İsimle Ateş Arasında

·
Okunma
·
Beğeni
·
8403
Gösterim
Adı:
İsimle Ateş Arasında
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753627184
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikâyesi...

Bir yanda, başlarken muhteşem biterken tükenmiş yeniçeriler... Bir yanda, satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan... Bir yanda, kokuların ruhunu bilen, Numan'ın baştan ayağa aşk eden Nihâde... Diğer yanda, Yeniçeri Ocağı, Numan ve Nihâde üçgenine bağlanan küçük hikâyeler...

Her şey Numan'ın kalbinden ve Yeniçeri Ocağı'ndan kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatıyor. Yerli bir bakışla...
(Tanıtım Yazısından)
336 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
~~Süpriz bozmayan ipucu içerir~~~

Nazan Bekiroğlu ile 3.karşılaşmamız.

Yeni bir yolculuk yapmaya azıcık zorlanmış olsam da halimden memnun bir şekilde başladım okumaya. Kitabın ilk sayfaları attığım bir adımla ansızın çukura düşmüşüm gibi hissettirdi. Nerdeyim, ne anlatılıyor ,hangi dili konuşuyor anlayana kadar biraz ilerlemiş, çeşitli  çiçek kokularını özenle hazırlayan bir dükkanın önüne varmıştım. Burada kendisi küçük bir şişe içinde bir koku uzattı.
"Filbahri kokusu. Ezelden izler taşıyan bir kokudur. Kokla bunu, ancak bu sekilde yolculuğa çıkabiliriz."

Önceden tecrübem var tabii Yol Hali'nden. Onla yolculuk yapmanın şartlarını az buçuk biliyorum. Kendisi önce tarihi bir mekana uğrar, gerçek yolculuk mekanda değil zamanda yapılır der, dokunduğu her noktanın hikayesini düşünerek , aynı havayı solumuş medeniyetlerin aynı toprağa basmış insanlarını, aynı noktaya değmiş bakışları ve bunların kalplerinde yansımalarını hissederek hayal etmeye çalışır. "Geçmiş, şimdiki zamanda yaşanan bir an " a dönüşür; canlı cansız farketmez,  onun ilgi alanına giren her varlığının ruhu kendi kalbiyle birleşip , vicdanında işlenir. Ortaya yepyeni bir bakış açısı sunar. Biraz yorucudur ama bu onun üslubundan alınan lezzete engel değildir.

Velhasıl kabul ettim ve kokladım. Zamanda yolculuğumuz başladı.

Kanuni' nin son dönemleri. Devlet düzeninin yavaş yavaş bozulmaya başladığı, hile ve yolsuzlukların arttığı ,makamlara ehil olmayanların getirildiği ,çürümenin başladığı zamanlar. Yeniçeri Ocağı'nda, devşirme gence yeni bir isim vererek Esame defterine kaydeden bir Yeniçeri Katibi' nin basucunda bulduk kendimizi ve hikayemiz başladı.

Yeniçerilerin kalplerini yokladık.
Huzursuzdular.
"Hünkarımız savaş meydanında bizimki kadar hiçe sayılmış bir hayat olmayı göze alınca, biz de o zaman onun ki kadar kıymetli bir hayat olurduk " inancındaydılar.

Zamanında 150 yılda 7 padişahın hüküm sürdüğü tahtta, sonrasında dört yılda sırasıyla geçen 6  padişaha uğradık. Kimilerinin şehzadeyken kendilerini  ölüm mü taht mı beklediğini bilmeden Kafes'lerde  yönetme istidatlarını kaybettiklerini gördük, kiminin rahata düşkünlüğünden kiminin ise gücünü yitirmiş bir ordunun hükümdarı olarak esir düşmekten korktukları için ordusunun başında savaşa gitmekten çekindiğini farkettik. Karşılıklıydı sorunlar, tek bir taraf suçlanamazdı ama iletişimleri yoktu.

Sonrası ise...

"Anlatmayı seven yazıcılar için dahi anlatılası değildi. Susulası geçilesiydi. Bazı çilenin yazılması yoktu."
Ve bu acı sadece insanların değil turnaların da hayatlarına bedeldi.

Dayanamadık...Geri döndük. Nazan Hoca' nın "Adaletten çok merhamete meyletmiştir. Kadındır. İyi ki padişah değildir! Şefkatle de tarih olmuyor ki" sözü ikimiz içindi.

Filbahri kokusunun etkisi geçerken o naif insanı kürsüde cesur bir şekilde tarih dersi verirken gördüm.Tarihçiler tarafından Vakai Hayriye olarak kayıtlara geçen olayı anlatıyordu ve ekliyordu:
"Tarihle geçmiş aynı şey degildir"(bir kısmı için bakınız: #28177669)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Nazan Bekiroğlu'na göre "İsim varlıktan evveldir. Bu yüzden hikmet kelimenin kalbine inmiştir."
Yine " Her hissettiğimi kelamla görünür kılma alışkanlığında olsam da şair değilim ben" diyor. Bunları öğrenince kendisinin neden hissedebildiği tüm duyguları, kokuları ve renkleri dahi kelimelerle tanımlamaya çalıştığını anlayabiliyoruz. Bir fizikçinin tabiatın dilini anlayabilmek için matematikle haşır neşir olması gibi, o da kendi doğasındaki işlemleri çözmek için kelimelerle uğraşıyor sürekli. İsimlendirebildiği nisbette hislerine tahammül edebiliyor, mantığına yatırabiliyor. Yoksa o isimlerin tanımlanamadığında ateşe dönüşüp varlığıyla kalpleri yakacak  mahiyete sahip olduğunun farkında. Buna en güzel örneği ise her fırsatta işlediği Aşk konusu.
Yazarın ilk üçünde Tolstoy'un Anna Karenina'sını görmek pek de şaşırtmıyor artık. Çünkü kendisi dokunduğu her karakteri adeta Anna gibi işleyip, yargılamayı vicdanımıza bırakıyor. Belki de bu kitabı tarihi bir romandan öte yapan özelliği budur.

Bu romanı ve diğer romanlarındaki üslubun özelliğini ise en güzel  Mustafa Kutlu  özetlemiş:

"Şarka mahsus sanatın temeli olan hikmet ve ahengin izdivacıdır bu."

Kitapta ilk defa karşılaştığım ve çok ilginç bulduğum kelimeler var , onları da paylaşmak isterim.

SEMENDER: Ateşte yanmayan masal yaratığı.Yeniçeriler, padişahı korumak için kendilerini herşeye siper ettiklerinden bir diğer isimleri de buymuş.

KAZAN KALDIRMA: Yeniçeri Ocağı'nın isyan etme, meydan okuma, otoritenin zayıf olduğu vakitlerde ise daha da kişisel isteklerini kabul ettirmek için yaptıkları eylem.

ABDULLAH: Devşirmeler ailelerinden alınıp, tüm geçmişleri silinerek isimleri Esame defterine farklı bir isimle kaydedilirken baba adı kısmına Abdullah ( Allah'ın kulu) yazılırmış. Hatta bütün bir Osmanlı tarihinde babasının adı Abdullah olanlarda bir yabancılık ihtimali bu yüzden aranırmış.

Üsluba uyum sağlayabildiğimizde farklı diyarlara götürebilecek ve kelimelerin büyüsüyle tanıştıracak olan bu romanı tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum. :)
336 syf.
·29 günde
Merhaba arkadaşlar..
Öncelikle şunu belirteyim, Nazan Bekiroğlu benim için apayrı bir yazardır, daima ayrı bir kefede tutmuşumdur :) Isimle ateş arasında uzun zamandır kitaplığımdaydı, 1K da genel itibariyle 434 kişi okumuş sanırım, açıkcası şaşırdım, rakam bana cok az geldi cunku..

Okuduğum bikac yerde edebi yönü fazla olduğu için ağır bulanlar olmuş, fakat sizde Nazan Bekiroğlu sevenlerdenseniz, o kaleme aşina iseniz kesinlikle çok beğeneceksiniz.. Ben alıntı yaparken bi çok yeri es geçtim,yani bu es geçmiş halimdi :) Artık bu kadarcık olsun dedim:)

Iceriğine gelecek olursak, aslında iç içe iki öyküden oluşuyor, ilki yeniçerilerin kuruluşundan başlayıp hazin sonlarına kadar, yani ki Vak'a-i Hayriyye..

Canım yazar yeniçerinin o aşama aşama düşüşünü de guzel kalemiyle anlatıyor.

"Çünkü biz sâfiyeti bozulduğu için mahiyeti ve seyri bozulan askerlerdik." (Syf: 95)

"Bozulmayan ne kalmıştı ki biz bozulduğumuz zamanda?"
Osmanlıya ve onun yeniçerisine dair hikâyenin ilk yarısı ile ikinci yarısı arasındaki mesafe sabah ile yatsı arasındaki kadar uzaktı.(Syf:99)

Gökte uçan kocaman kuşun gölgesi yere düşüyordu hasılı. Ya da bulut, dağ üzerine karanlığını bırakıyordu. (Syf:103)

Kitabın ismine gelince,Osmanlı'da esame defteri mevcuttu,burada alınan yeniçerilerin bütün bilgileri yer alırdı.. Zaman geçtikçe isim çoğaldı, türlü yollarla isim yazdıranlar oldu.başka isimler yazıldı..bozuldu..çürüme başladı yapıda..Ve ateşle sona erdi.
Ikinci hikâye de bir aşka tanık oldum. Bi taraf kelâm yanı ağır basan aşık, bi taraf sevilen karanlık..

El hasıl bir kez deha cok sevdim naif yazarın kalemini.. Beni o denli sardı ki, İnci hanım' ın etkinliğine bir türlü başlayamadım..

Şimdi Kadın Ruhu' nu okuyabilirim..:))

Iyi okumalar dilerim..
336 syf.
·11 günde·9/10
Sözün başı, Nazan Bekiroğlu okuma etkinliği düzenleyip, bir nevi "İsimle Ateş Arasında" kaybolmama vesile olan https://1000kitap.com/suedareyyan/Duvar/ ve Icetree/Duvar/ 'ye teşekkür ederim.

Okuyanlar, okuyup da sevenler bilir, Nazan Bekiroğlu efsunlu kelimelerin sahibidir. Okudukça içe çekilmeye başlar insan, sonra bir bakarsın anlatıcının betimlediği zaman diliminin içinde oturmuş onu dinliyorsun. Ama benim Nazan Bekiroğlu’na hayranlık beslemem kelimelerin büyüsünden de öte bakış açısında saklı.

Bekiroğlu ile ilk tanışmam Nun Masalları’nda, bağlanmam ise Nar Ağacı’nda oldu ve ikisi de aklımdan hiç çıkmadı. İsimle Ateş Arasında’yı okurken de hep aklımın bir köşesinde durdular.

Mansur olan ama aslında olamayan, karşısındaki güzele ismini sorduğu zaman o isimden bir “nun” çıktıysa, o vakit bu incelemede de Nun Masalları anılmalıydı. Çünkü dilim Nihâde’yi okurken aklım Şair Nigar’da takılı kaldı, Nur’un adını söylerken kısık sesli Nazan düştü zihnime. Kocaman bir “nun” ile başladı isim ve ateşe doğru ilerlemeye devam etti. Sandal yapılacak nun, Mansur’u içine alan ateşten bir kazana döndü hikayede.

Hikayeci, her bölümde ateşe doğru yol açıp “hayırlı vakaya” yaklaştırırken beni, nasıl aklıma gelmezdi Nar Ağacı’ndaki seferberlik çağrıları, ocaklar yakacak alevin habercisi.

Yıl 1826, tarih kitaplarında görülen başlık “Vaka-i Hayriye”, parantez içi “Hayırlı Vaka”, içeriği “Yeniçeri Ocağı, II. Mahmut tarafından kaldırıldı” Tarihçi böyle anlatıyor. Ama itirazı var ki Bekiroğlu’nun, hikayecisine “tarih ileriye doğru gitse de gördüğü sadece geçmiştir” diye yazdırmış. Tarihçiyi bırakıp hikayeciye bakıyoruz. Anlatıyor hikayeci; tarih aynı, padişah aynı, başlık aynı, içerik “Yeniçeri Ocağı kaldırılmadı, topa tutuldu” Eski hayatları ve isimleri alınıp, yeni hayatlarında “Yeniçeri” denilerek padişahlarına kul olanların isimleri kendileriyle beraber ateşe verildi.

Bektaşi başlayan yol, Bektaşi hariç bütün tarikatların eliyle yok edildi. Bey’in açtığını padişah kapattı, Bektaşi’nin hoşgörüsü yerini hünkarın adaletine bıraktı ve tarihçiye de bu ateşten geriye “Vaka-i Hayriye” başlığı düştü.

“Bak” diyor Nazan Bekiroğlu, “şu isimlere bir bak, adına Fatih katan bir Mehmet ile isminin önüne ikinci-üçüncü gelen bir mi?” Değil. “Sefere çıkarken yanımızda olanla, saray da oturan bir mi” diyerek sitem ediyor yok edilen Yeniçeri. Değil. “Peki, tüm suç Yeniçeride mi” diye soruyor hikayeci. Değil.

Bana kocaman bir araştırma konusu bırakan bu kitabın incelemesine ben değil hikayeci noktayı koyuyor: “Bazen tarihe, sonsuza değin yok edilmiş bir isimden, kala kala bir muamma kalıyordu.” /s.149/
336 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Hayat bir deftere iz düşülmüş bir isimden başka neydi ki? Diyor kitapta.Çok haklı bir cümle başı belli sonu belli bi defter...

Güzel bir kitap ismin anlamını aşkın anlamını ve her ikisinin bize sunduğu ömrün anlamını çok güzel bir üslupla anlatıyor
336 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Nazan Bekiroğlu çoğunlukla "Nar Ağacı" adlı yapıtıyla bilinir fakat bütün güzel eserlerinin içinde en güzel, en özel bir eseri var ki; o da "İsimle Ateş Arasında"dır. Birkaç yıl arayla tekrar tekrar okunacak bir kitap. Her okuyuşta ayrı bir keyif vermekle kalmıyor, kitabın daha önce dalmadığınız farklı derinliklerine dalıyorsunuz.
336 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitabı daha önce defalarca elime alıp birkaç sayfa okuduktan sonra bıraktım hep. Yıllardır durur kitaplıkta ve ben üzerinden bilmem kaç yıl geçtikten sonra bu kitaba yeni bir şans vermeye karar verdim. Ne olursa olsun yarım bırakmayıp bitireceğime dair kendime söz verdim. Lakin kitabı okudukça iyi ki dedim iyi ki şimdi okuyorum bu kitabı.
Belki daha evvel okusaydım böyle anlam yüklemez, bu denli güzel anlayıp yorumlayamaz ve böyle sevmezdim.

Kitabın ne anlattığına gelecek olursak padişahlar ile yeniçeriler arasındaki ilişkiyi, ocağın bozulma nedenlerini ve Yeniçeri Ocağının lağvedilmesini anlatıyor. Ancak bunu o kadar güzel anlatmış ki yazar, birkaç sayfa önce padişaha hak verirken birkaç sayfa sonra yeniçerilere hak verirken buluyor insan kendini.

Kitabın içinde bir de güzel aşk hikayesi var ki okurken insan kâh Nihâde olmak istiyor, kâh Mansur.Ancak isimle ateş arasında her şeyin sonu olduğu gibi onların da mutlak bir sonu var.

Son olarak kitabın üslubu bir şiir kadar latif ve bir su kadar duru. Eğer tarihe ilginiz varsa bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
336 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
İtiraf edeyim kitabı okumaya başladığımda nerdeyim, ne oluyor, kim nerde, hangi zaman, kim kimin yerinde kafam allak bullak oldu. Acaba bırakıp başka kitaba mı yönelsem diye de geçirdim içimden. Fakat okudukça da sonu nasıl gelicek diye heyecan uyandırdı. Sonuç olarak yine çok çok beğeni ️

İki ana öykü üzerine, üç farklı ağızdan anlatılan bir kitap.

İlk öykü ”Numan ile Nihade arasındaki aşk”ı anlatıyor.

İkinci öykü ise ”Yeniçeri Ocağı’nın kuruluş, bozuluş ve yıkılış öyküsü”nü. Buna dayalı olarak, Osmanlı Devleti’nin Yeniçeri askerlerinden ne denli koptuğunu.

İlk öykü Mansur’un adını satın alarak yerine geçen Numan ağzı ile anlatılırken; ikinci öykü kısmen Yeniçeri kısmen Osmanlı padişahları ağzından anlatılmış.

Nezuka, Üçüncü Murat, şehzadeler, Genç Osman, Dördüncü Murat, Üçüncü Selim, Üçüncü Mustafa, İkinci Mahmut ve Yeniçeri kâtibi romandaki başlıca öykü kahramanlarıdır.

Kitapta;

”Nezuka adlı bir çocuğun küçük yaşlarda devşirme olarak alınması, ailesinden ve vatanından koparılması, dilini ve kökünü unutması, Yeniçeri Ocağı’na katılmak üzere yetiştirilmesi...

Üçüncü Murat döneminde Yeniçeri Ocağı’ndaki ilk bozulma”...

Kafeslerde kapalı ve halktan uzak bir yaşam sürdüren “şehzadeler”...

Yeniçerilerin “Genç Osman”ı acımasızca katletmeleri”...

“Dördüncü Murat”ın, yolsuzluklar ve rüşvetle yaptığı mücadele...

Yönünü batıya döndüren yenilikçi ve çağdaş Padişah, Üçüncü Selim”in yeniçerilerce öldürülmesi...

“Üçüncü Mustafa”nın çöküş döneminin çaresiz ve adını tarihe yazdıramayan padişahlarından olduğu...

”Sultan İkinci Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırması... anlatılıyor.
336 syf.
·15 günde·10/10
Bekiroğlu'nun kalemi koca bir okyanusu içinde barındırıyor. Okuyucuyu her dokunuşta damla damla besliyor ama o ne beslemek. Çorak yüreklere baharı yeniden yaşatıyor. Nasıl günebakan çiçekleri güneşe eğilim gösteriyorsa bizde onun sözlerine doğru akıp gidiyoruz. Aynı denize kavuşmaya sevdalı nehirler gibi.. Bekiroğlu'nun Ömrü bereketlendiren kitaplarına sevdalı bu yürek hangi kitabını okuyup rafa yerleştirse. Bu kitap benim için vazgeçilmez diyorum .İşte bu tam da böyle bir kitaptı "İsimle Ateş Arasında". Derin bir aşk  hikayesi... Ve Tarihin tozlu sayfalarında yer almayan padişahların, şehzadelerin, yeniçerilerin duygu dünyalarını motif motif öyle güzel işledi ki.. İnsan okurken o dönemleri daha iyi anlıyor.. Elinde bir bardak su vardır sadece bir bardak su. Hani su bitmesin diye kana kana içemezsin ya yudum yudum içersin ya işte bu kitapta benim için öyleydi. Sen yaz biz okuyalım.. Kitap kokusuyla kalın dostlar.
"Bir isim bir şey söylemediğinde hikaye bitti demektir. Benimki öyle değil. Bir ismi hatırlatırken ben, bitiyor hikaye. Başka bir şey değil, bir isim kalsın ondan geriye diye. Siz. Onu tanıyın diye : İsmi? İsmi Numan'dı onun"
"Her şey bir isim kalsın diye geriye.
Ama. Kimin ismi kalacak geriye?"
"Kağıdı tutuşturan kalemdir. Duman isimlerden yükselir. Olacakları yazan kitapla olmuşları yazan defter arasında. İnsan için dünya hayatı : Oyalanma!"
"Tarihçi en çok da kendi gördüğüne inanır"
"Geçmiş yerinde durur, sabittir, tektir. Tarih, aynı geçmişe bakarak yazılsa da, çoktur, değişkendir. Bu yüzden tarih yazı olsa da, neticede sadece, aynı geçmiş üzerinde yapılan bir okuma denemesidir."
"Bir isim koymakla başlar herşey. Bir ismi kaldırmakla biter aynı şey."
"Kağıt üzerinde yaşanmış bir hayatın ateşten başka nasıl sonu olabilir ki?"
"Değil mi ki mir madalyonun yüzüne sığacak resmi yapılsaydı bu şehrin, ya suyun ya ateşin resmini yapmak lazımdı. Fetih hikayesi bir bahar şehrayininde önce meşale. Sonra duman, sonra ateş. Fetihten sonra ise deprem ve yangını İstanbul'u en büyük düşmanları. Bu yüzden yerli ve yabancı seyyahlarla yerli vak'a yazıcıları asırla boyunca savaşlar kadar da İstanbul yangınlarını anlattı."
" Giderek hafifledi dünyanın içimde tuttuğu yer"
"Bir isim bir şey söylemediğinde bir hikaye bitti demektir."
"Gökyüzünün haritasını denizden çıkarmak mümkündü"
"Başlarken muhteşemdik, biterken tükenmiştir"
"Adı koyılmamış hiçbir şeyin gerçek anlamda var olduğuna ikna olmayan bir kalbin sahibiyim ben."
336 syf.
·7/10
Nazan Bekiroglu'nun düşünce dünyasını ve cümle yapısını sevenler bunu da beğenecek lerdir. Olayın içerisine alıp sürüklüyor, fakat okuması biraz ağırdı. 7 yıldız
336 syf.
Şimdi size söylüyorum ki:O da kendi ismiyle çağrılacak.Ama yarası ile tanınacak.
Bir isim bir söylemediğinde hikaye bitti demektir.Benimki öyle değil.Bir ismi hatirlarken,ben bitiyor hikaye.Başka birşey değil,bir isim kalsin ondan geriye.Siz.Onu tanıyın diye:İsmi?İsmi Numan'di onun.
Kalplerin tarihçesi yazilmadikca ne tarihe ne romana inanmayacagim...
Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden yine müthiş bir kitap...İnsanlara hep birşeyler katan
eksiltmeyen bir yazar...
336 syf.
·22 günde·10/10
Yazarın dili kullanım becerisine, geniş kelime haznesine ve anlatım kusursuzluguna hayran olduğumu her fırsatta dile getiriyor benden kitap önermem istendiğinde onun eserlerini söylüyor, derslerimde onun denemelerini okuyorum. Yani bunca sevmek varken kitabı nasıl yorumlayabilirim bilmiyorum zaten bu bilmeme durumu nedeniyle geç kaldım yorum yapmaya.

Ana hikayeyi, aralarda bulunan kısa hikayeleri çok severek okudum. Bazen karakterlere kızdım bazen hatta çokça hak verdim, duyguları sonuna kadar yaşatabilen bir kitaptı. Bu arada kitabı 3. okuyuşum. :)) Defalarca da okuyabilirim.

Yazarı ilk defa okuyacaklar için bu kitap biraz ağır gelebilir. Bu kitaptan sonra da Cam Irmağı Taş Gemi kitabını öneririm. Nihade'nin Beşinci Defteri orada.
Sözün özü Nazan Bekiroğlu'nu mutlaka okuyun efenim, ruhunuz çiçekler açsın, mayıs gülleri ile donansın. ;))
336 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Kitap bir gece ansızın gözüme takılmış, elime alıp açtığımda denk geldiğim:”Adı koyulmamış hiçbir şeyin gerçek anlamda var olduğuna ikna olamayan bir kalbin sahibiydim ben. Hayatı kelimelerle hükmeden biriydim ben” cümlesiyle okuma isteği uyandırmıştı bende. Nazan Bekiroğlu’nu anlamam için daha çok okumam lazım sanırım. Okuyanlar bilir, farklı bir kalemi vardır, hayal dünyası başkadır. Kelimeleri bir nakış gibi işler. Bu kitabında da tarihle karışık bir aşktan bahsediyor. Her şey bir isimle başlamıştı. Tarih oldum olası zorlandığım bir alan, ders olarak algıladığım için belkide sevemiyorum, tarihi bilgim de yetersiz olduğundan süleyman, osman, fatih, yeniçeri diye bahsettiği bölümlerde acaba kurgu mu gerçek mi sorgulaması yaşadım. Biraz gerçek, biraz kurgu.. Ruha dokunan bir yanlarının olduğu ise tartışmasız. Nihade’nin koku bilgisi çok dikkatimi çekti. Koku hafızası diye bir şey var. Bu çok ilginç. Hangi bitki ne zaman yetişir, ne zaman toplanır, nasıl koku verir bunları öğrenmek güzeldi. Her okunuşta farklı algılanacak türde bir kitap. Bitirdim fakat tam olarak bitmedi benim için. Bir kaç yıl sonra tekrar okumak isterim. Cesaretiniz varsa Nazan Bekiroğlu’nun kalemiyle tanışın isterim.

“Hikmetleri kelimelerin kalplerine indiren Allah'a hamdolsun..”

“Kendi içimden başka bakacak yerim kalmayınca fark ettim insan kalbinin ne kadar çok duygusu olduğunu.”

“İnsan ömrünün bir anlık rüya olduğunu kêlamımla bildim de hissimle yaşayamadım."
Uyumayı, sınırsız gibi görünen bir uykuyla uyumayı ve arkasından aydınlık bir rüya görerek hiçbir şey olmamış gibi uyanmayı diledim.
Uyku da ölüm kadar uzaktı..
Değil mi ki sazlıktan kesilen kamış içinden bir nefes geçip de âh ettiğinde. Hatırlamak an meselesi olurdu...
Öğrendim ki.
Aşkın alevi de olsa imanın ateşi de olsa,
eğer beslenmezse her ateş sönüyordu..
Ateşi besleyen şey ise aynı zamanda onu söndürebilecek olan şeydi aslında:
Rüzgâr!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İsimle Ateş Arasında
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753627184
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikâyesi...

Bir yanda, başlarken muhteşem biterken tükenmiş yeniçeriler... Bir yanda, satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan... Bir yanda, kokuların ruhunu bilen, Numan'ın baştan ayağa aşk eden Nihâde... Diğer yanda, Yeniçeri Ocağı, Numan ve Nihâde üçgenine bağlanan küçük hikâyeler...

Her şey Numan'ın kalbinden ve Yeniçeri Ocağı'ndan kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatıyor. Yerli bir bakışla...
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 1.066 okur

  • Mor Mürekkep
  • Hatice Çakıcı
  • Taner Tan
  • Betül Yıldırım
  • Bünyamin.
  • Behiye Özaltın
  • Sema
  • miss owl
  • Gecekuşu
  • Ayşe Belpınar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.5
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%39.2
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%3.7
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.3
Erkek
%26.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.2 (89)
9
%21.7 (60)
8
%25 (69)
7
%8 (22)
6
%5.4 (15)
5
%4.3 (12)
4
%1.4 (4)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%1.1 (3)

Kitabın sıralamaları