İslam Topraklarında Otoriter Rejimler

·
Okunma
·
Beğeni
·
227
Gösterim
Adı:
İslam Topraklarında Otoriter Rejimler
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053992738
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İstanbul Bilgi Üniversitesi
İslam topraklarında laiklik fikri, öncelikle Batı hakimiyeti altına girmiş topraklarda ortaya çıkmış, daha sonra bu örneklerle Müslüman başka ülkelere yayılmış; kimi zaman başarıya ulaşmış, kimi zaman da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak, her ülkenin kendi tarihi ve konjonktürüyle gelişimi ve sonuçları farklı olmuştur. Türkiye, laikliğin entegrasyonunda başarılı olabilmişken, diğer Müslüman ülkelerde tam bir uyum sağlanamamıştır.

Çalışmalarını CNRS’de (Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) sürdüren Pierre-Jean Luizard karşılaştırmalı olarak İslâm topraklarında otoriter laikliğin izini sürmekte; nedenlerini, gelişimlerini ve sonuçlarını Türkiye, İran, Arap coğrafyası ve Kuzey Afrika özellerinde ortaya koymaktadır. Türkiye ve İran örnekleri başlangıçta birbirleriyle benzerlikler gösterse de hem toplumların farklılıkları, hem de yıllar içindeki uygulamalar nedeniyle gelişimleri birbirlerinden tamamen ayrılır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bir ulus-devlet haline gelen Türkiye, laik bir sivil din arayışına geçer ve bu konuda elde ettiği başarı, onun Arap ülkeleri tarafından örnek alınmasına kadar varır. Başlangıçta yakın amaçlarla yola çıkan İran’da ise durum farklı bir yönde ilerler; İran, bir İslam devrimine giderken, Türkiye demokratik problemleriyle boğuşarak öncesinde ve sonrasında askerî darbeler yaşar. Arap ülkeleri ve Kuzey Afrika’da ise laikleşme ve demokrasi hareketlerinin seyri, bu iki ülkeden farklı yöndedir. Laiklik, Müslüman ülkelerde demokratikleşmeye giden bir araç olabilir mi?

Pierre-Jean Luizard bu çalışmasında otoriter rejimlerle sağlanmaya çalışılan laikliğin İslam topraklarında gelişmesinin süreçlerini, sonuçlarını, farklılıklarını ve bunun yanında ortak noktalarını da incelerken, Türkiye ve İran’ın yanı sıra, başta Irak, Suriye, Tunus, Cezayir, Mısır olmak üzere, İslam topraklarından örnekler üzerinden gitmektedir.
176 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap nüfusun çoğunluğunun müslüman olduğu ülkelerdeki son yüzyılda yaşanan laikleşme çabaları ve aynı ülkelerin modernleşme ve demokratikleşme(ya da demokratikleşememe) süreçlerini incelemiş. Yıllardır müslüman ülkelerin içsel kaosları, çiğnenen insan hakları, sürüp giden savaşlarla kaim totaliter devlet yapısı bu ülkelerin müslümanlıkları ile özdeşleşmiş ve kaosun kaynağı da hep islam olarak görülmüştür. Fakat aynı ülkelerin tarihlerine baktığımızda ise müslümanlıklarından başka da çarpıcı ortak noktalar olduğunu farkediyoruz. Türkiyedeki CHP, mısırdaki Arap sosyalist Birliği, Suriye ve Irak'taki baas, tunustaki yeni destur, Cezayir deki FLN siyasi ideolojilerini hep İslamiyetin mevcut halinin ülkenin geri kalmışlığının müsebbibi olduğu ve bu din değişmediği ya da halkın hayatından ayrışmadığı sürece ülkenin ilerleyemeyeceği fikri üzerine kurmuştur. Bu amaçla bahsi geçen bütün partiler dini kendi anlayış ve keyiflerine göre geriye dinden bir şey kalmayana kadar değiştirmiş ve bu değişimi de halka dikte etmişlerdir. Az çok laisizan eğilimleri olsa da laikliği anayasasına koyan tek müslüman ülke Türkiye haricindeki ülkeler için laiklik çoğu zaman uzak bir özlem olarak kalmış. Laikliği devletin temel ilkelerinden kabul eden Türkiye için bile hiç bir zaman devlet ve din işleri ayrı görülmemiş (diyanetin kuruluşu, devlet eliyle din adamı yetiştirilmesi, ilkokullara konan din dersi vs) tam tersi laiklik devletin kendi dayattığı ideolojik din anlayışının halka empoze edilmesinin aracısı olmuştur.dışarda kadınların başörtüsü takmasını yasaklayan rıza şah, ramazanda oruç tutulmasını yasaklayan burgiba, ezanı türkçeleştiren Mustafa Kemal, müslüman kardeşler üyesi diye binlerce insana işkence yaptıran nasır hepsi de eylemlerini seküler idealler doğrultusunda yapmış, hiç bir zaman İslami esaslarla yönetilen bir toplum hayali kurmayan liderlerdi.bu yüzden de bu ülkelerin mevcut hallerinin nedenlerini olmayan islamlıklarında aramaktansa tarihlerini daha bütüncül okumaya çalışmakta fayda var.
176 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kendisini Kemalist olarak tanımlayan ve laikliğin bir savunucusu olan çoğu okur için, günlerdir bu kitaptan yaptığım alıntıların fazlasıyla sinir bozucu olabildiğini tahmin edebiliyorum. Fakat kitabın önsözünde yazarın şu ifadesini okuduğunuzda en az benim kadar sizin de büyük bir hayrete düşeceğinizi düşünüyorum: “Bu satırların yazarı, laikliğin militan bir savunucusu olmamakla birlikte, kimlik yapısı laiklik tarafından belirlenmiş bir kişidir ve amentüsü de şu cümlede ifadesini bulur: Laiklik her tür demokratikleşmenin ön koşuludur.”
Kitabın yazarı Fransız ve laik bir tarihçi. Ortadoğu ve İslam ülkeleri alanında uzmanlaşmış. Kitapta, oldukça geniş bir yelpazeyle laikliğin İslam ülkelerinde nasıl yayıldığı, hangi süreçlerden geçildiği ve tüm bunların sonuçları “tüm çıplaklığıyla” gözler önüne serilmiş. Ve tüm bu anlatılanlardan sonra kitabın sonuç kısmında; laikleşme girişimlerinin İslam topraklarında, parçalanmış toplumlar oluşturmaktan başka bir işe yaramadığı sonucuna varılmış. Fazlasıyla enterasan, okurken epey şaşıracağınız bir araştırma kitabı. Kitabın zayıf yönü ise, kaynakça bölümü bulunmasına rağmen kitabın içinde verilen bilgilerin metin içi alıntılama yöntemi ile hangi kaynaklardan alındığının belirtilmemiş olması. İlgililere keyifli okumalar şimdiden
Şeyh Said bir Nakşibendi önderiydi. İsyan, 1925 yılında ülkenin güneydoğusunda çıktı. İsyanda, dinsel tepkiyle Kürtlük duygusu bir araya gelmişti. Özerklikleri konusunda hassas olan Kürtler, merkezi hükümete karşı ayaklanmalar konusunda uzun bir geçmişe sahiplerdi.
Daha modern? Daha az modern? Modernitenin ölçütü nedir ki? Modernite, nesnel bir veri olmaktan çok uzaktır. Modernlik, kendini, sahip olduğu kaba güce dayanarak dayatmıyor mu?
Suriye’de Baas, gizli servislerle birlikte, Hafız Esed’in ve daha sonra oğlu Beşar’ın ülkeyi kontrol altında tutmalarını sağlayan yegane araç olmuştur.
Mustafa Kemal’e tapınma, 1930’lu yıllarda ciddi şekilde pekiştirildi: Mustafa Kemal, bir yandan Gazi ve Milli Şef ünvanlarını da bırakmadan, 1934 yılında çıkarılan özel bir kanunla Atatürk yanı Türklerin babası oldu. (Aynı kanunla, bu soyadını başkalarının kullanması yasaklandı.) Bu tapınma, estetik ifadesini de buldu; özellikle heykeltraş Heinrich Krippel tarafından yapılanlar olmak üzere, Atatürk heykelleri, onu, kaba kuvvetin cisimleşmiş hali olarak sunmaktaydılar.
Kemalist Türkiye, kazananın değerlerini (etnik ulus-devlet ve laiklik) benimseyerek, Müslüman dünyasını hemen hemen her yerde egemenliğini kaybetmeye sevketmiş görünen bir geçmişle bağlarını koparmayı amaçlıyordu.
Pierre-Jean Luizard
Sayfa 3 - İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Tanrı’nın adı bile değişmişti. Çünkü Mustafa Kemal öyle istemişti. Artık Allah denmeyecek, Orta Asya’dan gelen eski bir kelime olan Tanrı denecekti. Bütün bunları dinine küfür olarak görmeyen Türk çok azdı. Gel gör ki hükümetin elinde kanunları vardı ve bunları uygulamakta hiç tereddüt etmiyordu.
Masonluk, Osmanlı İmparatorluğu’na daha 18. yüzyılın başlarında girmişti ama çok sayıda Müslümanın masonluğa girişi 19. yüzyılın ortasını bulmuştu. Aralarında Namık Kemal ve geleceğin 5.Murad’ının da bulunduğu birçok Genç Osmanlı, 1868 ve 1873 yılları arasında Avrupa’dan dönüşlerinde, Fransa Büyük Doğu Locası’na bağlı mason localarına girmişlerdi.
Pierre-Jean Luizard
Sayfa 21 - İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam Topraklarında Otoriter Rejimler
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053992738
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İstanbul Bilgi Üniversitesi
İslam topraklarında laiklik fikri, öncelikle Batı hakimiyeti altına girmiş topraklarda ortaya çıkmış, daha sonra bu örneklerle Müslüman başka ülkelere yayılmış; kimi zaman başarıya ulaşmış, kimi zaman da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak, her ülkenin kendi tarihi ve konjonktürüyle gelişimi ve sonuçları farklı olmuştur. Türkiye, laikliğin entegrasyonunda başarılı olabilmişken, diğer Müslüman ülkelerde tam bir uyum sağlanamamıştır.

Çalışmalarını CNRS’de (Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) sürdüren Pierre-Jean Luizard karşılaştırmalı olarak İslâm topraklarında otoriter laikliğin izini sürmekte; nedenlerini, gelişimlerini ve sonuçlarını Türkiye, İran, Arap coğrafyası ve Kuzey Afrika özellerinde ortaya koymaktadır. Türkiye ve İran örnekleri başlangıçta birbirleriyle benzerlikler gösterse de hem toplumların farklılıkları, hem de yıllar içindeki uygulamalar nedeniyle gelişimleri birbirlerinden tamamen ayrılır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bir ulus-devlet haline gelen Türkiye, laik bir sivil din arayışına geçer ve bu konuda elde ettiği başarı, onun Arap ülkeleri tarafından örnek alınmasına kadar varır. Başlangıçta yakın amaçlarla yola çıkan İran’da ise durum farklı bir yönde ilerler; İran, bir İslam devrimine giderken, Türkiye demokratik problemleriyle boğuşarak öncesinde ve sonrasında askerî darbeler yaşar. Arap ülkeleri ve Kuzey Afrika’da ise laikleşme ve demokrasi hareketlerinin seyri, bu iki ülkeden farklı yöndedir. Laiklik, Müslüman ülkelerde demokratikleşmeye giden bir araç olabilir mi?

Pierre-Jean Luizard bu çalışmasında otoriter rejimlerle sağlanmaya çalışılan laikliğin İslam topraklarında gelişmesinin süreçlerini, sonuçlarını, farklılıklarını ve bunun yanında ortak noktalarını da incelerken, Türkiye ve İran’ın yanı sıra, başta Irak, Suriye, Tunus, Cezayir, Mısır olmak üzere, İslam topraklarından örnekler üzerinden gitmektedir.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • kaoszede
  • Bazen
  • MELANOZ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0