yorumlayabilirim bilmiyorum zaten bu bilmeme durumu nedeniyle geç kaldım yorum yapmaya.

Ana hikayeyi, aralarda bulunan kısa hikayeleri çok severek okudum. Bazen karakterlere kızdım bazen hatta çokça hak verdim, duyguları sonuna kadar yaşatabilen bir kitaptı. Bu arada kitabı 3. okuyuşum. :)) Defalarca da okuyabilirim.

Yazarı ilk defa okuyacaklar için bu kitap biraz ağır gelebilir. Bu kitaptan sonra da Cam Irmağı Taş Gemi kitabını öneririm. Nihade'nin Beşinci Defteri orada.
Sözün özü Nazan Bekiroğlu'nu mutlaka okuyun efenim, ruhunuz çiçekler açsın, mayıs gülleri ile donansın. ;))
"Bir isim bir şey söylemediğinde artık,
hikaye bitti demektir."

İsimler yiter, hikayeler biter, hepsi unutulur..Yaşamış ve yaşanmış olanlarsa sade,El Hafız Olanın ilminde saklanır.

Tüm isimleri ve hikayeleri bilen,
ve "hikmetleri kelimelerin kalplerine indiren" Allah'a hamd olsun.

Kitabı sizlere, kitabın içindeki hikayelerin şiirsel anlatımıyla tanıtmayı dilerdim ancak öyle bir mânâ derinliği ben de bulunmuyor. Bu sebeptendir ki okudukça, maddeye aşık kelâmımdan, zahire aldanan yanımdan utandım.
Çünkü,hayânın korkaklık, mahremiyetin bastırılmışlık, aşkın ise bedeni tatmin olarak algılandığı bir asırda yaşarken, mânâyı madde uğruna satıyor insan. Böylece nefsi doyuma ulaşırken, ruhu açlıktan kıvranıyor..

"Sır,
ancak perdenin önünde durmayı göze alana aşikarmış." diyor yazar.
Gülüyorum. .
Herşeyimiz ayanken, mahremiyetimizi gururla kamuya sunarken, en özel duyguları en sığ ifadelerle rahatça konuşurken bizde ne sır ne mânâ kalmıyor elbet.
Oysa yazar anlattığı hikayelerde,bize sıradan gözüken hal ve durumları dahi büyük bir incelikle düşünüp, derin bir mânâyla dokumuş.

Toparlayıp kısa ve net cümlelerle kitabı tanıtacak olursam:
Kitapta birbirine sarmal olarak devam eden iki hikaye konusu var.
Ilki bir aşk hikayesi ki kahramanı esas oğlan Osmanlı'nın gerileme dönemlerinde Yeniçeri ocağında başlayan esame ticaretiyle kendine ölen bir Yeniçerinin esami(kimliğini) ve maaşını (ulufe) satın alır..
Ikincisi tarihi bir hikaye ki Osmanlı'nın duraklama ve dağılma dönemlerinden,bunların sebeplerinden, yeniçeri ocağındaki -sonu ocağı kaldırmaya varan-sorunlardan ve dönem padişahlarından bahseder..
Hikayelerin anlatımında yazıcının kendine has üslubu ve şiirsel cümleleri insanı hayran bırakıyor.Adeta aşka aşık ediyor da,bu asırda böyle bir aşkın esamisinin! okunmayacağını bilmek biraz can yakıyor.
Üzerinde düşüne düşüne okunulan bir kitap. Bu yüzden kesinlikle akıcı değil belirteyim ama ben akmamasından gayet hoşnuttum.
Benim için özel bir kitapti umarim faydalı bir tanıtım olmuştur. Keyifli okumalar..

Not: bana bu kitabı ikinci kez okutan sebepler vardır. Kitabı okurken deli bir rüzgârla sayfaya düşen güvercin tüyü kitabın arasına saklanmıştır. Ve kitap sahibini bulana kadar kitaplığa kaldırılmıştır.
Kendi görüntüsü üzerinde yüzen bir nilüfer gibi,ondan yansıyan görüntülerimle döküldüm kendi üzerime.Böyle okudum kendimi.Böyle hoşnut kaldım kendimden.Hayatı ve kendimi böyle öğrendim.Onu,herşeyi terk ederek ,herşeyi göze alarak,yaktığım gemilerde bende yanarak,yaktıklarımın enkazı altında ben de kalarak sevdim.Aykırı gerçeği ile yüz yüze gelen ruhun hissettiği tedirginlikle sevdim ben.
Nazan BEKİROĞLU'ndan müthiş bir eser.Aşk ve tarihin bir arada müthiş bir şekilde harmanlandığı hikayeleriyle kalbimizİ,ruhumuzu ve zihnimizi derinden etkileyen bir başyapıt.
Nazan Bekiroglu hassasiyeti ve çok anlamlı kelimelerle bezeli kitaplarindan biriydi. Tarih ve edebiyatın acımasız birlikteliginden neler çıkıyormuş bir güzel anladık Nazan Hoca sayesinde.
Kafamın çok yoğun olduğu bir dönemde okuduğum için sanırım cümleleri beğensem de kitap beni yordu. Bir devşirmenin başkasının hayatını alması ve aşkını tarih, edebiyatla harmanlayarak anlatmış.
Nazan Bekiroğlu; kalemi sağlam, dili zor yazdıkları okunası...
Tarih ve aşk ; Nazan hocanın mükemmel anlatımı eşliğinde hem inanılmaz bir aşk hikayesi hemde Yeniçerilerin başlangıç ve bitiş serüvenini soluksuz okudum.. . Okunası bir kitap tavsiye ederim
Uyumayı, sınırsız gibi görünen bir uykuyla uyumayı ve arkasından aydınlık bir rüya görerek hiçbir şey olmamış gibi uyanmayı diledim.
Uyku da ölüm kadar uzaktı..
Değil mi ki sazlıktan kesilen kamış içinden bir nefes geçip de âh ettiğinde. Hatırlamak an meselesi olurdu...
Öğrendim ki.
Aşkın alevi de olsa imanın ateşi de olsa,
eğer beslenmezse her ateş sönüyordu..
Ateşi besleyen şey ise aynı zamanda onu söndürebilecek olan şeydi aslında:
Rüzgâr!
Onu, her şeyi terk ederek, her şeyi göze alarak, yaktığım gemiler de ben de yanarak, yıktıklarımın enkazı altında bende kalarak sevdim..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İsimle Ateş Arasında
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753627184
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikâyesi...

Bir yanda, başlarken muhteşem biterken tükenmiş yeniçeriler... Bir yanda, satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan... Bir yanda, kokuların ruhunu bilen, Numan'ın baştan ayağa aşk eden Nihâde... Diğer yanda, Yeniçeri Ocağı, Numan ve Nihâde üçgenine bağlanan küçük hikâyeler...

Her şey Numan'ın kalbinden ve Yeniçeri Ocağı'ndan kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatıyor. Yerli bir bakışla...
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 659 okur

  • Bilgiye
  • M. Burcu
  • Selma
  • Yılmaz GÜL
  • Tugbazynk
  • rû şiraz
  • Rumeysa Kaptan
  • melike ugur
  • Şeyma Macit
  • İlkayguru

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.5
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%39.2
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%3.7
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.3
Erkek
%26.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.8 (64)
9
%21.7 (40)
8
%24.5 (45)
7
%7.1 (13)
6
%3.8 (7)
5
%5.4 (10)
4
%0.5 (1)
3
%0.5 (1)
2
%0.5 (1)
1
%1.1 (2)

Kitabın sıralamaları