İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü (Çoktanrıcılıkta Yahudilikte Hıristiyanlıkta Gericilik ve İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.590
Gösterim
Adı:
İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü
Alt başlık:
Çoktanrıcılıkta Yahudilikte Hıristiyanlıkta Gericilik ve İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
528
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758410040
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Otopsi Yayınevi
Batının bilimsel üstünlüğünü Eski Yunan Çoktanrıcılığının, Yahudiliğinin ve Hıristiyanlığın bir başarısı olarak gösterenler, Doğunun bilimsel geriliğini tümüyle Müslümanlığa bağlamaktadırlar. Oysa Müslümanlar 827-1109 yılları arasında yeryüzünde bilimin tek öncüsü durumundaydılar; elinizdeki kitap bunun belgeleriyle dolu. Peki ama nasıl oldu da Müslümanlar 400 yıl süren bilim öncülüğünü Batıya kaptırıp batıdan bilim dilenir duruma düştüler? İşte elinizdeki kitap, bugüne dek doyurucu bir yanıt verilemeyen bu soruyu bilimsel verilere dayanarak, herkesin anlayabileceği bir dille yanıtlamaktadır...
528 syf.
·16 günde·8/10 puan
Günümüzde “ilericilik, gericilik, tutuculuk” gibi kavramlar, toplumbilim terimi olmaktan çıkıp birer hakarete ya da övgüye dönüşmüş durumdalar.

Mesela “tutuculuk” kavramını ele alalım. Bu sözcüğün anlamı esasında yenilikler karşısında mevcut durumunu muhafaza etme isteğidir. Ancak günümüzde, insanların, fikirlerini kabul etmeyenlere veya bir dinî inanca sahip olanlara karşı çoğu kez anlamını hesaba katmadan kullandıkları bir sözcük haline geldi. Esasında her insan bir nebze de olsa tutucudur. Çünkü benimsenen değerleri, inançları, yaşam tarzlarını terk edip yerlerine yenilerini koymak kolay değildir.

Aslında bu tür tutumlar yalnızca inanç ya da yaşam tarzı ile ilgili değişikliklerde karşımıza çıkmaz. Belki de birçoğumuzun en az tutucu olmasını beklediği bilimsel camiada da aynı tutumlar söz konusu olabilmekte. Bir bilim insanının ortaya koyduğu yeni bir gözlem ya da buluş mevcut bilgiyi öyle hemen çöpe atamaz. Örneğin Kopernik’in ya da Newton’un ortaya attığı devrim niteliğindeki bilimsel çalışmalar, halihazırdaki kabulleri yarım yüzyılı aşkın bir süre değiştirememişti. Max Planck’in konuyla alakalı şu cümleleri sanırım her şeyi özetliyor:

“Yeni bir bilimsel doğru, karşıt görüşü savunan bilginleri ikna edip onları aydınlatarak başarıya ulaşmaz! Yalnızca karşıt görüşü savunan bilginler birer birer öldükleri için yeni görüşten başkasını bilmeyen yepyeni bir kuşak oluşur…”*


İrtica ve tutuculuk, herhangi bir millet, ırk ya da din ile özdeşleştirilemez. Yazarın dediği gibi: “İrticanın Müslüman’ı, Yahudi’si, Hristiyan’ı yoktur.”(s.162) Ortaçağ Avrupası’nın bilgisiz insanları bu konuya örnek gösterilebileceği gibi, İslam’da dört büyük halifeden biri olan Hz. Ömer’in İran’ın fethi sonrasında ele geçirilen kitapları ortadan kaldırma emri de örnek verilebilir.

Ancak yine de tarihte bilimi ve bilimsel gelişimi teşvik eden Müslüman önderlerin sayısı hiç de az değildir. Hatta, çok iddialı bir cümle olsa da, İslam Bilimi olmasaydı Avrupa’da Rönesans söz konusu olamazdı.

Auguste Bebel’in “Hz. Muhammed ve İslam Kültürü” adlı kitabında dediği gibi: “İslam kültür çağı olmasaydı, o upuzun ortaçağ, manevî-zihinsel alanda korkunç bir çoraklığın içinde debelenir, aşılması neredeyse olanaksız biçimde barbarlığa geri dönerdi.”

Batı, bir yandan İslam’ı örnek alıyor, diğer yandan da onu taklit ediyordu. Ve bu taklit Avrupa’nın bilimsel anlamda bugünkü halini almasında önemli bir rol oynadı.Elbette o zamanlar bilimsel alanda çok etkin olmayan Batı’nın İslam Medeniyeti’nin bilimini özümsemesi bir çırpıda gerçekleşemedi. Fernand Grenard bu durumu, “Batı biraz topallayarak da olsa Müslüman bilginlerin yapıtlarını izledi.” şeklinde ifade ediyor.**


Geçmişte örnek alınacak pozisyonda olan İslam Medeniyetinde bilimlerin gelişmesinde elbette dinî teşvikler de etkiliydi. Mesela Kur’an’da, insanlara evreni anlamaya çalışma vazifesi yüklenir. Ankebut Suresi’nin 20.ayeti şöyle der: “De ki: ‘Dolaşın yeryüzünü ve görün yaratılışın nasıl başladığını.(…)’

Aynı zamanda öğrenmeye ve okumaya sevk eden ayet ve hadisler de Müslüman bilim insanları için her zaman bir motivasyon kaynağıydı. Yani, bilimsel anlamda İslam’ın tutucu bir yapısı olduğu söylenemez. (Müslümanların tutumlarının İslam’ın bakış açısını göstermek zorunda olmadığı unutulmamalı.) Bu da İslam biliminin yükselişinde en az Eski Yunan-Yakındoğu kaynaklarının özümsenmesi kadar İslam’ın bilimi teşvik edici nitelikte olmasının da etkisinin olduğunu gösterir.

Yazarın dediği gibi: “…başlangıç döneminden 150 yıl gibi kısa bir süre sonra böylesine görkemli bir bilimsel başarıyı yalnızca Müslümanlar gerçekleştirebilmiştir.” (s.308) Ve bu da böylesine büyük bir teşvik olmaksızın mümkün olmazdı.

Peki bu bilim medeniyetinin çöküşüne sebep olan neydi?

Yazar bunun büyük oranda-hatta neredeyse tamamen- Gazzâli yüzünden olduğunu düşünüyor. Mutezile çizgisinden uzaklaşan İslam dünyasının, bunun bir sonucu olarak, eskisi kadar etkin bilimsel faaliyetlerde bulunamayacağını söylüyor.

Son cümlenin bana göre haklılık payı var. Ancak yine de çöküşün sebebinin tamamen Gazzâli'ye ve onun kitaplarına bağlanması bana pek mâkul gelmedi. Örneğin, İslam Medeniyetinde Bilgi ve Bilim kitabında bu durumun ahlaki çöküşe bağlandığı düşünceyi çok daha makul bulmuştum.

Kaynakça:
*Bilimsel Otobiyografi
**Asya'nın Yükselişi ve Düşüşü
Alper T.
Alper T. İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü'ü inceledi.
528 syf.
·156 günde·Puan vermedi
Çok sevdiğim bir arkadaşın kütüphanesinde görmüştüm bu kitabı, yazar üzerine ve kitap üzerine o kadar heyecanlı konuşuyordu ki “Bu kitabı okumalıyım” diye içimden geçirdim. İçimden geçirdiğim kelimeleri meğerse dıştan da söylemişim. Önce arkadaştan zorla kitabı aldım okuyacağım diye, sonra baktım kütüphanemde yer alması gereken bir eser, kendime de bir tane sipariş ettim.
Cengiz ÖZAKINCI araştırmacı yazar kimliğinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
-Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı
- İBLİSİN KIBLESİ United States Of İrtica
- Dünden Bugüne Türklerde DİL ve DİN
- Amerikan İmparatorluğunun Sonu EURO-DOLAR SAVAŞI
gibi araştırma kitaplarının yanında
-Münevver
-Neveser
gibi romanları da bulunmaktadır.
Yazarın akıcı bir dili olmakla birlikte savlarını belgelerle destekleyerek farazi konuşmadığını açık ediyor bizlere. Daha önceleri başka yayınevlerinde çıkan kitaplarını, artık kendi yayınevi olan “Otopsi Yayınları” altında basmaktadır. Aynı zamanda “Bütün Dünya” dergisinde yazılarına rastlayabilirsiniz.
Kitaba gelince; ilk bölümde yazar bazı kavramlara açıklık getiriyor. İlericilik, gericilik, muhafazakârlık gibi kavramları nasıl kullandığımızı ve aslında ne manaya geldiklerini hiç sıkmadan anlatması ile kitabın içine çekiyor bizleri.
“İlerici olsun, gerici olsun, tutucu olsun genellikle bütün ideolojiler kendilerine geçmişte bir kök arar, geçmişte düşlerinin gerçekleşmiş olduğu bir dönem yaşandığı savını ortaya atar; bir yitirilmiş cennet imgesi yaratır ve geçmişte yitirilmiş olan o cennet düzeni yeniden ve daha üst düzeyde kurmayı bir ülkü olarak gösterir (Syf.46)” ifadesinde yer alan Yitirilmiş Cennet olgusu bütün dinler ve birçok ideoloji tarafından nasıl oluşturulduğu, belgeler dahlinde anlatılıyor.
İlerleyen bölümlerde bütün semavi dinlerin ve hatta çok tanrılı dinlerin gerici düşünceleri, bu gerici düşünceleri uygularken kullandıkları zorlamalar ve katliamlar, dinlerin bilimle tartılması genel olarak anlatılmaya çalışılıyor. Tabi ki yine belgelerle..
Asıl, kitabın ismine dair (İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü) mevzular ilgi çekici ve hayret verici bir şekilde yazarın kaleminden dökülüyor. İslam’ın VIII-XII yüzyılları arasında yaşamış olduğu bilimsel devrimlerin kökenini yazar; Eski Yunan ve Yakındoğu öğretilerini baz alan usa dayalı bilimciliği savunan Mutezile görüşünün İslam Devletleri tarafından benimsenmesi ve bu görüşe dair medreselerin açılıp, eğitimin us yürütme (mantık) üzerine inşa edilmesi olarak gösteriyor.
Eski Yunan düşünürlerinin bilimsel bilgi ve deneyimlerini Hristiyan olduktan sonra şeytanlaştıran Batı, Aydınlanma çağında özellikle Endülüs’te bulunan İslam âlimleri tarafından öğrenmeleri oldukça ironik.
İslam’da Akılcılığa karşı devrim Gazzali nezdinde ortaya çıkıyor. Çöküşün etmenlerinden en önemlisini Haçlı saldırıları olarak gören yazar; Haçlı saldırılarının yakıp yıkmasından çok haçlı saldırılarına karşı duracak itaatkar Müslüman halkın olmamasından kaynaklı olduğuna dem vuruyor. Çünkü o dönem, bilime ve sanata kendini adamış halkı ikna etmek hamasi ve dini propaganda ile başarılı olamıyor. Din adına savaşacak insanları bulmakta zorlanıyorlar. Tam tersi durum Haçlı ordularında mevcut, Bilimden ve sanattan uzak milletleri Papa rahatlıkla dini kullanarak bir araya getirebilmiş. Bunu gören İslam devletleri Sufiliği kullanarak insanları din adına bir araya getirmeye çalışmıştır. Gazzali özelinde yürütülen bu çalışmalar, us yürütmenin dinsel inançları olumsuz yönde etkilediği görüşünü kabul edip yaymaya başladılar.
Bilimsel Yükseliş ve Çöküşün sebeplerini, sonuçlarını ve bilimin gerekliliğini kitabın birçok yerinde görebiliyoruz. Yazar, tekrarlardan kaçamamış ve birçok yerde bazı hususları defa ker anlatmak durumunda kalmış. Ancak ben, yazarın bu tekrarlamaları özellikle yaptığını düşünüyorum. Çünkü yineleyip daha fazla etki yapması ve akılda daha çok yer etmesini istemiş olabilir yazar.
Kitabı çok seveceğinize ve birçok karanlık konuyu aydınlatacağına eminim.
Not: Haddim olmayarak, Editöryel açıdan tekrar incelenmesi gerekiyor kanımca.
• Hangi yönetim biçimi kişilerin düşünce üretme yetilerinin özgürce gelişimine köstek oluyorsa, o yönetim biçimi gericidir. (Syf.35)
• Form, Biçim demektir.
Deform, ilk biçimin bozulması demektir.
Reform ise, özgün, bozulmamış, ilk biçime geri dönülmesi demektir. (Syf.55)
• “Tarihsel açıdan insan bilimle dini anlaşmaz iki kutup olarak görebilir… Ama ben, “kozmik din duygusu” nun bilimsel araştırmada en güçlü ve en soylu itme gücü olduğuna inanıyorum…” Albert Einstein (Syf.127)
• ....ilerleme, yalnızca bilimsel düşünceyle özgür araştırmaların yapılabildiği, bir önceki kuşağın ürettiği bilgileri bir sonraki kuşağa özgürce aktarabildiği, yabancı toplumların bilgi ve deneyimlerinin çeviri yoluyla edinilebildiği, yeryüzünde o an için var olan en ileri bilimsel bilgilere ulaşılabildiği ortamlarda ve toplumlarda gerçekleşir. (Syf.310)
• Nesturiler ve Nesturilikten Müslümanlığa geçip kendi inançlarını Müslüman adı altında sürdürmeye çalışanlar, Müslüman Araplarca ayrıntıya ilişkin tartışmalara sürüklendikçe, onlara öğretisini koruya geldikleri Aristoteles, vb. gibi Eski Yunanistan-Yakındoğu düşünürlerinin us yürütme yöntemlerini kullanarak karşı çıkmaya başladılar. Müslümanlar bu tartışmalarda Eski Yunanistan düşünürlerinin us yürütme yöntemlerine toslayınca, us yürütme(mantık) bilimini öğrenip kullanmaksızın onları alt edemeyeceklerini anlayarak, Aristoteles, vb. gibi Kur’an öncesi dönem düşünürlerinin yapıtlarını okuyup öğrenmek zorunda kaldılar ve sonunda, Müslüman Arapların da kendi inançlarını Aristoteles’in mantığına uydurarak karşıtlarına benimsetmeye çalıştığı, onları kendi yöntemleriyle vurdukları çok ince tartışmalar oldu.(Syf.336)
• Ey kara cübbeli!.. Senin gündüzün gece
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaradan’ın Sanatı peşindeler;
Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde!..
Ömer Hayyam (Syf.371)
• “Herkes saygı görmek için üztüne güzel giysiler giyer; gelgelelim akıllı ve bilgili kimsenin saygı görmek için güzel giysiye gereksinimi yoktur, o salt usuyla bilgisiyle saygı değer olur.”
Yusuf Has Hacib (Syf.391)

• İnanç ruhun meyvesidir; bedenin değil. O yüzden birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir; şiddet ve tehdit değil…
Papa XVI Benedict (Syf.433)
idris yılmaz
idris yılmaz İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü'ü inceledi.
528 syf.
·9/10 puan
Kitap, en genel tanımı ile aydınlanma ve karanlığın kavgasıdır.
Tutuculuğun tarihte bütün dinlerde olduğu gibi İslam da da bilimi gerilettiği anlatılmakta.
Zaman içerisinde, günümüzde gericilik diye tanımlanan uygulamaların ilericilik olduğunu örneklerle açıklamakta.
Köleliğin tarihsel sürecinde savaş esiri olarak alınanlara ne yapılacağı bilinmemesi sonrasında ya öldürüleceği yada emeğinden faydalanmak amacıyla köle olarak kullanılacağı düşüncesinden doğduğunu,
İlericiliğin doğadan daha etkin faydalanma ve ait olduğu topluma daha çok fayda sağlama, tutuculuğun ise var olan koşulları korumak ve yenilikçilikte ki belirsizlikten çekinmek diye tanımlamalar yapılmakta.
Yeni bir icat ya da fikrin ortaya çıkmasında halktan ziya de, o dönemdeki diğer aydınların tepkisinin daha çok karşı durduklarını,
İlericiliğin övgü, gericiliğin kötüleme yaftası olarak kullanılmasından ötürü yenilikçiliği istemeyen kişi yada toplumlar gerici yaftalamalara aşırı derecede tepki gösterdiklerini vurgular.
Ayrıca muhafazkar ile mürtecinin ayrımının da yapılmasının gerektiğini, muhafazakarın mevcudu korumak, mürtecinin ise samimi olmayıp , geleneksel değerleri bilmeden, sadece gelenekleri istismar ederek kargaşa çıkardığına dem vurmaktadır.
Mürtecinin amacı nüfuz elde ederek dünya nimetlerini elde
etmek olduğunu, tarihte buna benzer örnekler olduğunu,
Hıristiyanlığın, Roma yönetimini ele geçirmesi ile Roma’da akıl ve bilimin gerilediğini ve Roma İmparatorluğunun çöküşünün de bu süreçte yaşandığını anlatır.
İslamin ilk döneminde, yani 750’lili yıllardan 1150 lü yıllara kadar, Mutezile adı verilen akla dayalı bilimci bir akımın yönetime egemen olmasının 1200 lü yıllardan itibaren ise gerilemeye devam ettiğine vurgu yapar.
Gericiliğe dönüşün de baş sorumlusu olarak bir zamanlar Mutezile inancına hakim olan Gazali'nin büyük etkisini olduğunu vurgalayan yazar, savaşlar sırasında insanları mutlak itaate zorlayarak, insanları bir arada tutmanın gerektiğini, Haçlı Seferlerinde Hıristiyanların birlik duygusunu örnek alarak İslam düşüncesinin de toplumu bir arada tutmasında benzer bir model uygulama olması gerektiğini söyler.
Bu mutlak kabul ve inanış biçiminin ise akıl ve bilimin önüne geçtiğini söyler.
528 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Çoktanrıcılıkta Yahudilikte Hıristiyanlıkta Gericilik ve İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü, Cengiz Özakıncı’ nın 827 - 1107 yılları arasında Müslüman toplumlarda bilimsel geriliğin tarihsel kökenlerini incelediği kitabı. Kitap öncelikle anlatılacak olan konunun yorumlanması ve anlaşılmasında faydalı olacak kavramların açıklanması ile başlıyor. İlericilik, tutuculuk, gericilik, irtica gibi kavramların açıklanmasından sonra irtica ve mürtecilik üzerine durulup Abdülhamit dönemi ve 1979 İran Devrimi üzerinden örnekler vererek kavramları daha da pekiştiriyor.

Bundan sonraki bölümde ilerici olsun gerici olsun tüm ideolojilerin kendine geçmişte bir kök aradığını ve bu kök ile “geçmişte düşlerin gerçekleşmiş olduğu bir dönem yaşandı” kuramını ortaya attıkları ve yitirilmiş cennet imgesi ile geçmişte yitirilmiş olan o cennet üzerinden yeniden ve daha iyisinin olacağı ve bunların olması için yapılması gerekenler ilke olarak dayatıldığı anlatılmaktadır. Bu kayıp cennet olgusunu anlamamız bize ideolojilerin vaad ettikleri, ne yapmak istedikleri konusunda bilinçlenip kanma ve kandırılmalara maruz kalmamamız için bir kalkan görevi de görecektir.

Özakıncı, bu yitirilmiş cennetler ve geçmişe özlemler ile ilgili detaylı bir şekilde bilgiler verdiği bölümde; Yahudilerin geçmişe özlem, Arzı mevud”undan, Rönesans da geçmişe özlem Hıristiyanlık öncesi eski Yunan ve Roma İmparatorluğu'nu diriltmek, Naziler’in özlemi Töton Şövalyeleri, Platon’un yitirilmiş cenneti Atlantis, Marksizm’de yitirilmiş cennet İlkel sınıfsal toplum, Musevilerin Tevratın da yitirilmiş cennet Aden bahçesi, Kur'an'da yitirilmiş cennet Adn, Siyasal İslamcıların yitirilmiş cenneti Asrı Saadet olduğundan bahsederek Asr-ı Saadetten günümüz İslam devletlerine bir bakışla pek çok Arap ve İslam Devleti’nin 21. Yüzyılda kabile örgütlenmesi aşamasında takılıp kalmasını sorguluyor.

İkinci bölümde dinlerin ilericilik ve gericilik konusuna nasıl baktığını anlatılıyor, düşünürlerin din ile düşünceleri ve bilimle olan çelişkiler konu ediliyor. Üçüncü bölümde çok tanrıcılık da ilericilik ve gericilik üzerine konuyu ilerleterek dördüncü bölümde Yahudilikte ilericilik ve gericilik üzerine detaylandırmalarda bulunuyor. Sonrasında aşırı dinci, gerici, yobaz mülteci Yahudilerin; Türkiye'deki, İran'daki, Arabistan'daki, Cezayir'deki, Afganistan'daki gerici yobazlar ile Hristiyanların gericileri de dahil bir ayrımının bulunmadığı aksine hepsinin birbirlerinin öyle veya böyle bir benzerlikleri olduklarını anlatılıyor.

Beşinci bölümde; Hristiyanlık da ilericilik ve gericilik, ve özellikler Hristiyan din adamlarının dayattığı Müslümanlığın gerici olduğu yargısının arka planında bilimsellikten uzak kilisenin ve havranın bin yılı aşkın bir süre bilimsel gelişmenin nasıl önünü tıkadıkları gerçeğinin sakladıkları anlatılıyor. Altıncı bölümde İslam'da ilericilik ve gericilik konusu ele alınıyor. Bu bölümde önce Müslümanların bilimle uğraşarak neler başardıklarını gösterilip yapılan keşifler sıralanıyor.

İslam'da gericiliği başlatan Türklerin olmadığı asıl nedenin Haçlı Seferleri ile Gazaliciliğin olduğundan bahsediliyor. Hatta 1070 Kutadgu Bilig den örnekler ile Türklerin İslam’dan önce akla bilime dayalı olduğunu anlatılıyor.

İslam dünyasında, Eski Yunanistan Yakındoğu düşünürlerinin yaptıkları 800 yıllardan 1800 lere yani Gazzali düşüncesi gelene kadar 300 yıl boyunca okullarda ders olarak okutulmuştur. O yıllarda yeryüzünde eski Yunanistan düşünürlerine Hristiyan din adamlarından başka saldıranında bulunmadığı anlatılıyor. Gazali'nin yaşadığı dönemde Haçlı seferlerini başlatan Papa İkinci Urban onun ardından İkinci Pascal, eski Yunanistan ve Yakındoğu düşünürlerinden kafir diye bahsetmekte ve bu düşünceleri savunanları da öldürdükleri de anlatılmaktadır.

Akla dayalı ve bilimsel olması gereken devlet aygıtının Gazalicilik düşüncesi ile nasıl İslam toplumlarını bozmuş ve bugünkü içler acısı hale getirmişse, Türkiye'nin de geleceğinin tıpkı Gazaliciliğin egemen olduğu tüm İslam ülkeleri gibi karanlık olacağı uyarısı yapılmaktadır. Gazali kişinin bilim ve felsefe ile uğraşmasını onu dinden çıkartacağını yargısı öyle derin işlenmiştir ki bireylere bu düşüncelerin bir daha ortaya çıkamayacak hale getirilmesi gerektiğinden, Türkiye’nin yakın tarihi 1980 ‘li yılların başında okullarımızda okutulan felsefe ve mantık derslerinin nasıl yirmi yıl müfredattan kaldırıldığı da bu bölümde anlatılmaktadır.

Gazalicilik düşüncesi üzerinde bolca duran yazar, bu akıldan bilimden uzak düşüncenin ivedilikte ortadan kaldırılıp yeniden akla ve bilime dönülmesi yoksa bugünkü İslam toplumları gibi geri kalmış olmaktan kurtulamayacağımızı hatta 827 – 1150 yılların da ki İslam medeniyetinin bilimsel üstünlüğünü tekrar yakalamanın hayal olacağı ve batının sömürüsü olmaktan kurtulamayacağımızı anlatılmaktadır.Eser baştan sona konuya hakim bir şekilde bolca örnek,belge,fotoğraf ile okuyucuya doyurucu bilgiler vermekte yazarın akıcı dili devamlı geleceğe yönelik uyarısı ile dünümüzü öğrenmek bugünü anlamak ve yarınımıza yön vermek için önemli bir belge kitap olarak okuyucusunu beklemektedir.

#KitapŞuuru
528 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bir hocamın tavsiyesiyle okuduğum bir kitaptı. Hiç bu kadar akıcı araştırma kitabı okumamıştım. İçerdiği bilgiler, fotoğraflar oldukça değerli. Günümüze ve geçmişimize aynı anda ışık tutuyor. Üzerinde yazmanın oldukça riskli olduğu bir konuyu, oldukça kolay şekilde anlatmış yazar. İslam'ın bilime neden engel olduğunu,bunun olma sebebinin aslında İslam değil,yorumlar,siyasi durumlar,savaşlar ve insanlar olduğunu açıkça belirtmiş. Severek ve ilgi duyarak,notlar alarak okudum.
Sadi Çelebi
Sadi Çelebi İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü'ü inceledi.
528 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
İslam tarihinde bilime önemli katkı sağlamış birçok insan bulunmasına rağmen dünyada ki genel kanı, bilimin batı/hristiyan dünyası tarafından geliştirildiği yönündedir.

Kitap, dinlerin, putperestlerin ve tanrıtanımazların tarih boyunca bilime nasıl yaklaştığını anlatmış ve İslam tarihinde bir dönem(750-1100 yılları arası) bilime çok önem verilmişken 1200’lü yıllarda bilimden kopuşun sebeplerini izah etmiş. Oldukça başarılı bir kitap, okuduğunuzda bilim ve din ilişkisi için kaydadeğer fikir sahibi olacağınızdan eminim.

Eleştirel anlamda ise; Biraz karışık dizayn edilmiş, kronolojik sıra yok, yazar bazı fikirlerini sadece hatıratlara dayandırmış ve bence subjektif yansıtmış, gereksiz tekrarlar mevcut diyebilirim.
Kepilleus
Kepilleus İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü'ü inceledi.
528 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bu site aracılığıyla tanıştığım bir kitap..

Öncelikle kavramları açıklamış sevgili Cengiz Özakıncı ki malum kim kimdir bilinsin kitabın 100 sayfaya yakın sonnot kısmını da görünce kendisinin kim olduğuna yönelik bir fikriniz oluşuyor. Söylenenden ayrı sizin sadece kitapta verilen bilgilerden yola çıkarak anlayacağınız şekilde. Böylelikle size hitap eden kişinin, bilinmez elementlere mi başvurduğu, yoksa kaynaklarını birebir ortaya koyan bir kişi midir, göz önüne alınmış oluyor. Din söz konusu olunca, o demiş bu demiş derken bir bakıyorsunuz, en baş kaynağa ulaştığınızda sanki yaratıcı ile birlikte başka bir dünyaya gidip gelmiş gibi konuşanların söylevleri de yine bilinmeyen bir kişiye uzanıp gidiyor.

Üç semavi din içerisinde de gericiliğin, dönemsel olarak yükselişi ve düşüşe geçiş dönemlerini birçok örnek ile göreceksiniz. Tabi gericilikte tam olarak nedir onun da tanımını yapıyor yazar ki, kişiye göre değişen bir duruma dönüşmesin bu anlam.

Siyasal islamcıların Asrı Saadet olarak simgeleyip, kendilerine gerçeklikten bağımsız bir algı oluşturarak Asrı Saadet'e olan özlemlerini dile getirmeleri, dönem içerisindeki olayları belki bilerek belki de bilmeyerek görmezlikten gelip, insanlara bir nevi cennet( bahçe) sunarak onları güzel sözlerle, Allah ile aldatanların sözleriyle bir tür dayatmanın içerisine yönlendirmek... Ve kabileler arası bir sözleşmeyi günümüz anayasası olarak sunma arzusu...

Mutezile adı verilen usa dayalı bilimci bir akımın yönetime egemen olmasıyla başlayan, Hristiyanlık ve Museviliğin ilk yıllarındaki gericiliğe zıt olarak ilk 150 yılından sonra gelişimini ve gericiliğe dönüş sürecini Hristiyanlık dünyasından da örnekler vererek anlatmıştır.

Gericiliğe dönüş sürecinde bir zamanlar Mutezile'ler arasında yer alan Gazali'nin büyük etkisini vurgulayarak, savaşlar sırasında sorgulayan, savaşmak istemeyen bir halk yerine, kayıtsız şartsız inanarak, o dönemin Hristiyanları gibi bir halk oluşturulmak amacıyla, bizzat devlet destekli bilimden anlamadan uzak, kulakları tıkalı gözleri kör, bir anlayış insanlara işlenmiştir ki, Gazalinin belki de Kalplerin Keşfi eseri ile anlattığı bu anlayıştır.

Bir de yazarın insanoğlu yerine kişisoyu kullanımı ayrıca örnek aldığım bir husus olmuştur. Okuyunuz efinim.. Aydınlığa..
528 syf.
·Beğendi·9/10 puan
1. Türkiye'nin Siyasi İntiharı
2. İblisin Kıblesi
3.İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü
4. Dil ve Din
5. Derin Yahudi
Bu kitapları okuduğunuz da bize anlatılanlara gerçekte olanların arasında ki farkı anlıyorsunuz. Hatta suratınıza çarpıyor. Yakın tarih sevenlere şiddetle tavsiye ederim.
528 syf.
·Puan vermedi
Kitap gerçekten bir harika. Çok hızlı ilerliyor. Bitince üzüldüm. Kitabın ismi ne anlattığını çok açık şekilde belirtiyor zaten. Sadece bazı konular üzerinde daha fazla şey anlatsa dedim. Mesela Farabi’ye değinmiş ama ayrıntıya inmemiş veya Mevlana’ya. Tarih sevmeseniz bile o kadar akıcı ki, bıkmadan okutuyor kendini.
528 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İlk kez 2012 dolayında okuduğum bu kitapta, ilerleme paradigmasına bağlı kalan ve temel ileri-geri ayrımına dayanan yazar, bu ayrıma göre tutarlı görünen bir tez ortaya koyuyor. Her özet yanlış ve eksiktir ama özetlersek diyor ki, Müslümanlar İslam'ın özünde var olan akılcılığı /ilericiliği bir kenara ittikleri için düştüler. Gerceginkitabi.com'daki yazılarımdan anlaşılacağı gibi, olayları irdelemekte ilerlemeci paradigmayı terk ettim. Bundan ötürü bu kitabı ikinci okuyuşumda yazarın bu temel savı eğreti gelmeye başladı. Bu temel ayrım konusunda yazarla hemfikir iseniz, yani ileri ve geri denen şeylerin varlığını tartışmak ilgi alanınıza girmiyorsa, kitabın sizin için kuşku götürür tek bir çıkarımı var, o da İslam devletlerinin nakilciliği öne çıkarmasının nedeni olarak haçlıların önüne ordu çıkarmakta zorlandığı savı. Bu savın kanıtlarını doyurucu bulmadım. Genel olarak Özakıncı ile ilgili yorumlarım olumludur. Bu adamı eleştirirken de iki kez düşünürüm. Fikrine zerre katılmasam bile okuyacağım yazarlar arasındadır.
İlk nedeni son neden yerine koyarak şaşırtmaca yapıyordu. Bu akıl yürütme uyarınca sözgelimi: Güneş doğdu, demek de yanlıştı. Tanrı Güneş'i doğurdu, demek gerekiyordu. Ağaç çiçek açtı, demek de hep şu dinsiz filozofların Tanrı'yı unutturmak için geliştirdikleri bir söylemdi. Bu durumda iki kere iki dört eder diyen de dinden çıkıp cehennemi boylayabilirdi. İki de kim oluyordu ki dört edebilsin??
İslam bilginlerinin Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta olduğu gibi otopsi yasağıyla karşılaşmamaları sonucu insan gövdesi en ince ayrıntılarına kadar incelenebilmiş ve böylelikle pek çok hastalığın kökeni bulunmuş, iyileştirme yolları geliştirilmiştir.
Martin Luther, Kopernik'e karşı çıkarak şöyle demişti: ''Bu budala, astronomi bilimini alt üst etme sevdasındadır oysa kutsal kitap arzın değil güneşin döndüğünü bize bildirmiştir... Bir yeni yetme astroloğa halk kulak versin, olacak iş mi?''
"Kilise'nin 1535' te Brüksel yakınlarında Vilvoorde kalesine hapsettiği William Tyndale, 6 Ekim 1536 günü Kilise tarafından bu kalede törenle YAKILMIŞTI. John Foxe 'un kitabında yer alan bu resimde Tyndale 'in ağzından ölmeden önce çıkan son sözler de yazılıydı:

'OH LORD , OPEN THE KING OF ENGLAND'S EYES.'

Türkçesi: 'Tanrım ,İngiltere Kralı'nın gözlerini aç.' "
Cengiz Özakıncı
Sayfa 224 - Otopsi Yayınları 16. basım 2011
Kur'an'da geçen Arapça cennet sözcüğünün kökeni Tevrat'ta geçen İbranice gennet olup, Türkçe'deki anlamı da zaten bahçe'dir. Museviler'in Tevrat'ına göre cennet gökyüzünde değil yeryüzündeydi. Cennet dedikleri yer, hani şu bildiğimiz Dicle ve Fırat ırmakları arasında Aden Bahçesi denilen yerdi.
1945 yıllarında ABD'nin başını çektiği Batı ile Sovyetler Birliği arasında başlayan Soğuk Savaş yıllarında, nasıl ABD Sovyet yayılmasına karşı toplumların dine sarılmasını bir ön­lem olarak benimsemiş ve başta kendisi olmak üzere başını çektiği tüm Sovyet karşıtı ülkeleri bilimgüder eğitim­ öğretimden kopararak dingüder bir eğitim ve öğretime sürük­
lemişse; llOO'lerde Haçlı saldırıları karşısında kalan İs­lam devletleri de tıpkı ABD'nin Sovyet yayılmasına karşı uygu­ladığı yöntemi uygulayarak: "Haçlı yayılmasını durduracak ve
püskürtecek tek güç dine ve dinin birleştiriciliğine sarılmaktır" biçi­minde düşünüp usa dayalı bilimci Müslümanlığı terkederek,
sorgusuz-sualsiz us karşıtı sufi Müslümanlığa geçmişlerdir.
İslam' da bilimin önce Selçuklularca ve ardından 1258 yılında Bağdat' a giren Moğollarca engellendiği savı, İspan­ya' daki, Sicilya' daki ve Ortadoğu' daki İslam bilim ocaklarının Moğol akınlarından çok önce, 1090'larda başlayan Haçlı saldırıları altında can verdiği gerçeğinin üstünü örtmek amacıyla uydurulmuş bilinçli bir saptırmadır.
Haçlı orduları bölgeye akmaktayken Şii Fatımiler bu güçleri yanlarına çekip Sünni Abbasilerin ve Selçukluların üzerine sal­dırtmayı düşünüyor, aynı biçimde Abbasi Halifeliği de gelen Haçlı ordularını kendi yanlarına çekip Şii Fatımilere karşı kul­lanmayı düşünüyordu.
Bilimsel düşünürlükten sofiliğe dönerek gerçeği tasav­vufta arayan Gazzali, yaşamının son yıllarında usa dayalı bi­limsel düşünceye şöyle saldırıyordu : Aristo'nun felsefesini aktarırken, hem bu filozofları hem de onların İslam filozofları arasındaki İbni Sina ve Farabi gibi yandaşlarını imansızlar olarak addetmeliyiz. ( ... ) Örneğin bir parça pamuğun ateşte yandığını ele alalım. İnançsız us­çu düşünürler, pamuğu yakan şeyin ateş olduğunu savuna­caklardır. Bunu inkar ediyor ve diyoruz ki: o pamuğu yakan ateş değil, pamuktaki siyahlığı ve kısımlara ayrışmasını ya­ratan Tanrı'dır. Çünkü ateş, hiç bir eylemi olmayan cansız bir şeydir; ayrıca ateşin yanmanın aracı olduğunu gösteren ne gibi bir kanıt vardır ki? .. Gerçekte Tanrı'dan başka bir neden yoktur, pamuğu yakan Tanrı'dır...
Köylü Ayaklan­masının önderi papaz Thomas Münzer'in yığınlara çektiği söy­levlerde onun da "Hıristiyanlığı ilk cennet biçimine döndür­mek"ten sık sık söz ettiğini, kurulu düzenin kötü yanlarını ser­gileyip, buna seçenek olarak, geçmişte yaşandığına inanılan bir
"İlk Hıristiyanlık Cenneti"ni, bir "Hıristiyan Asr-ı Saadeti"ni ör­neklediğini, yığınları geçmişi yeniden kuracağız diye ardına takıp
ayaklandırdığını görüyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü
Alt başlık:
Çoktanrıcılıkta Yahudilikte Hıristiyanlıkta Gericilik ve İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
528
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758410040
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Otopsi Yayınevi
Batının bilimsel üstünlüğünü Eski Yunan Çoktanrıcılığının, Yahudiliğinin ve Hıristiyanlığın bir başarısı olarak gösterenler, Doğunun bilimsel geriliğini tümüyle Müslümanlığa bağlamaktadırlar. Oysa Müslümanlar 827-1109 yılları arasında yeryüzünde bilimin tek öncüsü durumundaydılar; elinizdeki kitap bunun belgeleriyle dolu. Peki ama nasıl oldu da Müslümanlar 400 yıl süren bilim öncülüğünü Batıya kaptırıp batıdan bilim dilenir duruma düştüler? İşte elinizdeki kitap, bugüne dek doyurucu bir yanıt verilemeyen bu soruyu bilimsel verilere dayanarak, herkesin anlayabileceği bir dille yanıtlamaktadır...

Kitabı okuyanlar 99 okur

  • Eren
  • Ulaş Faruk Akpınar
  • Eq Eq
  • Han
  • Hazeran
  • Cesur Birgin
  • Bako
  • Ayşe Yılmaz
  • Fırat Tümer
  • aytunç Korkmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (21)
9
%21.4 (9)
8
%21.4 (9)
7
%2.4 (1)
6
%0
5
%2.4 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.4 (1)