Adı:
İvan Denisoviç'in Bir Günü
Baskı tarihi:
Mart 2011
Sayfa sayısı:
157
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750508738
Kitabın türü:
Çeviri:
Mehmet Özgül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
İvan Denisoviç
İvan Denisoviç
İvan Denisoviç
İvan Denisoviç
Yayımlandığında dünyada hem edebi hem de siyasi yankı uyandıran İvan Denisoviç'in Bir Günü, Stalinist baskıyı edebiyata taşıyan ilk roman.

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin İvan Denisoviç'in Bir Günü'nde, toplama kamplarındaki acımasız yaşama ve çalışma koşulları karşısında onurunu ve haysiyetini korumaya çalışan insanları anlatıyor. Kirli, soğuk ve adaletsiz bir ortamda hayata tutunan mahkûmların, insanlık dışı düzene nasıl direnç gösterdiklerini resmediyor. Romanın kahramanı İvan Denisoviç, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların elinden kaçtıktan sonra, ajan olma şüphesiyle Sovyet hükümeti tarafından gözaltına alınır ve sürgüne gönderilir. Buzlar altındaki Sibirya sürgününde, açlık ve dayak tehdidi altında on yıl geçirecektir. Soljenitsin'in kendi anılarından yola çıkarak yazdığı roman, 1962 yılında yayımlandığında Sovyetler Birliği'nde büyük yankı uyandırmış, kısa sürede toplatılmış ve yasaklanmıştı. Stalinist dönemin yazarlar üzerindeki siyasi baskısını anlamak için okunması gereken bir roman.

"Doktor Jivago'ya kadar hiçbir ilk roman modern Rus edebiyatında, nadide bir eser olan İvan Denisoviç'in Bir Günü kadar heyecan uyandırmamış ve fırtınalar koparmamıştı."
-Davıd Stewart Hull-
(Tanıtım Bülteninden)
157 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
BÜTÜN YAŞAYAMADIKLARIMIN ACEMİSİYDİM,YAŞADIM, USTALAŞTIM VE YAŞAYAMADIKLARIMA ACEMİ KALDIM

"Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor…
Tekrarlardan değil, dedi; tekrarların tekrarından"
Hasan Ali Toptaş

Ivan Denisoviç Şukov.
"Şukov'un cezasında buna benzer üç bin altı yüz elli üç gün vardı. Kalk vuruşlarından ışıklar sönene kadar."

Soljenitsin abiyle de tanıştım çok şükür, pişman değilim, sevinçliyim. "Acıyı bal eyledik." mecburiyetten..

Hüküm verildi : 10 sene çalışma kampı hapishanesi,marş marş!!

Yıllarca aynı günü yaşamak, her gün biraz daha ustalaşarak.. Anlatılan milyonların gerçek hikayesidir. Bizi buraya kim fırlattı? Bilen var mı? Var. Yok. Ne fark eder.

"Uyku dışında cezalıların kendilerine ayırdıkları zaman , sabah kahvaltısındaki on dakikaydı. Beş dakika öğle, beş dakika da akşam yemekleri."
"Çorba her zaman aynıydı. Karışımı sadece kışın gelen sebzelere göre değişiyordu. Geçen yıl yalnız tuzlu havuç yemişlerdi."

Arkadaşlar, gardiyanlar, görevliler, her çeşit tutuklular, kimler ve daha kimler..

"Kamp hayatında sabah toplantısına gitme zamanından daha acı bir an olamazdı."
"Dikkatle dinleyin hükümlüler! Yürüyüş kolu asla bozulmayacak.Aceleye lüzum yok.Uygun adım yürüyün. Konuşmak yok!"

Bir tabak fazla yemek yiyebilir miyim ya da bir lokma fazladan ekmek? Çay diye çok güzel bir şey vardı içtikçe iyi gelen, kahve mi o da neydi? Az daha uyusam, hava çok soğuk. Hastayım ben niye inanmıyorsunuz? Acımazlar sana. Kendini evinde mi zannettin? Kes sesini ve işine bak. Emir almaya çok alıştık. Lanet olsun hepinize..

Zaman, hatıralarla birlikte işlerdi insanın yüreğine..

ARALIK 2009-MAYIS 2010, YER : MANİSA

Bölüğümüz 360 kişi. 5 koğuşta 72 kişilik ranza düzeniyle yatıyoruz. Her sabah 5.00 kalkış, KOĞUŞ KAAAAALLLLKKKK !!!!

Tuvalet, traş, kahvaltı.. Süreniz 45 dakika marş marş !!!
360 kişi ve 10 tuvalet. Bir tuvalete 36 kişi düşüyor.
Kahvaltıda 2 günde bir çay var.
Her gün traş olmak yabancı bir alışkanlık.

Saat : 6.15
İctima, sabah sporu, silah al marş marş !!
Güneşin doğmasına nereden baksan 1,5 saat var. Yarasa mıyız biz? Vampir miyiz? Karanlıklar lordu mu?
En uzun kış gecelerinde, güneşin en son doğduğu,ülkenin en batısına gelmek kimin fikriydi? (İÇ SES : Tabi ki senin fikrindi kes zırlamayı.)

Güneşin doğması yetmez. Spil dağını da aşması gerekir, saat 8.30 ilk pırıltılar, hava açıksa tabi. Haftanın 4 günü yağmur yağar. İt gibi titremek için mi geldin buraya?

Yürüyüş, tekrar yürüyüş. Komutan koşturur canı isterse, ister elbette. Koş, koş, koş... Süründürmek de ister bazen, sürün. Bazenler çoğalır bazen.

HER TÜRK ASKER DOĞAR
VATAN SANA CANIM FEDA
1-2-3-4
BİR-Kİ-ÜÇ-DÖRT

Öğle yemeğine hücuuuuuummmmm !!! Bu nasıl yemek, bu nasıl et çiğnenmiyor. Bu nasıl çorba su gibi. Bu nasıl gürültü. Bu nasıl bir döngü? Bu nasıl ve niye ve niçin ?

Akşama çok var daha. Sen gel buraya koştur şuraya. Sen öbürü diğeri falancası filancası şuraya buraya oraya marş marş !!!

Akşam yemeğine hücuuuuummmmm !! Bu nasıl yemek. ( İç ses: Kes lan beğenmiyorsan yeme aç kal da göreyim artistliğini senin. Tamam sustum.)

Saat 20.30 Yat ictiması, er onbaşı çavuş. Acemi usta yarak kürek toplan !!!

Askerin bilmesi gereken üç cümle;

Emret komutanım !!
Emredersin komutanım !!
Sağol !!

Uyuyalım artık, uyursak rüyalar alemine dalarız. Uyku bizi bırakma. Uyuruz zaten pestilimiz çıkmıştır. Uyku ne tatlısın. Canım uyku. Acemilik bitsin hele, gece nöbetleri de başlayacak daha dur. Her gece 2 saat nöbet, nöbet yerine gidip gelmen de ki 3 saat. Gece uykuları bölük pörçük. Uyku süresi yaklaşık 4 saat.

Sabah 5.00 KOĞUŞ KAAAAALLLLLKKKKK !!!!!

Bir gün, sadece bir gün, hep aynı bir gün.. Bitinceye kadar..
157 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Stalin dönemi Sibirya'sındaki mahkum kamplarında yaşanan bir günün hikayesi. Aslında bizim için kısa ama onu yaşayanlar için bitmeyen bir günün hikayesi.

İnsan kitabı okuduktan sonra derin bir düşünceye dalıyor. Eğer bir gün böyleyse, on yıl, yirmi yıl, yirmi beş yıl kaç gün eder. Peki bir insan bu yılların gün çarpımıyla çıkan sayı kadar günü nasıl hayatta kalarak geçirebilir.

Kısaca söylemek gerekirse yazar bu kitabında, o kamplardan sağ ve salim olarak kurtulmanın neredeyse imkansız olduğunu bize açık açık gösteriyor.

1970 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Aleksandr Soljenitsin'in, kısa ama insanın hafızasına o dönem çekilen ızdırapları adeta silinmeyecek şekilde yerleştiren bu eserinin, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
157 syf.
·Beğendi
Rus edebiyatını çok severim. Bu kitap Stalin döneminde yazılmış. Sonradan yayınlanmış ama yine de yasaklanmış tabi ki. Yasak denince zaten aklıma ilk Rusya gelir. Bazı kitaplar vardır ki yazarın kendinden ünlüdür. Sadece Sovyetlerde değil tüm dünyada ün yapmış, konuşulmuş. Aleksandr Soljenitsin kendisi de toplama kamplarında yaşamış. Roman eksi otuz derecede sabah beşte bölüğün uyanması ile başlar. Kitaptaki kahramanlar mesela; Sezar, tamamlamadığı filmi için, Alyoşka, Baptist kilise üyeleri gibi dua ettiği için Gopçik daha çocuk olmasına rağmen , yönetime başkaldıran çete üyelerine süt götürdüğü için, Tiyurin, babası toprak ağası olduğundan, on yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.Mahkumlar birbirleri ile konuşamazlar. Çünkü yasaktır. Kaçamasınlar diye çok az yemek verirler onlara. Korkunç şartlar altında yine de insanlıklarını kaybetmemeye çalışır mahkumlar. İvan'ın en değerli şeyi çorabının içinde sakladığı kendi yaptığı kaşıktır. Bu küçücük başkaldırı bile hoşuna gider. Yasak olmasına rağmen onu saklar. Kitabı okurken bile soğuğu hissediyorsunuz.
157 syf.
·7 günde·9/10
Bir gün... Kimi için kısacık, kimi için koskoca, kimi için çileli kimi için eğlenceli... Ama öyle ya da böyle geçirdiğimiz hayatımızdan, ömrümüzden akıp giden bir gün.. Bir gün ancak bu kadar etki yaratabilirdi sanırım, ancak bu kadar sarsabilirdi.. Kitabı okumanızı tavsiye etmem çünkü okudukça içine çekiliyorsunuz o soğuğu o ayazı hissediyor ve üşüyorsunuz bazen kendinizi o toplama kampında bulup o insan dışı muamelede küçüldüğünüzü hissediyor ve eziliyorsunuz fakat kitabın sizi bu kadar içine çekmesinin iyi yönleri yok değil; mesela ben hayatımda ilk defa iki yüz gram ekmek ne kadar diye hesapladım ve o iki yüz gram ekmeği üç yüz gram olunca sevinen insanların varlığını hissettim.. Rıfat Ilgaz’ın kitabını okuduktan sonraki sorgulamalarım biraz daha ülke sınırlarını aşarak bu kitapta da devam etti.. Neden ? Güzel olduğu kadar iç yakan bir soru değil mi ? Soljenitsin o anları yaşadığından mıdır yoksa iyi yazdığından mıdır bilemem beni fazlasıyla sarstı.. Neden ? demek isterseniz Metin Hara gibi insanların haydi kucaklaşın, zıplayın diyerek dünyayı değiştirdiğini sandığı o acziyeti dışında, Şeyma Subaşı gibi medya maymunlarının gözümüze soktuğu o görgüsüzlüklerden başka bambaşka yaşamların var olduğunu hissetmek isterseniz okuyun derim.
157 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"Ya bir ömrü hayvani ihtiyaçları için harcayanlar
Hangisi mahkum?
Sibirya belki çok uzakta değildir."

Dayımın bana kargoyla yolladığı bu kitabın ilk sayfasına iliştirilmiş bir nottu bu söz.Dayım bana bir mesaj vermek istemiş demekki.İlk başta anlamayıp ilginç bulmuştum bu sözü fakat okuyunca gayet iyi anladım.İvan İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlara esir düşüp ordan kaçar kaçarken de ormanda kaybolur,Sovyet hükümeti de onu ajan sanarak 10 yıl sürgüne gönderir.Açlık, Sibirya'nın yaşanmaz soğuğu,dayak tehdidi derken bir yandan da insanların benliklerini yitirmesi ve daha neler neler... Stalinist dönemin baskılarını acımasızlığını ortaya seren bir roman bu yüzden de o dönem yasaklanmış.Kesinlikle okunması gereken bir eser.
157 syf.
·6/10
Aleksandr Soljenitsin kendisininde yaşadığı toplama kamplarındaki acımasız yaşama ve çalışma koşullarını anlatıyor. Mahkumların zor yaşam koşulları altında insanca yaşamaya çalışması ve hayatta kalma mücadelesi işlenmiştir.
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Toplama kampında geçen bir gün, tüm ayrıntılarıyla anlatılmış. Her satırın okuyucuyu içine almasının en önemli sebebi de yazarın 8 yıl böyle bir kampta kalmış olması. Kelebek isimli roman düştü hatırıma ilk önce, ardından da Stalin döneminde yaşanmasından dolayı benzerliklerden midir bilemem Halimat Bayramuk'un İki Kasım Bin Dokuz Yüz Kırk isimli kitabını yeniden yaşadım. Dondurucu soğuğu iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir roman.
157 syf.
·Puan vermedi
Hatırlar mısınız bir dönem Sabah gazetesi idi sanırım, Nobel ödüllü kitapları kuponla veriyordu. Hani beyaz zemin üzerine sarı mavi şeritli kitaplar. İşte o dönemler ilkokula gidiyordum. Okumuş ve çok etkilenmiştim. O dönemlerden kalma olsa gerek, Rus Edebiyatı'na ayrı bir ilgim var.
160 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Stalin zamanında verilen cezalar ve insanların nasıl çalıştırıldıklarını anlatan muhteşem bir kitap. Aslında Ruslar ile Türklerin işlerini doğru dürüst yapmadıklarını ve her zaman yapmaları gereken işlerini yapmaları için birşeyler istemelerini de benzetebileceğiniz bir roman.
157 syf.
·10/10
insanın kanını donduran bir kitap.. okurken buz gibi soğuğu ve sanki sonsuza dek sürecekmiş gibi gelen açlığı iliklerinize kadar hissettirip ürpertir..
175 syf.
·3 günde·7/10
Aleksandr Soljenitsin'in, 1962 yılında yayımlanan eseri, İvan Denisoviç'in Hayatında Bir Gün. Aynı zamanda beni yazarla tanıştıran bir eser oldu.

2.Dünya Savaşı sırasında, ölmemek için arkadaşlarıyla beraber Alman kuvvetlerinden kaçmak zorunda kalan ve arkadaşlarının ölümüyle yalnız başına kalan İvan Denisoviç'in, kendi ordusunun kuvvetlerince bulunup casus diye damgalanması sonucu on yıllık bir sürgün cezasına çarptırılması sonrası gelişecek olan olayları konu ediniyor, İvan Denisoviç'in Hayatından Bir Gün.

Mahkumlar arasında bile hiyerarşi olması, paranın gücünün sınır tanımaması, insanın ne kadar kötü koşullar içinde olsa da yaşama mücadelesi vermesi, gerçekliğin sınırlarını bir kez daha hatırlattı bana.


Kitabı beğenmedim çünkü bir bütün olarak hissedemedim, duygusal yoğunluk yaşamadım, olayları içselleştiremedim. Yazın dili çok daha etkileyici olabilecekken yazarın üslubu bana sıradan geldi. Etkileyici olan olaylar çok daha etkileyici olarak anlatılabilirdi. Yazarın bu eseri duygusuz yazdığını düşünüyorum kısacası ve açıkçası.

Dostoyevski'nin, Ölüler Evinden Anılar'ı olmasaydı belki de gayet başarılı bulacağım bir eser olurdu...
157 syf.
·8/10
Şuhov un toplama kampında geçen bir günü anlatılıyor ancak o bir gün acımasız yaşam koşulları ağır çalışma şartları ve insan onurunu yıkan davranışlar ile bir yıla denk geliyor. Okurken şu adam kazasız belasız günü bitirse diyorsunuz lakin gün bitmek bilmiyor. Okunması gereken kitaplardan biri bence.
Sıcak odada oturan, üşüyenin durumundan ne anlayacaktı? Soğuk bıçak gibi kesiyordu.
Ayaz sanki zehirli bir duman gibi çevresini sarmıştı, Şuhov öksürmeye başladı.
Soğuk -27 dereceydi, ateşi ise +37 derece! Bakalım kim kimi yenecekti!…
Onun tek istediği, özgürlüğüne kavuşunca evine gitmekti. Oysa evine bırakmayacaklardı ki ! ...
On gün, dile kolay!.. Burada on gün hücreye kapatılmak insanın ömür boyu sağlığını yitirmesi demekti. En azından verem olur, hastane köşelerinde sürünürdü.
On beş günlüğüne kapatılanlar ise cezanın sonunu görmeden kara toprağı boylarlardı.
Boş eliyle çenesini sıvazladı, sakalı uzamıştı.
Son banyoda tıraş olalı on günü geçiyordu.
Ama umursadığı yoktu. Birkaç gün sonra banyo sırası gelince tıraş olurdu. Berberde bir de boşu boşuna kuyruğa mı girecekti? Sonra kimin için süslenecekti?
“Hey, kaptan, okumuş adamsın sen, söyler misin, ay eskiyince nereye gider ?
“Nasıl nereye gider ? Öf be, amma cahil adamsın sen de ! Ay her zaman yerinde durur, fakat biz onu göremeyiz.”
Şuhov gülerek başını iki yana salladı.
“Göremediğimiz bir şeyin yerinde durup durmadığını nereden anlayacağız ?”
“Yani sana göre her otuz günde bir yeni bir ay mı doğuyor ?”
“Neden olmasın ? Her gün bu kadar insan doğduktan sonra, dört haftada bir ay doğmuş, fazla mı ?”
Aleksandr Soljenitsin
Sayfa 101 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İvan Denisoviç'in Bir Günü
Baskı tarihi:
Mart 2011
Sayfa sayısı:
157
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750508738
Kitabın türü:
Çeviri:
Mehmet Özgül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
İvan Denisoviç
İvan Denisoviç
İvan Denisoviç
İvan Denisoviç
Yayımlandığında dünyada hem edebi hem de siyasi yankı uyandıran İvan Denisoviç'in Bir Günü, Stalinist baskıyı edebiyata taşıyan ilk roman.

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin İvan Denisoviç'in Bir Günü'nde, toplama kamplarındaki acımasız yaşama ve çalışma koşulları karşısında onurunu ve haysiyetini korumaya çalışan insanları anlatıyor. Kirli, soğuk ve adaletsiz bir ortamda hayata tutunan mahkûmların, insanlık dışı düzene nasıl direnç gösterdiklerini resmediyor. Romanın kahramanı İvan Denisoviç, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların elinden kaçtıktan sonra, ajan olma şüphesiyle Sovyet hükümeti tarafından gözaltına alınır ve sürgüne gönderilir. Buzlar altındaki Sibirya sürgününde, açlık ve dayak tehdidi altında on yıl geçirecektir. Soljenitsin'in kendi anılarından yola çıkarak yazdığı roman, 1962 yılında yayımlandığında Sovyetler Birliği'nde büyük yankı uyandırmış, kısa sürede toplatılmış ve yasaklanmıştı. Stalinist dönemin yazarlar üzerindeki siyasi baskısını anlamak için okunması gereken bir roman.

"Doktor Jivago'ya kadar hiçbir ilk roman modern Rus edebiyatında, nadide bir eser olan İvan Denisoviç'in Bir Günü kadar heyecan uyandırmamış ve fırtınalar koparmamıştı."
-Davıd Stewart Hull-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 180 okur

  • Yiğit Batu Maradit
  • Amélie Poulain
  • Bedri
  • X
  • Emine
  • Buseuclu
  • merve
  • Votkalivirgul
  • İsmett
  • fidd07

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.6
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%11.9
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%34.5
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%3.6
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%37
Erkek
%63

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.6 (16)
9
%21.6 (16)
8
%25.7 (19)
7
%20.3 (15)
6
%5.4 (4)
5
%1.4 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0