İslam'ın Vadettikleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.055
Gösterim
Adı:
İslam'ın Vadettikleri
Baskı tarihi:
13 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
978-3746955834
Dil:
Almanca
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tredition Gmbh
Baskılar:
İslam
İslam
İslam
Batı, yüzyıllar boyunca Müslümanları barbarlıkla, İslâm dünyasını da gericilikle suçladı, suçluyor. Batı, İslâm ülkelerine karşı Haçlı ruhunu dün olduğu kadar bugün de bazen sinsice, bazen alenen devam ettiriyor. Batı, kendi insanını gerek okul gerekse medya yoluyla İslâm düşmanı olarak yetiştiriyor. Batı, Müslümanlara her türlü iftirayı atmaya, kara çalmaya devam ediyor…

Roger Garaudy İslâm’ın Vâdettikleri’nde, İslâm’a ve Müslümanlara yapılan bütün saldırılara tek tek cevap veriyor. Müslümanlar olmasaydı, Batı'nın hâlâ Ortaçağ karalığında insanlık dışı bir hayat süreceğini ve asıl barbarların Batılılar olduğunu haykırıyor. Batı’nın her bakımdan iflas ettiğini açıklıyor. İslâm medeniyetinin dünyanın gelmiş geçmiş en soylu ve en insancıl medeniyeti olduğunu apaçık ispat ediyor. İslâm’ın gerçek değerini ve yüceliğini Batılı aydınlara reddedemeyecekleri bilgi ve belgelerle kabul ettiriyor. Batı’nın ve insanlık âleminin ancak İslâm bilgeliği ve insan anlayışıyla barış ve huzura ereceğini bütün aydın zihinlere yerleştiriyor.
240 syf.
·66 günde·Puan vermedi
Daha önce yayımladığımız Roger Garaudy'nin 'Geleceğimizde İslâm Var' ve 'İslâm ve İnsanlığın Geleceği' kitaplarının ardından Yusuf Kaplan Hoca'nın 100 kitaplık listesinin 19. kitabı olan 'İslâm'ın Vadettikleri' kitabının tahlilini de uzun bir aradan sonra yayımlıyoruz. Bu tahlil Garaudy'nin listedeki 3. ve son kitabı olduğundan tahlil daha da eleştirel bir perspektiften ilerleyecektir. Okurlarımıza şimdiden bunun haberini veriyor ve faydalı okumalar diliyoruz.

Garaudy'e Dair Şüpheler
Öncelikle bu iddiaya geçmeden önce 24 Haziran 2012'de Garaudy'nin ölümünün üstünden birkaç gün geçtikten sonra 'Yeni Asya'da "Garaudy Muamması" başlıklı yazı kaleme alan Kâzım Güleçyüz'ün mezkûr yazısından bir iktibasla başlayalım:

"Dış dünyadan İslâm saflarına girenlerin sayısı artarken, yeni Müslümanların, eski mâlûmatlarıyla birlikte geldikleri gerçeği unutulmamalı. Küçük ihmaller, Müslümanların zihninde İslâma yabancı fikirlerin yer etmesine yol açabilir.
Bu, uzun yıllar Fransız Komünist Partisinin teorisyenliğini yaptıktan sonra İslâma girdiğini açıklayan felsefeci Prof. Garaudy için de geçerli.
Partideyken Marksizmle Hıristiyanlık arasında diyalog kurmaya çalışması, döneklikle suçlanıp ihraç edilmesine sebep oldu. Müslüman olunca aynı diyaloğu İslâmla da kurmaya çalıştı.
Türkiye’de yaptığı açıklamalarda Marx ve Lenin’e hayranlığını gizlemedi; Marx’ı Yahudiliğin insanlığa kazandırdığı değerler arasında zikretti.
“İslâmiyetin olduğu kadar, Hıristiyanlık ve Marksizmin de militanıyım” ifadesini kullandı.
Kur’ân’da her halk ve zaman için geçerli bir hukuk sisteminin bulunabileceği fikrini, İslâmın istikbali için öldürücü bir yorum olarak niteledi.
Mezheplerle uğraşmayı zaman kaybı saydı ve yeni içtihadlar yapılması çağrısında bulundu.
Tesettür bahsinde, kıyafet konusunun çok önemli olmadığını, günümüz Müslümanlarının önündeki en mühim meselelerin büyüme ve kültür modelleriyle ilgili hususlar olduğunu söyledi.
İslâm dünyasından refesans gösterdiği örnekler, kendi sosyalist görüşleriyle çakışan Nâsır, Kaddafi, Bumedyen gibi diktatörler ve Benî Sadr, Bin Bella gibi—aktif şekilde destek verdikleri devrimler tarafından dışlanan—kişiler oldu. " (1)

Yukarıda yaptığımız iktibası kaynağıyla beraber veriyoruz ki bu tahlil üzerinden kitabı okuyacak kimseler bizim vasıtamızla farklı düşüncelere kapılıp akidenin ve İslâm'ın muhkem hükümlerinin menbaı yani ulemadan alınacağı/alınması gerektiği hakikatini unutup da fikir kitabından bu hassas mevzulara dair çıkarımlarda bulunmasınlar. Akide çok mühim, zira akidesi iptal olan kimse küfre müptela olma garabetine düşer de maazâllah farkında dahi olmaz.
Başlıktan da mâlum olduğu üzere Garaudy'nin önce namazının kılınması ardından ise yakılmasına dair vasiyeti olduğu iddiası mevcut. Kaldı ki cesedinin yakıldığını biliyoruz, ancak Müslüman'a düşen hüsnü zan olduğundan ve bilhassa Yusuf Kaplan hocanın da ağzından böyle bir durumun vukû bulma ihtimalini işittiğimizden inşaallah bu yakılma hadisesinin kendisiyle alakalı olmadığına inanmak istiyoruz. Hoş cesedi yakılan kimse imandan çıkar mı çıkmaz, lâkin neye dayanarak cesedini yaktırdığı mevzuu imana taalluk edebilir. Biz şimdi işin bu ehemmiyetli kısmını okuyucu için dile getirdikten sonra 69 yıl ömrünü batıl inanç manzumelerinin peşinde sürdüren ve kendi yolculuğunun sonunda İslâmîn yüceliğini kabul ederek Allah'a teslim olan bu fikir adamının mevzisinden faideler elde etmeye çalışalım. Duru olanı al bulanığı bırak kaidesini uygulamak her Müslümana borç olduğuna göre duru olanları almaya bakalım.



"Batı bir kazadır. Kültürü de çarpıktır; çünkü asıl boyutlarından kopup uzaklaşmıştır." tespitiyle cesurca kitaba başlayan müellif bu bölümde köklü bir Doğu- Batı muvazenesi ve mevzilendirmesine girişiyor. Batı medeniyetinin de esasen Doğu'lu köklere dayandığı ancak kasten kesilip atıldığı için 'Grek Mucizesi' masalının ortaya çıktığı iddiasında. İslâm'ın kendi bütünlüğünü koruyup yayması bir yana özellikle kuruyup yok olmak üzere olan medeniyetlere de hayat suyunu bahşettiğini dile getiren Garaudy yüzlerce Batı aşığı müstağribin göremediği o ince hakikati bildiriyor okurlarına. İslâm'ın "Birbirinden ayrılmaz şekilde bir din ve bir ümmet, bir inanç ve hayat nizamı" olduğu tespiti bugün bizim için Camiye hapsedilmiş İslâm anlayışının ne kadar İslâm dışı olduğunu anlatıyor adeta. Müslüman'a dair şu muazzam tespitine de bir bakın: "Müslüman kendi seçimiyle, ilk kanunu, yani hayata anlam veren birlik ve bütünlüğün kanununu yeniden hatırlamasını bildiği için Müslüman olur" -36-
Yukarıda yaptığımız iktibasta İslâm'ın tüm zamanlar için geçerli hukuk sistemi getirdiği yorumunu öldürücü gördüğünü iletmiştik Garaudy'nin, bu meselenin tahkiki için okurların sahife 42'ye bir göz atmaları yerinde olacaktır. Zannediyoruz ki bu garabete düşülmesinin sebebi İslâm'ın asıl kaynaklarından ziyade tercümeler üzerinden ve özellikle Tasavvuf- İslâm Felsefesi vasıtasıyla İslâma dair bir tasavvura sahip olmaktan kaynaklanıyor. Yoksa usûl-ü fıkıh ve diğer İslâmi ilimlere en azından müptedi seviyesinde bir göz atış ulemâ eliyle bu iddianın butlanını ortaya koyacaktır. Biz burada sadece Kur'an-ı Azimü'şan'daki en uzun ayetin müdayene (borçlanma) ayeti olduğunu bildirerek son hükmü feraset sahibi okuyucuya teslim edelim. (Bakara 282)

Tasavvufa Bakışı

Tasavvufa dair açtığı bölümde köklü tarifler etrafında esaslı mülahazalarda bulunan Garaudy maalesef Tasavvuf'un daha çok 'Hümanist anlayışa muvafık kılınmaya çalışılan' kısmıyla ilgileniyor. İbnül Arabi'den bir çok iktibasda bulunan ve onun üzerinde bir Tasavvuf inşasında bulunmaya gayret eden müellif İmam-ı Rabbani'ye o kadar da temas etmiyor. Ancak hakkını teslim de etmek gerekir ki Tasavvuf'u Hristiyan Mistisizmi ve diğer mistik görüşlerden beri kılıyor Garaudy. Bölümün sonunda sorduğu " İlmi ve teknik gücün bugünün bütün insanlarına zorla kabul ettirdiği sorumluluklara cevap vermeye kendimizi hazırlamamız konusunda İslâm bize ne sağlayabilir? Bu mesele dünya çapında bir meseledir. Cevabı da ancak dünya çapında verilebilir" tespiti bize ufuk açacak muazzam bir soru/sorun. Ruhu daralmış insanoğluna işte bu soruya cevap vermekle merhem olabilir ve İslâm'ın neden diğer tüm sistem ve mezheplerden üstün olduğunu bu yolla kanıtlayabiliriz. Borcumuzdur, ödemeliyiz.

Din Ve Siyaset
Müellifin "İslâm ekonomisi, ne (mesela Amerikan tipi) kapitalizmle ne de (mesela Sovyet tipi) sosyalizmle özdeşleştirilebilir." tespiti ne Aliya tarafından sosyalizm , ne de Şeriati tarafından yapılan kapitalizm lehine hatadan ayrılarak muazzam bir hakikati ortaya koymaktadır. Özellikle bu bölüme 'Mülkün sahibi Allah'tır' mottosuyla başlayan müellif İslam iktisadı mevzuunda diğer sistemlerle mukayeseli olarak çarpıcı tefrik ve tahlillerde bulunmaktadır. Aynı şekilde kadın mevzuunda da diğer muharref kitapları da ortaya koyarak İslâmîn yüceliğini ortaya koyması muazzam. (sy 86)

Bilimler ve Bilgelik
Bu bölümde modern bilim ile İslâm'ın bilim anlayışını sarih bir şekilde ortaya koyan müellif Doğu-Batı mukayeselerinde yine çok önemli, mihenk taşı olacak çıkarımlarda bulunuyor.
"Bilimcilik, bilimi bilgelikten (yani gayeler üzerinde tefekkür etme vasıtalarının tanziminden) koparmıştır. Bilim insanın gelişip olgunlaşmasını sağlaması gereken asıl boyutunu budamıştır." İşte, bilimi put edinen vedahi bilim üzerinden İslâmı mevzilendirmeye gayret edenlere haykırın bu hakikati! Batılı bir düşünür eliyle bunu kavramaları mümkün olur belki!
Ve işte hakiki ölçülendiriş: "Müslümanlar, tekrar edelim, evrensel ilme en zengin katkıyı imanlarıyla yaptılar."
Bilimciliğin bir fetişizm olduğunu ısrarla belirten ve daima niçin sorusundan yoksun olmaya mahkumluğunu ifade eden müellifin bu bölümdeki mülahazaları defalarca defaatle okunmalı…

Nebevi Felsefe ve Cami'ye Dâir Mülahazaları

Bu bölümde ise daha çok Batı'nın felsefe anlayışıyla Müslüman filozofların felsefe anlayışını karşılaştıran ama Nebevi Felsefeyi bildiğimiz manada ikisine de irca etmekten çekinen müellif daha çok İbnül Arabi yoluyla bu meselenin (yani varsa Nebevi Felsefenin) mutasavvıflar eliyle var olduğunu iddia ediyor. İbni Rüşd ve onun Aristo şerhleri yüzünden neredeyse İslâm felsefesinin Grek felsefesinin tesiri altında boğulacağı hakikatini ifade eden müellif, bu mevzuda mutedil ve makul bir görüş ortaya koymuş bulunmakta. Farabi, Kindi, İbni Sina'ya yönelttiği tenkitler Garaudy'nin anlatma gayesinde olduğu Nebevi Felsefe'nin bu filozoflardan çok uzak olduğunu ve eğer bir felsefe olacaksa bunun köklerimizle murabıt olması gerektiğini haykırıyor yüzümüze. Ne muazzam bir tespit! Bakın Batılı filozofların yazdıkları eserleri sorgusuz sualsiz teslim olarak okuyanlara nasıl uyarıda bulunuyor Garaudy: "Batılıların olayları ve insanları, evrensel kültürün global gelişmesine katkılarından dolayı değil de, kendileri için arzettikleri öneme göre değerlendirme saplantıları bizi böyle eserlere haddinden fazla önem atfetmete sevketmemelidir. " -140-
Nebevi felsefenin İbni Rüşd ile müteal (aşkın) yönünün öldüğü ancak İbnül Arabi ile uçuşa geçtiğini ifadesi tekrar belirtmek gerekiyor ki müellifin inşasına çalıştığı ve mutasavvıfların merkezde olduğu Nebevi felsefenin mihenk taşını ortaya koyuyor. Mutasavvıflara bu kadar yakınlığı ve onları Nebevi felsefenin mihenk taşları kılmasına rağmen fukahayı yanlış konumlandırması ve iki hizbi birbiriyle zıt gibi göstermesi Garaudy'nin fukahayı ve İslâm'ın temel kaynaklarını yeterince iyi tanımayışını da ortaya koyuyor.
"Bütün sanatlar Camiye Cami ibadete götürür" mottosuyla ortaya koymaya gayret ettiği İslâm Sanatı ve mimarisini müellif yine Batı-Doğu ölçülendirmesi çerçevesinde çarpıcı tespitlerle ortaya koyuyor. Bununla beraber sanatın ancak ne olabileceği ve nerede durabileceğini de şu satırlarda gayet güzel izah etmiş müellif: "Mümin kendi iradesiyle, dünyanın görüntülerinden ve onların putçu çekiciliklerinden yakasını kurtarmalı ve zihnini her türlü kısmi gerçekciliği aşan Bir'e, tek Allah'a yöneltmelidir." -158-

Müjde Veren Şiir

Bu bölümde ise Ku'ran'dan hareketle İslam şiirini ortaya koymaya çalışan müellif bol bol Mevlana, İbnül Arabi, Molla Câmi'nin şiirleri üzerinden açılımlar yapıyor. İslami şiirin bir numaralı hedefinin de bizi hayatımızda Allah'ın tezahür ve tecellisinin bilincine erdirmek olduğunu vurguluyor. İşte sanat gibi şiirin de aslına ircası! Bu bölümde Müslüman şairlein Batılı şairler üzerindeki etkisini de Goethe ve Dante üzerinden sarahaten ortaya koyuyor Garaudy.

Sonuç Kısmı
Bu son kısımda ise içerisinde bulunduğu dünyayı tahlil eden (1980'ler) ve Dinler ve medeniyetler üzerinden bir diyaloğu ısrarla vurgulayan Garaudy Batı'ya dair bu köklü mülahazaları ve eleştirilerine rağmen yine de dinler ve medeniyetler arası bir ittifakın olabilirliğini ortaya koymaya gayret etse de bu birliğin bir hayal olduğu ve kıyamete değin hak ile batılın savaşında batıl cephesinin daima var olacağı gerçeğinin Allah'ın bir kanunu olduğunu belirtmeliyiz. Neredeyse bir asırlık bir hayatı olan Garaudy'i tüm yönleriyle ele alıp duru olan bilgilerinden faydalanmak ve eserlerini okurken eleştirel yaklaşmayı unutmamak gerek. Mizanımız Kuran ve Sünnet olup kadim ulemamıza dayanarak bir okuma yapmadığımız takdirde belki bir müstağrib belki bir müsteşrik belki de bir İslam düşmanı gözlüğüyle her an mücehhez kılınabileceğimizi unutmamalı ve Rabbimize daima رَبَّنَا لَا تُزِغۡ قُلُوبَنَا بَعۡدَ إِذۡ هَدَیۡتَنَا وَهَبۡ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةًۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
"Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın" (Ali İmran 8) ayetiyle yalvarmalıyız. Çalışma bizden tevfik Allah'tandır.


https://www.yeniasya.com.tr/...audy-muammasi_207014

Garaudy'nin kendini zamanında eleştiren ve ona iftira attığını düşünen kimselere cevabını buraya koymak da ilmin namusuna daha uygun olacaktır:

https://m.star.com.tr/...evabi-haber-1404961/
231 syf.
·10 günde·8/10 puan
Bu kitabinda Roger Garaudy'nin İslâm'ı bütün benliği ile kabullendiğini gördüm. Araştırmış, sentezlemiş, olup olabilecek bütün İslâmî kaynakları araştırmış. Gelmiş geçmiş dünya kültürüne katkısı bulunan edebiyattan, bilime, astronomi ve sanata kadar birçok dalda eser veren emek veren Islâm bilginlerini araştırmış, öğrenmiş, özümsemiş ve aktarmış.
Batının anlattıklarının tamamen uydurma olduğuna, herkesi ayakta kandırdığını ve bunu pişkince bir eda ile yaptığını Garaudy cesurca belirtiyor. Aslında itiraf ediyor çünkü kendiside bir batılı ve kendi köklerini yargılıyor, suçluyor. Ne ile hırsızlıkla... Büyük bir medeniyetin onlara olan katkılarını inkar eden ve bir de üstüne üstlük o medeniyetin buluşlarını kendine mal etme hırsızlığını yapmış bulunan medeniyetini suçluyor. Aslında Batının ne kadar gerici ve bağnaz olduğunu Islâm'ın getirdiği güzelliklerle bu gericilikten kurtulduğunu belirtiyor.
Kitap kesinlikle okunmalı, kütüphanelerde bulundurulmalı. Garaudy herkes tarafından tanınmalı ve okunmalı.
240 syf.
·32 günde·Beğendi·8/10 puan
Roger Garaudy' nin varlığından Cemil Meriç' in yaptığı bir alıntı sayesinde yıllar önce haberdar olmuştum. Sıkı bir komünistken sonrasında müslüman olan kişiler hep ilgimi çekmiştir. Zira öğretilen ve ya dayatılan değil, sınanmış ve sorgulanmış bir inanca sahip olduklarını düşünüyorum. Bu kitap öncelikle sekülerleşmiş, sömürgecilik üzerinden beslenen dünyaya ekonomik siyasi ve etik açıdan ciddi eleştiriler getiriyor. Güzel bir literatür çalışması ile karşılaşacaksınız. Alıntı yapılan birçok ismi ilk defa duydum ve ilgi çekici buldum. Dünya üzerindeki ekonomik ve siyasi sisteme ve bunun tarihine hakim olan yazar, dünyanın tıkanmış öldürücü düzeni içinde İslam' ın ne değer ifade edeceği üzerinde ustalıkla duruyor. İslam' ın temel felsefesinin hangi sorulara nasıl yanıtlar verdiğini bize gösteriyor. Bu kitap sayesinde İslam' ın diğer medeniyetlere tarih içinde nasıl bir etkide bulunduğunu, sonrasında nasıl arka planda kaldığını ve temel felsefesinin aslında dünyanın çözülmeyen sorunlarına ne derece katkıda bulunacağını öğrendim. Garaudy okumalarına başlamak için ilk seçimim bu kitap oldu. Benim için keyifli ve bilgilendirici bir okumaydı. Pişman olmayacağınızı garanti edebilirim..
240 syf.
Yazara katılmadığım yerler olsa da kitabı genel anlamda beğendim. Kitabın belli araştırma, gözlem ve tecrübelerden sonra yazıldığı aşikar. Garaudy’nin her paragrafında muazzam bir birikimin yansımasını görebiliyorsunuz. Hristiyanlıktan Antik Yunan Felsefesine, Çin ve Hint medeniyetlerinin düşüncesinden İslâm’a kadar birçok alana dair ciddi bir bilgi birikimine sahip olması, Garaudy’nin bu kitabını değerli kılıyor. Tavsiye ederim.
Kitaba henüz başladım.
Önsöz hariç, ilk sayfanın ilk cümlesiyle irkildim. İkinci sayfayı da bitirip üçüncüye geçtiğimde şaşkınlığın heyecanla karıştığı bir minnettarlık duygusuyla aya kalktım ve kitabı kapatarak: ben bu kitabı yanımda çamtamda gezdiremem. Metroda cafede orda burda okunmaz bu eser.

Bunu ofiste sakin kafayla ve dikkat kesilmiş olarak insanların rahatsız etmeyeceğinden emin olacağım zamanlarda mümkün olduğu kadar izole bir ortamda okumalıyım diyerek masamın tam ortasına koydum.

Roger Garaudy'ye dair belki on belki onbeş yıl önce duyduklarımın mücadelesine hayranlığımın fitilini ateşlemiş olmasına rağmen hiçbir eserini okuma fırsatım olmamıştı.

Ta ki iş için Antalya'da bulunduğum sırada can sıkıntısından sahaflara bir göz atayım diyinceye kadar.

5 tl ye aldığım bu eski kitap güzel bir serüvenin ve ilginç bir okuma listesinin ilk maddesi oldu.

Alimlerin kalitesi yetiştirdiği talebelerin kendisini geçmesiyle ölçülür derler ya; benim nazarımda yazarların kalitesi de yazarın sizinle tanıştırdığı farklı yazarların keyfiyet ve kemmiyetiyle ölçülür. Yazarın gücü ve etkisine ilave olarak bu sayede uzun bir listeyi dolduracak ilginç isimlerle tanışacağımdan eminim.

Kitap bitince bir inceleme yazmayabilirim. İki sayfa için bunu yazdıysam maksat hasıl olmuştur zannediyorum.

Selametle.
240 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Garaudy, bu kitapta genel olarak batının İslama karşı olan ön yargılı ve taraflı bakış açısını deliller ve örnekler sunarak eleştirmiş aynı zamanda da batının böyle bir tutum sergilemesi işleri kendi ve dünya açısından daha da çıkmaza soktuğunu vurgulamaktadır. Huzur ve kaynağın kaynağı olarak batının İslamı tarafsız bir şekilde ele alıp anlamasına bağlıyor.
Kitap gayet iyi..
240 syf.
·Puan vermedi
Graudy İslam’ı her yönüyle araştırmış sentezlemiş de nedense 1200 ile 1900 lere kadar olan dönemi boş bir dönem olarak niteliyor.O dönemde İslam adına olumlu olarak sadece Safevilerden birkaç örnek veriyor.Osmanlı baskı kurarak Arapları ve İslam’ köreltti diyor.Bunu anlamadım neden Osmanlı düşmanı? O kadar örnek veriyor isimler sıralıyor Türkler hiç yok.İslam’ı sadece Araplara indirgiyor.Günümüzde de İslam’ı kurtuluş reçetesi olarak sunuyor ama İslam sancaktarlığını yine Araplara veriyor.Türkleri İslamla bağdaştırmamasını hatta zarar verdiğini söylemesini kabul etmiyorum.Batı’nın krizde olduğunu söylemesi Doğu’yu bilerek reddedip ondan aldıklarını gizlediğini Batılı olarak söylemesi güzel.
240 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Roger Garaudy bu kitapta “Başkalarını misafir edebilmek için her şeyden önce insanın bir ‘kendi evi’’nin olması lazımdır, düşünceyle yazmış. Batının ‘ben merkezci, her şeyin kaynağı bende’ düşüncesinin ne kadar yalan olduğunu, İslam’ın ilim, bilim, tasavvuf, şiir, coğrafya, matematik, ve bir çok alanda nasıl ilerlediğini bizzat kanıtlarla gösterdiği bir kitap İslam’ın vadettikleri kitabı. Kitap takdim ve sonuç kısmını da katarsak toplam 9 bölümden oluşuyor. İlk giriş bölümünde İslam ile ilgili yanlış anlaşılmaları doğrusu ile vermekle birlikte, Batının “tek tip insan oluşumu” hedefinde hangi yolları izlediğini, istalalar yaptığını ve İslam bu sırada nerede ve hangi durumda olduğunu anlatmış. Bu kitapta yazar, at gözlüklerinden ve önyargılarından kurtarmak istediği gayrimüslim halka giriş bölümüyle onları yanlışlardan ve farklı mezheplerin ortaya çıkışından, batının nelere sebep olduğundan ve birçok konudan bahsediyor. Diğer bölümlerde tasavvuf, siyaset, siyasetin içerisinde ekonomi, hukuk alanlarında batının hangi yolu izlediğini ve bu yolun insanlar üzerinde nasıl sömürü etkisi oluşturduğunu, İslam’da bu yolların nasıl olduğunu ve adaletin nasıl sağlandığını tek tek açıklamış. İlerledikçe daha çok ilerliyor ve bilim konusunda derine giriyor, Endülüs bilim adamları bilim de çığır üstüne çığır açarken batının hangi durumda olduğunu ve nasıl olup da elimizdekileri kaybettiğimizi ve daha fazlasını çok net tespitler yapıyor. “Batının hastalığına “modernlik” denilmiştir. Bu hastalık, araçlar ile amaçlar arasındaki ilişkinin tersine çevrilmesinden başka bir şey değildir. Batılı bakış açısına göre, araçlar amaca dönüşmüştür. Çünkü bilim ve teknik hiç de çevreyle uyumlu değildir; bunlar artık insanın hizmetinde de değillerdir. Tam aksine insan ve çevresi, bilim ve tekniklerin başına buyruk ve kırıp döken gelişimine tabı kılınmıştır.” Ve daha sonra felsefe ve şiir alanına girerek, bize “muhteşem batı(!)” ‘nın gösterdiği felsefeciler, şairlerin aslında İslam’ın şairlerinden ve felsefecileri nasıl etkilendiklerini göstermiştir. Bir başka bölüm ise sanat tarihini ele alarak İslam’ da sanatın nasıl tevhide işaret ettiğini örneklerle tespit ederek anlatmış yazar. Sonuç kısmında tespitlerini ileri götürerek coğrafya, tarım konularından bahsederek batının nasıl tek düzeliğinden kurtuluşun hangi yollarla yapılacağını tek tek analiz edip göstermiş yazar kitabında.

Ve şunu kitabında dile getirir: “Günümüz dünyasının bütün sorunlarının ana kaynağı, batılı büyüme modelidir….

Batılı büyüme modeli; yararlı, yararsız, zararlı, hatta (nükleer olsun veya olmasın silahlanma gibi) öldürücü her bir şeyi gittikçe daha çok ve gittikçe daha çabuk üretmekten ve herkesi reklam ve pazarlama yoluyla, (daha çok da toplumsal eşitsizlikleri doğuran iğrenç rekabet yoluyla) bu şeylerin tüketimine zorlamaktan ibarettir. Bu model, batıda herkesi mutlu olmakla gelişmenin, hayat seviyesiyle ve tüketilen ürün miktarıyla eş değer olduğuna inandırıyor. Ayrıca, içinde bulundukları sefaletten kurtulup düşlerinin gerçekleştiğini görmeleri için dünyadaki açların bu yola girmelerinin mümkün ve hatta zaruri olduğu kuruntusunu zihinlerine iyice yerleştirmek maksadıyla, onların sefaletini ve hülyalarını istismar ediyor.”
240 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Garaudy bu kitabında batılı dostlarına İslamın aslında onlara empoze edilen şekilde olmadığını anlatmaya çalışıyor.Çünkü biliyoruz ki batı medyası müslümanları barbar,istilacı,geri kalmış,cihad için yaşayanlar olarak gösterirken,kendi yaptıklarını,üzerlerine vazife olmayan şeyleri,"yok ben bu başkanı tanımıyorum,diğerini başkan seçiyorum,şu devletin başkenti olarak burayı görüyorum"dediği saçmalıkları,keşif olarak,oradaki insanları kurtarmak olarak gösteriyor.Bu noktada Garaudy,islamın ve cihadın ne olduğunu,ne olmadığını detaylı anlatarak,kafalarında oluşan yanlış düşünceler üzerine düşünmeleri için zemin hazırlıyor.
Batının gelişmek için Doğu'dan nasıl etkilendiğinden delilleriyle bahsediyor.Müslümanların iman aşkıyla,matematiğe,hukuğa,siyasete,şiire,edebiyata,coğrafyaya,tarihe,astronomiye... katkılarını bir bir anlatıyor.
Batının artık yok olmaya başladığını,eğer islam batıda,gerçek manasıyla,her konuda benimsenmezse,bütün dünyayı da bu yok oluşa sürükleyeceğini,sen-ben ayrımından vazgeçip,bir olma,ümmet olma bilincine ulaşılmasının gerekliliğini haykırıyor ve ancak bu şekilde barış ve huzura erişilebileceğini zihinlere yerleştirmeye çalışıyor.
Kitabın dili anlaşılır fakat konular itibarı ile biraz ağır bir kitap.
240 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Roger garaudy İslam düşünce tarihi açısından çok özel ve önemli bir yere sahip. Fransız bir yazar ve sonradan Müslüman olmuş. Haksızlığa uğramış ve birçok eseri yasaklanmıştır.Sıkı bir komünistken sonrasında müslüman olan kişiler hep ilgimi çekmiştir. Zira öğretilen ve ya dayatılan değil, sınanmış ve sorgulanmış bir inanca sahip olduklarını düşünüyorum.
"Batı bir kazadır. Kültürü de çarpıktır; çünkü asıl boyutlarından kopup uzaklaşmıştır." tespitiyle cesurca kitaba başlıyor yazar.
Bu kitap öncelikle sekülerleşmiş, sömürgecilik üzerinden beslenen dünyaya ekonomik siyasi ve etik açıdan ciddi eleştiriler getiriyor. Dünya üzerindeki ekonomik ve siyasi sisteme ve bunun tarihine hakim olan yazar, dünyanın tıkanmış öldürücü düzeni içinde İslam' ın ne değer ifade edeceği üzerinde ustalıkla duruyor. İslam' ın temel felsefesinin hangi sorulara nasıl yanıtlar verdiğini bize gösteriyor. Bu kitap sayesinde İslam' ın diğer medeniyetlere tarih içinde nasıl bir etkide bulunduğunu, sonrasında nasıl arka planda kaldığını ve temel felsefesinin aslında dünyanın çözülmeyen sorunlarına ne derece katkıda bulunacağını öğrendim. Benim için keyifli ve bilgilendirici bir okumaydı.
Garaudy nin okuduğum ikinci kitabı oldu. Tarihi bilgiye çokça yer vermiş. Pişman olmayacağınızı garanti ediyorum.
.
.

Ve şunu kitabında dile getirir: “Günümüz dünyasının bütün sorunlarının ana kaynağı, batılı büyüme modelidir….
.
.

#İslamınvadettikleri
#Rogergaraudy
#bitti
240 syf.
·20 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap bence şu sorulara cevaben yazılmış: Batı nasıl "batı" oldu? Batılılaşırken İslam'dan nasıl beslendi ve sonra bunu nasıl inkar etti? Hırsızlığının üstünü nasıl kapattı?
Kitap dokuz bölümden oluşuyor ve geniş bir konu yelpazesi var. Derin bir araştırma ürünü olduğu kesin. Çok güzel bir literatür taraması var. Bazılarını ilk defa duyduğum birçok isim ve eser var. Benim gibi sizi de yeni okumalara teşvik edebilir.
891 yılında bir seyyah, Bağdat'ta yüzden fazla halk kütüphanesinin bulunduğunu kaydeder. Onuncu yüzyılda Irak'taki Necef gibi küçük bir şehrin 40 bin cilt kitabı vardır. İslâm dünyasının öteki kutbunda, Müslüman Ispanya'da, Kurtuba'daki Halife Hakem'in 10. Yy da 400 yüz bin ciltlik bir kütüphanesi vardır. Oysa bundan 4 yüzyıl sonra, Bilge, yani bilgin olarak ünlenen Fransa Kralı 5.Şarl ancak 900 kadar kitap cildini bir araya getirebilmiştir. Bu arada Kahire'deki Halife Aziz'in kütüphanesinde 6 bini matematik ve 18 bini felsefe kitabı olmak üzere 1 milyon 600 bin cilt eser bulunuyordu.
Roger Garaudy
Sayfa 98 - Türk Edebiyatı Vakfı
Çok eşlilik Kur'ân'da vardır. Fakat çok kadınla evlenmeyi kurumlaştıran Kur'ân değildir ki! Daha önce de vardı. Öyleyken Kur'ân'ın bu konuda koyduğu zorunlu şartlar, çok eşliliğe ters düşer. Çünkü Kur'ân kadınlar arasında hem ekonomik hem sevgi hem de cinsel yönden tam bir eşitliğin sağlanmasını ister. Kur'ân'ın bu yöndeki hükümleri harfiyen tatbik edilmek istendiğinde ise çok kadınla evlilik imkansız hâle gelir.
Roger Garaudy
Sayfa 85 - Türk Edebiyatı Vakfı
Boşanma hakkını Kur’an (Bakara 2/229) ve Hadis (Buhari, 68, 3 ve 68, 11) kadına da tanırken, bu hak da Batı’da ancak on üç asır sonra kabul edilmiştir.

| Roger Garaudy, İslâm’ın Vâdettikleri, syf. 85
Roger Garaudy
Sayfa 85 - Timaş Yayınları
Kur'an'ın asıl hedefi,Allah ve kâinatla olan sayısız ilişkiler içerisindeki insanda en üstün bilinci ve duyarlılığı oluşturmaktır.
Roger Garaudy
Sayfa 238 - Muhammed İkbal
Seyyid Hüseyin Nasr İslâm İlmî kitabında şöyle der: " Eğer Ortaçağ İslâm bilginleri dirilip de günümüzde tekrar yaşayacak olsalardı, kendilerinin kaynaklık ettiği fikirlerin ilerlemesine değil de, değerler düzeninin tamamen altüst olmasına şaşar kalırlardı."
Roger Garaudy
Sayfa 118 - Türk Edebiyatı Vakfı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslam'ın Vadettikleri
Baskı tarihi:
13 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
978-3746955834
Dil:
Almanca
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tredition Gmbh
Baskılar:
İslam
İslam
İslam
Batı, yüzyıllar boyunca Müslümanları barbarlıkla, İslâm dünyasını da gericilikle suçladı, suçluyor. Batı, İslâm ülkelerine karşı Haçlı ruhunu dün olduğu kadar bugün de bazen sinsice, bazen alenen devam ettiriyor. Batı, kendi insanını gerek okul gerekse medya yoluyla İslâm düşmanı olarak yetiştiriyor. Batı, Müslümanlara her türlü iftirayı atmaya, kara çalmaya devam ediyor…

Roger Garaudy İslâm’ın Vâdettikleri’nde, İslâm’a ve Müslümanlara yapılan bütün saldırılara tek tek cevap veriyor. Müslümanlar olmasaydı, Batı'nın hâlâ Ortaçağ karalığında insanlık dışı bir hayat süreceğini ve asıl barbarların Batılılar olduğunu haykırıyor. Batı’nın her bakımdan iflas ettiğini açıklıyor. İslâm medeniyetinin dünyanın gelmiş geçmiş en soylu ve en insancıl medeniyeti olduğunu apaçık ispat ediyor. İslâm’ın gerçek değerini ve yüceliğini Batılı aydınlara reddedemeyecekleri bilgi ve belgelerle kabul ettiriyor. Batı’nın ve insanlık âleminin ancak İslâm bilgeliği ve insan anlayışıyla barış ve huzura ereceğini bütün aydın zihinlere yerleştiriyor.

Kitabı okuyanlar 219 okur

  • Cezzar Oktay Anar
  • Gözde
  • Aleyna
  • Beyza D

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%3 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0