İslami Hareketlerin Takva Sorunu

·
Okunma
·
Beğeni
·
463
Gösterim
Adı:
İslami Hareketlerin Takva Sorunu
Baskı tarihi:
Eylül 2015
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
6054593019
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okyanus Yayıncılık
Hudeybiye andlaşmasının sonuna gelinmiş, antlaşmanın maddeleri taraflarca imzalanmıştı. Başta Hz. Ömer olmak üzere orada bulunan sahabilerin büyük bir bölümü bu antlaşmayı hiç de içlerine sindirememişler, bu konudaki hoşnutsuzluklarını açıkça dile getirmişlerdi. Her şeyden önemlisi, umre yapamadan geri döneceklerdi Medine'ye. Halbuki kesin umre yapabilme ümidiyle yola çıkmışlardı.  Her şey bitmişti, yapılacak bir şey kalmamıştı, şimdi Medine'ye geri dönülecekti. Fakat beraberlerinde getirdikleri kurbanlıklar vardı, umre yapılamamış olsa da onların kesilmesi gerekiyordu, ve ardından da saçlar tıraş edilmeliydi. Allah'ın Rasûlü (s.a.v) ashabına buyurdu ki: "Kurbanlarınızı kesin, saçlarınızı tıraş edin!" Hiç kimse duymamıştı, dönüp bakmıyordu bile.  Evet, bir yanlışlık yoktu, hiç kimse oralı değildi,  Aynı emri üç defa tekrarladı. Fakat bir tek kişi yerinden kıpırdamamış, bakışıp duruyorlardı. Çok üzülmüştü buna. Olacak şey değildi. Çünkü ashabı kendisine ilk defa böyle toptan itaatsizlik ediyor, emrini yerine getirmiyordu. Beraberinde sefere çıkardığı eşlerinden Ümmü Seleme validemizin yanına geldi. Biliyor musun, ümmetim ilk defa bana itaat etmedi, hem de toplu olarak, dedi. Ümmü Seleme validemiz: "Ey Allah'ın Rasûlü! Onların şu anda içinde bulunduğu durumu biliyorsun.  Onları bağışla, sen şimdi onlara hiçbir şey söyleme. Haydi kendin kurbanını kes, başını tıraş ettir, başka bir şey yapma." Aynen öyle yaptı Allah'ın Rasûlü (s.a.v),  hiç kimseye bir şey söylemeden kurbanını kesti ve saçını tıraş ettirdi. Allah Allah, o da neyin nesi? Onu gören bütün sahabiler derhal yerlerinden kalkıp fırladılar ve kurbanlarını kesmeye başladılar. Hatta birbirlerini çiğnercesine hücum ettiler kurbanlarını kesmeye, ardından da saçlarını tıraş ettiler. Evet, sözümüzün tükendiği, sözümüzün etkisini yitirdiği yerde, lafımızın yalama yaptığı yerde insanlardan yapmalarını istediğimiz ne varsa önce kendimiz yapmalıyız. Ardından onların da yaptığını göreceğiz
 
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
“Vallahi terazinin bir kefesine Güneş’i, Ay’ı, Dünya’yı, Dünya’daki bütün diplomaları, sertifikaları, madalyaları, alkışları, paraları ve makamların hepsini koysalar, diğer kefesine de örtüyü koysalar, vallahi benim yanımda örtü ağır basar!”

Evet, o bir kaç yüz gram ağırlığındaki örtü, mümin bir bayanın yüreğinde böyle bir makama sahip olmalıdır! Daha sonra bu inancını başta örtü düşmanları olmak üzere bütün bir dünyaya ilan etmelidir!

Hatırlarsanız, dün Allah’ın Rasülü (s.a.v) Mekke müşriklerinin kendisine yaptıkları teklife böyle cevap vermişti. Davasından vazgeçmesi karşılığında kendisini Mekke’nin en zengini yapacaklarını, başlarına reis yapacaklarını, en güzel kadınla evlendireceklerini söylemişlerdi.

Rasulullah: “Bir elime Güneş’i, bir elime Ay’ı koysanız, vallahi bu davadan vazgeçmem!” buyurmuştur. Bugünde bizlerden vazgeçmemizi istedikleri dava, inanınız aynı davadır. Fakat ne ilginçtir ki, karşılığında Rasulullah’a (s.a.v) teklif edilen şeyler bile teklif edilmiyor.
Son yıllarda ümmet olarak başımıza gelenlerin büyük bir kısmı bu yüzdendir. Yani kendi firavunlarımızı kendimiz halledemediğimiz içindir.

Ben firavun diyorum, nemrut diyorum, siz zalim yönetici deyin, despot deyin, diktatör deyin ne derseniz deyin.

Bu sorun tarih boyunca toplumların, devletlerin sorunlarının en başında gelmiştir.

Müslümanlar olarak bu konu ciddi anlamda ‘Ahkamussultaniye' başlığı altında, hatta aynı isimde müstakil eserlerde ele alınmıştır.

Zalim bir yönetici karşısında ümmetin ve özellikle ulemanın ne yapacağı konusu en ince teferruatına kadar incelenmiştir.

Zalim yöneticiler karşısında neler yapılması, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği, yerine göre onların azli, halli, alaşağı edilmesi incelenmiştir. Fakat çoğu zaman bu hususta ümmetin maslahatı, katliama uğramaması hep öncelikli olmuştur.

Günümüzde bu konunun ekseni değişmiştir. Mesele sadece Müslümanların zalim yöneticileri olmaktan çıkmış emperyalistler meseleye doğrudan dahil olmuştur. Söz konusu zalim yöneticiler bazen emperyalistlerin uşağı konumunda olmuş çoğu zaman da bu Müslümanları bu zalimlerden kurtarma bahanesiyle işgal mi dersiniz, katliam mı dersiniz başlarına gelmeyen kalmamıştır.

Bir bakıyorsunuz Saddam bahane ediliyor, bir bakıyorsunuz Esed bahane ediliyor, Kaddafi bahane ediliyor, Müslümanlar beladan belaya uğruyor.

Bu durumda Müslümanlara düşen görev öncelikle kendi firavunlarını kendilerinin halletmesidir.

Daha da önemlisi; firavunluğa giden yolların tıkanması, firavunlar henüz palazlanmadan fırsat verilmemelidir.

İslam bu meseleyi “emri bilmaruf ve nehyi anil münker” kurumuyla çözüme kavuşturmuştur. Biz Müslümanlara düşen, bu kurumu işletmektir.

Amerika ve müttefiklerinin Suriye'yi bombalaması, ondan da önce Esed'in katliamları, Müslümanların bundan dolayı savrularak emperyalistlerden birini tutmak zorunda kalması, daha da acısı birbirlerini itham etmeleri, “emri bilmaruf ve nehyi anil münker”i ihmali veya İslam'ın bu yönünün bilerek terk edilmesinden dolayıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslami Hareketlerin Takva Sorunu
Baskı tarihi:
Eylül 2015
Sayfa sayısı:
196
Format:
Karton kapak
ISBN:
6054593019
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okyanus Yayıncılık
Hudeybiye andlaşmasının sonuna gelinmiş, antlaşmanın maddeleri taraflarca imzalanmıştı. Başta Hz. Ömer olmak üzere orada bulunan sahabilerin büyük bir bölümü bu antlaşmayı hiç de içlerine sindirememişler, bu konudaki hoşnutsuzluklarını açıkça dile getirmişlerdi. Her şeyden önemlisi, umre yapamadan geri döneceklerdi Medine'ye. Halbuki kesin umre yapabilme ümidiyle yola çıkmışlardı.  Her şey bitmişti, yapılacak bir şey kalmamıştı, şimdi Medine'ye geri dönülecekti. Fakat beraberlerinde getirdikleri kurbanlıklar vardı, umre yapılamamış olsa da onların kesilmesi gerekiyordu, ve ardından da saçlar tıraş edilmeliydi. Allah'ın Rasûlü (s.a.v) ashabına buyurdu ki: "Kurbanlarınızı kesin, saçlarınızı tıraş edin!" Hiç kimse duymamıştı, dönüp bakmıyordu bile.  Evet, bir yanlışlık yoktu, hiç kimse oralı değildi,  Aynı emri üç defa tekrarladı. Fakat bir tek kişi yerinden kıpırdamamış, bakışıp duruyorlardı. Çok üzülmüştü buna. Olacak şey değildi. Çünkü ashabı kendisine ilk defa böyle toptan itaatsizlik ediyor, emrini yerine getirmiyordu. Beraberinde sefere çıkardığı eşlerinden Ümmü Seleme validemizin yanına geldi. Biliyor musun, ümmetim ilk defa bana itaat etmedi, hem de toplu olarak, dedi. Ümmü Seleme validemiz: "Ey Allah'ın Rasûlü! Onların şu anda içinde bulunduğu durumu biliyorsun.  Onları bağışla, sen şimdi onlara hiçbir şey söyleme. Haydi kendin kurbanını kes, başını tıraş ettir, başka bir şey yapma." Aynen öyle yaptı Allah'ın Rasûlü (s.a.v),  hiç kimseye bir şey söylemeden kurbanını kesti ve saçını tıraş ettirdi. Allah Allah, o da neyin nesi? Onu gören bütün sahabiler derhal yerlerinden kalkıp fırladılar ve kurbanlarını kesmeye başladılar. Hatta birbirlerini çiğnercesine hücum ettiler kurbanlarını kesmeye, ardından da saçlarını tıraş ettiler. Evet, sözümüzün tükendiği, sözümüzün etkisini yitirdiği yerde, lafımızın yalama yaptığı yerde insanlardan yapmalarını istediğimiz ne varsa önce kendimiz yapmalıyız. Ardından onların da yaptığını göreceğiz
 

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • 《Mizgine_İslâm /    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
  • Doğan Tunca

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0