·
Okunma
·
Beğeni
·
1
Gösterim
Adı:
Islâm ' da Felsefe Akımları
Baskı tarihi:
31 Aralık 1997
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitabevi
İzmirli'nin önemi, yalnız eserlerinin değerinden ileri gelmez; kimi bilim dallarında "kurucu" bir görev yapmasından da kaynaklanır. Söz gelimi İzmirli, Türkiye'de felsefe tarihinin gerçek anlamda kurucusudur. Kendisinden önce bu alanda yapılmış bir çalışma yoktur ve bu çalışmaları, sonraki tüm çalışmalara öncülük, kaynaklık etmiştir. Ama ne yazık ki, O'nun bu alandaki çalışmaları da, tıpkı Kelam alanındaki özgün çalışmaları gibi, sürdürülüp geliştirilememiştir.
İzmirli'nin bu "kuruculuk" yönü ve eserlerinin değerini, başka bir düşünce tarihçimiz Hilmi Ziya şöyle açıklar: "Tahsili mektep ve medrese olduğu için, Şark ve Garp arasında köprü olan neslin tipik örneği olarak gösterilebilir. İslam Felsefesinde, Kelam ve Fıkıhta yeni metodları kullanarak, kurucu denecek derecede tarihçi meziyeti göstermiştir. Kendisinden önce bu ilimlerin tarihini inceleyen gelmemiştir. Bazı eksikleriyle birlikte, her üç ilmin tarihinde çağdaş düşünce açısından yaptığı incelemeler emsalsiz değerdedir. Kitaplarında derin tahlile girmekten ziyade kısa ve açık ifade ve özetler vermeyi tercih eder. Sınıflamalara ve bibliyografik bilgiye değer verir. Kelam problemlerini, Ortaçağ kanıtları ile bırakmayarak aynı problemlerin karşılığı olan batı Ortaçağı ve modern filozofların kanıtları ile karşılaştırmaktadır." (H. Ziya Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, s. 276)
İzmirli'nin felsefe alanındaki bir bölümü kitaplaşmış önceki çalışmaları da önemlidir; ama O'nun asıl kuruculuk niteliği, bu alandaki kitaplaşmamış son çalışmasında kendini gösterir: İslam'da Felsefe Cereyanları. Darülfünun İlahiyat Fakültesi Mecmuası'nda bölümler halinde yayımlanan bu özgün çalışma, kimi eksiklerine karşın, bugün bile aşılamamış, kaynaklık niteliğini yitirmemiştir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
İç etken, toplumsal kökendir. İbn Haldun'a göre, her toplum göçebelik, savaşçılık ve yerleşiklik (kentlilik) olmak üzere üç aşamadan geçiyor. Her toplum bir kabile olarak ortaya çıkıyor. Çöllerde ya da vadilerde göçebe halinde yaşıyor. Sonra ilerliyor, kendinden daha zayıf olan uygar bir topluma savaş açıyor. Sonra uygarlaşıyor, kentlerde yaşıyor, ülkeler kuruyor, meclisler oluşturuyor, yasalar yapıyor, bilimleri, güzel sanatları geliştiriyor, zevk ve eğlenceye yöneliyor. Böylece savaşı, karşı durmayı unutuyor, gittikçe zayıflıyor. Sonunda, ikinci aşamada bulunan savaşçı bir kabile ona üstün gelerek perişan ediyor, başına geçiyor. İşte insani hareket böyle sürüyor. Toplumlar kalkıyor, düşüyor; bir devlet yükseliyor, geriliyor, yeniliyor, diğer bir devlet güç kazanıyor, yardım görüyor, egemen oluyor. Toplumlara egemen olan doğa yasası budur. Uygarlaşma, ancak devlet ve saltanattan sonra gerçekleşir.
İbn Rüşd, kadın hakkındaki düşüncelerini, hukuk ve felsefe anlayışı gereği geniş biçimde açıklıyor. Buna göre Islam hukuku kadının erdemlerini
kabul etmiştir. Ôrgensel yapısı ve bunun sonucu olan ruhsal durumlardan kaynaklanan kimi hususlar dışında kadın erkeğe eşittir. Yaratılışına uygun biçimde hakları verilmeli, yüksek görevleri teslim edilmelidir. Kadın da erkek gibi düşünce bağımsızlığına, istem (irade) bağımsızlığna sahiptir. Biri diğerine tahakküm etme hakkına sahip değildir. Her biri düşüncelerinde, istemlerinde, eylemlerinde özgürdür. Bir kadın da erkek gibi öğrenim görür, tüm alanlarda uzmanlaşabilir, müftü, müderris (öğretmen), müctehid olabilir.Kadın da erkek gibi kendi başına iş yapabilme yetkisine (velayet) ve tüm medeni haklara tam olarak sahiptir. Hukuki sözleşme ve işlemlerde erkekten hiçbir farkı yoktur. Malında dilediği gibi tasarruf eder. Şahit olur, vekil olur, kefil olur, ortak olur, dava açar, ticaret yapar, vasi olur, toplumsal yaşama atılabilir. Nikah hukuki bir sözleşmedir. Bu nedenle temel hakları kesinlikle değiştirmez. Ceza mahkemelerinde yargıç olur. 62) İslam hukukunun (fikıh) özel deyimiyle "Emri bi'l-maruf, nehy ani'l-münker" (iyiyi emretme, kötüyü engelleme) görevi üstlenebilir. İslam hukuku yalnız aile ocağını söndürmeye yönelik durumları yasaklar. İbn Rüşd'e göre kadın ile erkek eşittir. Aralarında mahiyet değil, yalnız derece farkı vardır. Kadın erkeğin ehil olduğu herşeye ehildir. Savaş, felsefe ve benzeri gibi erkeklerin yaptığı her şeyi yapabilir. Ne ki erkeklerden daha
zayıftır. Bununla birlikte, müzik alanında olduğu gibi, kimi alanlarda da erkeklerden daha üstündür. Müziğin en yetkin düzeyi, erkek tarafindan bestelenmek, kadın tarafından çalınmak ve icra edilmekle gerçekleşir. İbn
Rüşd, Kuzey Afrika'daki bazı örnek ve uygulamalarla kadınların savaşa
ehil olduklarını kanıtlıyor. 63) Kadınların yönetimi ellerine almalarında bir sakınca, korkulacak bir durum görmüyor. İbn Rüşd, daha sonra şunları ekliyor: "Bugünkü toplumsal durumlarımız, kadınlarda bulunan zenginlik kaynaklarını, gizli güçleri anlamamıza izin vermiyor. Kadın, sanki yalnız çocuk doğurmak ve emzirmek için yaratılmıştır. Kadınlara yüklediğimiz bu hizmetçilik, onlardaki büyük işleri yapabilecek bütün güçleri, akli yetenekleri bitiriyor. Bu nedenle içimizde üstün, ünlü kadınlar bulunmuyor. Bitkisel bir yaşam sürdürüyorlar. Kocalarina yük oluyorlar. İşte ülkemizi tahrip eden sefalet bundan ileri geliyor. Çünkü kadınlar burada erkeklerden iki kat daha çok olmalarına karşın, emekleri ile zorunlu gereklerini bile karşılayamıyorlar. Böylece toplumun üçte ikisi, bir parazit gibi üçte birin üzerinde yaşıyor."
Dokuz yüzyıl sonra Misır'da Kasım Emin Bey, Tahrirül-Mer'e (Kadının Özgürleştirilmesi) ve el-Mer'etü'l-Cedide (Yeni Kadın) adlı yapıtları ile İbn Rüşd'ün bu düşüncelerini yeniden gündeme getirdi. Ülkemizde de Kurtuba yargıcı ve Endülüs filozofunun düşünceleri yaygınlık kazanmaktadır.
el-Gazali, kendinden önce geçen düşünce sahibi üstadlarına karşı çıkarak akli bileşimleri, türel mahiyetlerin dış dünyada varlığını kabul etmiş, kanıtların yansımasını reddetmiş, mantık ilkelerini benimsemişti. el-Gazali, "mantık bilmeyenin bilgisine güvenilmez" diyerek mantığı bütün bilimlerin öncülü durumuna getirmişti.
İlk zamanlarda Yunan felsefesi tam olarak kavranamadı. Çünkü muhtelif dillerden aktarılan felsefe sistemlerini henüz bir bilim dili olamaya Arapça ile felsefeye alışkın olmayan bir zihne yerleştirmek güçtü. Aristoteles'in iyice anlaşılarak mükemmel çevirilerinin yapılabilmesi için Türk filozofu Farabi'yi beklemek gerekiyordu.
Türk filozofu Ebu Nasr Muhammed Farabi, insanlığın nadir yetiştirdiği dahilerden birisidir. İslam dünyasında Farabi çapında ikinci bir filozof
gelmemiştir. Doğuda felsefenin tam anlamıyla kurucusu olmuş; Aristoteles, Farabi'nin çabasıyla düşünce dünyasına hakim duruma gelmişti.
İbn Rüşd, cumhuriyetin geniş ölçüde gerçekleşme ölçütü olarak kabul ettiği adalet ve zulüm kavramları üzerinde kalem oynatıyor. Zalim yöneticiyi, "halka, halkın çıkarları için değil, kendi çıkarları için hükmeden" kimse biçiminde tanımlıyor. En kötü zulmün din adamlarının zulmü olduğunu söyleyen İbn Rüşd, beşeri tahakkümün her çeşidine karşı çıkıyor. İbn Rüşd, daha sonra sözlerini şöyle sürdürüyor: "İslam'ın ilk döneminde yönetim, bütünüyle Platon'un cumhuriyet düzeni üzerine kurulmuştu. O
cumhuriyetin bir örneğiydi. Ne yazık ki Muaviye bu düzeni bozmuş, bu güzelim bina yerine Emevi zorbalığını kurmuştu. Bunun sonucu olarak İslam
devletinin temelleri yıkılmış, bütün ülkelerde fitne ve anarşi çıkmıştı. Endülüs de bu ülkelerden biridir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Islâm ' da Felsefe Akımları
Baskı tarihi:
31 Aralık 1997
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitabevi
İzmirli'nin önemi, yalnız eserlerinin değerinden ileri gelmez; kimi bilim dallarında "kurucu" bir görev yapmasından da kaynaklanır. Söz gelimi İzmirli, Türkiye'de felsefe tarihinin gerçek anlamda kurucusudur. Kendisinden önce bu alanda yapılmış bir çalışma yoktur ve bu çalışmaları, sonraki tüm çalışmalara öncülük, kaynaklık etmiştir. Ama ne yazık ki, O'nun bu alandaki çalışmaları da, tıpkı Kelam alanındaki özgün çalışmaları gibi, sürdürülüp geliştirilememiştir.
İzmirli'nin bu "kuruculuk" yönü ve eserlerinin değerini, başka bir düşünce tarihçimiz Hilmi Ziya şöyle açıklar: "Tahsili mektep ve medrese olduğu için, Şark ve Garp arasında köprü olan neslin tipik örneği olarak gösterilebilir. İslam Felsefesinde, Kelam ve Fıkıhta yeni metodları kullanarak, kurucu denecek derecede tarihçi meziyeti göstermiştir. Kendisinden önce bu ilimlerin tarihini inceleyen gelmemiştir. Bazı eksikleriyle birlikte, her üç ilmin tarihinde çağdaş düşünce açısından yaptığı incelemeler emsalsiz değerdedir. Kitaplarında derin tahlile girmekten ziyade kısa ve açık ifade ve özetler vermeyi tercih eder. Sınıflamalara ve bibliyografik bilgiye değer verir. Kelam problemlerini, Ortaçağ kanıtları ile bırakmayarak aynı problemlerin karşılığı olan batı Ortaçağı ve modern filozofların kanıtları ile karşılaştırmaktadır." (H. Ziya Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, s. 276)
İzmirli'nin felsefe alanındaki bir bölümü kitaplaşmış önceki çalışmaları da önemlidir; ama O'nun asıl kuruculuk niteliği, bu alandaki kitaplaşmamış son çalışmasında kendini gösterir: İslam'da Felsefe Cereyanları. Darülfünun İlahiyat Fakültesi Mecmuası'nda bölümler halinde yayımlanan bu özgün çalışma, kimi eksiklerine karşın, bugün bile aşılamamış, kaynaklık niteliğini yitirmemiştir.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Wenekâr

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0