İvan İlyiç`in Ölümü

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.409
Gösterim
Adı:
İvan İlyiç`in Ölümü
Baskı tarihi:
2 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754734577
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyan Yayınları
İvan İlyiç'in Ölümü, Tolstoy tarafından 1886 yılında yazılmış bir romandır.
Hem biyografik hem de psikolojik romanların en başarılı ilk örnekleri arasında yer alır.
İvan İlyiç, yüksek rütbeli bir yargıç olarak sürdürdüğü hayatının sonlarına doğru yaşadıklarının ve geçmişte sahip olduğu değerlerin boşluğunu farkeder ve ömrünün son günlerini derin bir hayal kırıklığıyla tamamlar.
Tolstoy'un önemli eserleri arasında yer alan bu kısa romanı, yaşanan hayatı sorgulamakta ve ölüm karşısında tüm değerlerin anlamsızlığını vurgulamaktadır.
100 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ölürken bizi en çok korkutan şey iyi ve doğru yaşamamış olmak olabilir mi? Belki ömrümüzü yaşadık ama gerçek bir hayat sahibi olamadık..seçimlerimiz belki de hepten yanlıştı? İvan İlyiç'in bu soruyu, her ne kadar önce reddetse de, düşünmek için zamanı oluyor. Yaşayanlar arasından ölenler arasına doğru yavaş yavaş yürürken aynen Joyce'un muazzam güzellikteki hikâyesi 'Ölüler'deki çekingen Gabriel gibi, hani kar bembeyaz ve lapa lapa İrlanda topraklarına ve mezarlarına, gece vakti, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine yağarken düşündüğü ve hissettiğine benzer bir biçimde, hepimiz gibi birer birer bir gölgeye dönüşürken, düşünüyor bu soruyu: Gabriel için bu sorunun cevabı bir zamanlar herşey demek olan şeylerin artık eskimiş, sönmüş olduğunu görmekti; eşine duyduğu büyük aşk gibi, ayrıca pencerelere vuran karın sesini dinlerken kendisinin de eşinin de aynen ölümlerini beklediği teyzeleri gibi birer birer gölgeye dönüştüğünü duyumsamak ve bunu kabullenmekti. İvan İlyiç, Gabriel'den çok daha sert bir yüzleşme yaşıyor; öncelikle asla aklına gelmiyor bu soru, yaşama arzusu herşeyden yoğun, aynı değerlerle, aynı heyecan ve coşkuyla istiyor bunu; ne zamanki ağrılar şiddetleniyor ve vücudu ona eskisi gibi itaat etmeyeceğini net bir şekilde hissettiriyor, o zaman içinden yükselen o sesi bastıramaz oluyor İvan İlyiç: gerçekten doğru yaşamadı mı? Yanlış mıydı bütün hayatı?

Bu sorunun hepimizi muhatap aldığı ve sormak zorunda olduğumuz bir soru olduğu ortada. Tolstoy hayatımızı ve ölümümüzü değerlerle anlam kazanan, yüzeysel ama görünüşte geleneksel ve tasdik edilen değerlerin sahteliği üzerinden bir yüzleşme, arınma süreci gibi gördüğüne işaret ediyor ölüme yürürken İvan İlyiç. Bunu belki irkiltici gelebilecek bir üslûpla yapıyor; hastalığın sebep olduğu acılar ve bedensel eziyetlerle beraber ruhun ölüm gerçeği sebebiyle çektiği ızdırapları bu şekilde anlatabilen bir eseri en azından ben okumadım. Ruhun kıvranışı bedenin çektiği eziyetten daha ürkütücü, daha korkutucu; yaşanmamış bir hayatın verdiği vicdan azabı daha sarsıcı, yıpratıcı belki de.

Kitap çok rahat okunan, sadeliği dikkat çekici; yalın bir dille yazılmış; karakterler son derece gerçek hissi veriyor. Açıkçası önceden okumadığım için biraz kızdım kendime. Ayrıca Elizabeth Kübler-Ross'un ölümle ilgili araştırmaları üzerine yazdığı kitaptakine benzer bir anlayışı burada görmek de çok güzeldi.

İvan İlyiç'in Ölümü'nü herkese öneriyorum.
100 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Tolstoy okuma etkinliği biiir #27355583 :D

İvan İlyiç'in Ölümü geçmişten günümüze kadar gelen ve değişmeyen bir gerçeği öne sürüyor.Yani hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamak ve durmadan önemli bir konuma gelmek için savaşmak...Ama unutulan bir gerçeği insan ancak zora düşünce farkına varıyor.İşte bu kitap bu konuyu ele almış.Hastalığın bedene girdiği andan itibaren hayatında farkına varmadan gerçekleşen olumsuzluklar,ailenin duygu-davranış durumunu,tanıdık tanımadık herkesin çıkarlarını korumak için ilgileniyormuş gibi davranması.
İnsan yaratılışı gereği nankör ve bencildir, bu eşiniz,çocuğunuz olsa bile.
  • Palto
    8.7/10 (1.390 Oy)1.255 beğeni4.112 okunma450 alıntı21.602 gösterim
  • Oblomov
    9.1/10 (1.181 Oy)1.231 beğeni2.783 okunma2.547 alıntı32.761 gösterim
  • Budala
    8.4/10 (934 Oy)1.032 beğeni3.505 okunma2.483 alıntı33.516 gösterim
  • Düşüş
    8.3/10 (806 Oy)779 beğeni2.504 okunma1.366 alıntı15.395 gösterim
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    8.6/10 (1.998 Oy)1.840 beğeni5.780 okunma1.863 alıntı35.582 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.8/10 (940 Oy)916 beğeni3.948 okunma1.242 alıntı22.703 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.4/10 (2.184 Oy)2.059 beğeni7.312 okunma2.965 alıntı47.093 gösterim
  • Yüzbaşının Kızı
    8.1/10 (1.018 Oy)941 beğeni4.023 okunma693 alıntı20.809 gösterim
  • Vahşetin Çağrısı
    8.3/10 (1.129 Oy)1.033 beğeni3.580 okunma550 alıntı20.518 gösterim
  • İnsancıklar
    8.2/10 (1.629 Oy)1.628 beğeni5.948 okunma2.930 alıntı37.825 gösterim
100 syf.
·Beğendi·6/10
İvan İlyiç'in Ölümü kısa bir kitap ancak uzun bir hayatın özetini kapsıyor. İvan İlyiç hukuk eğitimi almış saygın bir insandır ve çalışma azmi sayesinde toplumdaki statüsünü yüksek makamlara taşımakta hiç zorlanmaz. Sahip olduğu güç, mevki ve para sayesinde evliliğine de bir mani yoktur ve uygun gördüğü bir kadınla hayatını birleştirir. Kısa süreli huzur ve mutluluk dolu evliliği yerini huzursuz, yıpratıcı bir evliliğe terk eder. Karısını memnun etmesi ve diğer insanların gözünde itibar sahibi olabilmesi için daha çok çalışması gerekmektedir.

Hastalanıp yatağa düşene dek o dehşet verici gerçeği farkedemez: bir gün öleceği gerçeğini. Ve artık ölüm her geçen gün daha da yakınlaşmaktadır, yatağına yatmasına, yanına sokulmasına ve sivri tırnaklarını acı içindeki bedenine saplamasına az kalmıştır. Tanrı'ya isyan eder: "Ben bunu hakedecek ne yaptım? Bu acı son bulamaz mı? Eski mutlu hayatıma dönemez miyim?"

Ve işte gerçeklerle yüzleşme vakti...
Mutlu mu? Mutlu bir hayat mı? Koskoca ömrünün sonundasın İvan. Ölüm yatağında acı çekiyorsun ve yüreğine huzur serperek fiziki acılarını dindirecek olan tek şeyden mahrumsun. O şey ne mi? Biriktirdiğin güzel anılar ve güzel insanlar. Ne geçmişinde güzel anılar, ne de güzel insanlar var yanında ölürken. Tüm hayatın bu: iş, daha fazla çalışmak, sahte arkadaşlıklar, sevgisiz bir eşten ibaret. Ölürken tutunabileceğin hiçbir şey yok. Boşa geçmiş koskoca bir hayatın pişmanlığı ve bedenini kemiren acılardan başka hiçbir şey. Dostlarının sen öldükten sonra yerine kimin geçeceğini düşündüklerini, karınınsa ölümüne üzülmekten ziyade nasıl daha fazla para koparabileceğini dert ettiğini biliyorsun. Ama sen bunların hiçbirini haketmedin öyle değil mi? Neticede insan ölümü kendine nasıl yakıştırabilir ki? Yaşadığın şekilde ölme vakti İvan İlyiç. Uyu şimdi. Huzur içinde uyuyabilirsen.
100 syf.
·2 günde·8/10
Ne kadar dolu dolu bir kitap okudum ben böyle. Kitaba başlar başlamaz geçen konuşmalar ve iç sesleri görünce dedim ki “hıh, insanların başkasının ölümüne karşı umursamazlığı ve benciliğini anlatıyor, böyle gidecek herhalde” ardından “dostluk kavramını sorguluyor kesin” dedim. Bir ara “güç ve statü sahibi olmanın yüksek insan demek olmadığının eleştirisini yapıyor galiba” diye düşündüm. Sonlara gelene kadar da fikirlerim değişti durdu. Yahu bu kadar minik bir kitaba, bu kadar duru bir dille bu kadar çok kavramı, bu kadar yergiyi, bu kadar duyguyu nasıl sığdırdın, hayret doğrusu. Evet biliyorum, yeni bir yazar keşfetmiş gibi konuşuyorum fakat daha önce Tolstoy’a kıyısından yaklaşmış ve böyle bir yoğunlukla hiç karşılaşmamıştım. Bu acemice cümlelerimi de buna bağlayın lütfen.

Hepimizin hayatı hep inişli çıkışlı değil midir? Bu duyguyu çok güzel işlenmiş İvan İlyiç’in hayatında. Son günlerinde anlık olarak yaşadığı inişli çıkışlı ruh hali, kitabın genelinde hayatında yaşadığı inişli çıkışlı yıllara bir gönderme gibi geldi bana. Ne kadar doğru bir benzetme olur bilmiyorum ama mikro ve makro evrenlerin arasındaki bağı gözlemlemek gibi yani. Yine buna benzer şekilde kitabın başında öylesine bahsedilmiş gibi duran ayrıntılar ilerledikçe anlam kazanıyor. Her kitap herkese farklı sorular sorar. Herkese başka bir hikaye anlatır. Tolstoy bana İvan İlyiç aracılığı ile “gerçekten istediğin hayatı mı yaşıyorsun” diye sordu.

Hep hayaller kurarım ben. Hayal kurmak olmazsa olmazlarımdandır. Küçüklüğümden beri kurduğum hayalleri düşünüyorum da kaç tanesini gerçekleştirebildim henüz ve diğerlerini gerçekleştirebilmek için neler yapıyorum? Elbette bu demek değil ki bir hayale sıkı sıkı tutunup gözünü ondan ayırmamak gerekir. Aksine bir hayale giden yolda karşılaştıklarımız hayatımızı güzelleştiriyor. Bir de bunu düşünürsek şunu sormak gerekiyor; “ne kadar mutluyum?” Mesela sabahtan hiç sevmediğim bir hocanın dersinden çıktıktan sonra ofise geçip yeni öğrenmeye başladığım proje çizimleri ile uğraştıktan sonra koştura koştura eve gelip ev arkadaşım gelene kadar yemek yapmam gerekiyorsa, o yemeği yaparken şarkı mırıldanıyor muyum? Ya da çok sinirlendiğim bir olayı bir başkasına anlatırken en fazla kaç kişiye anlattığımda geçiyor sinirim? 3. Kişiye anlatırken gülmeye başlamıyor muyum? Çok halsiz olsam bile arkadaşlarıma sürpriz yapmak için elimde iki tane uçan balon ile tüm bulvarı yürümekten şikayet ediyor muyum? Peki ya benden kilometrelerce uzakta olan birinin mutluluğu beni de yürekten gülümsetmiyor, bir mektubu yüreğimi sevgi ile doldurmuyor mu? Her ne kadar derslerden sıkılsam bile, mesleğime dair bir fazla şey öğrenebilmek için türlü yollar denemiyor muyum? Bunlar mutsuz bir insanın yapacağı şeyler mi?

Sevgili İvan İlyiç, senin ölüm döşeğinde boğuşup durduğun düşünceler her daim bizim yolumuzu aydınlatsın. Ruhlarımıza şifa olsun. Sen istediğin gibi bir hayat yaşayamadığını fark ettiğinde çok geçti belki ama bizler için geç değil. Sırf bu sebeple söz veriyorum, ismini her duyduğumda önce büyük bir saygı ile selamlayacağım seni ve ardından kendime soracağım “Mutlu musun Meltem?” diye. Bu satırları okuyan sevgili okur arkadaşlar; mutlu musunuz?
100 syf.
·3 günde
Hava yeterince soğuk değil, lakin ellerim ve bacaklarım buz gibi soğuk. Ölümün soğukluğunu, nefesimin kesilmesini, son cümlelerimi yazıyormuşum gibi hissederek kitabın etkisinde kalmış bir şekilde yazıyorum. Hiçbir şey düşünmüyorum, çok şey düşünüyorum. Annemi aramak geliyor aklıma. Sanki az önce ölen İvan İlyiç değil de babammış gibi. Çok etkilendim. Kitapların etkisi kişilere göre elbet değişir. Yaşanmışlıklarla birlikte karakterlerin arasında kendinizi buluvermeniz bu etkiyi çarpan etkisiyle katlayarak artırır. Biri öldü ve öldükten sonra yazdı. Başka bir izahı yok.
Ölümle baş başa kalan insan, sırası gelince ölecek olan insan. Lakin ölüm bir hastalık sonucu, insanı yavaş yavaş beklenen, acılarla birlikte yaşarken ölünen noktaya getirdiğinde, o iç hesaplaşmaların acısıyla neler yaşanacaksa, onu yaşatmış Tolstoy. Sonucu bilinen ve beklenen durumda, ölecek insanın en yakınlarında, çevresinde aşağı yukarı nasıl davranışlar olacaksa, net bir şekilde ortaya koymak büyük bir gözlem yeteneği herhalde. Anlamsızca geçen bir yaşam, can acıtan samimiyetsizlik ve kocaman yalan. Ritüelleri gerçekleştirmek için söylenen yalanlar.
İvan İlyiç’İn Ölümü sadece hasta bir insanın ölümünü anlatmaz, hasta ölecek ve diğerleri yaşama devam edecektir. Bu kadar net ve soğuk bir şekilde verir bu gerçeği. Okuyucunun yaşı da önemlidir diye yazmadan edemedim.
100 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Usta yazardan yine insan doğasını ustaca kaleme aldığı bir kitap daha. Tolstoy'a olan hayranlığım daha ortaokuldayken okuduğum İnsan Ne İle Yaşar kitabıyla başlamıştır.

Aslında kitap oldukça basit, ama insanın anlamadığı, yapısına ters geldiği bir gerçeği konu alıyor. Tolstoy bize "Her günü yarın ölecekmiş gibi yaşa" demeye çalışıyor. Peki bu kadar basit bir şeyi insanoğlu neden anlamaz, neden yapısına ters düşer? İşte kitabın sonlarına doğru ben bu soruların cevabını düşündüm. İvan İlyiç hiç hasta olmasaydı, yataklara düşüp ölümle burun buruna gelmeseydi, yakınıp durduğu "bunca yaşadıklarım, bunca sahip olduklarım, yaptığım seçimler yanlış mıydı? Boşuna mıydı?" gibi soruları asla sormayacaktı kendine. Yine hayatını sadece çok önem verdiği işine, mevkisine adamayacak, az kazanacak ama mutlu bir evlilik yapacaktı belkide.

İnsan nasıl ki elindekinin değerini kaybetmeden anlamıyorsa, ölümle burun buruna gelmeden de yaşamın, hayatın değerini anlamıyordu. Çünkü insan doğası bencildir. Asla elinde olanla yetinmez. Bukalemun gibi renk değiştirir.

Kitap size bunları düşündürecek, hatta belki de kendinizi kötü hissedeceksiniz. Ama ölümün orada bir yerde sizi beklediği gerçeğini değiştiremeyecek ve yine her gün bu gerçeği unutarak yaşayacaksınız :)
100 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Tüm ömrü boyunca hayatını doğru yaşayıp yaşamadığını bir kere sorgulamayıp, ölüm yaklaştığı zaman “gerçekten doğru bir hayat mı yaşadım? Nerede hata yaptım? Neden ben? Neden bana acı çektiriyorsun Tanrım ?” bu sorulara cevap arayan, kendiyle başbaşa kalıp, tek kişilik bir divanda ölen İvan İlyiç’in hikayesi. Bu kitap başlarda bana sıkıcı gelsede, sonradan sevdirdi. Bir kitabı yarım bırakma huyum hiç yoktur. Bu kitabı da bırakmadım. İyi ki bırakmamışım. Bir an kendimi onun yerine koydum. İçim parçalandı. O karısının, kızının kibirli, merhametsiz halleri beni gerçekten çıldırttı. Ölmemek için, yaşayabilmek için umut içerisinde olan İvan İlyiç. Artık yok.
100 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ölüm...
Asırlardır insanoğlunun en büyük muamması, hayatın sonu ama başka birçok şeyin başlangıcı, akılda kalan acı, hissedilen umutsuzluk ve daha nice düşünce. Hayat mücadelesinin bir anda hiçbir anlamı olmadığını, dünyevi her şeyin cazibesini yitirdiği o "an"...

Tolstoy'un da hayatında ayrı bir yeri var ölümün. Önce daha iki yaşındayken kaybettiği annesi, ardından babası ve sonra da babaannesinin ölümü derinden etkiler müthiş yazarı. Bunların da tesiri vardır yazdıklarında Tolstoy'un. İnsan'ın ne ile yaşayacağını bilir ama ölümün varlığını da hissettirir yazdıklarında.
İvan İlyiç'in Ölümü de ölümün, öleceğini bile bile yaşamaya çalışmanın öyküsüdür aslında. Bir son olduğunu ve bu sona giderek daha da yaklaştığını sezerek, çevresindeki herkeste bir umursamazlık hissederek acılar içinde ölümü bekler İvan İlyiç.

Eser, kırk beş yaşındaki sorgu yargıcı İvan İlyiç'in ölüm haberinin alınması ile başlar ve geriye doğru ilerler. Yargıcın yaşam tarzını, hayatındaki dönüm noktalarını, arkadaşları ile olan ilişkisini ve bir anda ortaya çıkan rahatsızlığını okuruz. Hastalığını öğrendikten sonra yaşamını sorgulamaya başlar İvan İlyiç. Neden, nasıl ve ne için yaşadığı önem kazanır bir anda... (Hep böyle olmamış mıdır zaten? İnsan bir anda sona yaklaştığını anlayınca ölüm gelene kadar neler yaptığı, hayatın güzelliği ve değeri gelmez mi aklına?) Ölmek istemez İvan ama bu acıyla yaşamak da yaşamak değildir ki! O acılar içinde kıvranırken, en yakınlarının tavırlarını elinden bir şey gelmeden izler. İncinir, üzülür çevresindeki sağlıklı insanları gördükçe. Böyle geçer günleri.

Okurken aklıma birçok şey geldi aslında. En çok da ölümü beklemek ne acı diye düşündüm. Öleceğini bilerek yaşamak... (Saramago'nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u vardır, okuyanlar daha iyi anlayacaktır bahsettiğim hissi. Okumayanlara da mutlaka tavsiyemdir.)

Ölüm, bazı durumlarda kurtulmaktır acılardan evet. Ama yaşamak, nefes almak dünyadaki en güzel şeydir. Kaybetmek istemez insan bu güzelliği...
Tüm bu hislerle baş başa bırakıyor Tolstoy okuyucuyu. Çok sevdim, etkilendim okuduklarımdan. Birileri ölürken bazılarının nasıl kendi çıkarlarını düşündüğünü, başsağlığına gitmenin bile bir zorunluluk olduğunu ne yazık ki tüm gerçekliğiyle yazmış Tolstoy. Okuyunuz dostlarım...
100 syf.
·Beğendi·9/10
Bence kitabı sadece ölüme karşı bir iç hesaplaşma olarak ele almak yanlış olur. Kitap genel olarak insanlarda var olan his çatışmalarını içeriyor. Kitapta ölüm olgusundan ziyade, ölümün tetiklediği bir kendini acındırma hissi dikkatimi çekti benim. İlk başta bana acısınlar diye umutla bekleyen İvan acıdıklarında ise neden acıyorlar , ben onların hayatını mahvettim diye kendini kahretti. Benim için, kitapta ölümün neden var sorusundan daha fazla üzerinde düşünülmesi gereken bir durum bu. Çünkü ölüm bir sondur, yürüdüğün yolun bittiği andır ve asıl önemli olan o sona gelene kadar ne yaptığındır. İnsanın asıl kişiliği de böyle zamanlarda ortaya çıkmaz mı ? İnsanların başında ağlamasını ve onun için üzüntü içinde olmalarını istiyor ama birinin gözlerinden bir damla düşse, bunun sahte olduğundan dem vuruyor. Bu insanın psikolojik olarak çöktüğünü gösterir. Hayatından bile emin değil , kaldı ki hislerinden emin olsun. Bu tür davranışlarıyla bence kendi sonunu berbat etti. Beni düşündüren bir diğer şey ise insanların hep aynı tepkiyi vermesi ve kötü bir durum karşısında, herkesin ,kötü duruma odaklanmasının beklenmesi,durumu daha iyi göstermeye çalışan , umut taşıyan , mutlu olmaya çalışan insanların ise hissiz , anlayışsız olarak nitelendirilmesi. Ve bana bu durum biraz fazla gaddarca geldi. Hangisinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Seninle oturup ağlayan insan mı ,en kötü durumda bile sana verecek ufacık da olsa bir mutluluğu ellerinde tutan insan mı?
Son olarak bence kitapta dikkat çekici bir şey daha vardı. Merdivenden düştüğü için eşine başkası olsa bir yerini kırardı ama benim sadece şuram ağrıyor , o da dokunduğunda diyerek , ben sağlıklı ve güçlü bir insanım , bana bir şey olmaz izlenimi çizmeye çalıştı kahramanımız. Bu durumda ölüm sebebi fazla ironik değil miydi?
100 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Hemen hemen hepimiz iyi bir yaşam sürdürmek gayesiyle yıllarca didiniriz. Okuduğumuz okullar, gördüğümüz dersler ve girdiğimiz sınavlar... Hepsi ileriki hayatımız için yaptığımız yatırımlardır. Fakat bu süreç ne kadar olması gerektiği gibi gitsede biz insanlar tamahkârlık ve memnuniyetsizlik yapıp yaşamımızda hep bir eksik arama odaklı yaşarız. Elde ettiğimiz güzel şeyler için sevinmek yerine elde edemediklerimizin hayaliyle yaşar onlar için üzülürüz. Bu aşırıya kaçma noktasında ise karşımıza bir “dur çizgisi” çıkar. Bu çizgi bir hastalık, yaşanan bir travma ve hatta bir yakınımızı kaybetmemiz gibi şekillerde çıkabilir karşımıza. Bu durumdan sonra anlarız yaşadığımız her anın ne kadar kıymetli olduğunu.

İvan İlyiç, dur çizgisiyle karşılaşana kadar hayatını hırsları uğruna daha çok elde etme arzusuyla geçiren bir karakter. Başarı ile, doyumsuzlukla geçmiş bir 40 küsür sene. Ta ki böbreğindeki bir rahatsızlık onu yerle bir edene kadar yaşantısı bu şekilde devam eder. Bu süreç ona yaşamanın, sağlığın kıymetini öğretir. Ailesinden uşağına kadar çevresindeki tüm insanların kendine karşı olan tutumlarını da gözlemler bol bol.

İvan İlyiç’in Ölümü ile bu sıralar sık sık sorguladığım “acaba gerçekten olması gerektiği gibi mi yaşıyorum” sorusuna ışık tuttu ve hayatın manasını aramama biraz daha yardımcı oldu desem yalan olmaz.
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı, Tolstoy okuma etkinliği vesile oldu. Herkesin kendinden bir şey bulacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar. :)
100 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitap tek kelimeyle şah eser. Psikolojik tahliller çok iyi yapilmis. Tolstoy öyle bir yazmış ki; karakterle empati yapmamak imkânsız. İvan İlyiç ölüme doğru sürüklenirken hem ona üzülüyorsunuz, hem de kaçınılmaz sonunuz olan kendi ölümünüzü düşünüyorsunuz.

Tolstoy çok önemli bir gerçeği adeta yüzümüze çarpıyor. "Ölüm var.". Ve bu kaçınılmaz sondan önce pişman olmayacağımiz bir yaşam sürmemizi öğütlüyor bize. Ölmeden önce okunmasi gereken eserlerden.
100 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Tolstoy bu kitabında hayatı düzgünce yaşamış, örnek bir vatandaş ve ortalama bir koca olarak kısaca herşeyi yerli yerince yapmaya çalışan bir bireyin gözünden değerlendirmiştir. Karakterimiz, İvan İlyiç'in ölüm döşeğindeyken kendi kendisine sorduğu o kadar anlamlı sorgulama okura neden bu soruları, sormak için ölüm döşeğini bekleyeyim ki dedirtiyor. Acaba bu yaşıma kadar yapmam gerekenleri yaparken aslında yapmamam gerekenleri mi yapmışım dedirtiyor. Kitaptan bağımsız olarak; ilkokula git denildiğinde gitmiş Liselere Giriş Sınavı'na çalış bak lisede hayatını yaşarsın denilince inanmış, sonrasında ÖSS'de çalış üniveriste de rahat edersin denince inanmış, iyi üniversite iyi iş iyi hayat denilmiş inanmış, sabah sekiz akşam beş çalışmış, evlenmiş, ana-baba olmuş bir birey gerçekten yapması gerekenleri mi yapmış yoksa aslında yapmaması gerekenleri mi yapmış oluyor? Peki ne yaşamış oluyor? Hep görevleri bulunan bu hayatta, hep görevleri yerine getirerek ızdırap dolu bir yaşam mı sürüyor? Peki ölüm aslında bu ızdırap dolu hayattan bir kurtuluş mu? Peki o zaman neden yakıyor canımızı? Sonsuz mutluluk öncesindeki son bir sınav mı ölüm? Yaşadığımız hayat sadece bir sınav mı? Yoksa sadece bir ceza mı? Dedirten, düşündürücü bir kitap. Bu sorgulama ve kendi kendisine sorular 19.yüzyıl Rusya'sında İvan'a sordurulmuş, sizde 21.yüzyıl Türkiye'sinde bunu kendinize sorabilirsiniz.
Gözlerini kapayınca neyin daha gerçek olduğunu anlayamıyordu.Acaba yaptıkları mı, yoksa düşündükleri mi ?
İvan İlyiç'in manevi acısı şundan doğuyordu: "Ya bütün hayatım, yaşadığım bilinçli hayat gerçekten gerektiği gibi değil idiyse?
İvan İlyiç evliliğin hayatta birtakım kolaylıklar sağlamakla birlikte, aslında çok karmaşık ve sorunlarla dolu ağır bir iş olduğu sonucuna vardı. Bu nedenle evlilikteki görevlerini yerine getirebilmek, yani toplumsal çevrenin de onaylayacağı incelikli bir hayat sürebilmek için, memuriyetteki gibi belli bir yol, yöntem geliştirmek gerekti.
İvan İlyiç de böyle bir yöntem geliştirdi. Evlilik hayatından tüm beklentisi ev yemeği, ev kadını (ve elbette onunla paylaşılacak yatak), ama özellikle toplumun dayattığı o geleneksel görüntüydü. Bunların ötesinde tek istediği neşe ve hoşluktu; bunları bulabildiğinde kendini mutlu hissediyor, dirençle, dırdırla karşılaştığındaysa, hemen işini merkez alarak yarattığı özel dünyaya çekiliyor ve kendini mutlu edecek hoşluğu, neşeyi burada buluyordu.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 21 - İş Bankası Kültür Yayınları
"Hayatının son yıllarında inancının gerektirdiği keşişce hayat ile ailesinin vazgeçemediği aristokrat hayat arasındaki çelişkiye daha fazla dayanamayan Tolstoy, doktoru ve küçük kızı ile birlikte bir gece evini terk etti.Gidebildiği en uzak yer ıssız bir tren istasyonu oldu.20 Kasım 1910'da orada zatürreden öldü."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İvan İlyiç`in Ölümü
Baskı tarihi:
2 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754734577
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyan Yayınları
İvan İlyiç'in Ölümü, Tolstoy tarafından 1886 yılında yazılmış bir romandır.
Hem biyografik hem de psikolojik romanların en başarılı ilk örnekleri arasında yer alır.
İvan İlyiç, yüksek rütbeli bir yargıç olarak sürdürdüğü hayatının sonlarına doğru yaşadıklarının ve geçmişte sahip olduğu değerlerin boşluğunu farkeder ve ömrünün son günlerini derin bir hayal kırıklığıyla tamamlar.
Tolstoy'un önemli eserleri arasında yer alan bu kısa romanı, yaşanan hayatı sorgulamakta ve ölüm karşısında tüm değerlerin anlamsızlığını vurgulamaktadır.

Kitabı okuyanlar 2.960 okur

  • Vera
  • mürg-i bâl-şikeste
  • ufuk aydın
  • inci k.
  • feyza

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (2)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları