·
Okunma
·
Beğeni
·
55,6bin
Gösterim
Adı:
İvan İlyiç'in Ölümü
Baskı tarihi:
Ağustos 2020
Sayfa sayısı:
110
Format:
Ciltli
ISBN:
9786057572851
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Смерть Ивана Ильича
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayınları
En çok okunan klasikler, Türkiye’nin önde gelen çevirmenlerinin özenli çevirileri ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucularla buluşuyor.

İşinde hep yükselmeyi hedeflemiş, itibarlı ve iyi bir mevki sahibi olabilmek için var gücüyle çalışan, toplumun kendisine biçtiği her role giren İvan İlyiç tam her şeyi yoluna koymuşken son derece ağrılı, amansız bir hastalığa yakalandığını öğrenir. Son günlerini geçireceği evinin küçük odasındaki yatağında ölümü beklerken ardı arkası kesilmez tedaviler umut verici olmaktan çok uzaktadır. Çevresindekilerin ona karşı tutumunu huzursuz bir şekilde gözlemlerken en büyük hayal kırıklıklarının hayatını o noktaya getiren seçimleri olduğunu fark eder. Ölüm korkusu ve yaşama umudu arasında yokuş aşağı gittiği yolda, ruhunun kıvranışı bedeninin çektiği acıların önüne geçecektir.

Tolstoy’un sıradan bir adamın sıradan ölümünü sade ve vurucu bir dille aktarırken kendi içsel hakikat arayışını da gözler önüne serdiği, yaşamı da ölümü de sorgulatan, okuyan herkesi derinden sarsacak bu eşsiz eserini Mehmet Yılmaz’ın özenli çevirisiyle sunuyoruz.
100 syf.
·3 günde
Lev Nikolayeviç Tolstoy " İvan İlyiç'in Ölümü " isimli eserinde, İvan İlyiç isimli kahramanın hazin öyküsüne değinerek, aslında insanoğlunun acınası ve dramatik yaşamını gözler önüne sermiştir. Kurguda ki kahramanın çocukluğundan başlayarak yaşamının son anına kadar, yaşanmışlıklara kısa betimlemelerle değinerek, nasıl da gerçek hayatta yaşam mücadelesi veren insanoğlunun para, mevki ve ihtirasları uğruna, harcadığı hayatlarına dem vurmuş.

Yaşam ve ölüm...
Aslında ayrılmaz bir bütünün iki parçası. Hal böyle iken insanoğlu sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılır, fani dünyanın nimetlerine. Hep bir istek, hep bir heves uğruna, ömürler heba edilir. Peki! O zaman, sevdiklerimiz ya da bizi sevenler hayatımızın neresinde! Gerçekten sevdik mi? Gerçekten sevildik mi? Yoksa bir yanılsamadan mı ibaret, bütün yaşadıklarımız. Sorular... Sorular... Artarak çoğalan bir sürü cevapsız sorular...

Kim bu soruların cevabını verebilir ki! Oysa hayatı anlamlı kılan, değer verdiğimiz sevdiklerimiz ve onlar tarafından sevilme arzusu. Gerisi laf-ı güzaf...

Tolstoy kahramanı vasıtasıyla sorgulamış hayatı ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. Hayat uğruna verilen ödünlere ve bu ödünleri verirken de nelerden vazgeçildiğini yansıtmış okura. Rüzgârın önünde savrulan bir yaprak misali, bir hiç uğruna kayıp giden hayatların yok olmasına dem vurmuş. Kaçımız elimizdekilerin değerini bilip, azla yetiniyoruz ki! Bizde İvan gibi, mevki ve kariyer uğruna çaba sarf etmiyor muyuz?

İvan İlyiç 45 yaşında, hayatını dolu dolu yaşamış, neşeli ve nüktedan bir mizaca sahip bir mahkeme üyesidir. Ailesine daha iyi bir geçim sağlamak için önem verdiği sevdikleri uğruna, kendi hayatını hiçe saymıştır. Ölümü de tıpkı yaşamı gibi, yalnızlık içinde son bulmuştur. Eşi ve çocuklarına rağmen!... Hatta kıymet verdiği arkadaşları dahi ardından koltuk sevdasına düşmüşlerdir. Ne kadar vahim, içler acısı bir durum. Yitirilip giden bir can, bir insan değil de, kaybolan sıradan bir eşyaymış gibi...

Tolstoy devlet kurumlarının içindeki bozuk ve çarpık düzene de atıfta bulunmuş. Belli bir yetkinliğe sahip olmadıkları halde, sırf devletin başında bulunan şahıslara olan yakınlıktan yada aynı ideolojik fikri benimsediklerinden dolayı, haksız yere devletin kurumlarını işgal edenlere değinmiş. Bakıyorum günümüz koşullarında da, aynı çarpık düzen işlemekte. Demek ki yüzyıllar öncesinde devletin bünyesinde ki kurumlar nasıl işliyorsa, hâlâ aynı sistem yürürlükte. Değişen hiçbir şey yok! İnsanlar dışında... İnsanlar değişse de, çarpık düzen de hiçbir iyileştirme yok! Devlet kurumlarında amcan, dayın varsa, hiçbir işe yaramasan da sırtın yere gelmez! Sen bu mertebeyi hak etmişsin yada hak etmemişsin kimin umurunda! Al maaşını, bak rahatına! Ama ilahi adalet, bir gün mutlaka tecelli eder. Belki görmek bize nasip olmaz ama geçte olsa adalet yerini bulur.

Ben Tolstoy'un kaleminden çok etkilendim. Anlatım dili yalın ve okurun kendi benliğinde öz eleştiri yapmasını sağlayacak nitelikte. Zaten amaçta okuduklarımız vasıtasıyla, kendi benliğimizi aydınlatmaksa, Tolstoy okumanızı ve varlığınızın ayırdına varmanızı tavsiye ederim. Mutlaka okumalısınız. Hayatımızın değerini anlamak adına...
80 syf.
·6 günde
Yaşam ve ölümün o ince çizgisini çok iyi anlayacaksınız.
İvan İlyiç, ailesinin gözde çocuğu, efendiliğinden ödün vermeyen başarılı bir çocuktur. İlyiç memuriyet hayatıyla başladığı kariyerine yüksek rütbeli yargıçlığa yükselerek devam eder, ta ki hastalanıncaya dek.

Evlilik gibi bir düşüncesi bile yokken o da çoğu insanın yaptığını yapar, kendine uygun olduğu için ve etkilendiğini düşündüğü için ani bir kararla evlenir. Karısı ile çocuklarının da olmasıyla sürekli tartışma halindedirler. Eski huzuru bir türlü yakalayamazlar ama hayatını hep ” başkalarının ne diyeceği, başkalarından nasıl takdir göreceği ” düşüncesiyle yaşadığı için evliliğine devam eder.

Geçirdiği ufak bir kaza sonucu aldığı darbeyi önemsemez fakat gittikçe artan ağrılar onu yavaş yavaş sona götürecektir. Hastalığı artar, bir anda hiç düşünmediği ölümü düşünmeye ve beklemeye başlar.
İvan İlyiç’in her geçen gün ölüme yaklaşırken çevresindekilerin duyarsız tavırları onu daha da çok yıpratır. Özellikle eşinin normal hayatına devam etmesi ve daha ölmeden arkadaşlarının makam ve koltuk kavgalarına tutuşmaları İlyiç’e çok acı verir.
İvan bu durumun bir başkasının değil de kendi başına gelmesini adaletsiz bulur ve sebebini sorgulamaya başlar. Tanrıyla, çevresiyle, kendisiyle bir hesaplaşmaya girişir, ölümü irdeler.
-“Ölüm nerede? Ne ölümü? Korku diye bir şey yoktu. Ölüm yoktu ki korku olsun!”
- “Ölüm bitti.”dedi kendi kendine. “ Artık yok!”
Ve derin bir nefes almak ister ama nefesi veremeden hayatı sona erer.
Hayatı gerektiği gibi, bilinçli olarak dolu dolu yaşaması dileğiyle...
Keyifli okumalar diliyorum.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ah Tolstoy, yaşamının son zamanlarında bile bu kadar sürükleyici, tüm duyguları yaşamamıza olanak veren, gerçekçi, düşündürücü ve akıcı bir hikayeyi nasıl yazabildin?

Üst makamlarda olan bir yargıcın varlıklı bir hayat, saygın insanlar ve kaliteli zamanlarının hastalığıyla beraber nasıl berbat bir hal aldığı ele alınıyor.Ölümü gittikçe yaklaşırken aksileşmeye, hayatı sorgulamaya ve herkesten uzaklaşmaya başlıyor.Çaresizce hastalığına sebep arıyor ama çözüm yolu bulunamıyor ve yavaş yavaş ölmeye başlıyor.Gün geçtikçe çöken yüzü ve vücudundan dolayı aynalara bakmaya utanıyor, kendinden tiksiniyor.Kalabalık aileye sahip olmasına rağmen uşakları hariç kimsenin onu anlayamadığını ve istediği acımayı ona göstermediğini düşünüyor.Artık dayanamıyor ve son günlerini koltuğa bağımlı geçirmek zorunda kalıyor.O çok güzel olan günleri artık boş, karanlık ve koltuğun kumaşına bakarak geçiyor ve ağrılar içinde bağırarak ölüyor.

Konu ne kadar iç karartıcı olsa da Tolstoy bize çok zarif ve etkileyici bir anlatım yapıyor.Hayattaki tüm her şeyin geçici olduğunu, sağlıktan önemli olmadığını vurguluyor.İnsanın ölüm karşısında ne kadar çaresiz olabileceğini, sürekli ölümden kaçabilme umudunu ve ne yaparsak yapalım o korkunç gerçekle yüzleşeceğimizi gösteriyor.

Kendimi hiç bu kadar ölüme yakın hissetmemiştim, gerçeği böylesine iyi kavrayamamıştım.
Ölümün inkarı ve çaresi yok.
100 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ölüm...
Asırlardır insanoğlunun en büyük muamması, hayatın sonu ama başka birçok şeyin başlangıcı, akılda kalan acı, hissedilen umutsuzluk ve daha nice düşünce. Hayat mücadelesinin bir anda hiçbir anlamı olmadığını, dünyevi her şeyin cazibesini yitirdiği o "an"...

Tolstoy'un da hayatında ayrı bir yeri var ölümün. Önce daha iki yaşındayken kaybettiği annesi, ardından babası ve sonra da babaannesinin ölümü derinden etkiler müthiş yazarı. Bunların da tesiri vardır yazdıklarında Tolstoy'un. İnsan'ın ne ile yaşayacağını bilir ama ölümün varlığını da hissettirir yazdıklarında.
İvan İlyiç'in Ölümü de ölümün, öleceğini bile bile yaşamaya çalışmanın öyküsüdür aslında. Bir son olduğunu ve bu sona giderek daha da yaklaştığını sezerek, çevresindeki herkeste bir umursamazlık hissederek acılar içinde ölümü bekler İvan İlyiç.

Eser, kırk beş yaşındaki sorgu yargıcı İvan İlyiç'in ölüm haberinin alınması ile başlar ve geriye doğru ilerler. Yargıcın yaşam tarzını, hayatındaki dönüm noktalarını, arkadaşları ile olan ilişkisini ve bir anda ortaya çıkan rahatsızlığını okuruz. Hastalığını öğrendikten sonra yaşamını sorgulamaya başlar İvan İlyiç. Neden, nasıl ve ne için yaşadığı önem kazanır bir anda... (Hep böyle olmamış mıdır zaten? İnsan bir anda sona yaklaştığını anlayınca ölüm gelene kadar neler yaptığı, hayatın güzelliği ve değeri gelmez mi aklına?) Ölmek istemez İvan ama bu acıyla yaşamak da yaşamak değildir ki! O acılar içinde kıvranırken, en yakınlarının tavırlarını elinden bir şey gelmeden izler. İncinir, üzülür çevresindeki sağlıklı insanları gördükçe. Böyle geçer günleri.

Okurken aklıma birçok şey geldi aslında. En çok da ölümü beklemek ne acı diye düşündüm. Öleceğini bilerek yaşamak... (Saramago'nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u vardır, okuyanlar daha iyi anlayacaktır bahsettiğim hissi. Okumayanlara da mutlaka tavsiyemdir.)

Ölüm, bazı durumlarda kurtulmaktır acılardan evet. Ama yaşamak, nefes almak dünyadaki en güzel şeydir. Kaybetmek istemez insan bu güzelliği...
Tüm bu hislerle baş başa bırakıyor Tolstoy okuyucuyu. Çok sevdim, etkilendim okuduklarımdan. Birileri ölürken bazılarının nasıl kendi çıkarlarını düşündüğünü, başsağlığına gitmenin bile bir zorunluluk olduğunu ne yazık ki tüm gerçekliğiyle yazmış Tolstoy. Okuyunuz dostlarım...
100 syf.
·9/10
Merhabalar Dünya edebiyatının en yetkin kalemlerinden olan Tolstoy’u okurken her zaman keyif almışımdır.İvan İlyiç’in Ölümü eseri nin incelemesine geçmeden bir kaç alıntıyı paylaşmak isterim ;
“Yaşam ve ölüm ! İşte o kadar !
“Aslında her şey gerçekte o kadar zengin olmadıkları halde zenginlere benzemek isteyen bu yüzden de ancak birbirlerine benzeyebilen insanlarınki gibiydi.”
“Çocuklar gibi ağlamaya başladı umarsızlığına korkunç yalnızlığına insanların acımasızlığına...”
İvan ilyiç hastadır hastalığından dolayı çok yorgun düşmektedir.Hastalığından çektiği kadar eşi ve çevresindekilerden de çekmektedir.Kitap sayesinde hasta birinin nasıl bir ruh hali içinde olduğunu anlayabiliyoruz.İvan ilyiç’in eşinin hastalığına tahammül etmeyip ölmesini istemektedir.Eşi her zaman çevreye karşı olduğundan daha farklı tanıtmaya çalışan biridir.Kitap üslup olarak çok başarılı bir şekilde kaleme almıştır.Kitap ince ve akıcı olduğundan bir solukta bitirebileceğiniz bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
100 syf.
·2 günde·8/10
Ne kadar dolu dolu bir kitap okudum ben böyle. Kitaba başlar başlamaz geçen konuşmalar ve iç sesleri görünce dedim ki “hıh, insanların başkasının ölümüne karşı umursamazlığı ve benciliğini anlatıyor, böyle gidecek herhalde” ardından “dostluk kavramını sorguluyor kesin” dedim. Bir ara “güç ve statü sahibi olmanın yüksek insan demek olmadığının eleştirisini yapıyor galiba” diye düşündüm. Sonlara gelene kadar da fikirlerim değişti durdu. Yahu bu kadar minik bir kitaba, bu kadar duru bir dille bu kadar çok kavramı, bu kadar yergiyi, bu kadar duyguyu nasıl sığdırdın, hayret doğrusu. Evet biliyorum, yeni bir yazar keşfetmiş gibi konuşuyorum fakat daha önce Tolstoy’a kıyısından yaklaşmış ve böyle bir yoğunlukla hiç karşılaşmamıştım. Bu acemice cümlelerimi de buna bağlayın lütfen.

Hepimizin hayatı hep inişli çıkışlı değil midir? Bu duyguyu çok güzel işlenmiş İvan İlyiç’in hayatında. Son günlerinde anlık olarak yaşadığı inişli çıkışlı ruh hali, kitabın genelinde hayatında yaşadığı inişli çıkışlı yıllara bir gönderme gibi geldi bana. Ne kadar doğru bir benzetme olur bilmiyorum ama mikro ve makro evrenlerin arasındaki bağı gözlemlemek gibi yani. Yine buna benzer şekilde kitabın başında öylesine bahsedilmiş gibi duran ayrıntılar ilerledikçe anlam kazanıyor. Her kitap herkese farklı sorular sorar. Herkese başka bir hikaye anlatır. Tolstoy bana İvan İlyiç aracılığı ile “gerçekten istediğin hayatı mı yaşıyorsun” diye sordu.

Hep hayaller kurarım ben. Hayal kurmak olmazsa olmazlarımdandır. Küçüklüğümden beri kurduğum hayalleri düşünüyorum da kaç tanesini gerçekleştirebildim henüz ve diğerlerini gerçekleştirebilmek için neler yapıyorum? Elbette bu demek değil ki bir hayale sıkı sıkı tutunup gözünü ondan ayırmamak gerekir. Aksine bir hayale giden yolda karşılaştıklarımız hayatımızı güzelleştiriyor. Bir de bunu düşünürsek şunu sormak gerekiyor; “ne kadar mutluyum?” Mesela sabahtan hiç sevmediğim bir hocanın dersinden çıktıktan sonra ofise geçip yeni öğrenmeye başladığım proje çizimleri ile uğraştıktan sonra koştura koştura eve gelip ev arkadaşım gelene kadar yemek yapmam gerekiyorsa, o yemeği yaparken şarkı mırıldanıyor muyum? Ya da çok sinirlendiğim bir olayı bir başkasına anlatırken en fazla kaç kişiye anlattığımda geçiyor sinirim? 3. Kişiye anlatırken gülmeye başlamıyor muyum? Çok halsiz olsam bile arkadaşlarıma sürpriz yapmak için elimde iki tane uçan balon ile tüm bulvarı yürümekten şikayet ediyor muyum? Peki ya benden kilometrelerce uzakta olan birinin mutluluğu beni de yürekten gülümsetmiyor, bir mektubu yüreğimi sevgi ile doldurmuyor mu? Her ne kadar derslerden sıkılsam bile, mesleğime dair bir fazla şey öğrenebilmek için türlü yollar denemiyor muyum? Bunlar mutsuz bir insanın yapacağı şeyler mi?

Sevgili İvan İlyiç, senin ölüm döşeğinde boğuşup durduğun düşünceler her daim bizim yolumuzu aydınlatsın. Ruhlarımıza şifa olsun. Sen istediğin gibi bir hayat yaşayamadığını fark ettiğinde çok geçti belki ama bizler için geç değil. Sırf bu sebeple söz veriyorum, ismini her duyduğumda önce büyük bir saygı ile selamlayacağım seni ve ardından kendime soracağım “Mutlu musun Meltem?” diye. Bu satırları okuyan sevgili okur arkadaşlar; mutlu musunuz?
100 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
"Yaşam ve... ölüm! İşte o kadar!" incelememe kitaptan bu alıntıyla başladım çünkü kitabın ana düşüncesi tamamen bundan oluşuyor. Ben daha önce ölümden bahseden eserler okudum, bunların birçoğu da dini eserlerdi. Ancak görüyorum bir dünya klasiği size ölümü olanca açıklığıyla daha güzel hissettirebilirmiş.

Yaşam nedir? Ölüm nedir? Ölmek için yaşamıyor muyuz? Hepimizin benzer şekilde bir sonu olmayacak mı? Tolstoy bize bunların cevaplarını tokat gibi vermiş.

Esere adını veren İvan İlyiç, kendi halinde normal bir yaşam süren birçoğumuz gibi sıradan bir kişidir. Gerek evliliği, gerek iş hayatı çoğunluğa oldukça benzerdir. Muhtemelen bu çoğunlukta olan her birimizin ölümü de benzer olacaktır ki Tolstoy bunu tüm acılığıyla bize yansıtmış. Ölürken çevremizdeki insanlar biz ölelim diye mi bakacaklar, herkes bir yalan maskesi takıp üzüldü gözükürken aslında içten içe kurtulmak mı isteyecek, daha cenazemizde bizden arta kalan makama oturmak isteyen akbaba(!) lar uçacak mı? Neler olacak sahi, yaşamımız bu kadar benzerken ölümümüz de İvan İlyiç'inkine benzeyecek mi?

Benim de her daim aklımda olan bir şey var: Yaşadığımız yaşam aslında gerçekten yaşamamız gereken yaşam mı? Ölmeden önce bunu pişmanlığını yaşamak, boşa heba edilmiş bir ömür sermayesi ile gözlerimi kapatmaktan hep korkmuşumdur. Hayattaki en büyük pişmanlık ömür hazinesini boşa ziyan etmek olmalı, ki İvan İlyiç de ölüm döşeğinde bunu bayağı bir sorguladı.

Ölümün nefesini ensenizde hissedeceğiniz ve bir kez daha kendinizi hesaba çekeceğiniz bir eser bu. Çünkü ölüm istisnasız herkese var. Çünkü ölüm adam kayırmıyor. Çünkü ölüm hepimizin varacağı son. Bence okuyun, fırsat varken hayatınızı düzene sokmak için çok güzel motive olursunuz. Yoksa ne demiş Müslüm baba, "son pişmanlık neye yarar" :)

Keyifli okumalar!
100 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Evet ve sonunda İvan İlyiç ölür! Bütün ölümler anlamsızdır. Ama İvan'ın ölümü en anlamsızıdır. Çünkü İvan, tam olması gerektiği gibi yaşayan birisidir. İvan'ın ölmesine gerek yoktur. Ölüm İvan'ın dışında varolduğunu iddia edenler için geçerlidir. İvan ise ölmeyi değil yaşamayı hak eden birisidir. Ölüm! Tamam da neden acılar içinde ölüyor ki İvan! Ölümü haketmediği gibi acı içinde ölmeyi hiç haketmemiştir.
Bu cümleler senin 'böğründe' bir acı doğurmamıştır belki ey aziz okuyucu! Ama İvan'ın 'böğrü' acımaktadır. Doktorlar da acı verir insana. Çünkü onlar da kendilerince tam doğru insanlardır! Tıpkı İvan'ın tam doğru bir yargıç olduğu gibi. Kendi kurgusunda kusursuz yaşayanların iddiasıdır bu. Hepimiz mükemmelizdir. Yanlış olan, suçlu olan hep diğerleridir.
Ölüm bir hakikat ise, ölmesi gereken hep başkalarıdır. Zaten İvan'ın ölümünü duyan dostlarının! Ne yapalım ölen o biz değiliz ki tavrı da bundandır.
Kıyımızda, köşemizde o kadar çok ölüme karşın duyarsızlığımızı, kendi ölümü üzerinden İvan İlyiç bize anlatmakta. Ben de ölürüm dedirtir bize. Çünkü hiçbirimiz İvan kadar mükemmel değilizdir. İvan öldüğüne hatta acılar içinde öldüğüne göre gerisi boştur. O boşlukta aile sallanır, dostlar sallanır, makam ve mevki sallanır.
Bir trajedi değildir ölüm. Sadece biz ölünce trajediye dönüşür. Çünkü biz ölmeyi hak etmeyenlerdeniz. Biz mükemmeliz.

Evet, duydunuz mu İvan İlyiç ölmüş! Veya
Duydunuz mu İvan İlyiç de ölmüş!
'de' ekinin en anlamlı olduğu yerlerden birisi. Ölümü kanıksama ile ölümü hissetme arasındaki ince çizgi burda sanırım.
100 syf.
·Beğendi·6/10
İvan İlyiç'in Ölümü kısa bir kitap ancak uzun bir hayatın özetini kapsıyor. İvan İlyiç hukuk eğitimi almış saygın bir insandır ve çalışma azmi sayesinde toplumdaki statüsünü yüksek makamlara taşımakta hiç zorlanmaz. Sahip olduğu güç, mevki ve para sayesinde evliliğine de bir mani yoktur ve uygun gördüğü bir kadınla hayatını birleştirir. Kısa süreli huzur ve mutluluk dolu evliliği yerini huzursuz, yıpratıcı bir evliliğe terk eder. Karısını memnun etmesi ve diğer insanların gözünde itibar sahibi olabilmesi için daha çok çalışması gerekmektedir.

Hastalanıp yatağa düşene dek o dehşet verici gerçeği farkedemez: bir gün öleceği gerçeğini. Ve artık ölüm her geçen gün daha da yakınlaşmaktadır, yatağına yatmasına, yanına sokulmasına ve sivri tırnaklarını acı içindeki bedenine saplamasına az kalmıştır. Tanrı'ya isyan eder: "Ben bunu hakedecek ne yaptım? Bu acı son bulamaz mı? Eski mutlu hayatıma dönemez miyim?"

Ve işte gerçeklerle yüzleşme vakti...
Mutlu mu? Mutlu bir hayat mı? Koskoca ömrünün sonundasın İvan. Ölüm yatağında acı çekiyorsun ve yüreğine huzur serperek fiziki acılarını dindirecek olan tek şeyden mahrumsun. O şey ne mi? Biriktirdiğin güzel anılar ve güzel insanlar. Ne geçmişinde güzel anılar, ne de güzel insanlar var yanında ölürken. Tüm hayatın bu: iş, daha fazla çalışmak, sahte arkadaşlıklar, sevgisiz bir eşten ibaret. Ölürken tutunabileceğin hiçbir şey yok. Boşa geçmiş koskoca bir hayatın pişmanlığı ve bedenini kemiren acılardan başka hiçbir şey. Dostlarının sen öldükten sonra yerine kimin geçeceğini düşündüklerini, karınınsa ölümüne üzülmekten ziyade nasıl daha fazla para koparabileceğini dert ettiğini biliyorsun. Ama sen bunların hiçbirini haketmedin öyle değil mi? Neticede insan ölümü kendine nasıl yakıştırabilir ki? Yaşadığın şekilde ölme vakti İvan İlyiç. Uyu şimdi. Huzur içinde uyuyabilirsen.
100 syf.
·8/10
Kitap ömrunun son gunlerinde o tek bir odada İvan İlyic'in kendi içindeki geçmise dair derin iç sorgulamalarını, ölum yaklaşırken ki çaresiz son saatlerini okuyucuya bire bir hissettiriyor. Lakin Tolstoy yine son sayfalarda yapacağını yapıp dindarlığını yine devreye sokmuş, tam "neyse ki bu defa aynı yolu izlememiş" diyordum ki kitabın son 5 sayfasında beni şaşırtmaktan alıkoydu. Ama olayları kaleme alma şekline bir diyeceğim yok, muhteşem derin bir anlatıma sahip bir kalem
100 syf.
·1 günde·8/10
Kitabı aldığımda bir polisiye romanı sandım isminden dolayı. Ama okudukça Tolstoyun çok güzel bir konuya değindiğini gördüm ."Yaşam Ve Ölüm" vede onun arasındaki zaman dilimi" . Çoğumuz hırs, makam ,mevki, para peşinde koşarak hayatımızın tümünü bu şekilde tuketiriz.Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.... Ölüm gelip çattıgında farkına varırız bu fani dünyanın. Geriye dönüp bakarız ne yaşadık? Öldükten sonra arkamızda ne bırakacağız? Yaşarken kendimiz için ne yaptık? Bu gibi soruları Ivan ilyiç vasıtasıyla bizlere sunmuş Tolstoy. Aslında hep ölümü düşünerek de yasanmaz, ama arada bir aklımıza gelmeli ve bu fani dünyaya bu kadar sarılmamalıyız.para hırs peşinden cok koşmayıp kendimiz içinde birşeyler yapmalıyız. İvan ilyiç hastalığı nedeniyle öleceğini biliyordu. Ama Ölüm herzaman önceden belli etmez kendini. Bunun bilincinde de yaşamalıyız....
Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken, aynı anda hayat da benden o kadar eksiliyor, ayaklarımın altında çekilip gidiyordu. Madem öyle, ölmeye hazır ol!
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 71 - Türkiye İş Bankası

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İvan İlyiç'in Ölümü
Baskı tarihi:
Ağustos 2020
Sayfa sayısı:
110
Format:
Ciltli
ISBN:
9786057572851
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Смерть Ивана Ильича
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayınları
En çok okunan klasikler, Türkiye’nin önde gelen çevirmenlerinin özenli çevirileri ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucularla buluşuyor.

İşinde hep yükselmeyi hedeflemiş, itibarlı ve iyi bir mevki sahibi olabilmek için var gücüyle çalışan, toplumun kendisine biçtiği her role giren İvan İlyiç tam her şeyi yoluna koymuşken son derece ağrılı, amansız bir hastalığa yakalandığını öğrenir. Son günlerini geçireceği evinin küçük odasındaki yatağında ölümü beklerken ardı arkası kesilmez tedaviler umut verici olmaktan çok uzaktadır. Çevresindekilerin ona karşı tutumunu huzursuz bir şekilde gözlemlerken en büyük hayal kırıklıklarının hayatını o noktaya getiren seçimleri olduğunu fark eder. Ölüm korkusu ve yaşama umudu arasında yokuş aşağı gittiği yolda, ruhunun kıvranışı bedeninin çektiği acıların önüne geçecektir.

Tolstoy’un sıradan bir adamın sıradan ölümünü sade ve vurucu bir dille aktarırken kendi içsel hakikat arayışını da gözler önüne serdiği, yaşamı da ölümü de sorgulatan, okuyan herkesi derinden sarsacak bu eşsiz eserini Mehmet Yılmaz’ın özenli çevirisiyle sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 12,1bin okur

  • Yunus Emre Durmuş
  • Meryem Yalçın
  • Ophelia
  • Görkem Yavuz
  • N.
  • CanGremory
  • • f â t
  • Merve
  • Pluviofil
  • Melapes

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (2)
9
%0.1 (2)
8
%0.1 (2)
7
%0 (1)
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları