Adı:
İsyan Pazarlanıyor
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755397115
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Rebel Sell Why The Culture Can't Be Jammed
Çeviri:
Tamer Tosun
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Tüketim dünyasında yaşıyoruz. Kapitalizm var olmak için sınırsız, hedefsiz ve insafsız bir tüketimi körüklüyor. Kültürel gıdalarını, arzuları yönlendiren, hatta yoktan var eden, reklam sektöründen alan kitleler aynı giysileri giyip, aynı müzikleri dinleyerek, aynı turistik mekânlarda sürüler halinde dolaşarak özgürlüğün tadını çıkarıyor!
Sözde çeşitlilik sunan günümüz büyük şirketler dünyasının insanları soktuğu tek-tip giyim ve yaşam tarzına karşı durmak amacıyla kimileri ayrıksı saç şekilleri, giysiler, duruşlar ve tarzlar benimsedi. Kimileri el değmemiş müziklerin peşine düştü, kimleri ayak basılmamış yerlerin. İçlerindeki isyanı gösterdiler böylece. Bir karşı-kültür yaratarak sistemin dışına çıktıklarını düşündüklerinden, dünyayı değiştirmek için politik eylem çağrılarına kulak vermediler. Renkliydiler, heyecanlı ve yaratıcıydılar.
Şimdiye kadar girdiği her çağa, her toprağa ve yaşam tarzına uyum sağlamada olağanüstü bir yetenek sergileyen kapitalizm bu meydan okumayı da kendi lehine çevirmeyi başardı, başarıyor. Bir isyan piyasasının oluştuğunu bile söyleyebiliriz. Artık isyankârlar için her tür tüketim malı, ayakkabılar, giysiler, takılar, müzikler, bakir topraklara alternatif turlar bulmak kolay. Bohem muhitler in oldu
Sonunda gelip şu sorulara takılıyoruz: Hakiki isyan, mücadele, direniş ve devrim imkânı kalmadı mı artık? Kapitalizm her karşı çıkışı piyasanın yeni bir metası haline dönüştürüp yine bize mi satacak? Bu kısır döngüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Buraya kadar mıydı yani?
İşte Joseph Heath ve Andrew Potter İsyan Pazarlanıyorda hem hikâyenin devamını anlatıyor bize hem de bu sorulara yanıt bulmaya çalışıyor.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Nazi Almanya’sında ortaya çıkan şey yalnızca benzeri görülmemiş ölçekteki kitle psikolojisi değildi ; bunun oldukça uzun bir zaman boyunca devam etmesiydi. Önemli yorumların birine göre Naziler bunu-insanlık tarihinde görülmemiş bir şeyi -başarabildi; çünkü ilk kez kitle medyası araçları ellerinin altındaydı. Özellikle radyo yayını Nazi propagandasının milyonlarca eve ulaşmasına imkan veriyordu.
Başka bir deyişle Nazi Almanyası, “kitle toplumu” olarak bilinmeye başlayan şeyin şafağını işaretliyordu.
Mesela XIII. yüzyılda önerilen aşağıdaki tavsiyelere bakalım:
- Hardal ve tuzdan hoşlananlar içine parmaklarını sokma pis alışkanlığından vazgeçmelidir.
- Masa örtüsüne sümkürmeniz yakışık almaz.
- Masaya ya da masadayken tükürülmez.
- Bayanlara hizmet ederken şapkanızın başınızda olması kötü bir davranıştır.

Çatal kaşık kullanımıyla ilgili kural yoktur çünkü insanlar esas olarak elleriyle, bıçaklardan bazı yardımlar alarak yiyordu. XV. yüzyılda da çok farklılık yoktu:
- Oturmadan önce sandalyenizin pislenmemiş olduğundan emin olun.
- Çıplak elinizle giysinizin altından kendinize dokunmayın.
-Yarısını yediğiniz bir yiyeceği başkasına sunmayın.
...
Mesela XVI. yüzyılda insanların özel olarak tuvalet kullanma talimatına ihtiyacı vardı: “Kimse, kim olursa olsun, yemekten önce, yemek sırasında ya da sonrasında merdivenleri, koridorları ya da tuvaletleri idrar ya da başka pisliklerle kirletmemeli; böyle hacetler için uygun, kurallarla belirlenmiş yerlere gitmelidir.” Bir XVIII. yüzyıl el kitabı şu talimatı verdiğine göre, kurala her zaman uyulmadığı belliydi: “Hacet gideren bir insanın yanından geçerseniz, onu görmemiş gibi davranmalısınız; selam vermek nezaketsizliktir.”

Gaz çıkarmayla ilgili sosyal normlar toplumun bireye dayattığı bastırma için bir örnek teşkil edebilir. XV. yüzyılda konunun ilk bahsi geçtiğinde, birincil kaygı sesti: “Ses olmadan gaz çıkarmak iyidir. Ama sesli salıvermek tutmaktan daha iyidir... Uzaklaşmak mümkünse yalnız başına yapılır. Değilse, eski bir atasözünün dediği gibi, bir Öksürük sesi bastırır.” XVIII. yüzyıla gelince insanlar tutmaktansa çıkmasına izin vermenin daha iyi olduğu görüşünü artık onaylamıyordu: “Başkalarıyla birlikteyken, sessiz bile olsa, üstten de alttan da gaz çıkarmak büyük nezaketsizliktir; hele de bunu başkalarının duyabileceği şekilde yapmak utanç verici ve yakışıksızdır.”
Birer birer tüm temel bedensel işlevler nezih ortamlardan çıkarıldı. Gideceklerin sonuncusu tükürmekti. Önceki geleneğe göre, “ayağıyla sildiği” müddetçe yere ya da döşemeye tükürmek caizdi. Sonunda bu yasaklandı: insanlara mendillerinin içine tükürmeleri talimatı verildi. XIX. yüzyıla gelindiğinde bu bile uygun görülmez oldu. 1859 tarihli bir rehbere göre: “Tükürmek her zaman iğrenç bir alışkanlıktır. Bundan daha fazla bir şey söylemem gerekmez. Bunu asla yapmayın.” Ama XX. yüzyılda bile pek çok üst sınıf evinde bekleme salonunda bir tükürük hokkası vardı, insanlar sokaktan girip oraya bir miktar tükürük çıkarabilirdi. Burada uygarlaşmanın bedensel doğamızı inkâr etmeyi nasıl hedeflediği görülebilir. Birçok durumda nezaket normları kişinin keyfîne bakma ya da arzularını tatmin etme olasılığıyla uzlaşmaz hale gelir. Bunun pek farkına varmıyoruz çünkü o kadar iyi sosyalleştik ki artık kuralları bir dayatma olarak deneyimlemiyoruz. Toplumumuzdaki pek çok çocuk, on yaşına kadar, davranışları üzerinde beş yüzyıl önceki bir tam yetişkinden daha fazla kontrolü başarır ve daha fazla kuralı içselleştirir. Bu uygarlık için ödediğimiz bedeldir.
Gösteri toplumunda yeni devrimcilik iki şeyi arar: “arzunun bilinci ve bilinç arzusu”.
Başka türlü ifade edilirse , sistem tarafından bize empoze edilen ihtiyaçlardan bağımsız , kendi hazzımızın kaynaklarını keşfetmeye ve “gösteri” kâbusundan uyanmaya çalışmalıyız.
Joseph Heath
Sayfa 16 - Tırnak içerisinde gösterilen kısım, Gösteri Toplumu kitabından alıntı.
Tüketici harcamalarını hareket ettirenler uyumlu değil aykırı olanlardır. Bu gözlem reklamcılık sektöründe çalışan herkesin son derece aşikâr bulacağı bir şeydir. Marka kimliği tamamen ürün farklılaştırmayla ilgilidir; ürünü başkalarından ayırmakla ilgilidir. İnsanlar kendilerine fark sağladığı için markalara bağlanır.
İnsanlar kendilerini bir kalabalığın içinde buldukları zaman genellikle bir miktar “çılgınca”- ya da en azından kendi yerleşik yargılarına ters davranırlar.
İki karşıtı savaşa girmeye ikna edemezler ama iki tarafa da silah satmaktan çok mutlu olurlar. Ve silah tacirlerinin çatışmayı şiddetlendiren ve zaiyatı artıran ürünler sağlayarak durumu daha kötüleştirebilmeleri gibi, reklamcılar da tüketiciler arasındaki rekabetçi tüketimin etkilerini alevlendirebilirler.
Freud’a göre, uygarlık esas olarak özgürlüğün antitezidir. Kültür insan içgüdülerinin kont­rol altına alınması üzerine inşa edilir. Bunun için uygarlığın ilerle­mesi, temel güdüsel doğamızın bastırılmasında sürekli bir artış ve mutluluk deneyimleme yeteneğimizde ona eş bir düşüşle başarılır. Freud’un kendisi, uygarlık ve özgürlük arasında seçim yapmaya zorlandığında, uygarlıktan başkasını seçmenin akıl kârı olmayaca­ğından asla kuşkulanmadı. Onun asıl tutkusu bu seçimdeki trajik karaktere dikkati çekmekti. Öte yandan 1960’larda birçok insan zıt sonuçlar çıkarmaya başladı. Özgürlük ve uygarlık arasında bir seçim söz konusu olduğunda, özgürlüğü daha arzu edilir buldular. Freud’dan öğrendikleri ders, içgüdüsel doğamızın bastırılmasından kaçmak için kültürümüzü tamamıyla reddetmemiz gerekeceğiydi. Bu da bir karşı kültür yaratmayı gerektirecekti.

Karşı kültür fikri birçok yönden neredeyse doğrudan doğruya Freud'un psikoloji teorisinden çıkar. Freud'un insan zihninin yapısını analiz etme şekli göz önüne alınırsa, bir bütün olarak kültü­rün bir bastırma sistemi olduğu sonucundan kaçınmak çok zordur. Ve toplumdaki problem —hepimizin o kadar mutsuz olmasının ne­deni— toplumun kendisiyse, o zaman kendimizi kurtarmanın tek yolu kültürün ve toplumun tamamını reddetmektir. Bütün sistem­den “çıkmamız” gerekir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İsyan Pazarlanıyor
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755397115
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Rebel Sell Why The Culture Can't Be Jammed
Çeviri:
Tamer Tosun
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Tüketim dünyasında yaşıyoruz. Kapitalizm var olmak için sınırsız, hedefsiz ve insafsız bir tüketimi körüklüyor. Kültürel gıdalarını, arzuları yönlendiren, hatta yoktan var eden, reklam sektöründen alan kitleler aynı giysileri giyip, aynı müzikleri dinleyerek, aynı turistik mekânlarda sürüler halinde dolaşarak özgürlüğün tadını çıkarıyor!
Sözde çeşitlilik sunan günümüz büyük şirketler dünyasının insanları soktuğu tek-tip giyim ve yaşam tarzına karşı durmak amacıyla kimileri ayrıksı saç şekilleri, giysiler, duruşlar ve tarzlar benimsedi. Kimileri el değmemiş müziklerin peşine düştü, kimleri ayak basılmamış yerlerin. İçlerindeki isyanı gösterdiler böylece. Bir karşı-kültür yaratarak sistemin dışına çıktıklarını düşündüklerinden, dünyayı değiştirmek için politik eylem çağrılarına kulak vermediler. Renkliydiler, heyecanlı ve yaratıcıydılar.
Şimdiye kadar girdiği her çağa, her toprağa ve yaşam tarzına uyum sağlamada olağanüstü bir yetenek sergileyen kapitalizm bu meydan okumayı da kendi lehine çevirmeyi başardı, başarıyor. Bir isyan piyasasının oluştuğunu bile söyleyebiliriz. Artık isyankârlar için her tür tüketim malı, ayakkabılar, giysiler, takılar, müzikler, bakir topraklara alternatif turlar bulmak kolay. Bohem muhitler in oldu
Sonunda gelip şu sorulara takılıyoruz: Hakiki isyan, mücadele, direniş ve devrim imkânı kalmadı mı artık? Kapitalizm her karşı çıkışı piyasanın yeni bir metası haline dönüştürüp yine bize mi satacak? Bu kısır döngüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Buraya kadar mıydı yani?
İşte Joseph Heath ve Andrew Potter İsyan Pazarlanıyorda hem hikâyenin devamını anlatıyor bize hem de bu sorulara yanıt bulmaya çalışıyor.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • UmAy
  • Siddhartha
  • Güven
  • Dilara Kara
  • Ayça

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0