Islak Kentin İnsanlarıZerrin Koç

·
Okunma
·
Beğeni
·
451
Gösterim
Adı:
Islak Kentin İnsanları
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
238
ISBN:
9789758440429
Kitabın türü:
Yayınevi:
Can Yayınları
Islak Kentin İnsanları, geçmişle siyasal bir hesaplaşma amacı gütmeyen, ama sıradan insanın gündelik yaşamını üç kuşak boyunca anlatan, adsız kahramanların oluşturduğu bir roman. Metnin akışı içinde resmi tarihin ünlü kişileri yer yer boy gösterseler de, bunlar, romanın artalanında yer almış gölgelerdir. Romanda ustaca çizilen Islak Kent, kendi kültürünü dilediğince üretememiş, ürettiğini de koruyamamış bir Karadeniz kentidir. Göçle gelenler, kendi kültürlerini de birlikte getirerek, varolan kültürü de yok etmişlerdir. Ortaya bir karikatürleştirme çıkmıştır. Bu da, yazarı, yer yer kara mizah çizimlerine götürmüştür. Islak Kentin İnsanları, böyle bir göçle başlar. Kerim Bey, sevgili karısı Lola Hanım'la, Buhara'dan yola koyulup Anadolu'ya geldiğinde yıl 1900'dür. Bu çekirdek aileden yola çıkarak yüzyıl sonuna kadar uzanan süreci işleyen Zerrin Koç, bu sürecin içine, giderek çoğalan aile bireylerinin, değişen toplumla birlikte yaşadıkları ilginç serüvenleri yerleştirerek, ustaca bir kurgu içinde 100 yıl süren bir sürecin romanını yazmış. Bir ilk roman olmanın çok ötesine geçen Islak Kentin İnsanları'nın edebiyatımıza iyi bir romancı kazandırdığı inancındayız.
Samsunlu olmanın en bariz yansımalarından birisi de içinde ‘Samsun’ geçen bir şey gördüğünde kalp atışlarının hızlanmasıdır. Bu, gurbette bir 55 plaka olabilir, televizyonda Samsun’u gösteren bir program olabilir ya da herhangi bir sanat eserinin Samsun’dan söz ediyor olması da olabilir.

Bu anlamda Zerrin Koç’un Can Yayınları etiketli ‘Islak Kentin İnsanları’ romanı bir Samsunlu olarak beni elbette cezp etmişti. Malumunuz, konusu Samsun’da geçen roman sayısı oldukça az.

Kitabın niteliği, başarısı, edebi değeri… Bence hepsi bir tarafa konmalı. Öncelikle bir Samsunlu olarak Sayın Zerrin Koç'a teşekkür etmek isterim. Buhara'dan başlayan bir aile hikayesi var kitapta. Özbek olan bir ailenin 1910'larda Samsun'a göç etmesiyle hikaye yol alıyor. İçinde Samsun olmasından dolayı da olabilir, benim için hacimli bir kitap olmasına rağmen çok çabuk okunan bir roman oldu. Şehrin 1912'lerden başlayıp 1986'ya kadar uzanan serüveni bu Özbek ailesinin dördüncü kuşak torunlarına kadar uzanıyor. Ancak oldukça hüzünlü bir serüven bu. Roman için bir ‘şaheser’ demek mümkün değil, başarısız da denilemez tabii.

Şöyle tarif edeyim, Yaprak Dökümü'nü hatırlayın ve sonra onu Reşat Nuri'nin değil de Kemalettin Tuğcu'nun yazdığını hayal edin... Öyle bir havası da var sanki kitabın.
Olumsuz olarak şunları söyleyebilirim. Yazar ölüm temasını çok fazla ve yerli yersiz kullanmış. Romandaki kötüler hep kötü; mesela Feyzi Amca. Mesela mübadil ailenin şirret kızı... Mesela Trabzonlu Sezai Bey ve üstelik Sezai çift kişilikli, hatta deli, pis, Allah inancı da olmayan bir iğrenç herif.

Romandaki üç kız kardeş de anneleri gibi oldukça bahtsızlar.

Samsun'un eski hallerini vermesi oldukça güzeldi. Subaşı, Saathane, Demirciler Çarşısı ve hatta Söğütlü Bahçe geçiyor romanda. Meğer bir mesire yeriymiş eski Samsun'da. Hacebe Mahallesi diye bir yer hakikaten var mıydı bilemiyorum. Anladığım kadarıyla bugünkü Site Camiinde Çiftlik’e çıkan ve 23 Nisan Okulunun arka taraflarını kapsayan bir alan anlatılıyor.

Tarihlere dayalı bazı mantık hataları var kitapta; fazla kafaya takmazsanız sorun teşkil etmez.

Demokrat Parti, Halk Partisi çekişmesi Samsun özelinde verilmiş.

Dil konusunda genel bir sorun yok ama iki kelime fazla zorlama olmuş ve o kadar çok kullanılmış ki, kulak tırmalar hale gelmiş. Neler mi? Yazarın, öztürkçe(!) tercihi nedeniyle 'ertesi' yerine 'devrisi' ve 'hareket' yerine de 'devinim' kullanması zorlayıcı olmuş biraz.

Yaşım itibarıyla bilemiyorum ama hikayede geçen bazı aileler ve isimler muhtemelen gerçek kişi ve ailelere dayanıyordur. Buhara'dan altınlarla gelen Turgut Bey gibi, Sabuncu ve Kalkavan aileleri gibi...

Ama genele baktığımızda okunası bir kitap Islak Kentin İnsanları; üstelik Samsun var içinde. Öyle ya, daha ne olsun?
Buhara da başlayan 100 yıllık bir öykü... üç kuşak.. acılar sevinçler...
karakterler çok iyi çok zengin... samsun da 1917 1932 yılları ve ilişkileri çok iyi verilmiş... titizlik ile çalışılmış belli...
tavsiye ederim...
O yıl ( 1950’ler ) tüccar sayısı oldukça çoğalmış. Özellikle tütün işi büyük bir tırmanış göstererek, ticaret yaşamında ilk sıraya yerleşmiş görünüyor. İkinci sırada tekstil ürünlerinin toptancıları göze çarpıyor. Zahireciler Saathane Meydanı’nı tutarken Subaşı, zanaatçıların elinde. Ünlü bakırcılar yokuşu, torna tezgâhları, ayakkabı yapımcıları, terziler, eczacılar, yorgancılar, doktor muayenehaneleri gene aynı yerde. Kereste piyasasına, batı Trakya ve Yugoslavya’dan gelen göçmenler hakim durumda. Saathane Meydanı’nın dik uzanan sokaklarında kuyumcular bulunuyor. Şehir o günlerde ilçe ve köylerin akımından uzaktır. Ekonomik gücün yarattığı sosyal yapıdaki ayrım oldukça belirgin. Şehir kulübü üye seçiminde oldukça titiz davranmakta, zanaatçı tek üye kabul etmemektedir.
Zerrin Koç
Sayfa 200 - Can Yayınları
( 1945 yılında ) Samsun halkının en önemli özelliklerinden biri giyime kuşama olan düşkünlüğüydü. Genç kızlar, vistra adı verilen yumuşak keten elbiselerin üstüne dekor alırlardı. Dekor, günümüzdeki tüniğin o zamanki adıydı. Uzun kollu, kalçaları örten tek düğmeli ayrı bir giysiydi bu. Tek düğme kapatılmazdı. Ayakkabılar, dolgu ökçeli, tokalı ya da zincirli olup, el yapımıydı. Kız çocukları daha çok gropdechen ya da birman adı verilen, canlı renklerden oluşan kumaşlardan hazırlanmış giysiler kullanırdı. Orta sınıfın altındakiler mevsimine göre, basma, poplin, divitin, pazen kumaş kullanıyorlardı. Erkekler bol paçalı keten ya da yünlü kumaşlardan hazırlanan kemer altından serbest pensli pantolon, üstüne de Frenk yakalı gömlek, yelek, ceket ve fötr şapka alırlardı…
Zerrin Koç
Sayfa 142 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Islak Kentin İnsanları
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
238
ISBN:
9789758440429
Kitabın türü:
Yayınevi:
Can Yayınları
Islak Kentin İnsanları, geçmişle siyasal bir hesaplaşma amacı gütmeyen, ama sıradan insanın gündelik yaşamını üç kuşak boyunca anlatan, adsız kahramanların oluşturduğu bir roman. Metnin akışı içinde resmi tarihin ünlü kişileri yer yer boy gösterseler de, bunlar, romanın artalanında yer almış gölgelerdir. Romanda ustaca çizilen Islak Kent, kendi kültürünü dilediğince üretememiş, ürettiğini de koruyamamış bir Karadeniz kentidir. Göçle gelenler, kendi kültürlerini de birlikte getirerek, varolan kültürü de yok etmişlerdir. Ortaya bir karikatürleştirme çıkmıştır. Bu da, yazarı, yer yer kara mizah çizimlerine götürmüştür. Islak Kentin İnsanları, böyle bir göçle başlar. Kerim Bey, sevgili karısı Lola Hanım'la, Buhara'dan yola koyulup Anadolu'ya geldiğinde yıl 1900'dür. Bu çekirdek aileden yola çıkarak yüzyıl sonuna kadar uzanan süreci işleyen Zerrin Koç, bu sürecin içine, giderek çoğalan aile bireylerinin, değişen toplumla birlikte yaşadıkları ilginç serüvenleri yerleştirerek, ustaca bir kurgu içinde 100 yıl süren bir sürecin romanını yazmış. Bir ilk roman olmanın çok ötesine geçen Islak Kentin İnsanları'nın edebiyatımıza iyi bir romancı kazandırdığı inancındayız.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Nc
  • SEMRA ŞENTÜRK
  • Umut Mahfuz
  • Mehmet Y.
  • özlem çetin
  • Selver KONAK

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%0
8
%50 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0