İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1220
Gösterim
Adı:
İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar
Baskı tarihi:
13 Ekim 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050801316
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"İlkokula girişimin ikinci veya üçüncü haftasında bize dünyanın yuvarlaklığını öğreten hanım hocamız, İslam bilginlerinin dünyanın bir öküzün boynuzunda taşındığına inandıklarını anlatıyordu. Ben zavallı çocuk, 30 yıl kadar sonra, Müslümanların ekvatorun uzunluğunu daha 9. yüzyılda birkaç metotla 40.000 km. kadar ölçebildiklerini öğreneceğimi nasıl bilebilirdim?"

İslam'ın ilk ortaya çıktığı yıllarda Arap Müslümanlar ancak parmakla ya da kafada hesaplamayı biliyorlardı. Okuyup yazma bilenlerin sayısı çok azdı. İslam ilk otuz veya kırk yıllarında o devrin meskûn yerlerinin büyük bir kısmını hükmü altına almış, bilim merkezlerini ele geçirmişti. Oradaki bilim temsilcilerine ister Müslüman olsunlar ister olmasınlar büyük tolerans göstermiş, değer vermiş, hocalıklarını kabul etmişti. Bilime ve öğrenmeye karşı çok kısa bir zamanda çok canlı bir atmosfer ve bir susama ortaya çıkmıştı.

Şüphesiz Müslümanlar diğer kültür dünyalarından, bahusus Yunanlılardan aldıkları bilimleri geliştirdiler, yeni bilimler ortaya koydular ve gelecek kuşakların kuracağı bazı bilimlerin yollarını döşediler. 
(Arka Kapak)
176 syf.
·Beğendi·10/10
Abdulhamitin politikalarindan biri de Batı dünyasının ayna arkasına saklanip bizlere sadece kötü yonlerimizi hatırlatmalari karşısında ezilip buzulmemizi engellemekti. Bu bağlamda ülkemizde olanlara birebir haberleri yaymistir. (Bu kitaptan bir alıntı değildir) ki artık insani olan şeylerden utanç duymayalım. Tıpkı bunun gibi, her şeyi batıya atfedip. Onlar başarılı Onlar yapıyor, Biz kötüyüz demek yerine artık geçmişimize sonra içimize bakmanın zamanı geldi. Gerçekleri öğrenmeli ve kim olduğumuzu bilmeliyiz. Herkesin okuması gereken bir kitap. Ölmeden önce okunması gereken kitaplar listemde. Belki geçmişimizi bilseydik geleceği elimizden dusurmezdik. Sımsıkı tutunalim. Geçmiş insana sevk verir güç verir.
176 syf.
·Beğendi·10/10
Müslüman bilim adamları ve İslam ile gurur duyacaksınız. Artık Batı'yı özenmek istemeyebilirsiniz hatta Doğu'dan bile nefret edebilirsiniz çünkü sahip olduğu şeyleri yitirmiştir. Utanç duymadan müslüman gibi yaşayabilirsiniz.
176 syf.
·10/10
Kitap yazar Fuat SEZGİN'in çeşitli etkinliklerde yaptığı konuşmaların derlenmesi ile oluşturulmuştur. Hayatını bilim tarihine özellikle de islam bilim tarihine adamış olan Fuat SEZGİN, günümüz biliminin oluşmasında (Avrupa Bilimi) müslümanların büyük katkılarının olduğunu gittiği her yerde anlatmaktadır.
İslamiyetin kabulünden sonra fethedilen topraklarla ele geçirilen bilimsel ve kültürel birikimler vasıtasıyla bilime ilgi duymaya başlayan müslümanlar, özellikle yunan bilim kitaplarını Arapça'ya çevirmeye başlamışlardır. Adeta bilimsel bir susamışlıkla ele alınan bu çevirmeler neticesinde bilim üretilmeye başlanmıştır ve 16.yy' a kadar devam etmiştir. Çeşitli yollarla Avrupa'ya ulaşan müslüman bilginlere ait eserler 17.yy' da latinceye çevrilmekte fakat yazarın iddiasına göre atıf yapma konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Daha sonrasında Avrupa'da 17-18. yy'da başlayan bilim üretme faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Bugün sahip olunan bilimsel bilginin temelinde müslüman bilginlerin eserleri yer almasına rağmen, oluşturulan -yazarın ifadesi ile- "aşağılık" duygusuyla bilimsel dünyaya müslümanların hiçbir katkısının olmadığı, hatta dinin, bilimsel faaliyetlerin önündeki en büyük engel olduğu önyargılarıyla hayatımızı geçiriyoruz.
Geçmişimizi öğrenmek, din ve bilimin birbirine engel olmadığını farketmek için okuyunuz ,okutturunuz.
Hanif
Hanif İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar'ı inceledi.
176 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Müslümanların bilimlere olan katkısını bu zamana kadar az çok biliyordum fakat bu kadar büyük bir etkiye sahip olduklarını kitabı okurken öğrendim. Müslüman bilginler, Islamın gelisinin ikinci yuzyilindan itibaren yaratıcı merhalesi sekiz yüz yıl sürmüş ve modern bilimlerin temelini oluşturmuş bir katkıya sahipler. Ancak avrupalilar tarafindan tamamen göz ardı edilmiş. Bu temel yunanlilara atfedilmis. Oysa ki muslumanlar fetihler arttikca farkli kulturlerle tanışmış onlardaki bilimleri almış ozellikle yunanlardan almış ozumsemis ve bu bilgilerin üzerine çok şeyler katarak yeni bir merhale başlatmış olmuşlar. Kitapta yapılan katkılar detayli bir şekilde açıklanıyor zaten. Ancak Fuat Sezgin hocanin konferanslarindan olustugu için cogu yerde tekrarlar mevcut ancak bu da bilgilerin pekismesini saglamasi hasebiyle olumlu bir katki olarak kabul edilebilir. Temel islam bilimleri alaninda çalışanların muhakkak okumasi gereken bir eser bence.
Birûni 27 yaşındayken 18 yaşındaki İbn-i Sina'yla yazılı bir münakaşaya giriyor. Konu nedir biliyor musunuz? "Işığın sürati ölçüsüz müdür yani lâ mütenahi midir, yoksa zamanla ölçülebilir mi?" Ne müthiş bir şey değil mi!

Böyle bir şey bugünün Türkiye'sinde bile olmaz.
Avrupalıların 18. yüzyıl başına kadar yaptıkları doğruya yakın haritalar, İslam kültür dünyasında yapılan haritaların ya kopyaları ya adaptasyonları veya parça haritaların bir araya getirilmiş halleridir.
Alois Sprenger daha 1864 yılında 10. yüzyılda yaşayan Makdisi'yi kitabının bir yazmasını Hindistan'da bulduktan sonra "yaşamış en büyük coğrafyacı" olarak ilan ediyordu. Daha sonraki etütler gerçekten insan coğrafyasının 10. yüzyıl İslam dünyasındaki düzeyine Avrupa'da ancak 19. yüzyılda rastlanabildiğini kolaylıkla gösterebildi.
Fuat Sezgin ve Oryantalistler -1

Batılı araştırmacıların genelde Doğu, özelde ise İslâm dünyası ile ilgili araştırmalarına oryantalizm (doğu bilim) veya şarkiyatçılık ismi verilmektedir. Oryantalizmin kökleri, bu anlamda Batı’da Batı için Batının yararına yönelik olarak düşünülmektedir. Bahsi geçen öncüllere bizi ulaştıran temel husus, Edward Said’in 26 dile çevrilmiş -çok tartışılan- klasikleşmiş Oryantalizm (1978) isimli kitabıdır. Bu noktada oryantalistler, ‘Sömürgeciliğin Keşif Kolu’nun mensupları olarak nitelendirilmektedir.

Ancak dünya bilim tarihinin son büyük temsilcilerinden olan Fuat Sezgin, oryantalistler hakkında farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Uzun ömrünün altmış yıllık döneminde oryantalistlerle bir arada/ortamda çalışması, danışman hocası Hellmutt Ritter’le beraber araştırmalar yapması, Sezgin’in değerlendirmelerini önemli kılmaktadır. Gerçekten o, farklı bir gözle oryantalist geleneğe bakmaktadır. Oryantalist araştırmacıların, Müslümanların tarih boyunca ortaya koydukları eserlerin ilim dünyasına açılmasındaki katkılarını ‘hürmet’ ve şükranla anmaktadır.

Fuat Sezgin, oryantalistlerin birkaç yüzyıllık gece gündüz yorulmak bilmeyen çalışmalarının bilimler tarihindeki önemini hatırlatırken, bunun çok önemli neticeleri olduğunun farkındadır. Ancak şu itirafta bulunmaktadır: “Bu yerin ne kadar büyük olduğunu gerçeğe yakın bir şekilde öğrenebilmekten çok uzağız veya hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.”

Oryantalistlerin binlerce etütlerine, yayınladıkları metinlere, yazdıkları Arap-İslâm edebiyatı tarihlerine, çıkardıkları ansiklopedilere ve dergilere insanlarımızın ‘yabancı’ kaldığını düşünen Sezgin, onlar hakkındaki olumsuz kanaatlerin Mısırlılarca ifade edildiğini belirtmektedir. Böylece oryantalistlerin İslâm bilimlerine hümanist gayelerle değil, misyoner bir ajanda ile yaklaştığı düşünülmektedir. Fuat Sezgin, sonuçları itibariyle ‘oryantalist’ veya ‘müsteşrik’ olgusunun, misyoner veya en azından ‘kuşkulanılan bir tip’ olarak algılandığını düşünmektedir.

Fuat Sezgin için, ‘her oryantalist ön yargılı değildir’. Bazıları Doğuya ve özellikle İslamî ilimlere olumlu bakmaktadır. Sezgin, birçok oryantalisti ‘hocası’ olarak kabul etmekte ve onlardan ‘çok şeyler öğrendiğinin’ özellikle altını çizmektedir

Oryantalistleri daima hürmetle andığını belirten Fuat Sezgin, onların açmazlarını şu şekilde değerlendirir: “Bazı sahalarda, özellikle teoloji sahasında, onlar Hıristiyan oldukları için başka gözle baktılar. Ama onları affediyorum. Fakat hadislerdeki rivayet zinciri meselesini anlamamış olmaları affedilemez bir şey. Bugün Ezher Üniversitesi profesörleri de bunu yanlış anlıyorlar.” (Sezgin, Bilim Tarihi Sohbetleri)

Hadis alanında büyük bir bilgin olarak Goldziher’in Buhârî ve Müslim için ifade ettiklerinin bir karşılığının olmadığını belirten Sezgin, onun temel düşüncesini şöyle özetlemektedir: “Buhârî’deki bütün hadisler Buhârî’nin devrinde yaşamış olan fikir ekollerinin düşüncelerinden ve icatlarından ibarettir. Yani bunun peygamberle bir alakası yok! Bunlar sadece devrin fikirlerini aksettirir. Buhârî bu fikirleri toplamıştır! Rivayetler zinciri ilave etmiştir, yani uydurmuştur.”

1956 yılında, Buhârî’nin Kaynakları olarak yayınlanan doktora tezinde Fuat Sezgin, bu çalışmasıyla, hadis külliyatının sadece ‘şifahî’/sözlü olarak toplanmadığını, yazılı kaynakları olduğunu ispatlamıştır. Ona göre hadislerin “arkasında yazılı kaynaklar var. Zira önceleri şimdiki gibi kitaplar, dipnot olarak kaynak eser gösterilmezdi, direkt şahıs ismi yazılırdı. Bu rivayet zincirine göre sıralanır, ama aynı zamanda da yazılı bir kaynağa dayanırdı.”

Fuat Sezgin, İslâm dünyasının oryantalistler hakkında yanlış ve olumsuz düşünceleri olduğunu, onların belirli kötü amaçları için İslâmiyet’i eleştirdiklerinin kabul edildiğini ifade etmektedir. Müsteşriklerin yeterince tanınmadığını belirtirken, onları ‘körü körüne’ savunmadığını da söylemektedir. Ona göre bu olumsuz imaj Mısırlı âlimlerce yapılan oryantalizm eleştirilerinin Türkiye’ye girmesiyle ortaya çıkmıştır.

Hıristiyan ve Yahudi oldukları için oryantalistlerin Müslümanların hoşuna gitmeyecek bir takım sonuçlara ulaşmış olabilecekleri hususunun doğruluğuna dikkat çektikten sonra, Sezgin hepsinin iyi olmadığı konusunda da uyarılarda bulunmaktadır. Ancak o, bir noktaya daha dikkat çekmektedir: “Ama içlerinde geceli gündüzlü, İslâm’ın bilimler tarihindeki yerini ortaya koymaya çalışan oryantalistler var. Bu gerçekliği milletime duyurmayı, söylemeyi, insanî ve dinî bir borç olarak telakki ediyorum.”
Fuat Sezgin ve Oryantalistler – 2

Fuat Sezgin, oryantalistlerin bilime Müslüman katkısını araştırırken, büyük heyecan yaşadıklarından bahsetmektedir. O, bir Müslüman olarak kendi tarihini, oryantalistlerden öğrenmekten dolayı büyük bir üzüntü içerisindedir. Ancak, bilginin evrenselliğinden hareketle, müracaat ettiği oryantalist kaynakların değerinin de bilincindedir. Bu kaynakları ortaya çıkaran Batılı araştırmacıları ‘üstadı’ olarak görmektedir.

Sezgin oryantalistlerin, İslâm medeniyet ve kültürünü araştırma azim ve kararlığını zihinsel karışıklıklar içerisinde değerlendirmekte; uyku, yemek, aile ve dostlarından feragat ederek oryantalist öncüllerinin önüne geçmeyi ilmî ve ilahî bir amaç haline getirmektedir.

Kendisinin yirmi sekiz yılını aldığını söylediği coğrafya alanından söz ederken, bu konuda özel bir örneği hatırlatmaktadır. Fuat Sezgin, Ignas J. Kraçkovski (ö.1951) isimli Rus oryantalistten bahsederken, onun İslâm beşerî coğrafyası üzerinde büyük bir heyecanla otuz yıl çalıştığını, bu büyük emeği onun eserini okurken hissettiğini söylemektedir. Kendi kendisine şu soruyu sormadan edemez: “Acaba sen mi bu kültürü daha çok seviyorsun, yoksa bu Rus mu?”

Sezgin, Rus oryantalist Kraçkovski’nin Arapça bir makalesindeki ifadelerinden bize ilim aşkını anlatan şu sözlerini aktarır: “Ben İslâm kültür dünyasına çok kuvvetli bağlarla bağlıyım.”

Kraçkovski’nin İslâm beşerî coğrafyasını ele alan bu eseri, Fuat Sezgin masasının üzerinde sürekli duran bir kitaptır. Ki o, eserden yararlandıkça, müellifle adeta konuştuğunu ifade etmektedir. Çünkü onlarla ilişkisinin derecesini, kendisine verdiği eşsiz katkılar üzerinden değerlendirir. Sezgin, evrensel ölçekteki kitabı on sekiz ciltlik GAS’ın (Arap İslam Bilim Tarihi) 5. cildini -matematiksel coğrafya- onların önemli ve başarılı çalışmalarından yararlanarak yazdığını bildirmektedir. (Fuat Sezgin, Bilim Tarihi Sohbetleri, pınar yay., İstanbul 2019)

Oryantalist tavrın, her zaman müspet etkilerinin görülemeyeceğinin de bilincinde olan Fuat Sezgin, hocası Hellmut Ritter’den bir hatırayı aktarmaktan da çekinmez. 1965 yılında Frankfurt’ta bir konferansında Ritter İslâm kültür ve medeniyeti hakkında konuşurken, İslâm kültür dünyasında her şeyin yerinde kaldığını, hiçbir sahada ilerleme ve gelişmeden bahsedilmeyeceğini anlatır.

“Alman hocam Hellmut Ritter sayesinde”, diyor Sezgin, “Müslümanların bilim dünyasına katkılarını gördüm.” O, Ritter’in bildiği her şeyi kendisine öğrettiğini belirtmektedir. Ancak bu sözler üzerine, Sezgin büyük bir hayal kırıklığı içinde hocası Ritter’i sorguya çekercesine, daha önce kendisine anlattıklarını ona hatırlatır:

“Hocam! Bunları siz söylemiş olamazsınız. Siz, bana 1943 yılında yardımcı dal olarak matematiği almamı söylediniz. O zaman bana İslâm matematikçilerinin, dünyanın en büyük matematikçileri olduğunu söylediniz ve bunlardan el-Bîrunî, İbn el-Heysemî ve İbn Yunus gibi kişilerin isimlerini saydınız. Bana bir zamanlar bunları anlatırken, şimdi İslâm kültür dünyasının geri olduğunu nasıl söyleyebiliyorsunuz?”

Sezgin, hocası Ritter’in o an kızardığını, bir çocuk gibi utandığını ve Arapça şu cevabı verdiğini söyler: “Bu, birden aklıma gelen bir düşünce idi. Bu fikir o an için hoşuma gitmişti. Ben de dile getirdim. Şimdi o düşüncenin şeytani bir vesvese olduğunu görüyor ve Allah’tan mağfiret diliyorum.”(Fuat Sezgin, İslam Bilim Tarihi Üzerine Konferanslar, İstanbul 2018)

İslâm medeniyetinin insanlığa yaptığı bilimsel katkıları çok iyi bildiği halde, yine de oryantalistlerin bakış açısı, diğer kültür ve bilim coğrafyalarını yok sayabilmektedir. Ancak bilge hocamız Sezgin, oryantalist olsun veya olmasın, İslâm bilim tarihinin gün yüzüne çıkmasında büyük katkıları olan bilim insanlarını şükran ve hürmetle anmaktadır. Zira oryantalistler, hepsi olmasa da, Müslüman bilim ve teknolojisini ortaya koymak için var güçleriyle çalışmaktadırlar.

Fuat Sezgin’in ifadesiyle 17. yüzyılda Avrupa, bilimde önder bir konumuna geçti. Bunun sonucunda onlar da (Avrupalılar) üstünlük ve böbürlenme aşamasına geçtiler. Müslümanlarda ise, aşağılık duygusu gelişmeye başladı. Bu tablo halen devam etmektedir.

Sezgin, Avrupalıların/oryantalistlerin, daha mütevazı olup Batılı bilginin gerçek kaynaklarını hatırlamalarını; Müslümanların ise cesaretle ve hamasete düşmeden sistemli bir biçimde çalışmalarını tavsiye etmektedir.
Müslümanlar İber Yarımadası'na uzanmamış olsalardı, Avrupa'nın dolayısıyla dünyanın jeopolitik ve bilimsel kaderi bugün başka olurdu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar
Baskı tarihi:
13 Ekim 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050801316
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"İlkokula girişimin ikinci veya üçüncü haftasında bize dünyanın yuvarlaklığını öğreten hanım hocamız, İslam bilginlerinin dünyanın bir öküzün boynuzunda taşındığına inandıklarını anlatıyordu. Ben zavallı çocuk, 30 yıl kadar sonra, Müslümanların ekvatorun uzunluğunu daha 9. yüzyılda birkaç metotla 40.000 km. kadar ölçebildiklerini öğreneceğimi nasıl bilebilirdim?"

İslam'ın ilk ortaya çıktığı yıllarda Arap Müslümanlar ancak parmakla ya da kafada hesaplamayı biliyorlardı. Okuyup yazma bilenlerin sayısı çok azdı. İslam ilk otuz veya kırk yıllarında o devrin meskûn yerlerinin büyük bir kısmını hükmü altına almış, bilim merkezlerini ele geçirmişti. Oradaki bilim temsilcilerine ister Müslüman olsunlar ister olmasınlar büyük tolerans göstermiş, değer vermiş, hocalıklarını kabul etmişti. Bilime ve öğrenmeye karşı çok kısa bir zamanda çok canlı bir atmosfer ve bir susama ortaya çıkmıştı.

Şüphesiz Müslümanlar diğer kültür dünyalarından, bahusus Yunanlılardan aldıkları bilimleri geliştirdiler, yeni bilimler ortaya koydular ve gelecek kuşakların kuracağı bazı bilimlerin yollarını döşediler. 
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 62 okur

  • Beyza er
  • B.Abnz
  • Enes Türker
  • Semih Ökten
  • Faik SAĞLAM
  • M.Snbv
  • Albert
  • Emine Esra DEMİREL
  • Enderuni
  • Bilal Akpınar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.2 (12)
9
%21.7 (5)
8
%17.4 (4)
7
%4.3 (1)
6
%4.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0