İslam Deklarasyonu

·
Okunma
·
Beğeni
·
39,4bin
Gösterim
Adı:
İslam Deklarasyonu
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
103
Format:
Ciltli
ISBN:
9789944432085
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Fide Yayınları
Baskılar:
İslam Deklarasyonu
İslam Deklerasyonu
İslam Deklarasyonu
İslam Deklarasyonu
İslam Deklarasyonu
İslam Deklarasyonu
Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam'ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir.

Bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlara yöneliktir. Bu gibi insanlar için bu bildiri, onların sevgisi ve aidiyetinin ne gibi görevler yüklediği hakkında gerekli sonuçların çıkarılması için bir çağrıdır.

Aliya İzzet Begoviç "hedefimiz; Müslümanların İslamlaşması, sloganımız; İnanmak ve mücadele etmek" diyerek "İslam Deklarasyonu"nu yukarıdaki ifadelerle ilan ediyordu.
135 syf.
·1 günde·9/10 puan
Aliya İzzetbegoviç Osmanlı hakimiyetini , Avusturya Macaristan ve Komünist hakimiyeti yaşamış biri olarak geri kalmışlık sorununun Islamdan değil, İslami yasayamamaktan geldiğini anlatmaktadır. Ayrica kaybolan İslam medeniyetinin arkasından ağlamak yerine ilerisi için reçeteler sunmaktadir.

Okuduklarimdan anladığım kadarıyla ona gore en guzel din ve sistemin Islamiyet olduğu yalnız Müslümanların öyle olmadigidir. Bu kitapta da başkalarını Islama cagirmaktan çok Müslümanları Islamiyete döndürmeye çalışıyor.

Ve kitabın son sayfasinda efsane cümle;
HABERİNİZİN OLMADIĞINI SÖYLEYEMEYECEKSİNİZ!

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
101 syf.
Balkanlarda Bir Kimlik: İslâmî Düzen

❁ ❁ ❁

Kalplerinde nereye ait olduklarını hisseden ve bilen Müslümanlara seslenen Merhum duayen Aliya İzzetbegoviç (1925-2003), “İslâm Deklarasyonu” kitabında inanmak ve mücadele etmek sloganıyla, Müslümanların İslâmlaşması hedefiyle zengin bir içerik sunmaktadır. Kitap, sorgulayıcı bir tavırla Müslüman ve İslâm kavramlarını analiz ediyor. Üç bölümden oluşan kitap; “Müslüman halkların geri kalmışlığı”, “İslâmî Düzen” ve “İslâmî düzenin bugünkü sorunları” bölümleri
1970, Saraybosna’da yayınlanan “İslâm Deklarasyonu” Aliya’nın genç yaşlarda yaşadığı topluma bir seslenişi olmuştur. Değişim ve silkelenmenin sihirli kelimeleriyle bezenmiş olan bu deklarasyon, şahsiyet duruşun ve varlığın muhafazası içindi. Tüm bu mücadele bir takım çözümlerin gerçekleşmesi için sorgulamayı gerektirmiştir. Kitabın ilk başlığında “geri kalmışlık” durumunun kavramsal sorgusunu yapar. Bu kavram dahilinde: muhafazakâr ve modernist analizlerinin çerçevesini çizer.

Bireyin terbiye, topluma nizâm verme kabiline sahip olan İslâm, karşında her zaman iki tip insanın karşı çıktığını söyleyen Aliya, bunların Muhafazakârlar eski reçeteyle, modernistler ise başkalarına ait reçetelerle İslâmî yenilenme fikrine karşı olduklarını söyler. Bunu birincilerin İslâm'ı geçmişe çekmekte, ikincilerin ise ona yabancı bir gelecek hazırladıklarını söyler.

Aliya, İslâm’ın konumunu ve fonksiyonunu Zâhirî ve Bâtınî dünyanın arasını sağlam bağlar oluşturarak köprü vazifesi sağlıyor. Dinin ve ilmin, ahlâk ve siyasetin, ideal ve çıkarların tüm bu özelliklerle insanın varlık ve görevleri hakkında İslâm, kuşatıcı ve güncel bir yorum kazanmasıdır. Kitabın geniş ele aldığı konu İslâm’ın güncel meseleler hakkında nasıl aktif olduğudur. Ancak bu ilk başlık İslâm’ın temsili konusundaki yanlış ve yetersizlik meselelerin iç yüzlerini ortaya çıkartmaktadır.

Müslümanların “Güçsüzlüğü Sebepleri” başlığını İslâm dünyasının tarihi ile günümüz (1960’lara kadar) gelinen konuma kadar ki şartları karşılaştırmalı bir analiz yapıyor. İslâm'ın ilk yüzyılında ki fetihler, İspanya, Orta Doğu ve Hindistan’da üç kültürel coğrafyada medeniyet yeşertti. Buna karşılık günümüzde Müslümanlar neyi ifade ediyor, ne ölçüde Müslümanız? Gibi soruların cevaplarını Aliya vermeye çalışmaktadır.

Kitabın asıl hedef konusu “İslâmî Düzen” tabirinin mana arayışını anlaşılır hale getirmektir. Bu bağlamda Aliya şöyle açıklar: “İslâmî düzen, din ve kanun, terbiye ve güç, ülkü ve çıkarlar, manevi toplum ve devlet, gönüllülük ve zorlamanın birliğidir.”

Aliya, İslâmi düzenin iki temel öngörüsünden bahseder: İslâmî Toplum ve İslâmî İktidar.

- İslâmî Toplum: İslâmî düzenin içeriğini ifade eder,

- İslâmî İktidar: İslâmî düzenin formunu ifade eder.

Bu iki kavramı Aliya şöyle bir bütün olduğunu vurgular: “İslâmî iktidar olmadan İslâmî toplum tamamlanmamış ve güçsüzdür; İslâmî iktidar ise İslâmî toplum olmaksızın ya ütopyadır veya zülümdür.”

Müslüman genel olarak, sadece birey olarak var değildir, der Aliya. Müslüman olarak yaşamak ve ayakta kalmak istiyorsa topluluk ve düzen yaratmak mecburiyetinde olduğunu, söyler.

Balkan coğrafyasında çok kimlilik özelliği yanında kimliklendirme politikalarıyla bir kimlik çatışması olduğu 17 yüzyıldan beri geldiği biliniyor. Aliya, İslâm Deklarasyonu kitabının ilk başlığında bir kimlik inşası ve netliği konusunda fikirler veriyor. Kitabın temel meselesi ikinci başlıkta ele alıyor; İslâmî Düzen ile din ve kanun konusu, toplum, devlet yönetimi, eğitim, ekonomi, aile ve azınlıklar kavramlarını birer birer alt başlık olarak işler. Anlatılan “ İslâmî Düzen” alternatifine karşı gelen Kapitalizm ve sosyalizm akımları ile Hıristiyanlık ve Yahudilik inançlarını karşılaştırmalı bir kavram ve görüş analizlerinde bulunur. Bu son başlıkta “İslâmî Düzen” fikrinin güncel örneği olacak; “Pakistan İslâm Cumhuriyeti” hakkında bilgiler verilmektedir.

Aliya İzzetbegoviç, “İslâm Deklarasyonu” kitabı 1970lerde Saraybosna şartlarında, dayatılan ve baskı unsuru haline getirilen her türlü iç ve dış güçlere karşı “İslâmî Düzen” tezinin tanıtıldığı/savunulduğu bir bildiridir. Öz kimliğin varlığını koruma ve savunması “ İslâmî Düzen” ile gerçeklese bilineceği düşüncesinin bir yansıması bu kitapla gündem olmuştu.


Kitabın Künyesi: Aliya İzzetbegoviç, İslâm Deklarasyonu, çev Rahman Ademi, Fide Yayınları, 10. Baskı Ocak 2018 İstanbul.

Yunus Özdemir
101 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
"Her şeye kadir olan Allah'a yemin ederim ki köle olmayacağız" Saraybosna halkının kahramanı Aliya İzzetbegoviç ..
Kitap bilge lider İzzetbegoviç'in konuşmalarından derlenmiş genel olarak konuşmalarından çıkardığım sonuca göre yenilikçi,mantıklı,özünden kopmadan Kuranı Kerim rehberliğinde müslüman halkın bilhassa gençlerin ülkelerine umut ışığı olması gerektiği ..
Eseri okurken kafamda ki bir kaç sorunun cevabını buldum diyebilirim kitabı herkese tavsiye ederim fakat İslam felsefesi ağırlıkta olduğu için zaman zaman sıkıcı olabilir ayrıca dili pek sade değil cümleler uzun, paragraf şeklinde kurulmuş okurken yorulabilirsiniz ama bilgi yönünden oldukça donanımlı bir eser..
Son olarak Cins(Ekim-Sayı 13)
dergisinde geçen şu cümleyle incelememi bitirmek istiyorum:
"Halep'in de bir gün Saraybosna gibi özgür olacağı güzel günlere inanarak aşka ve kavgaya devam ediyoruz".
101 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Erişilmek istenen sonuç kitabın başında da denildiği gibi 'Müslümanların İslamlaştırılması' Burda hepimizin özeleştiri yapması gereklidir. Sadece Müslümanım demekle Müslüman olunmadığını Aliya en güzel şekilde açıklamış. Kendim için diyebilirim ki yürüdüğüm yolda Aliya bana ışık tutan bir kahraman. Onu kalbimin en derinlerinde buldum ve sevdim. Onun düsturunu sahiplenip inancımı ve mücadelemi bırakmayacağım. Tabi bu mücadeleye kendi nefsimden başlayacağım.
Velhasıl okunmalı, okutulmalı..
101 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Normal şartlar altında Aliya gibi bir şahsiyetin ismini, ekolünü ve duruşunu birçok mecrada görmemiz gerekirken yalnızca dini literatürde -fakat olabildiğince siyasal şiddet ve sokak diliyle harmanlanmış bir literatürde- görmek fazlasıyla incitti. Daha doğrusu bu kitabın yanında bir de Alev Erkilet’in Mazlum Ortadoğu’nun Mağrur Çocukları’nı da okuyunca idrak ettim incinmemin zaruri olduğunu. Çünkü çizilen Aliya ile olması gereken Aliya arasındaki kuvvetli farkı görmek için onu bir şekilde sadece bir alana sıkıştırmak gibi gafletten sıyrılmak gerekirdi. Bu da incelemeyi yazmam için başlı başına sebepti.

Bu sebebim mümkün sebepler içindeki en geçerli sebep, çünkü İslam Deklarasyonu'nu tahlil edelim gibi faydalı-gereksiz bir işe kalkıştığımda akıbetin varacağı noktaları da tahmin edip önlemimi almıştım: ya meselenin yalnızca dinsel, salt manevi, ruhsal fakat külliyen maddeden uzak kısmıyla ilgilenip sosyolojiyi -hatta felsefeyi dahi- saf dışı bırakacaktım ya da meselenin aynı zamanda maddeye de atıfta bulunan, vücuda, dolayısıyla insana da değen taraflarına eğilip mevcut dualizmin üstesinden gelmeye çalışacaktım. Zaten ne olduysa bundan sonra oldu.

Bu kitabı aralamadan önce Aliya, hemen her türlü İslami meselenin ideal argümanı, ekol fark etmeksizin ardına sığınılıp karşı tarafa rahatlıkla nanik yapılabilecek bir müdafaa aracıydı. Bilge kraldı, öyleydi de neden böyle olduğuna dair malumat sahibi değildik. İhtiyaç da yoktu zaten. Bildiğimiz yanıldığımıza yetmiyordu. Ta ki Erkilet’in yukarıda zikrettiğim kitabını da aralayıp ne salt maddeci ne salt manevi olan bir okuma yolu tutunca anladım dinin sosyolojisinin -hatta felsefesinin bile- işin erbabına verilmesi gerektiğini. Erkilet, "denileni" ustaca irdeleyip "denilmeye çalışılan" haline getirmeyi başarmıştı. Aslında lafı eğip bükerek cesaretsizlik ediyorum, demek isteğim şu: yalnızca bu kitabı tahlil edenleri dinleseydim, Erkilet’teki Aliya'dan habersiz kalacak, onu yalnızca kuru bir cihatçı mantığı içerisinde bulup, bakıp çıkacaktım. Neyse ki bu olmadı.

Onun paradigmasının insan-doğa-kültür temelli inşa edilmiş olduğunu ve bütüncül yöntembilim dediği metoduyla çok-katlı gerçekliği vazettiğini görünce hayret ettim. Hatta menfaatin karşısına ideali, monarşinin karşısına hürriyeti -yetmezmiş gibi tekamülün karşısına yaratıcılığı- diktiğinde geriye yapacağı tek bir hamlenin daha kaldığını da aynı heyecanla bekledim ve gördüm: toplumun karşısına şahsiyeti dikmek. Bu beklenti temelde bireyi ve bireyin özgürlük standardıyla toplumun ve toplumun özgürlük standardı arasında kadim bir bağ kurmayı gerektiriyordu ve Aliya buna da mahirdi. Dahası, işin hikmeti bunlar değildi, karşı karşıya diktiği bunca mefhumun birbirine galip gelmeyen cepheler olduğunu ilan etmesiydi esas mahareti: Henüz ilk dakikalarda insanı madde alemine atıyor ve onun maddeler aleminde saf manevi argümanla daha fazla ayakta kalamayacağını hükmediyordu. Bu hüküm özünde dezenformasyonu zaruri addediyordu ve Aliya, kendi çapında bir kıyamet koparmaya yeminliydi çünkü işaret parmağının hedefinde faydasız mit ve katı dinsel görüşler vardı. Yetmiyor, tembelliğimizin tescili olarak mehdîyeti gösteriyor, haremlere karşı çıkıyor ve kahraman-karşıtı bir duruş sergiliyordu. Aklı ve ruhu, şuuru, tahayyülü her bakımdan eşitleyen bu görüş karşısında hayret edip hayran kalmamak içten bile değildi. Her bakımdan kişisel ekinoksumu yaşıyordum.

Diğer yandan merakımı kamçılayan bir soru da vardı. Durmadan bireyin ruh, beden, akıl gibi kendinden menkul aidiyetlerine atıfta bulunan Aliya nasıl oluyor da Bosna'nın kahramanı -dolayısıyla toplumu kapsayan bir aktör- oluyordu? Bunun yolu bireyi ifade ederken onun toplumla olan bağını yapay olmayan fakat kuvvetle sağlam temellendirilmiş "özgürlük" tanımından geçiyordu. Aliya bunu da aşmış gibiydi. Onun nazarında özgürlük ne Rousseau perspektifinden görülen salt "temel gerçekliktir" ne de Platon'un idealize ettiği düzene, nizama -otoriteye- bağlı kalmaktır. Özgürlük kendisini de aşan ve kendisinin yine kendisiyle açıklanabilecek Tanrısal kayradır. Bu tarz bir yaklaşımın ardından Aliya'nın hapishanedeyken ailesinden gelen mektubu okurken kendisini hür hissettiği yönündeki ifadesi, tam da bunu, özgür olmanın mekân-dışı bir gerçeklik olduğunun ilanıdır. Bilhassa Sokrates'in hakikatleri uğruna ölüme gönderilmesini saygınlık ve özgürlük olarak tanıması da aynı ifadenin delilidir ve bu özgürlük mahkeme salonuyla veya idamıyla açıklanamaz, kısıtlanamaz. Her şey zıttıyla bilindiğinsen, olması gerekenleri meşru göstermek için özgürlüğünden taviz veren politik şahsiyetlerin köle oldukları kabulü de ortaya çıkmış olur ki Aliya'yı şahsilikten toplumsallığa götüren ince yolun sırrı da budur.

Bunca laf kalabalığına son verdiğim ve içinden çıkamadığım için nihayetine ulaştığım Aliya şudur: çok, fakat gayri insani çokluklardansa az, fakat özgür ruhlu, bilinçli -ferasetli- Müslümanlar yeğler. Sırtını temellendirilmemiş mitlere ve hurafelere yaslayarak ötekileri diplerde görmenin sancısını tembellik olarak gören ve bunun karşısına kuvvetli bir akıl-bilim-kutsal metaforu koyan dertli bir aktördür Aliya. Şimdi ferahladım işte.
135 syf.
Aliya İzzetbegoviç Osmanlı hakimiyetini , Avusturya Macaristan ve Komünist hakimiyeti yaşamış biri olarak geri kalmışlık sorununun Islamdan değil, İslami yasayamamaktan geldiğini anlatmaktadır. Ayrica kaybolan İslam medeniyetinin arkasından ağlamak yerine ilerisi için reçeteler sunmaktadir.

Okuduklarimdan anladığım kadarıyla ona gore en guzel din ve sistemin Islamiyet olduğu yalnız Müslümanların öyle olmadigidir.
Bu kitapta da başkalarını Islama cagirmaktan çok Müslümanları Islamiyete döndürmeye çalışıyor.

“Haberinizin olduğunu söylemiyeceksiniz”
101 syf.
'BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM'

Bilge Kral kitabına böyle başlamış benim de çok hoşuma gitti ben de bu güzel söz ile başlamak istedim.

Kral dediğimize bakmayın kendisi 'kralcılık' sistemine karşı tamamıyla demokrasiyi desteklemiştir.

Kendisini Bosna katliamında ki Türklere yazdığı mektupla tanıma fırsatım oldu ve bazı zekice sözleri misal,

“Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”

sözü kendisi hakkında bir sempati oluşturdu ve bu kitabı okumaya başladım.

İlk olarak 32.sayfada mucizeleri ve Mehdi'yi reddetmiş ve Mehdi'nin müslümanların tembelliğinden ortaya çıktığını belirtmiştir lâkin hadislerde Mehdi konusunda söylemler bulunmaktadır bu konuya katılmıyorum.

Japonya ile Türkiye karşılaştırmıştır, şöyle bir söylemde bulunmuştur savaştan sonra ikisi de aynı konumdayken Japonya'nın çalışarak birinci sınıf bir ülke haline geldiğini Türkiye'nin ise üçüncü sınıf bir ülke olduğunu ifade etmiştir lâkin kaçırdığı durum coğrafi konumdur.

Harem sistemini çok eşlilikle bağdaştırmış bu konu da tartışılır.

Türkiye'nin gerilemesini alfabesine sahip çıkmadığı için olduğunu söylemiştir evet doğru bir söylem kesinlikle Osmanlıca unutulmuş diller arasına girmemeliydi ama tek neden kesinlikle bu değildir.

Kadın ve anne için söylediklerine katılıyorum.

Genel olarak görüşlerine katıldım okunması gereken bir kitap tavsiye ediyorum.
101 syf.
·4 günde·10/10 puan
Kitap mükemmeldi. Bence genç, yaşlı hiç farketmez bütün müslümanların okuması gerekiyor.

Uzun bir süredir ismini çok farklı yerlerde, çokça duyduğum bir yazardı Aliya İzzetbegoviç. Tanışmak bu kitapla nasip oldu, çok da güzel oldu. Eğer benim gibi tanımayan varsa, bu kitabıyla tanışmasını öneriririm.

Yazar eserde dünyadaki müslümanların geri kalmışlığından, bu geri kalmışlığın sebeplerinden gerçekçi bir dille bahsediyor. Bu geri kalmışlıklara yapılması gerekenleri anlatıyor. İslam'ın "azim" diniyken nasıl "miskin" dini haline getirildiğini ve bunu nasıl değiştirmemiz gerektiğini çok güzel bir biçimde (özellikle muhatap aldığı biz gençliğe) aktarıyor.

Şiddetle tavsiye edilir. İyi okumalar.
101 syf.
·10/10 puan
Aliye İzzetbegoviç'e gerçekten hayranlık duymamak mümkün değil. Konuşmalarından derlenen bir baş yapıt. İslami sorunları, islam ülkelerini ve musluman toplumları hakkinda. Okuyalı uzun zaman oldu. Müslüman gençler mutlaka okumalı...
135 syf.
Merhaba, bir kitaba inceleme yazmayalı epey zaman olmuştu, zira uzun bir süredir kullanmıyordum siteyi. Taa ki okuduğum kitaplarda ki alıntılar ve incelemeleri burada paylaşınca aklımda daha çok yer ettiğini ve tekrar tekrar gördüğüm için hep canlı kaldıklarını anlayana kadar... Siz hoşgeldiğimi düşünür müsünüz bilmiyorum ama ben sitenin tüm bu katkılarından ötürü hoş buldum :)
Kitaba gelince İslam üzerine okuduğum kısa ve net olan ikinci kitap bu. İlki Sezai Karakoç'un bir manifesto niteliğindeki kitabı Diriliş Nesli'nin Amentüsü, ikincisi ise bu. Bu durumu çok seviyorum; lafı zayi etmiyor oluşlarını. Şu iki kitap için benden yorum isteyen herkese aynını söyledim; ne tek bir harf fazlaları ne de eksikleri var, ne kadar öz ve kâfi olunabilirse o kadar öz ve kâfiler. Dini anlatacak tüm kitaplarda buna ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Lafı eveleyip gevelemeden, dolandırmadan göğüs gere gere net bir biçimde açıklamamız gerekiyor fakat biz yıllardır birilerinin gönlünü hoş tutmak nâmına bundan epey uzaklaştık. Umuyorum ki sayıları artsın; hem böyle müelliflerin hem böyle eserlerin hem de böylelerini okuyan bireylerin. Okuyunuz, okutunuz. Muhabbetle...
Onlar, Batı’nın büyüsünün yaşayış biçiminde değil de çalışmasında gizli olduğunu, gücünü modadan, ateizmden, gece kulüplerinden, başıboş gençlerden değil de, olağanüstü çalışkanlık, azim, bilgi ve sorumluluk duygusundan aldığını anlayamıyorlar.
Aliya İzzetbegoviç
Sayfa 24 - Yarın Yayınları
Kur'an'ı ezbere okuyup yorumluyorlar, ardından tekrar ezbere okuyup değerlendiriyorlar, sonra yine ezbere okuyorlar. Binlerce kez tekrarlıyorlar ki bir kez bile uygulamaya vakitleri olmasın. Kur'an'ın hayata nasıl dahil edilebileceği sorusundan kaçış niteliğindedir. Nihayetinde, Kur'an'ı anlam ve içerikten arınmış boş bir sese dönüştürdüler...
Aliya İzzetbegoviç
Sayfa 32 - Yarın yayınları
Bir çok diğer paralel reformlarla beraber, yeni Türk nesli kendini manevi dayanaktan yoksun ve adeta bir çeşit manevi boşluk (vakum) içinde buldu. Türkiye kendi "hafızasını", geçmişini kaybetti. Bu durum kime gerekli idi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam Deklarasyonu
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
103
Format:
Ciltli
ISBN:
9789944432085
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Fide Yayınları
Baskılar:
İslam Deklarasyonu
İslam Deklerasyonu
İslam Deklarasyonu
İslam Deklarasyonu
İslam Deklarasyonu
İslam Deklarasyonu
Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam'ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir.

Bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlara yöneliktir. Bu gibi insanlar için bu bildiri, onların sevgisi ve aidiyetinin ne gibi görevler yüklediği hakkında gerekli sonuçların çıkarılması için bir çağrıdır.

Aliya İzzet Begoviç "hedefimiz; Müslümanların İslamlaşması, sloganımız; İnanmak ve mücadele etmek" diyerek "İslam Deklarasyonu"nu yukarıdaki ifadelerle ilan ediyordu.

Kitabı okuyanlar 4.146 okur

  • vartamorina
  • Esra Kırkız
  • Merve Nur
  • Dılnışin
  • meczup rûyet
  • Elif
  • Nurdan Güre
  • Hasan ÖZBEK
  • Ekrem Turan
  • Beyza Asel Aytepe

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.1 (35)
9
%1 (11)
8
%1 (11)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları