İstanbul'da Bir Zürafa

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.976
Gösterim
Adı:
İstanbul'da Bir Zürafa
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944887595
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
İstanbul
İstanbul
II. Mahmut'un tahtta oturduğu 1823 yılında, İstanbul Limanı'na yanaşan bir gemiden indirilen yükler arasında, bir de zürafa vardır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın padişaha armağan olarak gönderdiği zürafa, kendisini ilk kez gören İstanbullular'ın şaşkın bakışları arasında Çinili Köşk Meydanı'na getirilir.

Zürafa, padişahın 27 Kasım günü buyurduğu fermanla görücüye çıkar. Hayvanın ağaçların yapraklarını yiyişi hayranlıkla izlenirken, Habeş Ahmet Ağa hazırladığı senaryoyu başlatmak üzere bağırır: "Zürafa müteyemmen ve mübarek bir hayvan olup onu eliyle tutarak bir kere gezdiren Müslüman yeryüzünde hiçbir zarar ve ziyan görmez." Sonra da, hayvandan çok korkan Abdi Bey'e doğru bakarak şunları söyler: "Haydi, Müslüman olan gelsin, zürafayı şöyle bir gezdirelim. Kim bu hayvanı gezdirirse cennete gidecektir."

Padişahın "memuldür" sözü üzerine kendini eller üstünde bulan Padişahın Küpeli Çavuşu Abdi Bey, zürafanın üstüne oturtulur. Abdi Bey'in yalvarmalarından, yakarmalarından korkan zavallı hayvan huysuzlanarak İshakiye Köşkü'ne doğru koşmaya başlar. Bu sırada Abdi Bey'in padişaha seslenişi duyulur: "Ahret hakkını helal eyle efendimiz. İlk menzilimiz ecel beşiğidir. İşte bindim gidiyorum. Elveda."
Büyük olasılıkla "Bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete" sözü zürafa sırtındaki Abdi Bey tarafından söylenmiştir
166 syf.
Sunay Akın’ın ilk okuduğum kitabı:)…
Birkaç ay önce haberlerde İstanbul Oyuncak Müzesinin tanıtımını izlerken Sunay Akın’ın ‘’Oyuncakları çocuklarının hayalleri çoğalsın diye değil de oyalansın diye alan anne babalara..’’ diye başlayan cümlesi ile ilk defa tanıdım yazarı. Açıkçası bir şair tarafınca açılan bir oyuncak müzesi fazlasıyla ilgimi çekti. Tabii kitaplarını okumadan gitmek istemedim müzeye.

Çocukların küçücük dünyalarına bu kadar değer veren birinin elbette hayvansever olması kaçınılmazdı ki kitabı okurken hiç de şaşırmadım. İstanbul’da Bir Zürafa kitabında her kısmı ayrı bir hayvan ekseninde birleştirilmiş farklı hikaye ve denemelerden oluşuyor. Zürafa, geyik, denizatı, fok, aslan, leylek, deve, pelikan, papağan…Bu hayvanlarla ilgili bazı biyolojık bilgiler dışında tarihi, coğrafi, edebi bir çok bilgİ. Şiirler, şairler....Yazarlar, ressamlar…İdeolojık tenkitler…. Hüzün...İsyan.. Vefa…Aşk…Özlem…Her şey.. Ve hepsi de kendine has elit bir tarzla işlenmiş.

Kitap öylesine bilgi dolu ki bilgi katmayan tek paragraf yok diyebilirim. Hatta kitabı okurken ilk baktığım ve merak ettiğim yazarın yaşı oldu, çünkü bu kadar bilgi için ne kadar dolu yaşansa da –araştırmacı yazar da olsa- seneler gerekli diye düşünürken yaşını görünce gerçekten çok şaşırdım.

Konuların farklılığı da okuyucuyu sıkmıyor. Bilmediğim o kadar çok şey okudum ki. Mesela; bir zamanlar Kız Kulesi'ni Sunay AKIN’ın Şiir Cumhuriyeti ilan ettiğini ve şiir akşamları düzenlediğini, Che Guevara’nın bir zamanlar tıp öğrencisi olduğunu, Sezai Karakoç’un aynı zamanda yarışlara katılan bir at jokeyi olduğunu , Orhan Veli’nin şüpheli görünen ölümü üzerine yapılan otopsi öncesi elbisesinden çıkan şiiri, Cemal Süreya’nın hastanede yatan eşine her ayrı gün için gönderdiği mektupları… gibi.

Eleştirmek değil belki de ama kitabın zorlandığım kısmı şu ki; paragraftan paragrafa, farklı konulara geçişi çok ani olduğu için muhtemel anlayamadığımdan aynı cümleleri tekrar tekrar okudum. Yani kalabalık ortamda yoğun vakitlerde okunmamalı bence. Gerçi sakin ve sessiz ortam ve zamanda da denedim. Ancak sayfaları tekrar okumadan tam oturtamadım çünkü çok yoğun bilgi paylaşımı var ne kadar edebi bilgilerle süslense de.

Son olarak dikkatimi çeken ise, kendi siması ve kalemi gibi yumuşacık huzurlu kelimelerle ilerlerken, ideolojik eleştirilerine geldiğinde beklenmedik şekilde kelimelerin sertleşmesi ve görünmez bir kapının aniden kapandığı hissini vermesi …..
Veee.. AY HIRSIZI kitabına başlıyorum:)...
166 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Sunay Akın'ı TRT'de Ramazan programı sunucusu olarak birbirinden değerli hikâyeler anlatırken tanıdım o naif sesiyle. Kitapta tıpkı "Geyikli Park" kitabında olduğu gibi kişiler ve garip hikayeleri içeriyor. Çok şaşırdığım konular da vardı, birçok konu hakkında derinlemesine bir bilgi sahibi oluyorsunuz. Hüzünlü hikayeler de mevcut; sokak köpeklerini İstanbul'da bir adaya hapsedip açlığa terketme gibi. Hayvanlarla ilgili kitabın isminden de anlaşılacağı gibi birçok konu geçmekte. Büyük bir bilgi birikimi ve araştırma eseri olan bu kitabı mutlaka okuyun. Devamında Geyikli park kitabı da hoşunuza gidecektir. İyi okumalar.
166 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Sunay Akın'ın engin bilgi birikiminden fazlasıyla yararlanılabileceğinız eserlerinden biri. Tarih, coğrafya , edebiyat gibi bir çok konuya değiniyor. Paragraflar arası geçişler, konu farklılığı olup biraz kafa karıştırıcı olsa da sonunda sizi şaşırtıyor."Ne yani onu yapan o' muymuş" :) gibi cümleler kurdurtup tekrar okumanızı istiyor. En güzel yönü sizi araştırmaya yönlendiriyor oluşu ...
Okuyunca çok şaşırdığım hatta ilk defa duyduğum konular oldu. Özellikle "Amerika'ya İlk ve Tek Silah Yardımımız:Deve!.." başlıklı yazısı.
Bence sizlerinde olacaktır. Bu kitabı olmasa da herkes Sunay Akın okumalı.
166 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10 puan
2020 yılı için kendime verdiğim #HerAyBirSunayAkınKitabı okuma sözümde geçtiğimiz ay okuduğum 'Ay Hırsızı'ndan sonra bu ay da yeni bir Sunay Akın kitabı ile sizlerleyim. http://www.bumesele.com/...zurafa-kitap-yorumu/
166 syf.
·Puan vermedi
"Bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete" cümlesinin Abdi beyden geldiğini bu kitaptan öğrendim. Film tadında eğlenceli ve akıcı bir kitaptır. Okumanızı tavsiye ederim.
166 syf.
·3 günde·5/10 puan
Sunay Akın'dan okuduğum ilk kitap. Genel olarak okuduğum tarz kitapların dışında ve bu kitabı okuma sebebim de lakabı zürafa olan bir dostum. Buralarda dolanırken ismini görüp hoşuma gidince hediye olarak edinmeye karar verdim.

Kitap, yoğun bir araştırmanın ürünü. Verdiği bilgiler tarihi, coğrafi, edebi, felsefi... Yani her bakımdan doyurucu ve dolu dolu. Sunay Akın'ın bunu okuyucuya anlatış biçimi biraz yorucu ama asla sıkıcı değil. Kitabın paylaştığı bilgiler tek bir konuyla alakalı değil ama genel olarak hayvanlar hakkında ilginç anekdotlar ekseninde ilerliyor. Bazen kafa karıştırıcı biçimde aşırı bilgi yüklemesi yaşadım ben. Bazı bazı tarihler ve bağlantıları anlayabilmek için cümleyi tekrar okumam gerekti.

Bu tarz bir kitap, okurken çok eğlenceli ancak kitabın kapağını kapatınca unutulan bilgilerle -hafızamın yeteri kadar güçlü olmaması kaynaklı- tatminsizlik hissi yaratıyor. Gene de Sunay Akın'ın iyi bir araştırmacı olduğu inkar edilemez.
166 syf.
·2 günde·2/10 puan
içinde İstanbul'un tarihi boyunca gördüğü ilginç hayvanlarının hikayelerini anlatan,anlatırken dokunduran yazarın kendi kendine geyik yaptığı izlenimi de veren okumaya pek gerek olmayan kitap. Ben sevmedim.
166 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap içersinde kısa kısa hikayeler bulunduruyor yazar bir olayı anlatmadan önce başta anlatacağı olaya benzer kısa kısa bilgilerle geçiş yolu yapıyor hikayesine . Yazmasının yanında Anlaticiligi gayet samimi olan Sunay Akın mayha ışıkları adı altında çok güzel hikayeler anlatmaya devam etmektedir Ramazan boyunca internette de
166 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitapta bir birinden çok o kadar bilgi hikaye etme yöntemiyle sunulmuş ki insan bir defa okumayla akılda tutamıyor bazılarını. Kız Kulesi ile ilgili mitolojik ve güncel bilgiler,Galatasaray'a neden galatasaray dendiği,Alcatraz kuşçusunun hikayesi gibi ilginç hikayeler var . Sunay Akın'ı her okuduğumda bir insan bu kadar sıradışı bilgiyi nasıl aklında tutar diye düşünüyorum.
166 syf.
·8/10 puan
Zürafalara olan sempatimden dolayı ilk defa bir kitabın kapağını beğendiğim için aldım. Ama içinde beni bir sürü güzel İstanbul hikayesi bekliyormuş meğerse... İstanbul, canım İstanbul... Ev sahipliğini yıllarca mükemmel bir edayla yapmış İstanbul. Türlü türlü medeniyetlere ev sahipliği yapan İstanbul. Aşkı, hüznü, vahşeti içinde barındıran en güzel şehir. Eğer ki arka planda kalan rivayetleri öğrenmek isterseniz okuyabileceğiniz harika bir öykü kitabı benim için. Mesela Zeynep Kamil'in hikayesi. İstanbul'da yaşayanlar bilir bizim neslin doğum yeri Üsküdar yazanların çoğu Zeynep Kamil'de doğmuştur. Ama ben de dahil çoğu kişi bilmez Zeynep ve Kamil'in doğmayacak çocuklarının hatrı için bir hastane açıp kendini oraya adadıklarını... Daha ne hikayeler barındırıyorsun içinde İstanbul anlat bilelim...
Elimizde olsa da yarsak
Herkesin yüreğini, kafasını
İçindekileri görsek...
Ve gerçek bir dostumuz
Bulunduğuna emin olsak!
Sunay Akın
Sayfa 95 - Ozanı bilinmeyen bir dize
Hayvanat bahçesinden bir aslanın kaçtığı haberi korkutur herkesi. Tıpkı, ormanda kulaktan kulağa yayılan "bir avcı görüldü" haberinin tüm hayvanları telaşlandırması gibi!... Ama unutulmamalıdır ki, aslanın kaygısı yaşamak, avcının ise öldürmektir. Monteigne ne de güzel söylemiş : " İnsanın bu dünyada korkması gereken tek hayvan insandır."
Ali Ozan 5 yaşındayken resim kursuna gönderilir annesi ve babası tarafından. Gözyaşları içinde eve dönen çocuk, kursa bir daha gitmeyeceğini söyleyerek, nedenini şöyle açıklar: '' Öğretmen köpek resmi yapın diyor...'' Elinden tuttuğu ve üstünde yalnızca kahverengi bir çizginin olduğu kağıdı gösteren Ali Ozan sürdürür konuşmasını: '' Ben ipini yapıyorum, köpeğini yapamıyorum!....''
Çocuğun şair babasının, gülmesini zor da olsa engellemeyi başararak verdiği karşılık, tam da bu yazının finaline layıktır: '' Oğlum, bir köpeğin resmini eli fırça tutan herkes yapabilir. Ressam, köpeğin özgürlüğünü engelleyen tasmayı görebilendir!''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İstanbul'da Bir Zürafa
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944887595
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
İstanbul
İstanbul
II. Mahmut'un tahtta oturduğu 1823 yılında, İstanbul Limanı'na yanaşan bir gemiden indirilen yükler arasında, bir de zürafa vardır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın padişaha armağan olarak gönderdiği zürafa, kendisini ilk kez gören İstanbullular'ın şaşkın bakışları arasında Çinili Köşk Meydanı'na getirilir.

Zürafa, padişahın 27 Kasım günü buyurduğu fermanla görücüye çıkar. Hayvanın ağaçların yapraklarını yiyişi hayranlıkla izlenirken, Habeş Ahmet Ağa hazırladığı senaryoyu başlatmak üzere bağırır: "Zürafa müteyemmen ve mübarek bir hayvan olup onu eliyle tutarak bir kere gezdiren Müslüman yeryüzünde hiçbir zarar ve ziyan görmez." Sonra da, hayvandan çok korkan Abdi Bey'e doğru bakarak şunları söyler: "Haydi, Müslüman olan gelsin, zürafayı şöyle bir gezdirelim. Kim bu hayvanı gezdirirse cennete gidecektir."

Padişahın "memuldür" sözü üzerine kendini eller üstünde bulan Padişahın Küpeli Çavuşu Abdi Bey, zürafanın üstüne oturtulur. Abdi Bey'in yalvarmalarından, yakarmalarından korkan zavallı hayvan huysuzlanarak İshakiye Köşkü'ne doğru koşmaya başlar. Bu sırada Abdi Bey'in padişaha seslenişi duyulur: "Ahret hakkını helal eyle efendimiz. İlk menzilimiz ecel beşiğidir. İşte bindim gidiyorum. Elveda."
Büyük olasılıkla "Bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete" sözü zürafa sırtındaki Abdi Bey tarafından söylenmiştir

Kitabı okuyanlar 851 okur

  • Okan kuş
  • Osman Ayan
  • ömer yener aydın
  • Bayram adiyaman
  • Sezer Türkyılmaz
  • Esma Seyyar
  • Erdi eren sağlam
  • Yeşim
  • Meltem
  • Taner Tıraş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.7
13-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%28.9
35-44 Yaş
%38.5
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.3
Erkek
%44.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23 (55)
9
%15.5 (37)
8
%28 (67)
7
%14.6 (35)
6
%6.7 (16)
5
%3.3 (8)
4
%1.3 (3)
3
%0.4 (1)
2
%0.8 (2)
1
%0.8 (2)