Islıkla Çağrılan

·
Okunma
·
Beğeni
·
284
Gösterim
Adı:
Islıkla Çağrılan
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
157
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059087711
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Nedir o sakladığın, görmek istiyorum. Arkada sakladığın şey nedir? Hemen göster.
Bir şiir demek… Şiir mi yazıyorsun? Sana şiir yasak dememiş miydim?
Şair mi olmak istiyorsun? Matematiği, fenni bunun için mi öğretiyorlar sana?
Bak evlat, ancak tembeller şiir yazar.
Aylaklar, çalışmaktan nefret edenler, gerçeklerden kaçmak isteyen hayalperestler yazar.”
Islıkla Çağrılan, bir gencin iç dünyasından kapımıza bırakılmış dokunaklı bir mektup. Emine Batar, duru ve akıcı üslubuyla, Kerim’in hayattan beklentilerini, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, hayallerini ve hayal kırıklıklarını anlatırken; yetişkinlerin katı, renksiz ve tek yönlü dünyasına güçlü bir eleştiri getiriyor.
157 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bir gün bana “insan nedir?” diye soracak olursanız, emin olarak verebileceğim tek yanıt şudur, “insan unutandır.” Bu cümlemin içini kendinizden, unuttuklarınızdan pay biçerek siz de rahatça doldurabilirsiniz. Sanırım, yaradılış olarak hakkını verdiğimiz önde gelen eylemlerden biri unutmak dediğimiz. En büyük imtihanımız ise hatırlama sancımız.

Birkaç haftadır bu unutma mevzusu kafamı kurcalıyor. Bunun en büyük sebebi tercih ettiğim meslek, yani öğretmenlik. Aslında hiç aklımda olan bir meslek değildi bu. Çocuklarla iletişim kuramazdım çünkü lise yıllarımdayken, anlaşamazdım, sevgimi belli edemezdim. Şartlar beni buraya sürükledi diyelim. Yarım gönülle, alışırım, düşüncesiyle tercih ettiğim bölümüme ancak üçüncü sınıfta öğrendiğim tüm teoriyi pratiğe dökebildiğimi gördüğüm anda ısındım ben. Bunun en büyük etmeni aldığımız psikoloji dersleriydi. Bu dersler sayesinde ben ilk çocukluğumu, oynadığım oyunları, kurduğum hayalleri, uydurarak söylediğim şarkıları hatırladım. Kendimi anladım, çocukları anladım. Yine bu dersler sayesinde sancılı ergenlik sürecimi duygu iniş-çıkışlarımın sebeplerini kavradım. O hırçın kızı anladım. Annemi-babamı, iş bulma-hayata atılma sancısı içindeki ağabeyimi, sürekli geçmişteki anılarını anlatan, hayatından umudumu kesmiş anneannemi anladım. İçimde bir yerlere sakladığım o çocukluğumu hatırladım ben. İlk stajımın bitiminde çocuklarla iletişimimi gözlemleyen staj öğretmenimin “Zeyneb sen ilerde çok iyi bir öğretmen olacaksın.” Sözünü işittiğim anı hiç unutmuyorum. Bir anda büyüdüm sanki bu cümleyle ben. Bir cümleyle hayata atıldığımı hissettim. İşte o zaman yolumu bulduğumu hissettim, bu hayatta gerçek bir yolcu olduğumun farkına vardım. İşte o zaman gerçekten yola revan olup işime dört elle sarıldım; içime katacak kadar çok sevdim çocukları, öğrencilerimi. İşte gerçekten o zaman yumuşadı benim yüreğim.

İnsanız, unutuyoruz. Bu sebeple bize, ara ara unuttuklarımızı hatırlatan, bizi dürten bir araç, bir ‘şey’ olmalı şu dünyada.
Şimdi bunları neden mi yazıyorum; Yine bir şeyleri monotonluk maratonuna bağlayıp tıkandığım bir zamanda, işleri yoluna koymak için hatırlama sancısı içinde kıvranan bendenize çok iyi bir hatırlatma aracı oldu bu kitap. Şöyle ki;

Kitap lise öğrencisi olduğunu anladığımız Kadir’in öyküsünü anlatıyor bize. Geniş çerçeveyle bakarsak tam yetişme sancısı çeken bir gencin öyküsü bu, ailesi başta olmak üzere hayatında ona dokunan herkesten adam olmaz senden, damgası yiyen. Sahi adam nasıl olunur? Büyüklerin hazırladığı kalıpların içine girerek mi? Ebeveynlerin gerçekleştiremedikleri projelerin yapıtaşı malzemesine bürünerek mi? Şimdi burada istediğim o döneminizi hatırlayın; anne-babanıza tavrınızı, öğretmenlerinize tavrınızı, birlikteyken dünyayı bile kurtaracak kadar güçlü bir bağla bağlandığınız, ailenizden öne koyduğunuz arkadaşlıklarınızı, duygusal karalamalarınızı, aşk sancılarınızı, dersleri boş verişinizi, okul kılık kıyafetinizi, saç modelinizi, kısaca farklı olma çabanızı. Burdan sonra hikayeye devam edebilirim.

Kadir ne kadar “senden adam olmaz!, Yine mi sen?, Bıktık senden!” damgası yese de o içine baktığımızda; biraz yanlış anlaşılmaların, dinlenilmemelerin, en önemlisi sevgisizliğin onu hırçınlığa ittiği bir karakter. İnsan davranışlarında sebepsiz sonuç olmadığına inananlardanım. Bir genci başkaldıran, kural dinlemez yahut söz dinlemez yapan, çevresi özellikle de onu yetiştirenler ve yetiştirmeye yükümlü olan öğretmenleri tarafından kötü sözler işitmesine neden olan şey nedir? Yargılamadan önce dinleyemeye ne kadar açığız? Karşımızdakini gerçekten anlamaya ne kadar istekliyiz? Kitapta şöyle bir alıntı geçiyor;

“…Seni öğretmenlerine sevdirmek istiyorum. Sakın onların canını sıkacak bir şey yapma. İnsanlar çok çabuk nefret ederler, çünkü nefret bir kıvılcımdır ve alev almak için bekler. Öfke nefreti alevlendirir. Onları kazanmak istiyorsan öfkelendirme.”

Emine Batar bir öğretmen, sanıyorum ki bir ebeveyn aynı zamanda. Sınıf ortamı öğretmenler odasının havasını solumuş biri. Bizi bize yazıyor. Farkında mıyız? Paramparça etti bu cümle beni. Boşa düştüğümüz anda nefret kusmaya, bir çocuktan vazgeçmeye o kadar meyilliyiz ki! Ne çabuk sildik hafızamızdan mezun olurken ettiğimiz o idealizm kokan "Her çocuğa dokunacağım!" cümlelerimizi... Unutuyoruz dostlar! Kitabı okuduğumdan beri, ne yapıyoruz biz diye bas bas bağırıyorum kendi içime, sesim göğsümün duvarlarına çarpıp bana geri dönüyor. Gençlerin (çocukların) bizden beklentileriyle bizim onlardan beklentilerimiz arasındaki köprüde salınıp duruyoruz. Beklentilerimizi karşılayan bireyler yetiştirelim derken köreltiyoruz aslında onları farkında olmadan. İlk yetişkinlik dönemimize dönelim; annemiz-babamız-öğretmenlerimiz bizde neleri yüceltti, neleri köreltti? Yücelttikleri ve körelttikleri şeyler hakikaten bizi topluma yararlı bireyler yaptı mı?

Bunlar kitabı bitirdiğimden beni kafamda dönen sorular ve sorgulamalar. Gelelim bir öykü olarak Islıkla Çağrılan’a;

Emine Batar ismini ancak bu yıl duyduğum ve asıl mesleği öğretmenlik olması sebebiyle de kalemini çok merak ettiğim bir yazardı. Islıkla Çağrılan, Batar'ın üçüncü öykü kitabı. İlk uzun öyküsü. Yazarın 1k da hiç okumadığını görmem açıkçası bende kitabı düşük beklentiyle okumama sebep olmuştu ama yazar daha ilk sayfalarda bu düşüncemi yıkmayı başardı. Büyük merakla aştım tüm sayfaları. Islıkla Çağrılan, gerek tekniği gerek anlatımıyla beni en çok etkileyen öykülerden biri oldu diyebilirim. Yazarın dili çok derli toplu, tertemiz. Normalde öykülerde öyle süslü püslü cümleler kurulmaz sadece hikayeye odaklanırsınız, bu da kimi okuru yazarın dilini basit bulma düşüncesine iter. Emine Batar bence dil ve öykünün kurgusunu çok güzel oturtmuş. Özellikle ara ara Kadir’in kendi ağzından çocukluğunu anlattığı geçmişe dönük bölümler çok başarılı yerleştirilmiş hikayenin içine. Şiir gibi bir öykü kitabı anlayacağınız. Yine öyküye yerleştirilen ayna metaforu beni en çok etkileyen detaylardan biriydi.

Bu haftamın en büyük “iyi ki”si bu kitaptı. İyi ki Emine Batar Kadir’in öyküsünü yazmış. İyi ki bu kitap kütüphaneye düşmüş. İyi ki gözlerim onu seçmiş. İyi ki alıp okumuşum. En kısa zamanda diğer öykü kitaplarını da okuyacağım.

Başta tüm öyküseverlerin ardından mutlaka tüm anne-babaların ve öğretmenlerin okumasını tavsiye ediyorum. Umarım daha çok okunur. Çünkü Emine Batar’ın dili ve öyküsü daha çok okunmayı hak ediyor.
157 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Size Kadir’in hikayesini anlatacağım:

Kadir küçük bir çocuk.
Evde bir gölge. Çocuktur anlamaz ön yargısına kurban verilmiş henüz. Kadir bir çocuk doğru ama ebeveynlerinin atladığı bir şey var: ‘Kadir’in zihni’. Bomboş ve tertemiz, şimdilik. Bu yüzden Kadir ne duysa atıyor, ne görse kopyalayıp yapıştırıyor zihnine. Kadir için tehlikeli bu durum ama ebeveynlerin haberi yok.

Yaşam bazen bize olmak istediklerimizden fazlasını verebilir. Bu her zaman iyi olduğumuz için değildir. Arada o da merak eder, bu kadar çok istediğimiz şey elimize geçince ne yapacağımızı. Kadir’in babası çok çalıştı. Buna tutunarak da çok istedi, istediği her şey bir bir oldu. İstedikçe gözü karardı, olduğunu gördükçe daha çok istedi ve elde etti. Evleri büyüdü, eşyaları şekillendi, her şey birer birer form kazandı ama Kadir evde hala bir gölge.

Kadir kendi kendine büyüyor.
Aklına kazınmış bir an var. Kendini anlayanı yitirdiği an. Kimse sormuyor Kadir’e ‘’Nasılsın?’’ diye. Belki sorsalar adını koyacak bu halinin ama soru sorulmadan kimin aklına gelmiş cevabını aramak. Kadir’in de gelmiyor.
Kadir’in kaybını, içini, soramadığı soruları ve tüm saklı cevaplarını ortaya çıkaran, ona iyileşme vaat eden bir şey var: ŞİİR. Ama Kadir’e YASAK. İnsanoğlu böyle işte, özgürlüğü kafeste tutmak istiyor. Anlamsız. Özgürlük kafese sığar mı? Şiire yasak işler mi?

Kadir artık liseli.
Kalbinde bir diken var. Acısını çok zamandır duymuyor, duymak için sağa sola ani manevralar yapıyor. Acısını özlüyor. Kadir o acıyla var çünkü. Onu yaşatan, en azından yaşadığını hissettiren acısı. Ne Kadir ne de acısı anlaşılmadı kimse tarafından. Anlaşılmak istemedi. Çünkü anlayacak olan onu çocukluğunda anlardı. Kimse anlamaya çalışmadı. O da vazgeçti anlatmaktan.

Şiire yasak işlemedi ama dayak işler temennisiyle çok dayak yedi Kadir, tepkilerini yine sorgulayan olmadan,
Çok sigara içti,
Acıyı çağırdı hep,
Sessiz çığlıklar attı,
Herkes duyabilirdi, duymak istemedi.
Şiir yazdı hiç kimseye,
Hiç kimseleri sevdi,
Zerrece sevilmediğini hissederek.
Gözlerinde hiç ışıltı olmadı, çünkü onun son karesi en büyük kaybını yaşadığı an.
O anı telafiye kimse çabalamadı, anlamlandırmasına da kimse yardımcı olmadı.
Yok saymayı unutmak sandı onlar, Kadir yok sayamadı, unutamadı.
Kadir küçücük bir çocukken, yok sayamadığının altında ezildi.
Enkazın altında elini uzatmış çırpınışlarını izledi herkes.
Kadir’in hayatı bu kadardı işe.

Bu hayatta kalıpları olmalı insanın. Öyle sevilebilir, öyle saygı duyulur kendisine. Yalnız kalabilmeli, bir çırpıda her şeyi anlamlandırabilmeli, kendi kendine büyümeli, kendine yetebilmeli her çağda. Ola ki içinde bir şeyleri çeviremesin, kimsenin durup da elini uzatmaya vakti yok. Vakti olsa bunu yapmaya mecali yok. Herkes yaka paça anladığı kadar asılı kalıyor bu hayatta.

Uzun yıllar uğraşmış yazar, çok da güzel şekillendirmiş. zeyneb olmasa belki gecikecektik bu kitaba. İyi ki o gün eli bu kitaba gitti, iyi ki bizlerin elinden de geçti. Biz okuduk, yeniden yeniden bakalım çocukların gözlerine diye, anne babalar da okusun, doğru sorular sorabilsinler diye. Toplumdaki herkes okusun, Kadirler anlaşılsın, sessiz çığlıklar duyulsun diye.

Bir kalbe dokunabilmeli, hassas bir ayarı var kalbin onu bulabilmeli...
157 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Çocukları görmüyoruz, önemsemiyoruz, ne hissettiklerini düşünmüyoruz, sadece bizim istediğimiz gibi olmalarını bekliyoruz. Hem de sevildiklerini hissettirmeden, hep suçlayarak. Peki bu acımasızlık, haksızlık değil de ne?

Ben okurken göğsümde birşeyler düğümlendi, gözümden akan yaşa engel olamadım. Kitabı saatler içinde okudum ve hala düşünüp duruyorum. Bu haksızlık, hayat hiç de adil değil.

Kadir lise çağlarında, sorunlu olduğu düşünülen, böyle etiketlenmiş bir çocuk. En büyük tutkusu olan şiir yazmak ise, tek derdinin oğlunun tüm karnesinin beşlerle dolu olmasından başka derdi olmayan babası tarafından yasaklanmış. Şiddet sorunu olan bir baba, babaya karşı sessiz kalmak durumunda bırakılmış, oğlunun en çok ihtiyacı olan anne sevgisini ona sunamayan ve de bunun farkında olmayan bir anne. Okulda da kendini kabul ettiremeyince zorlu ergenlik ve kendini bulma çabaları sırasında bocalıyor Kadir.

Yaşam koşulları, yetiştirilme şekilleri, çocukları şekillendirme istekleri ebeveynlere, çocuklarına koşulsuz sevgi sunabilmeyi unutturuyor maalesef. Kitap size kendinizi, anne babalığınızı, belki öğretmenliğinizi sorgulatacaktır.
157 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
#Islıkla çağrılan...

Gençlerin iç dünyasına açılan bir kitap. Gençler için hep, “kanı kaynıyor, niyeti budur, ne hissettiğini sormaya gerek yok, içine kapandığında “ergenliktendir” deyip kenara çekilip de görmediğimiz binlerce gencin duygularını tercüman olan bir hikaye.

Gençlerin iç dünyasına girmek aslında çok da zor değil, doğru zamanda doğru iletişimi kurmak meselesi sadece. Çoğumuz bunu yapamıyoruz. Ve elimizden kayıp giden gençleri göremiyoruz. Onların sessiz çığlığı diye adlandırıyoruz oysa ki onlar gayet de sesli çığlık atıyorlar, yardım istiyorlar bizden. Dinlememiz yeterli. Peki sen lisedeki öğrencilerini dinliyor musun? Ne hissettiklerimi biliyor musun? Ya sen kızının/oğlunun içinde neler yaşadığından haberin var mı? Onun çığlığını, yardımını duydun mu? Onu gerçekten görüyor musun??

Kitapta yer alan öyküdeki Kadir de böyle bir genç.. kimse onu duymuyor, görmüyor, anlamıyor ve de en kötüsü anlamak için asla gayret etmiyor. Kadir’in ailesi var, arkadaşları var, kardeşi var, annesi var , babası var, okulu var sözde.. Ama aslında kimsesi yok. O bir “nasılsın?” sorusuna bile aç bırakılmış bir genç...

Bu kitabı başta anne-babalar olmak üzere, öğretmenlerin ve tüm yetişkinlerin okuması taraftarıyım.. Gençlerimizin eriyip kaybolmaması için bir nebze de olsa da kitabın bize ışık tutacağını düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim
Sıradan bir şapkaya bağlanmayı öğrendim sonra
Bir şey olmalı, yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz.
Bir saat, bir şapka, bir tespih, bir anahtarlık... Basit ve sıradan.
Taş duvar ile beton duvar arasındaki farkı düşünüyordum o sırada. Beton duvarda bitki yetişmez. Taş duvarları bilirsiniz, aralarından yabani otlar çıkar ve size canlı olduğunu söyler. Doğaldır. Olması gerektiği gibidir.
İnsan geçmişi hatırlamak için bir eşyaya ihtiyaç duymaz. Ama saklamaya karar verdiğinde de başka türlü davranmayı ihanet sayar.
Annesi tarafından takdir görmemiş bir çocuk, hayata bir sıfır geriden başlıyor. Çünkü annesi hoşnut değilse o çocuk kesinlikle problemlidir. Çünkü anneler hep haklıdır. Ama kimse şunu düşünmez: Kadir neden böyle? Bunu kimse Kadir'e sormaz. Gelir sana sorarlar, babama sorarlar ve öğretmenlikle ilgisi olmayan öğretmenlerime sorarlar. Kimse kimseyi tanımıyor anne.
Emine Batar
Sayfa 52 - Şule Yayınları
Büyüklerin konuştuğu meselelere burnumu sokma işini son iki yıldır yapıyorum. İçimden bir şey beni dürtüyor. Dayanamıyorum. Belki büyüyüp büyümediğimi anlamaya çalışıyorum. Konuştuklarım dinleniyorsa büyüdüm demektir. Çünkü onlar bir çocuğu asla dinlemezler.
Emine Batar
Sayfa 43 - Şule Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Islıkla Çağrılan
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
157
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059087711
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Nedir o sakladığın, görmek istiyorum. Arkada sakladığın şey nedir? Hemen göster.
Bir şiir demek… Şiir mi yazıyorsun? Sana şiir yasak dememiş miydim?
Şair mi olmak istiyorsun? Matematiği, fenni bunun için mi öğretiyorlar sana?
Bak evlat, ancak tembeller şiir yazar.
Aylaklar, çalışmaktan nefret edenler, gerçeklerden kaçmak isteyen hayalperestler yazar.”
Islıkla Çağrılan, bir gencin iç dünyasından kapımıza bırakılmış dokunaklı bir mektup. Emine Batar, duru ve akıcı üslubuyla, Kerim’in hayattan beklentilerini, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, hayallerini ve hayal kırıklıklarını anlatırken; yetişkinlerin katı, renksiz ve tek yönlü dünyasına güçlü bir eleştiri getiriyor.

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Abdullah Bozkurt
  • Sevcan Uzundere
  • Selma Kavurmacıoğlu
  • Serap
  • ~ Melek Sultan ~
  • kitaplarındünyasındabirokur
  • Burcu Yenidoğan
  • sylwia.
  • Melike
  • Burak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%57.1 (4)
9
%28.6 (2)
8
%14.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0