İslam Tarihi Siret-i ibn Hisam (4 Cilt Takım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
76
Gösterim
Adı:
İslam Tarihi Siret-i ibn Hisam
Alt başlık:
4 Cilt Takım
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
1856
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055284145
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kahraman Yayınları
Baskılar:
İslam Tarihi (4 Cilt Takım)
İslam Tarihi Siret-i ibn Hisam
İslam kaynakları arasında yazılı kaynakların tarihi, Kur’an-ı Kerim’i oluşturan vahyin taşlara, derilere, liflere, kâğıtlara, ya da bezlere yazılmak sureti ile bir şekilde yazılı olarak kayıt altına alınması ile başlar.
Zamanın ilerlemesi ve İslam beldelerinin daha geniş bir alana yayılması ile bazı rivayetlerin birbiri ile çelişmesi, farklı hükümler getirmesi ve Kur’an’a muhalif olması sebebiyle, sahih Sünnet’in tesbit edilmesi çalışması başlamıştır.

Ulema, bu amaçla, İslam ümmetinin ibadet, inanç ve hayatlarında kendilerine yön verecek olan temel kaynakların doğrudan Hazreti Peygamber’den rivayet edilip edilmediğinin tesbit edilebilmesi için belirli kriterler oluşturmuş, ama Kur’an-ı Kerim üzerinde itiraz edilemeyecek bir ittifak sağlandığı için tartışmalar Sünnet’in rivayeti ile yoğunlaşmıştır.

Böyle bir dönemde, Hz. Peygamberin (sav) hayatını yazmak, bir anlamda hadis rivayeti anlamına gelir.

İbn-i Hişam da eserinde, bu anlamda, pek çok hadis rivayet etmiş durumdadır. Zaten, eserin Peygamberimizin kendi dönemi ile ilgili bilgileri içeren bölümü hadis rivayeti şeklindedir. Bu rivayetlerde konular, Peygamberimizin hayat kronolojisine göre düzenlenmiştir.

Bunun içindir ki İbn-i Hişam’ın Es-Siretu’n Nebeviyye’si, bir tarih kitabı olmakla birlikte, çeşitli konularda fıkhî konu ve hükümlerin anlaşılması bakımından da bir kaynak kitab olarak kabul edilir. Aynı şekilde pek çok ayetin nüzûl sebebleri ile ilgili gelişmeleri aktarması bakımından da tefsir özelliği taşır.

İslam âlimlerinden, Kıftî, Zehebî, İbn Kesîr, İbnü'l-İmâd, İbn Hallikân ve Sehâvî gibi âlimler, İbn-i Hişam’ın bu eserini Hz. Peygamber'in hayatına dair en sağlam ve en iyi siyer kitabı olarak kabul etmişlerdir.
1962 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
bilinen Kitâbü’l-Mübtede ve’l-mebaŝ ve’l-meġāzî’sini yeniden tertip eden İbn Hişâm şöhretini bu esere borçludur. Eseri hazırlarken İbn İshak’ın en meşhur râvilerinden Ziyâd b. Abdullah el-Bekkâî’nin Kûfî-Bağdâdî diye meşhur olan nüshasını esas alarak eseri kısaltmış, bu arada bazı ilâvelerde de bulunmuştur. Kitap zamanla onun adıyla (Sîretü İbn Hişâm, Tehźîbü İbn Hişâm) anılır olmuştur. Kıftî, Zehebî, İbn Kesîr, İbnü’l-İmâd, İbn Hallikân ve Sehâvî gibi müellifler, bu eseri Hz. Peygamber’in hayatına dair en sağlam ve en iyi siyer kitabı olarak kabul etmişlerdir.

İbn Hişâm, İbn İshak’ın kitabını esas almakla birlikte onun aksine Kur’an’da temas edilmeyen ve Hz. Peygamber’le ilgisi olmayan konulara, pek tanınmayan şairlerin şiirlerine, nezaket dışı bazı ifadelere ve hocası Bekkâî’nin güvenilir bulmadığı rivayetlere itibar etmediğini söyler (es-Sîre2, I, 4). Müellif eserine aldığı bazı şiirlerin dilini ve veznini düzeltmiş, bazılarının nisbet edilen şahıslara ait olmadığını belirtmiş, bir kısmının kaynağını ve râvilerini zikretmiş, bazan da yeni şiirler ilâve etmiştir. İbn Hişâm’ın eserde yer alan âyet, hadis ve şiirlerdeki garîb kelimeleri açıklarken verdiği bilgiler, onun Arap dili ve edebiyatına vâkıf olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Anlatım eseri çok zorlamış ve anlatımı suslerken kapalılığı artırmıştır müslüman ve tarihe merakı olan herkesin okuması gereken bir eser.
Islam tarihinin klasiklerindendir. İbn ishak üzerine yazılan zeyldir. Tercüme edilmiş olması büyük bir nimet. çıkarım yok ama ilmi araştırmalar için kaynak olarak başvurulabilir
Kureyş’in Haceri yerine koyacak kimse hakkında ihtilâfı ve bu hususta parmaklarının kana batırılması
İbn-i İshâk dedi ki:
Sonra Kureyş’ten kabileler Kabe’yi inşâ için taşlan topladılar.
Her kabile tek başına topluyordu. Sonra orayı inşa ettiler nihâyet
binânm yapımı Rükn mevziine vardı ve onun hakkında birbiriyle çekiştiler. Her kabile başkasının değil kendisinin onu yerine yükseltip koymasını murâd ediyor ve her biri başka tarafa çekiyor yeminleşiyordu ve kıtal için hazırlıklarda bulunuyorlardı. Bunun
üzerine Benû Abdiddâr kan dolu bir kabı yaklaştırdı. Sonra onlar ve Benû Adiyy b. Kâb b. Luayy ölümün üzerine akidleşiyorlar ve parmaklarını işte o kabın içindeki bu kana sokuyorlardı. Böylece ka­nı parmakla hissetme mânasına «Leakatü'demm» adını verdiler. Böy­lece Kureyş bunun üzerine dört veya beş gece bekledi. Sonra onlar mescidde toplandılar ve müşavere ettiler, birbirini insafa çağırdılar.Ebû Ümeyye’nin ilk gireni hakem kılması ve bunun
Resûlullah(ص)'in olması Bazı ehli rivâyet iddiâ etti ki: Ebû Ümeyye b el-Muğire b. Abdillah b. Ömer b. Mahzûm, ki o, o sene Kureyş kabilesinin en yaş­lısı idi, dedi ki:
Kureyş topluluğu! Sizin aranızda kendisinde ihtilâf etti­ğiniz şey hakkında şu mescidin kapısından ilk giren kimseyi yetkili kılınız ki; onun hakkında sizin aranızda hüküm versin. On­lar da bunu yaptılar. Onlann yanına ilk giren, Resûlullah(ص) oldu. Onu gördükleri zaman dediler ki: «İşte Emin, biz râzı olduk işte Muhammed.» Onların yanma vardığı ve ona haberi bildirdikleri zaman (ص) dedi ki:
— Bana bir örtü getiriniz, ona getirildi ve rüknü aldı ve kendi
eliyle onun içine koydu. Sonra dedi ki: Her kabile örtünün bir ucundan tutsun, sonra onu hep birlikte kaldırınız. Onlar dabunu yaptılar. Nihâyet onu yerine vardırdıkları zaman o eliyle onu koydu. Sonra onun üzerine bina edilmeğe devam edildi.
Muhammed b. İshâk el-Muttalibi şöyle dedi:
Bir ara Abdul Muttalib b. Hâşim Hicir’de uyurken rüyasında
Zemzemi kazmakla emr olunmuştu. Zemzem, Kureyş kabilesinin iki sanemi İsâf ve Nâile arasında, kurban kestikleri yerin yanında gö­mülü idi. Cürhüm Mekke'den göç ettikleri zaman o kuyuyu gömmüş üstünü örtmüşlerdi. O kuyu. İsmâil b. İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın. kü­çük iken susadığı zaman. Allah'ın ona su içirdiği kuyu idi. Anası onun için bir su aramağa koyulmuştu fakat bulamamıştı. Allah’a duâ eder ve İsmâil için ondan yardım dilerken Safâ'ya doğru gitti.
Sonra Merve’ye geldi, yine duâ edip gezindi. Allah Teâlâ Cebrâil (Aleyhisselâm)i gönderdi. O da yere topuklarım vurunca su çıktı. Sonra îsmâil’in anası yırtıcı hayvanlarm seslerini işitince ço­cuğu için onlardan zarar gelir diye korktu ve koşarak geri geldi. İsmail'i, eliyle çukurun altından suyu açar ve içerken buldu. Böylece anası orayı küçük bir çukur yaptı.
O Selmâ Hâşim için Abdulmuttalib'i doğurdu. İsmini Şeybe koydu. Hâşim onu, bülûğa yakın bir çağa gelinceye kadar anasının yanında bıraktı. Sonra onun amcası Muttalib ona gitti ki onu alada onu memleketine ve kavmine getirsin. Bunun üzerine Selmâ ona
dedi ki:
— Onu seninle birlikte gönderecek değilim. Muttalib de Selmâ’ya
dedi ki:
— Ben onu götürünceye kadar ayrılacak değilim. Çünkü kar­deşimin oğlu baliğ olmuştur ve o burda garibdir. Biz ise kavmimiz
içinde şerefli bir aileye sahibiz. Onların işlerinden birçoğunu üstle­niriz. Onun kavmi, beldesi ve aşireti onun için başkalarında kalmak­tan hayırlıdır veya buna benzer bir şeyler söyledi. Şeybe amcası
Muttalib’e dedi ki:
— Anamdan ayrılacak değilim. Ancak bana izin verirse ne alâ.
Bunun üzerine anası ona izin verdi ve onu amcasına teslim et­ti. O da onu aldı götürdü ve onunla birlikte devesinin üzerinde ter­kisinde olarak Mekke'ye girdi. Kureyş de ona dedi ki: O, AbdulMuttalib’dir = Muttalib’in kölesidir, onu satın almıştır. Böylelikle Şeybe Abdulmuttalib ismiyle isimlendi. Buna cevâben Muttalib de
dedi ki: Yazık size! O ancak benim kardeşim Hâşim’in oğludur. Onu Medine'den getirdim.
Rabbinin fil sahiplerine nasıl (muamele) ettiğini gör­medin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bun­ların üzerine sürü sürü kuş (lar) gönderdi ki bunlar onlara pişkin tuğladan (yapılmış) taş (lar) atıyor (lar) dı. Derken (Allah) onlan ye­nik ekin yaprağı gibi yapıverdi.» Ve şöyle buyurdu: «Kureyş emn-ü selâmete kış ve yaz kendilerini seyr-ü seferde esenliğe (ve garantiye) kavuşturulduğundan dolayı şu Beytin (Ka­be’nin) Rabbine ibâdet etsinler onlar. O (Rab ki) onlan açlıktan (kur­tarıp) doyuran, kendilerine korkudan, eminlik verendir.» Yani Allah’a, onlara verdiği nimetlere karşı şükür ederlerse Al­lah bu nimetleri kaldırmayacaktır.
İbn-i Hişâm dedi ki:
Ebâbil: Cemaatlardır. Araplar, bildiğimiz bir müfredini söyle­mezler. Siccil’e gelince, Yûnus en Nahvi ve Ebû Ubeyde bana ha­ber verdi ki o Arab indinde şiddetli çetin şey demektir. Ru’be b. el- Accâc şöyle dedi:
«Onlara, ashâb-ı file dokunan şey dokundu. Onlara pişirilmiş tuğladan yapılmış taşları atıyorlardı.
Ve onlarla ebabil kuşları oynuyorlardı.
sarhoşun sarhoşluğu işitti mi voksa hatıralarım mı terketti?
Yoksa arzu ettiği lezzete nail mi oldu
Yoksa gençliğini ini hatırladı.'
Halbuki senin gençliği hatırlaman başka değil ancak onun kurtuluş
yerini hatırlamandır.
O Rebâiyye harbidir.
Onun gibisi kişiye ibretler getirir.
O halde Imrin veya Esed’den sorunuz ki o zühre yıldızıyla beraber sabahleyin yürüyerek geldi
Abdurrahman b. Sad b. Zürâre Âişe (Radiyallâhû anhâl’dan onun şöyle dediğini naklen bana haber verdi: And olsun ki. filin kaidini ve sâisini Mekke’de a'mâ ve kötürüm oldukları, insanlardan yiyecek dilendikleri halde gördüm.
Zühri'den bana haber verildi ki: O şöyle demiştir: Kisrâ Bâzân'a şöyle yazdı: Bana şu haber vardı ki, Kureyşden nebi olduğunu iddia eden
bir adam Mekke'de çıkmıştır Ona git, tevbe etmesini iste. Eğer tevbe ederse ne a'lâ. Yok eğer etmezse onun başmı bana gönder. Bâ­zân, Kisrâ'nın mektubunu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e
gönderdi.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona şöyle bir
mektup yazdı:
Şüphesiz Allah bana Kisrâ'nın şu ayın şu gününde kati oluna­cağını va’d etmiştir. Mektub Bâzân'a gelince; dediğini gözlemek için bekledi. Ve: Eğer nebi ise dediği şey olur, dedi. Allah Kisrâ’yı Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml’in dediği günde katlettirdi. İbn-i Hişâm dedi: Oğlu Şireveyh'in eli ile katl olundu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam Tarihi Siret-i ibn Hisam
Alt başlık:
4 Cilt Takım
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
1856
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055284145
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kahraman Yayınları
Baskılar:
İslam Tarihi (4 Cilt Takım)
İslam Tarihi Siret-i ibn Hisam
İslam kaynakları arasında yazılı kaynakların tarihi, Kur’an-ı Kerim’i oluşturan vahyin taşlara, derilere, liflere, kâğıtlara, ya da bezlere yazılmak sureti ile bir şekilde yazılı olarak kayıt altına alınması ile başlar.
Zamanın ilerlemesi ve İslam beldelerinin daha geniş bir alana yayılması ile bazı rivayetlerin birbiri ile çelişmesi, farklı hükümler getirmesi ve Kur’an’a muhalif olması sebebiyle, sahih Sünnet’in tesbit edilmesi çalışması başlamıştır.

Ulema, bu amaçla, İslam ümmetinin ibadet, inanç ve hayatlarında kendilerine yön verecek olan temel kaynakların doğrudan Hazreti Peygamber’den rivayet edilip edilmediğinin tesbit edilebilmesi için belirli kriterler oluşturmuş, ama Kur’an-ı Kerim üzerinde itiraz edilemeyecek bir ittifak sağlandığı için tartışmalar Sünnet’in rivayeti ile yoğunlaşmıştır.

Böyle bir dönemde, Hz. Peygamberin (sav) hayatını yazmak, bir anlamda hadis rivayeti anlamına gelir.

İbn-i Hişam da eserinde, bu anlamda, pek çok hadis rivayet etmiş durumdadır. Zaten, eserin Peygamberimizin kendi dönemi ile ilgili bilgileri içeren bölümü hadis rivayeti şeklindedir. Bu rivayetlerde konular, Peygamberimizin hayat kronolojisine göre düzenlenmiştir.

Bunun içindir ki İbn-i Hişam’ın Es-Siretu’n Nebeviyye’si, bir tarih kitabı olmakla birlikte, çeşitli konularda fıkhî konu ve hükümlerin anlaşılması bakımından da bir kaynak kitab olarak kabul edilir. Aynı şekilde pek çok ayetin nüzûl sebebleri ile ilgili gelişmeleri aktarması bakımından da tefsir özelliği taşır.

İslam âlimlerinden, Kıftî, Zehebî, İbn Kesîr, İbnü'l-İmâd, İbn Hallikân ve Sehâvî gibi âlimler, İbn-i Hişam’ın bu eserini Hz. Peygamber'in hayatına dair en sağlam ve en iyi siyer kitabı olarak kabul etmişlerdir.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0