İstanbul İstanbul

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.536
Gösterim
Adı:
İstanbul İstanbul
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
228
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517167
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
“Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa orası İstanbul’dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin, siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur. Her hikâye burayı anlatır.”

Pus dağıldıkça çoğalan renkleriyle, surları, kuleleri, kubbeleriyle İstanbul... Kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı, Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası... Yerin üç kat altında, küçücük bir hücrede dört adam, titreyip kıvranarak hikâyeler anlatıyorlar birbirlerine. Kaygıyla ve kahkahayla... İstanbul’daki zamanı, geçmiş ve bugün diye ayırmak yerine, yeraltındaki ve yer üstündeki zaman diye ayırarak, anlatıyorlar.

Burhan Sönmez, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde dönen bir kenti, büyük bir romanla yeniden yaratıyor. İstanbul İstanbul... demir kapının paslı sesi... “acıda herkes yalnızdır, sen de çözüleceksin...”
228 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Burhan Sönmez’in okuduğum ilk kitabı
‘İstanbul İstanbul’un insanı derinden etkileyen hikayesi/hikayeleri var. Hikayeleri diyorum çünkü içerikte romandan bağımsız kitapla pekişen pek çok hayata dair anlamlı hikayeler de okuyorsunuz. Yazar Decameron hikayelerinden ilhamla yazmış eserini. Kullandığı dil çok başarılı, akıcı ve okudukça edebi bir şölen yaşatıyor.

Kitap on bölümden oluşuyor ve bu bölümler İstanbul’da yeraltındaki soğuk bir hücrede bulunan dört karakterin 10 günlük hapsi sırasındaki konuşmaları herbir karakterin dilinden anlatılıyor. Birbirine anlattıkları güzel hikayelerin yanısıra her birinin hücreye konulmadan önceki hayatları hakkında anlattıkları ve diğer kişilerin yaşamıyla ilgili ipuçları da veriyor. Tabii kitaba ismini veren İstanbul da ayrı bir karakter gibi anlatılmış.

Kısaca konusundan bahsedeyim; umarım spolier sayılmaz yine de temkinli okuyunuz.:)
Birbirini hiç tanımayan ancak ortak amaçlar uğruna (sanırım siyasi nedenler) İstanbul'da hapse düşen karakterlerin hüzünlü, eğlenceli hayatları kitabın konusunu oluşturuyor. Ayni hücrede kalan Öğrenci Demirtay'ın ortamı yumuşatmak adına anlattığı hikayeler, Doktor'un hücreden çıkmaya olan inancı dogrultusunda arkadaşlarını umutlandırıp, onları diri tutma çabası, Berber Kamo'nun çokca işkence görmesine rağmen sevdiğine, yani Mahizer'e ulaşmak adına gösterdiği hayatta kalma mücadelesi ve hücrenin en yaşlısı Küheylan Dayı'nın hücrede olmalarına rağmen dışarıdaymış gibi hayali de olsa tütün sarması, höpürdeterek çay içmesi, rakı sofrası kurması vs..bunlar sanki gerçekmiş gibi okuyucuya yansıtılıyor ve herbiri o kadar güzel anlatılmıştı ki hayran kaldım.
Şiddetin, acının ve anlamsız bir öfkenin içinde bulunan bu insanlar hikayelerle, bilmecelerle birbirine sığınıyor, varolma mücadelesi veriyor.

Okumayı düşünenler için, İhsan Oktay Anar’ın Efrasiyab’ın Hikayeleri kitabına çok benzediği söyleniyor.

Bir solukta sıkılmadan okunabilecek gayet akıcı ve hikayelerle süslenmiş bir roman, tavsiye ederim.
228 syf.
Sene 1982... 12 Eylül sancılarının şiddetle devam ettiği dönemler...

Hukuk eğitimi almak için Ankara'nın kırsalından İstanbul'a gelen Burhan Sönmez için, hayatının dönüm noktası olacak yıllar...

"Sıkıyönetim, İstanbul 1.Şube derken, üç hafta kaldım gözaltında. İşkence ile tanıştım. Dört yıllık okulu yedi yılda bitirdim."

Akabinde, ev kirasını karşılayabilmek adına icra ettiği avukatlık zamanları...

Ölüm oruçlarının doruklara ulaştığı 90'lı yıllarda Kızılay'da apansızca uğradığı polis saldırısı, öldüğü düşünülerek dövüldüğü yerde kendi tabiriyle bir leş gibi terkedilişi...

Ve nihayetinde Londra Medical Foundation İşkence Mağdurları Tedavi Merkezi'nde geçirilmek zorunda kalınan yedi koca yıl...

Elektriksiz köy damlarında, ana ve nine masallarıyla büyümüş bir isim Burhan Sönmez. Çocukluk ve gençlik yıllarında tam teşekküllü bir din eğitimi alan yazar, son 15 senedir ise İslam Felsefesi üzerinde çalışacak kadar konuya ilgili ve hakim.

Birkaç öykü seçkisinde tesadüfen okuduğum öykülerini saymazsam, üzerinde titizlikle çalışılmış, çok ciddi bir emeğin ve donanımın ürünü olan İstanbul İstanbul adlı bu roman, benim yazar ile tanışma eserim. Yukarıda yazar hakkında verdiğim bilgiler ise direkt roman ile alakalı, çünkü Sönmez yaşanmışlıklarını bir şekilde eserine yansıtmış ve kendi yaşadıklarını Demirtay karakteri ile içselleştirmiş.

Yaşları, statüleri ve kişilikleri birbirlerinden farklı dört kişi, devrimci oldukları ya da dolaylı da olsa bir şekilde devrime hizmet ettikleri gerekçesi ile gözaltına alınırlar. Bu gözaltı için seçilen mekanlar ise elbette ki sıradan karakollar değil. Var olunan yer, İstanbul'da yerin üç kat altındaki bir yeraltı işkencehanesine ait hücreler, hatta hücre kılığına girmiş zindanlar. Eni bir, boyu ise iki metre olan bu hücrelerin birinde buluşur bu dört kişi: Küheylan Dayı, Öğrenci Demirtay , Doktor ve Kamo lakaplı Berber Kamil... Karşı hücrelerinde ise, mazgaldan mazgala el işaretleri ile iletişim kurdukları, suskunluğu ile direnişi sembolize eden Zina Sevda...

Roman bu insanların hücrede geçirdikleri on günlük zaman dilimini, her gün bir bölüme tekabül edecek şekilde ele alıyor. Zine Sevda, yüklendiği suskunluk misyonu gereği anlatıcılar arasında yer almıyor. Dolayısıyla dört anlatıcılı, 1.tekil şahıs anlatımı esere hakim oluyor.

Devrim diyorum, zindan diyorum lakin işkence betimlemeleri ve siyasi söylemler mevcut değil kitapta. Böylesi bir anlatımın kolaycılığa kaçmak olacağını belirten Sönmez, acının tasvirini değil de sebep ve sonuçlarını aktarıyor okura. Roman, içinde birçok öykü ve bu öykülere ait hallice sayıda alt metinler içeriyor. Bu alt metinlerin hepsinin ucu da İstanbul'a dokunduğu için genel olarak nefis bir bütünlük teşkil ediyor. Romanın adı sadece ''İstanbul" olabilirmiş aslında ancak yazar bize iyi ve kötü tüm yönleriyle yer altındaki ve yer üstündeki iki farklı İstanbul'u göstermeyi hedeflemiş. Bu dört hücre arkadaşı, işkenceleri görmemek, gördüklerini hatırlamamak, yaşanmamış saymak için kendi aralarında bir öykü ritüeli oluştururlar. Kah kendilerini Boğaz'da gezerken hayal ederler, kah dağ başında yaban avında, kah bir rakı sofrasında ziyafette... İlk bölümlerde her bir karakterin hücreye düşüş sebebi ortaya dökülür, ardından yine her birinin ağzından çıkan öykülere kulak misafiri oluruz.

Sevdiği, biricik karısı Mahizer uğruna her şeyi göze alan Berber Kamo olsun, geçmişi yok sayıp şimdiyi geleceğe evirmeye çalışan Küheylan Dayı olsun, çarmıha gerili halde bile hayallerindeki İstanbul'da yaşamaya çalışan Doktor olsun, geçmişte okuduğu şiir antolojileri ve Yaşar Kemal kitapları ile bütünleşmiş olan Öğrenci Demirtay olsun, hepsi hepsi itina ile çizilmiş, derin psikolojik tahlillerle yoğrulmuş, harika karakterler. Satır aralarında karşımıza çıkan metinler arası göndermeler, masallardan ve halk hikayelerinden moderne uzanan geniş perspektif ve sıklıkla başvurulan geriye dönüş teknikleri ise abartısız çok başarılı. Dili sade, üslubu akıcı. Final ise vurucu mı vurucu !

Eee ben daha ne diyeyim, şayet okumadıysanız hiç düşünmeden bir şans verin bence. O şanstan önce de Korkmazgil'in dizelerine kulak verin efendim:

Damda birlikte yatmışız
Öküzü hoşça tutmuşuz
Koyun değil şu dağlarda
San kendimizi gütmüşüz
Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Vurduk mu karacanın yavrulusunu
Ya nasıl kıyarız insana?

Sen olmazsan öldürmek ne
Çürümek ne zindanlarda
Özlem ne, ayrılık ne
Yokluk ne, yoksulluk ne
İlenmek ne, dilenmek ne
İşsiz güçsüz dolanmak ne
Gün gün ile barışmalı
Kardeş kardeş duruşmalı
Koklaşmalı söyleşmeli
Korka korka yaşamak ne?

Kahrolasın demiyorum
Kahrolma da
Gör beni...

Ekmeği bol eyledik
Acıyı bal eyledik
Sıratı yol eyledik
Geldik bugüne...
228 syf.
·38 günde·Puan vermedi
Bir yanda hayal kırıklığı bir yanda umut...
Bir yanda acı, gözyaşı bir yanda mutluluk...

Uzun zamandır beni bu kadar duygudan duyguya sokan bir kitap okumamıştım.
Doktor, Berber Kamo, Küheylan Dayı ve öğrenci Demirtay. Kitap bu 4 karakterin devrimci hareket ile suçlanarak, İstanbul'un yeraltı hücrelerinde işkence ile sorguya çekilmeleri ve acıya yenik düşmemek için birbirlerine sığındıkları 10 gün boyunca aralarında geçen sohbetlerden oluşuyor. Birbirlerine anlattıkları kısa hikayeler bazen tebessüm ettiriyor bazen de içinizi burkuyor. Ayrıca Zine Sevda, Mahizer (nam'ı diğer Yasemin), küçük Kıvanç ve doktorun oğlu da diğer içime dokunan karakterler olarak aklımda kalacak.

İnsanın en büyük acıda bile umudu elden bırakmadığını gösterdiği gibi, biz kendi mutlu ve rahat hayatlarımızı yaşarken bir yerlerde bizim haberimiz olmadan ne acılar çekildiğini çok çarpıcı şekilde anlatan bu kitabı kolay unutmayacağım.
228 syf.
Küçücük bir hücreden, küçücük yüreklerden koskocaman bir İstanbul masalına doğru başlıyor hikayeleri…
Berber Kamo, Öğrenci Demirtay, Doktor, Küheylan Dayı, Zine Sevda ve bir hücrede kesişen yolları. İlk defa karşılaşan insanların yolculuğu, bir karanlıktan başka bir karanlığa doğru. Bu karanlığı aşmanın yolu İstanbul. Yeraltıyla, yerüstüyle; görüneniyle, görünmeyeniyle; hayaliyle, gerçeğiyle İstanbul. Acının bedenlerini teslim aldığı ama kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği, kimsenin duymadığı yeraltıydı onların İstanbul’u.
Yoktan var olmaya çalışmanın, işkencelerden yara almadan çıkmanın, insanlığın yok olduğu bir zamanda insana inancını yitirmemenin, son nefesine kadar direnmenin, çekilen acıda ruhunu teslim etmemenin mücadelesi…
Gidenlerin ardından dik durabilmenin, her şeye rağmen yıkılmamanın, acıya beraber göğüs germenin, güvenin, sevdanın, tükenmemenin hikayesi…
228 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Acının sınırı var mıdır? Acı zamanı durdurur mu, yoksa zamana derinlik mi katar?

Burhan Sönmez’in “İstanbul İstanbul” isimli romanı, acı ve keder üzerine, bizim topraklara, bizim tarihimize özgü, yaşanmışlık olasılığı çok güçlü bir kurgu eser.

Yerin üç kat altında, bir hücrede, sorgu sıralarını bekleyen 4 kişinin, 10 günlük hikâyesi. Romanda belirtilen bir zaman yok. Sadece 1980 darbesinin hemen sonrası olduğunu tahmin ediyoruz.

Öğrenci Demirtay, Doktor, Berber Kamo ve Küheylan Dayı hücrede acılarını, hayallerini paylaşan dört ana karakter. Bu karakterlere, karşı hücreden Zine Sevda, Berber Kamo’nun eşi Mahizer, doktorun oğlu ve onun sevdiceği Mine Bade de kısa aralıklarla eşlik ediyor.

Büyük olasılıkla aynı devrimci örgütün, birbirlerini tanımayan üyelerinin işkencelerle sorgulandığı ölüm ile kalım arasındaki süreçte, küçük bir hücreyi paylaşan dört karakter, İstanbul’da üç kat yerin altında ama hayalleri ve hikâyeleri ile İstanbul’la sarmaş dolaş halde acıyla yoğruluyorlar.

Romanda, hücredeki dört karakter oldukça güçlü işlenmiş. Her bir gün, bir karakter tarafından anlatılıyor. Romanın geçtiği 10 günde, Öğrenci Demirtay 3 günü, doktor 3 günü, berber Kamo 2 günü, Küheylan Dayı 2 günü anlatıyor. Her bir anlatıcı kendi acıyla imtihanını, yakalanma sürecini ve hikâyelerini anlatıp, hücredeki diyalogları aktarıyor. Her bir karakter, kendi kişiliğinin parçası olan kederi, inançsızlığı, hayalciliği ve umudu ön plana çıkarıyor.

Bir yanıyla siyasi bir roman gibi görünürken, romanın hiçbir noktasında karakterlerin siyasi fikirleri ve söylemleri yer almıyor. Hatta ilginçtir, hücredeki iki karakter siyasi fikirleri ve eylemleri nedeni ile değil, birisi çocuğunu diğeri eşinin kurtarmak uğruna yakalanıyorlar.

Romanda İstanbul, belki de en önemli karakter olarak yer alıyor. Anlatılan her bir hikâye İstanbul’a temas ediyor; Çölde geçen bir hikaye de, okyanusta geçen bir hikaye de. İstanbul, fakirliği ve zenginliği, iticiliği ve çekiciliği, gerçekleri ve yalanları, yaratıcılığı ve çürümüşlüğü ile romanda son derece zengin bir şekilde tasvir ediliyor. İnsanın kentle başlayan macerası, kentin doğayla tezatlığı her bir hikâyede ve anlatıda işleniyor.

Güçlü karakterleri, zengin ve ilgi çekici kurgusu, ince işlenmiş arka planı ve akıcı dili ile beni son derece etkileyen bir kitap oldu. Burhan Sönmez’in bu son kitabından önce yazdığı diğer iki romanı da okumak için heveslendirdi.
228 syf.
·9/10 puan
Burhan Sönmez dört esere imzasını attı. Bence İstanbul İstanbul bambaşka bir yerde. Hem kendi eserleri arasında hem de Türk Edebiyatı arasında.

İşleyeceği konuyu, anlatıyı öyle güzel bir kurgu içerisinde ifade ediyor ki Sönmez... Tam anlamıyla bir edebiyat ziyafeti çekeceksiniz bundan emin olabilirsiniz.

Bölüm bölüm ilerleyen bir eser. Tutsak olanlardan hikayeler dinleyeceksiniz diyeceğim; ama olmayacak. Bence nefes alıyorken kendini tutsak hissedenlerin romanı bu.

Okuyunuz sadece.
228 syf.
·7/10 puan
Burhan Sönmez,Türk edebiyatının son dönem parlayan yıldızlardan bana göre; oluşturduğu karakterler ve olay örgüsü sizi öylesine içine çekiyor ki bu kadarda olmaz diyorsunuz.Kitapta zamanla ilgili bilgi verilmiyor size neyi çağrıştırdığı tamamen yaşanmışlıklarınızla alakalı ; bana kitap 12 eylül dönemini çağrıştırdı tabi bu bir tahmin... Karakterlerin ruh dünyasını size o kadar güzel aktarıyor ki sanki sizde o hücrede o hikayenin karakterlerinden biri oluveriyorsunuz. Sonuç olarak ; kitabı okumalısınız:)))
228 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Bu kitapta bütün yollar İstanbul'a çıkıyor.
Son söz olarak Hallac-ı Mansur'un bir sözünü vermiş yazar. "Cehennem, acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir." Yerin üç kat altında, küçücük bir hücrede kalan dört adamın hikâyesi bu. İşkence altında günler geçerken, en azından psikolojik baskıyı azaltmak için birbirlerine Istanbullu hikâyeler anlatıyorlar. Onlar için sadece geçmiş ve gelecek var, şimdiki zamanı unutmak, en azından akıllarını yitirmemek için birbirlerine ve İstanbul'a sığınıyorlar.
228 syf.
Hikaye odur ki ; İstanbul'da veba salgını başlar. Vebadan kaçan bir grup genç erkek ve kadın kır evine sığınır. Salgının geçmesi beklenirken vakit geçsin diye birbirlerine hikayeler anlatmaya başlarlar. On gün boyunca birbirlerine hikayeler anlatırlar. Bu on güne de o dilde Decameron denirmiş.
Romanımızda da bir grup devrimci sorguya çekilmek üzere yeraltı sığınaklarına götürülmüştür. Şiddet ve acının tarifi imkânsızdır. Tutsaklarımız acılarını ve akibetlerini düşünmemek için birbirlerine hikayeler anlatır. Roman karakterlerimizin birlikteliği on gün sürer.
İçerisinde çok hoş hikayeler vardı. Ama akılcılık mutlak manada iyiydi diyemem. Yer yer sıktığı da oldu. Tutsaklarımız devrimci ama onların ne için kavga ettikleriyle, ideolojileri ilgilenmiyor yazar. İşin edebiyat kısmına eğilmiş. Şiddetle tavsiye edemem ama fena roman değil. Roman içinde hikaye, hikaye içinde alt hikaye okumak isteyenlere öneririm.
228 syf.
·5 günde·8/10 puan
Gerçek hayatta kaliteli, birikim sahibi insanlarla geçirdiğimiz vaktin sonuna geldiğimizde hüzünleniriz ya, işte insan kaliteli bir kitabın sonuna geldiğinde de garip bir burukluk duyuyor. Hiç bitmesin, muhatabım hep konuşsun, saniyeler yavaş aksın dediğimiz zamanlar zihinde ve kalpte hoş yansımalar bırakarak sonlanıyor ister istemez. Burhan Sönmez'in eserini okurken tam anlamıyla bu hüznü yaşadım, muhatabım beni hiç terk etmesin istedim. Birbirini hiç tanımayan fakat ortak amaçlar uğruna İstanbul'da hapse düşen karakterlerin kâh hüzünlü, kâh eğlenceli hayatını okudum. Ayni hücrede kalan Öğrenci Demirtay'ın ortamı yumuşatmak adına anlattığı her hikâyede "Aslında uzun ama ben kısa anlatacağım" deyişleri, Doktor'un hücreden çıkmaya olan inancı dogrultusunda arkadaşlarının umudunu da diri tutma çabası, Berber Kamo'nun fazlasıyla işkence görmesine rağmen sevdiğine, Mahizer'e ulaşmak adına gösterdiği hayatta kalma mücadelesi, Küheylan Dayı'nın hücrede olmalarına rağmen dışarıdaymışçasına hayali de olsa rakı sofraları kurması, tütün sarması, höpürdete höpürdete çay içmesi ve bunları sanki gerçekmişçesine okuyucuya yansıtması, hepsi ama hepsi birlikte o kadar güzeldi ki.. Bir de karşı hücrede kalan ve elleriyle harfler çizerek onlara bir şeyler anlatmaya çalışan Zine Sevda'yı da unutmayalım. Dört ana karakter (Öğrenci Demirtay, Doktor, Berber Kamo ve Küheylan Dayı) üzerinden anlatılan olayda her karakterin anlatımına bir öyküyle başlaması fazlasıyla güzel ve okuyucunun ilgisini canlı tutan bir unsur bana kalırsa. İstanbul'un yeraltındaki yüzüyle tanışan ve işkenceye maruz kalan insanların yer üstündeki İstanbul için yaptığı tasvirler de harika. Bu güzel tasvirlerin yanı sıra İstanbul'un karanlık yüzüyle de karşılaşıyoruz satırlarda. İlk kez okunan bir yazar ve bu deneyimin tebessümle bitmesi bir okuyucu için fazlasıyla kıymetli olsa gerek. En azından benim için öyle oldu. İyisiyle kötüsüyle, aşkıyla nefretiyle, yalanıyla gerçeğiyle, hüznüyle mutluluğuyla bir İstanbul masalı okumak istiyorsanız hadi buyrun o halde Burhan Sönmez ile tanışın ve bir sayfa çevirin. :)
228 syf.
·Beğendi·9/10 puan
“İstanbul’da ekmek ve özgürlük, birinin diğerine esir olduğu iki arzuydu”
Burhan Sönmez’in “İstanbul İstanbul” kitabını okuduktan sonra, ilk başlarda hangi kategoriye koyacağımı şaşırdım. Roman okuyacağımı biliyordum bilmesine ama yer yer deneme okur gibi oldum. Çoğu zaman kendi fikirlerini ve hissettiklerini anlattığını, romanın tabi özelliklerinden uzaklaştığına görsem de sayfalar ilerledikçe konusuyla, kurgusuyla ve karakterleriyle sağlam bir romanla karşı karşıya olduğumu anladım. Yazarın bu romanı distopya türüne çok yakıştığını söylemeliyim, reel bir konuyu bir tarafa bırakırsak eğer. Belki de yanlış bir kategoriye koydum ama bıraktığı his, karakterlerin ruh halleri ve maruz kaldıkları muamele distopik romanın ana hatlarını tamamlar ve aşar nitelikte.

Yazarın kalemine ve kurgusuna diyecek hiçbir şey olmamakla beraber, kullandığı dil ve okurda bıraktığı his ve yer yer, zaman zaman kendi içindeki ukdeleri aktarırken okuyucuyu avuçlarının içine alması ve okuru büyük bir ustalıkla romanına dahil etmesi kalemini ve kurgusunu geri bıraktığını rahatlıkla söyleyebilirim. O yer altında; dört farklı yaşlarda, farklı mesleklerde, farklı zamanlarda yaşıyor gibi görünüp de aslında aynı zaman diliminde yaşan dört erkeğin yaşadıklarını hangi okuru es geçebilir? Hangi okur onların yaşadıklarını hissetmeden kitabı bitirebilir? Bu soruların cevabını kitabı okuyan her okurun bulabileceği cevabı belli sorular.

Yazar, yargılanan dört insanın, dört erkeğin dokunaklı hikayelerini kaleme alırken bunlara bir de siyasi suçla yargılanan bir kadını dahil eder hikayesine; Zine Sevda. Hepsinin hikayesi dolaylı da olsa siyasetle kesişiyor desek yanlış olmaz. Burada bu kadınla bu dört erkeğin iletişim şekilleri, iletişim araçları sadece havaya parmaklarıyla yazdıklarını okuduktan sonra şöyle bir ürperiyorsunuz. Sözcüksüz gibi görünen bir iletişimin havaya yazılan sözcüklerden daha kuvvetli nasıl bir iletişim aracı olabilir diye soruyorsunuz kendinize. Sözcüklerin seslerden ibaret olmadığını da anlıyorsunuz bu süreçte. Hepsinin aynı kaderi paylaşmaları, yerin altında aynı havayı solumaları, aynı ekmekle doymaya çalışmaları, aynı kaynaksız ışıkla uyumaları ve uyanmaları ve hepsinin de kesişen, birleşen dolaylı veya dolaysız hikayelerinin okur üzerindeki etkisi elbette yok sayılamaz.

Berber Kamo’nun, Doktorun, Küheylan Dayı’nın, öğrenci Demirtay’ın hikayelerinin ortak yanı; geçmişte hepsinin gerçekte yaşanmış olması. Küçücük bir hücrede, elleri, kolları birbirine karışmışken, dolanmışken, hissettikleri duygular ortak iken, gördükleri işkencelerden sonra birbirlerine anlattıkları hikayeler, birbirlerine sordukları bilmeceler yer yer size tebessüm ettirmekle beraber, çokça düşündürüyor. Bunca zorluğa, işkenceye rağmen karakterleri birbirine anlattıkları hikayeler, bilmeceler ve en önemlisi kurdukları hayaller onlara güç vermekle beraber, bu hikayelerle, hayallerle ve bilmecelerle bir toplumun, bir şehrin, bir geçmişin eleştirisini de yapıyorlar. Bunların yerin altındaki küçücük hücrelerinde yaşadıkları hayat, koşullar bize çok ütopik gibi görünse de bunlar zamanında yaşanan bu toplumun gerçekleridir. Eleştiri ve hiciv burada kendini bariz gösteriyor ve bunları yakalayıp anlayan başka şeyler de anlıyor. Örneğin; kahramanlar üzerinde varoluşsal sıkıntıların toplumdaki karşılığı veya inançlardaki yeri ne? Bu soruların cevabını yazar yine araya serpiştirmiş. Bazı okuyucuları rahatsız edecek şekilde hem de.

Yukarıda kahramanların ortak yanlarını; “yaşanmış” hikayelere sahip olduğunu yazarken şu ifadeyi de eklemesek olmaz. Yazarın ifadesiyle: “Ya yoksuluz ya mutsuz, çoğu zaman ikisi birden. Bize umut telkin ederler, umut sayesinde kötülüğe katlanırız. Ama bugün bizim değilse, yarının garantisi ne? umut vaizlerin, politikacıların, zenginlerin yalanıdır. Bizi sözcüklerle kandırdılar, gerçeğin üstünü örterler”.
Aklıma takılan bir başka konu ise romanın ismi oldu. İlk sayfalarda konu ile isim çok alakasız gelse de ilerleyen sayfalarda yazarın dile getirdiği şu cümleler; “İstanbul’da ekmek ve özgürlük, birinin diğerine esir olduğu iki arzuydu. Ya ekmek için özgürlük gözden çıkarılır ya da özgürlük uğruna ekmek feda edilir.”, “Herkes İstanbul’un güzelliğini anlatıyordu, kimse orada mutlu olmayı beceremiyordu” bu konuda yol gösterici oldu. Tabi bunu karakterler üzerinden anlamak, bu şekilde bir sonuca varmak, bağlantıyı sağlamak daha sağlıklı bir sonuç verecektir bize. Birden fazla duygunun hakimiyeti altında okunacak, geçireceğiniz birkaç saat size çok şey katacak ve sizden birkaç şey alacak kitapla karşı karşıyasınız.
228 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
İstanbul’da yeraltı, güneş görmeyen bir zindanda geçen on gün. Birbirini hiç tanımayan 4 kişinin yaşadığı işkence ve zaman geçirip iyi düşünmek için birbirlerine anlattıkları hikayeler. Sürükleyici bir yazı dili ile sizi kitabı elinizden bırakmakta zorlandırıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İstanbul İstanbul
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
228
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517167
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
“Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa orası İstanbul’dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin, siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur. Her hikâye burayı anlatır.”

Pus dağıldıkça çoğalan renkleriyle, surları, kuleleri, kubbeleriyle İstanbul... Kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı, Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası... Yerin üç kat altında, küçücük bir hücrede dört adam, titreyip kıvranarak hikâyeler anlatıyorlar birbirlerine. Kaygıyla ve kahkahayla... İstanbul’daki zamanı, geçmiş ve bugün diye ayırmak yerine, yeraltındaki ve yer üstündeki zaman diye ayırarak, anlatıyorlar.

Burhan Sönmez, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde dönen bir kenti, büyük bir romanla yeniden yaratıyor. İstanbul İstanbul... demir kapının paslı sesi... “acıda herkes yalnızdır, sen de çözüleceksin...”

Kitabı okuyanlar 269 okur

  • Rıdvan Saygı
  • kbr
  • Lili Marlen
  • tabula rasa
  • NecmettiN
  • Elif Diril
  • Seda Bera
  • Meral Erdoğan
  • Özlem Yıldıran
  • EySelim

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.5
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.2
25-34 Yaş
%27.3
35-44 Yaş
%27.3
45-54 Yaş
%22.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.8
Erkek
%43.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.4 (20)
9
%29.6 (29)
8
%27.6 (27)
7
%13.3 (13)
6
%7.1 (7)
5
%1 (1)
4
%0
3
%1 (1)
2
%0
1
%0