Adı:
İvan İlyiç'in Ölümü
Baskı tarihi:
Ağustos 2014
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Смерть Ивана Ильича
Çeviri:
Mazlum Beyhan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İvan İlyiç’in Ölümü

Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş, Kreutzer Sonat’ın büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara da verdi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerinde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı. 1886 yılında yayınlanan İvan İlyiç’in Ölümü sade, süssüz anlatımıyla Rus gerçekçi edebiyatında eşsiz bir yere sahiptir. Daima gerektiği gibi yaşamaya özen göstermiş bir insanın ölümle yüzleşmesini konu edinen eser, Tolstoy’un yaşamının son döneminde ortaya koyduğu yeni ahlak anlayışının da ilk örneklerinden biridir. İvan İlyiç’in Ölümü Tolstoy’un bir mektubunda belirttiği gibi sıradan bir adamın, sıradan ölümünün kendi gözünden tasviridir.

Mazlum Beyhan (1948): Dostoyevski’den Suç ve Ceza ve Budala, Tolstoy’dan Sanat Nedir?, Çocukluk, İlkgençlik, Gençlik, Gogol’den Bir Delinin Anı Defteri, Burun, Palto Mazlum Beyhan’ın çevirdiği başyapıtlar arasında yer alır. Ayrıca Çernişevski, Byelinski, Kropotkin ve Şçedrin’den Türkçeye kazandırdığı eserlerle hiç tartışmasız son 35 yılın en önemli Rus Edebiyatı çevirmenlerinden biridir.

"Tolstoy muhteşem bir yazar. Hiçbir zaman anlayışsız değil, aptal değil, yorulmak nedir bilmiyor, bilgiçlik taslamıyor, teatralliğe düşmüyor. Diğerlerinden çok daha üstün."
-JAMES JOYCE-
Lev Nikolayeviç Tolstoy İvan İlyiç'in Ölümü isimli eserinde, İvan İlyiç isimli kahramanın hazin öyküsüne değinerek, aslında insanoğlunun acınası ve dramatik yaşamını gözler önüne sermiştir. Kurguda ki kahramanın çocukluğundan başlayarak, yaşamının son anına kadar yaşanmışlıklara kısa betimlemelerle değinerek, nasıl da gerçek hayatta, yaşam mücadelesi veren insanoğlunun para, mevki, hırs ve benzerleri uğruna harcadığı hayatlarına dem vurmuş.

Yaşam ve ölüm. Aslında ayrılmaz bir bütünün iki parçası. Hal böyle iken insanoğlu, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılır fani dünyanın nimetlerine. Hep bir istek, hep bir heves uğruna ömürler tükenir. Peki o halde, sevdiklerimiz yada bizi sevenler hayatımızın neresinde. Gerçekten sevdik mi? Gerçekten sevildik mi? Yoksa bir menfaat uğruna mı gönül verdik, yada tam tersi sevildik. Bu soruların cevabını kim bilebilir. Oysa hayatı anlamlı kılan değer verdiğimiz sevdiklerimiz ve onlar tarafından taktir edilme, sevilme arzumuz değil mi? Fani dünyaya veda ettiğimizde bile, onlar tarafından sevgiyle ve rahmetle anılacağımızı bilmek! Yaşama tutunma gayemiz değil mi? Onların varlığı bile, mutluluğumuzun en büyük mimarı değil mi?

Tolstoy kahramanı vasıtasıyla sorgulamış hayatı ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. Hayat uğruna verilen ödünlere ve bu ödünleri verirken de nelerden vazgeçildiğini yansıtmış okura. Rüzgârın önünde savrulan bir yaprak misali, bir hiç uğruna kayıp giden hayatların yok olmasına dem vurmuş. Kaçımız elimizdekilerin değerini bilip, azla yetiniyoruz. Bizde İvan gibi, para ve kariyer uğruna çaba sarf etmiyor muyuz?

İvan İlyiç 45 yaşında, hayatını dolu dolu yaşamış, neşeli ve nüktedan bir mizaca sahip bir mahkeme üyesidir. Ailesine daha iyi bir geçim sağlamak için önem verdiği sevdikleri uğruna, kendi hayatını hiçe saymıştır. Ölümü de tıpkı yaşamı gibi, yalnızlık içinde son bulmuştur. Eşi ve çocuklarına rağmen. Hatta kıymet verdiği arkadaşları dahi ardından koltuk sevdasına düşmüşlerdir. Ne kadar vahim, içler acısı bir durum. Yitirilip giden bir can, bir insan değil de, kaybolan sıradan bir eşyaymış gibi.

Tolstoy devlet kurumlarının içindeki bozuk ve çarpık düzene de atıfta bulunmuş. Belli bir yetkinliğe sahip olmadıkları halde, sırf devletin başında bulunan şahıslara olan yakınlıktan yada aynı ideolojik fikri benimsediklerinden dolayı, haksız yere devletin kurumlarını işgal edenlere değinmiş. Bakıyorum günümüz koşullarında da, aynı çarpık düzen işlemekte. Demek ki yüzyıllar öncesinde devletin bünyesinde ki kurumlar nasıl işliyorsa, hâlâ aynı sistem yürürlükte. Değişen hiçbir şey yok. Tabii ki insanlar dışında. İnsanlar değişse de, çarpık düzen de hiçbir iyileştirme yok! Devlet kurumlarında amcan, dayın varsa, hiçbir işe yaramasan da sırtın yere gelmez. Sen bu mertebeyi hak etmişsin yada hak etmemişsin kimin umurunda! Al maaşını, bak rahatına! Ama ilahi adalet, mutlaka bir gün tecelli eder. Belki görmek bize nasip olmaz ama geçte olsa adalet yerini bulur.

Ben Tolstoy'un kaleminden çok etkilendim. Anlatım dili yalın ve okurun kendi benliğinde öz eleştiri yapmasını sağlayacak nitelikte. Zaten amaçta okuduklarımız vasıtasıyla, kendi benliğimizi aydınlatmaksa, Tolstoy okumanızı ve varlığınızın ayırdına varmanızı tavsiye ederim. Mutlaka okumalısınız. Hayatımızın değerini anlamak adına...
Ölüm...
Asırlardır insanoğlunun en büyük muamması, hayatın sonu ama başka birçok şeyin başlangıcı, akılda kalan acı, hissedilen umutsuzluk ve daha nice düşünce. Hayat mücadelesinin bir anda hiçbir anlamı olmadığını, dünyevi her şeyin cazibesini yitirdiği o "an"...

Tolstoy'un da hayatında ayrı bir yeri var ölümün. Önce daha iki yaşındayken kaybettiği annesi, ardından babası ve sonra da babaannesinin ölümü derinden etkiler müthiş yazarı. Bunların da tesiri vardır yazdıklarında Tolstoy'un. İnsan'ın ne ile yaşayacağını bilir ama ölümün varlığını da hissettirir yazdıklarında.
İvan İlyiç'in Ölümü de ölümün, öleceğini bile bile yaşamaya çalışmanın öyküsüdür aslında. Bir son olduğunu ve bu sona giderek daha da yaklaştığını sezerek, çevresindeki herkeste bir umursamazlık hissederek acılar içinde ölümü bekler İvan İlyiç.

Eser, kırk beş yaşındaki sorgu yargıcı İvan İlyiç'in ölüm haberinin alınması ile başlar ve geriye doğru ilerler. Yargıcın yaşam tarzını, hayatındaki dönüm noktalarını, arkadaşları ile olan ilişkisini ve bir anda ortaya çıkan rahatsızlığını okuruz. Hastalığını öğrendikten sonra yaşamını sorgulamaya başlar İvan İlyiç. Neden, nasıl ve ne için yaşadığı önem kazanır bir anda... (Hep böyle olmamış mıdır zaten? İnsan bir anda sona yaklaştığını anlayınca ölüm gelene kadar neler yaptığı, hayatın güzelliği ve değeri gelmez mi aklına?) Ölmek istemez İvan ama bu acıyla yaşamak da yaşamak değildir ki! O acılar içinde kıvranırken, en yakınlarının tavırlarını elinden bir şey gelmeden izler. İncinir, üzülür çevresindeki sağlıklı insanları gördükçe. Böyle geçer günleri.

Okurken aklıma birçok şey geldi aslında. En çok da ölümü beklemek ne acı diye düşündüm. Öleceğini bilerek yaşamak... (Saramago'nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u vardır, okuyanlar daha iyi anlayacaktır bahsettiğim hissi. Okumayanlara da mutlaka tavsiyemdir.)

Ölüm, bazı durumlarda kurtulmaktır acılardan evet. Ama yaşamak, nefes almak dünyadaki en güzel şeydir. Kaybetmek istemez insan bu güzelliği...
Tüm bu hislerle baş başa bırakıyor Tolstoy okuyucuyu. Çok sevdim, etkilendim okuduklarımdan. Birileri ölürken bazılarının nasıl kendi çıkarlarını düşündüğünü, başsağlığına gitmenin bile bir zorunluluk olduğunu ne yazık ki tüm gerçekliğiyle yazmış Tolstoy. Okuyunuz dostlarım...
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.236 Oy)8.552 beğeni27.458 okunma788 alıntı133.796 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.746 Oy)18.346 beğeni41.524 okunma2.735 alıntı174.747 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.896 Oy)8.844 beğeni24.302 okunma1.646 alıntı112.728 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.382 Oy)12.970 beğeni33.180 okunma3.147 alıntı139.527 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.157 Oy)7.728 beğeni21.731 okunma783 alıntı84.961 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.270 Oy)7.619 beğeni20.619 okunma3.727 alıntı123.401 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.476 Oy)5.577 beğeni18.944 okunma777 alıntı96.851 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.580 Oy)8.534 beğeni25.198 okunma2.312 alıntı108.897 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.210 Oy)3.277 beğeni10.012 okunma4.810 alıntı90.817 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.221 Oy)3.738 beğeni12.378 okunma1.112 alıntı50.228 gösterim
"İvan ilyiç'e en çok zarar veren şey yalandı; şu nedense herkesin kabullendiği, sadece hasta olduğu, ölmeyeceği, yalnızca sakin olup, iyileşmesi gerektiği, o zaman her şeyin çok güzel gideceği yalanı...Akıbetinde, ne yapılırsa yapılsın daha da işkence edici acılardan ve ölümden başka bir şey olmadığını biliyordu.Bu yalan ivan ilyiç'e acı veriyordu. Onun ve herkesin bildiği o şeyi kabul etmeyip onun bu korkunç durumu hakkında ona yalan söylemeleri ve onu da bu yalanın bir parçası olmaya zorlamaları acı veriyordu.Ölümü arifesinde üzerinde döndürdükleri bu yalan; onun bu korkunç ölüm olayını misafirliklere, perdelere, öğle yemeklerinde verilen mersin balığı düzeyine düşüren bu yalan, İvan İlyiç'e gerçekten korkunç derecede acı veriyordu."

Toplumsal etkiler, siyasi olaylar, çeşitli meşgaleler, kırıklıklar, mutluluklar... Bir de insanda ruh denen şey vardır, değil mi? Bir deprem olur ve siz başka bir şey düşünürsünüz, başka bir şeye üzülürsünüz, bambaşka bir şeyi seversiniz...Kısmen de olsa bu duyguyu hissediyor insan. Ama en çok da en yakınım dediğin insanların vefasızlıkları çok etkiliyor insanı.


Kitabı yeni bitirdim. Keşke bitmese dedim. Aldığım nefesi, yaşadığım hayatı, etrafımda ki insanları bir kez daha gözden geçirdim. Uzun uzun baka kaldım son sayfaya... Aslında bizim için ders niteliğinde olan bir kitap. Biz çevremizi şöyle bir yoklamalıyız ve bazı şeylerin farkına varmalıyız. Geç kalmadan...

Farsça kökenli "rast" kelimesi, "doğru" ve "hayırlı" demek. Bundan dolayıdır ki bazılarıyla "karşı"laşıyor, bazılarına ise "rast"lıyoruz. Tüm yaşamınız boyunca hayatınızdaki insanlarla "rast"laşmanız dileği ile...



Not: İvan ilyiç'in ölümünü okumuş, kitabın derinliklerine pek inememiştim. Yoğun bir zamana denk geldiği için kafam pek rahat değildi.. ilerde tekrar okumaya karar vermiştim. inci Hoca'mın yaptığı etkinlik sayesinde gerçekleştirmiş oldum. Bu yüzden sizlerin de huzurunda, önce kendisine, sonra da etkinliğe katılan tüm arkadaşlara teşekkürlerimi borç bilerek, saygılarımı sunuyorum...

Okur kalın...
Ne kadar dolu dolu bir kitap okudum ben böyle. Kitaba başlar başlamaz geçen konuşmalar ve iç sesleri görünce dedim ki “hıh, insanların başkasının ölümüne karşı umursamazlığı ve benciliğini anlatıyor, böyle gidecek herhalde” ardından “dostluk kavramını sorguluyor kesin” dedim. Bir ara “güç ve statü sahibi olmanın yüksek insan demek olmadığının eleştirisini yapıyor galiba” diye düşündüm. Sonlara gelene kadar da fikirlerim değişti durdu. Yahu bu kadar minik bir kitaba, bu kadar duru bir dille bu kadar çok kavramı, bu kadar yergiyi, bu kadar duyguyu nasıl sığdırdın, hayret doğrusu. Evet biliyorum, yeni bir yazar keşfetmiş gibi konuşuyorum fakat daha önce Tolstoy’a kıyısından yaklaşmış ve böyle bir yoğunlukla hiç karşılaşmamıştım. Bu acemice cümlelerimi de buna bağlayın lütfen.

Hepimizin hayatı hep inişli çıkışlı değil midir? Bu duyguyu çok güzel işlenmiş İvan İlyiç’in hayatında. Son günlerinde anlık olarak yaşadığı inişli çıkışlı ruh hali, kitabın genelinde hayatında yaşadığı inişli çıkışlı yıllara bir gönderme gibi geldi bana. Ne kadar doğru bir benzetme olur bilmiyorum ama mikro ve makro evrenlerin arasındaki bağı gözlemlemek gibi yani. Yine buna benzer şekilde kitabın başında öylesine bahsedilmiş gibi duran ayrıntılar ilerledikçe anlam kazanıyor. Her kitap herkese farklı sorular sorar. Herkese başka bir hikaye anlatır. Tolstoy bana İvan İlyiç aracılığı ile “gerçekten istediğin hayatı mı yaşıyorsun” diye sordu.

Hep hayaller kurarım ben. Hayal kurmak olmazsa olmazlarımdandır. Küçüklüğümden beri kurduğum hayalleri düşünüyorum da kaç tanesini gerçekleştirebildim henüz ve diğerlerini gerçekleştirebilmek için neler yapıyorum? Elbette bu demek değil ki bir hayale sıkı sıkı tutunup gözünü ondan ayırmamak gerekir. Aksine bir hayale giden yolda karşılaştıklarımız hayatımızı güzelleştiriyor. Bir de bunu düşünürsek şunu sormak gerekiyor; “ne kadar mutluyum?” Mesela sabahtan hiç sevmediğim bir hocanın dersinden çıktıktan sonra ofise geçip yeni öğrenmeye başladığım proje çizimleri ile uğraştıktan sonra koştura koştura eve gelip ev arkadaşım gelene kadar yemek yapmam gerekiyorsa, o yemeği yaparken şarkı mırıldanıyor muyum? Ya da çok sinirlendiğim bir olayı bir başkasına anlatırken en fazla kaç kişiye anlattığımda geçiyor sinirim? 3. Kişiye anlatırken gülmeye başlamıyor muyum? Çok halsiz olsam bile arkadaşlarıma sürpriz yapmak için elimde iki tane uçan balon ile tüm bulvarı yürümekten şikayet ediyor muyum? Peki ya benden kilometrelerce uzakta olan birinin mutluluğu beni de yürekten gülümsetmiyor, bir mektubu yüreğimi sevgi ile doldurmuyor mu? Her ne kadar derslerden sıkılsam bile, mesleğime dair bir fazla şey öğrenebilmek için türlü yollar denemiyor muyum? Bunlar mutsuz bir insanın yapacağı şeyler mi?

Sevgili İvan İlyiç, senin ölüm döşeğinde boğuşup durduğun düşünceler her daim bizim yolumuzu aydınlatsın. Ruhlarımıza şifa olsun. Sen istediğin gibi bir hayat yaşayamadığını fark ettiğinde çok geçti belki ama bizler için geç değil. Sırf bu sebeple söz veriyorum, ismini her duyduğumda önce büyük bir saygı ile selamlayacağım seni ve ardından kendime soracağım “Mutlu musun Meltem?” diye. Bu satırları okuyan sevgili okur arkadaşlar; mutlu musunuz?
İvan İlyiç'in Ölümü kısa bir kitap ancak uzun bir hayatın özetini kapsıyor. İvan İlyiç hukuk eğitimi almış saygın bir insandır ve çalışma azmi sayesinde toplumdaki statüsünü yüksek makamlara taşımakta hiç zorlanmaz. Sahip olduğu güç, mevki ve para sayesinde evliliğine de bir mani yoktur ve uygun gördüğü bir kadınla hayatını birleştirir. Kısa süreli huzur ve mutluluk dolu evliliği yerini huzursuz, yıpratıcı bir evliliğe terk eder. Karısını memnun etmesi ve diğer insanların gözünde itibar sahibi olabilmesi için daha çok çalışması gerekmektedir.

Hastalanıp yatağa düşene dek o dehşet verici gerçeği farkedemez: bir gün öleceği gerçeğini. Ve artık ölüm her geçen gün daha da yakınlaşmaktadır, yatağına yatmasına, yanına sokulmasına ve sivri tırnaklarını acı içindeki bedenine saplamasına az kalmıştır. Tanrı'ya isyan eder: "Ben bunu hakedecek ne yaptım? Bu acı son bulamaz mı? Eski mutlu hayatıma dönemez miyim?"

Ve işte gerçeklerle yüzleşme vakti...
Mutlu mu? Mutlu bir hayat mı? Koskoca ömrünün sonundasın İvan. Ölüm yatağında acı çekiyorsun ve yüreğine huzur serperek fiziki acılarını dindirecek olan tek şeyden mahrumsun. O şey ne mi? Biriktirdiğin güzel anılar ve güzel insanlar. Ne geçmişinde güzel anılar, ne de güzel insanlar var yanında ölürken. Tüm hayatın bu: iş, daha fazla çalışmak, sahte arkadaşlıklar, sevgisiz bir eşten ibaret. Ölürken tutunabileceğin hiçbir şey yok. Boşa geçmiş koskoca bir hayatın pişmanlığı ve bedenini kemiren acılardan başka hiçbir şey. Dostlarının sen öldükten sonra yerine kimin geçeceğini düşündüklerini, karınınsa ölümüne üzülmekten ziyade nasıl daha fazla para koparabileceğini dert ettiğini biliyorsun. Ama sen bunların hiçbirini haketmedin öyle değil mi? Neticede insan ölümü kendine nasıl yakıştırabilir ki? Yaşadığın şekilde ölme vakti İvan İlyiç. Uyu şimdi. Huzur içinde uyuyabilirsen.
Kitabı aldığımda bir polisiye romanı sandım isminden dolayı. Ama okudukça Tolstoyun çok güzel bir konuya değindiğini gördüm ."Yaşam Ve Ölüm" vede onun arasındaki zaman dilimi" . Çoğumuz hırs, makam ,mevki, para peşinde koşarak hayatımızın tümünü bu şekilde tuketiriz.Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.... Ölüm gelip çattıgında farkına varırız bu fani dünyanın. Geriye dönüp bakarız ne yaşadık? Öldükten sonra arkamızda ne bırakacağız? Yaşarken kendimiz için ne yaptık? Bu gibi soruları Ivan ilyiç vasıtasıyla bizlere sunmuş Tolstoy. Aslında hep ölümü düşünerek de yasanmaz, ama arada bir aklımıza gelmeli ve bu fani dünyaya bu kadar sarılmamalıyız.para hırs peşinden cok koşmayıp kendimiz içinde birşeyler yapmalıyız. İvan ilyiç hastalığı nedeniyle öleceğini biliyordu. Ama Ölüm herzaman önceden belli etmez kendini. Bunun bilincinde de yaşamalıyız....
Hayatımıza devam ederken ölümün ne zaman geleceği tam bir muammadır ve biz hiç ölmeyecek gibi yaşar, nesnelere ve eşyalara bağlanırız sevgiye, dostluğa, arkadaşlığa bağlanacağımız yerde. İşte İvan İlyiç'in ölüme giderken geçmişte yaşadığı hayatını ve ölüm psikolojisini etkiliyici anlatımı ile yansıtan Tolstoy'un en güzide kitaplarındandır İvan İlyiç'in Ölümü .
Evet ve sonunda İvan İlyiç ölür! Bütün ölümler anlamsızdır. Ama İvan'ın ölümü en anlamsızıdır. Çünkü İvan, tam olması gerektiği gibi yaşayan birisidir. İvan'ın ölmesine gerek yoktur. Ölüm İvan'ın dışında varolduğunu iddia edenler için geçerlidir. İvan ise ölmeyi değil yaşamayı hak eden birisidir. Ölüm! Tamam da neden acılar içinde ölüyor ki İvan! Ölümü haketmediği gibi acı içinde ölmeyi hiç haketmemiştir.
Bu cümleler senin 'böğründe' bir acı doğurmamıştır belki ey aziz okuyucu! Ama İvan'ın 'böğrü' acımaktadır. Doktorlar da acı verir insana. Çünkü onlar da kendilerince tam doğru insanlardır! Tıpkı İvan'ın tam doğru bir yargıç olduğu gibi. Kendi kurgusunda kusursuz yaşayanların iddiasıdır bu. Hepimiz mükemmelizdir. Yanlış olan, suçlu olan hep diğerleridir.
Ölüm bir hakikat ise, ölmesi gereken hep başkalarıdır. Zaten İvan'ın ölümünü duyan dostlarının! Ne yapalım ölen o biz değiliz ki tavrı da bundandır.
Kıyımızda, köşemizde o kadar çok ölüme karşın duyarsızlığımızı, kendi ölümü üzerinden İvan İlyiç bize anlatmakta. Ben de ölürüm dedirtir bize. Çünkü hiçbirimiz İvan kadar mükemmel değilizdir. İvan öldüğüne hatta acılar içinde öldüğüne göre gerisi boştur. O boşlukta aile sallanır, dostlar sallanır, makam ve mevki sallanır.
Bir trajedi değildir ölüm. Sadece biz ölünce trajediye dönüşür. Çünkü biz ölmeyi hak etmeyenlerdeniz. Biz mükemmeliz.

Evet, duydunuz mu İvan İlyiç ölmüş! Veya
Duydunuz mu İvan İlyiç de ölmüş!
'de' ekinin en anlamlı olduğu yerlerden birisi. Ölümü kanıksama ile ölümü hissetme arasındaki ince çizgi burda sanırım.
Yıllardır Dostoyevski mi Tolstoy mu tartışması yapılır ve ben yıllardır Dostoyevski cephesindeyim inkar edemem. Fakat gelin görün ki ben bu kadar naif, bu kadar akıcı ,bu kadar yormadan hikayesini detaylandıran bir adamı nasıl, ne hakla Dostoyevski ile kiyaslarım diye sordum kendime!

Tolstoy bu öyküsünde sıradan bir hayat süren , toplumun gösterişli ışıltılı tarafına özenip onlar gibi yaşamaya çalışırken henüz 45 yaşında ağrılı ve sancılı bir hastalığa tutulan Ivan Ilyiç'in hikayesini anlatıyor. Kurgusu o kadar güzel ki sanki cenazesi bizim evden kalkmış ,sanki yan tarafta ki odada iniltilerini yakarışlarını duyarmış gibi hissettim.

Bunca zaman bu yersiz kıyaslamaya katılıp Tolstoy'u hafife aldığım için çok Üzgünüm affet reyiz :) Hikaye, olay örgüsü her şey şahane! Iyi okumalar.
Ölürken bizi en çok korkutan şey iyi ve doğru yaşamamış olmak olabilir mi? Belki ömrümüzü yaşadık ama gerçek bir hayat sahibi olamadık..seçimlerimiz belki de hepten yanlıştı? İvan İlyiç'in bu soruyu, her ne kadar önce reddetse de, düşünmek için zamanı oluyor. Yaşayanlar arasından ölenler arasına doğru yavaş yavaş yürürken aynen Joyce'un muazzam güzellikteki hikâyesi 'Ölüler'deki çekingen Gabriel gibi, hani kar bembeyaz ve lapa lapa İrlanda topraklarına ve mezarlarına, gece vakti, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine yağarken düşündüğü ve hissettiğine benzer bir biçimde, hepimiz gibi birer birer bir gölgeye dönüşürken, düşünüyor bu soruyu: Gabriel için bu sorunun cevabı bir zamanlar herşey demek olan şeylerin artık eskimiş, sönmüş olduğunu görmekti; eşine duyduğu büyük aşk gibi, ayrıca pencerelere vuran karın sesini dinlerken kendisinin de eşinin de aynen ölümlerini beklediği teyzeleri gibi birer birer gölgeye dönüştüğünü duyumsamak ve bunu kabullenmekti. İvan İlyiç, Gabriel'den çok daha sert bir yüzleşme yaşıyor; öncelikle asla aklına gelmiyor bu soru, yaşama arzusu herşeyden yoğun, aynı değerlerle, aynı heyecan ve coşkuyla istiyor bunu; ne zamanki ağrılar şiddetleniyor ve vücudu ona eskisi gibi itaat etmeyeceğini net bir şekilde hissettiriyor, o zaman içinden yükselen o sesi bastıramaz oluyor İvan İlyiç: gerçekten doğru yaşamadı mı? Yanlış mıydı bütün hayatı?

Bu sorunun hepimizi muhatap aldığı ve sormak zorunda olduğumuz bir soru olduğu ortada. Tolstoy hayatımızı ve ölümümüzü değerlerle anlam kazanan, yüzeysel ama görünüşte geleneksel ve tasdik edilen değerlerin sahteliği üzerinden bir yüzleşme, arınma süreci gibi gördüğüne işaret ediyor ölüme yürürken İvan İlyiç. Bunu belki irkiltici gelebilecek bir üslûpla yapıyor; hastalığın sebep olduğu acılar ve bedensel eziyetlerle beraber ruhun ölüm gerçeği sebebiyle çektiği ızdırapları bu şekilde anlatabilen bir eseri en azından ben okumadım. Ruhun kıvranışı bedenin çektiği eziyetten daha ürkütücü, daha korkutucu; yaşanmamış bir hayatın verdiği vicdan azabı daha sarsıcı, yıpratıcı belki de.

Kitap çok rahat okunan, sadeliği dikkat çekici; yalın bir dille yazılmış; karakterler son derece gerçek hissi veriyor. Açıkçası önceden okumadığım için biraz kızdım kendime. Ayrıca Elizabeth Kübler-Ross'un ölümle ilgili araştırmaları üzerine yazdığı kitaptakine benzer bir anlayışı burada görmek de çok güzeldi.

İvan İlyiç'in Ölümü'nü herkese öneriyorum.
Hemen hemen hepimiz iyi bir yaşam sürdürmek gayesiyle yıllarca didiniriz. Okuduğumuz okullar, gördüğümüz dersler ve girdiğimiz sınavlar... Hepsi ileriki hayatımız için yaptığımız yatırımlardır. Fakat bu süreç ne kadar olması gerektiği gibi gitsede biz insanlar tamahkârlık ve memnuniyetsizlik yapıp yaşamımızda hep bir eksik arama odaklı yaşarız. Elde ettiğimiz güzel şeyler için sevinmek yerine elde edemediklerimizin hayaliyle yaşar onlar için üzülürüz. Bu aşırıya kaçma noktasında ise karşımıza bir “dur çizgisi” çıkar. Bu çizgi bir hastalık, yaşanan bir travma ve hatta bir yakınımızı kaybetmemiz gibi şekillerde çıkabilir karşımıza. Bu durumdan sonra anlarız yaşadığımız her anın ne kadar kıymetli olduğunu.

İvan İlyiç, dur çizgisiyle karşılaşana kadar hayatını hırsları uğruna daha çok elde etme arzusuyla geçiren bir karakter. Başarı ile, doyumsuzlukla geçmiş bir 40 küsür sene. Ta ki böbreğindeki bir rahatsızlık onu yerle bir edene kadar yaşantısı bu şekilde devam eder. Bu süreç ona yaşamanın, sağlığın kıymetini öğretir. Ailesinden uşağına kadar çevresindeki tüm insanların kendine karşı olan tutumlarını da gözlemler bol bol.

İvan İlyiç’in Ölümü ile bu sıralar sık sık sorguladığım “acaba gerçekten olması gerektiği gibi mi yaşıyorum” sorusuna ışık tuttu ve hayatın manasını aramama biraz daha yardımcı oldu desem yalan olmaz.
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı, Tolstoy okuma etkinliği vesile oldu. Herkesin kendinden bir şey bulacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar. :)
Eserle ilk tanışmam Tolstoy araştırmalarımla oldu. Daha önce adını dahi duymamıştım. Tolstoy’a hayranlığıyla bilinen kişiler esere öyle vurgular yapıyorlardı ki. Hatta çoğu Anna Karenina, Savaş ve Barış dan sonra üçüncü unutulmaz eseri olarak İvan İlyiç’in Ölümü’ nü belirtiyorlardı.

Ne anlatabilir ki dedim 100 sayfada ve yakın zamanda temin edip, okudum. Okurken gerçekten çok hüzünlendim. Özellikle eserin sonuna doğru baş karakterin psikolojisi o kadar etkileyici verilmişti ki sanki İvan İlyiç’in yaşadıklarını ben yaşamıştım, yüreğimden bir şeyler kopmuştu. Ve o 100 sayfanın içinde ne olduğunu, neden bu kadar unutulmaz bir eser olduğunu anladım. Ne çok üst düzey bir kurgu ne de çok derin karakter analizleri vardı bu romanda. Çünkü bu eser bir kitap bir roman değil hayatın gerçeğiydi. Sadece ve sadece gerçek.

Tolstoy’un eserlerini okuyanlar bilir. Her zaman bir şeyler öğretmeye çalışır. Hatta bu isteğini öylesine abartır ki bir öğretmen edasında davranır. Zorla gözünüzün içine sokar, kafanıza sokmaya çalışır felsefesini. Hani derler ya bir musibet bir nasihatten iyidir diye, Tolstoy da nasihatleriyle değil bir musibetle ilk defa bana bir şeyler öğretti.

Birçok kitabı tekrar okuma isteğiyle kitaplığıma geriye koyarım. Belki o geri koyduğum eserlerin hiçbirini bir kere daha okumaya ihtiyacım yoktur. Sadece anlatımı beğendiğim romanı ve yazarı sevdiğim için o cümleyi kurmuşumdur. Ama kesinlikle bu eseri bir kere daha değil, belirli aralıklarla defalarca okumam gerekiyor. Hayatın gerçeklerini her unuttuğumda bana tekrar tekrar hatırlatması için.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
" Üç gün boyunca gece gündüz acılar içinde kıvranmak, sonra da ölüm... Bu her an benim de başıma gelebilir..."
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası
Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken, aynı anda hayat da benden o kadar eksiliyor, ayaklarımın altında çekilip gidiyordu. Madem öyle, ölmeye hazır ol!
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 71 - Türkiye İş Bankası
...evliliğin hayatta birtakım kolaylıklar sağlamakla birlikte, aslında çok karmaşık ve sorunlarla dolu ağır bir iş olduğu sonucuna vardı.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ne bu şimdi? Ne için bütün bunlar? Olacak şey mi! Böylesine anlamsız ve iğrenç olabilir mi hayat? Hayat bu kadar anlamsız ve iğrençse, o zaman niye ölünüyor; hem de acılar çekerek?...
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 71 - Türkiye İş Bankası
Hayat gitgide artan acılar demek; artan bir hızla en dibe, en korkunç acılara doğru uçmak demekti."İşte ben de uçuyorum..."
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 75 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İvan İlyiç'in Ölümü
Baskı tarihi:
Ağustos 2014
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Смерть Ивана Ильича
Çeviri:
Mazlum Beyhan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İvan İlyiç’in Ölümü

Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş, Kreutzer Sonat’ın büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara da verdi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerinde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı. 1886 yılında yayınlanan İvan İlyiç’in Ölümü sade, süssüz anlatımıyla Rus gerçekçi edebiyatında eşsiz bir yere sahiptir. Daima gerektiği gibi yaşamaya özen göstermiş bir insanın ölümle yüzleşmesini konu edinen eser, Tolstoy’un yaşamının son döneminde ortaya koyduğu yeni ahlak anlayışının da ilk örneklerinden biridir. İvan İlyiç’in Ölümü Tolstoy’un bir mektubunda belirttiği gibi sıradan bir adamın, sıradan ölümünün kendi gözünden tasviridir.

Mazlum Beyhan (1948): Dostoyevski’den Suç ve Ceza ve Budala, Tolstoy’dan Sanat Nedir?, Çocukluk, İlkgençlik, Gençlik, Gogol’den Bir Delinin Anı Defteri, Burun, Palto Mazlum Beyhan’ın çevirdiği başyapıtlar arasında yer alır. Ayrıca Çernişevski, Byelinski, Kropotkin ve Şçedrin’den Türkçeye kazandırdığı eserlerle hiç tartışmasız son 35 yılın en önemli Rus Edebiyatı çevirmenlerinden biridir.

"Tolstoy muhteşem bir yazar. Hiçbir zaman anlayışsız değil, aptal değil, yorulmak nedir bilmiyor, bilgiçlik taslamıyor, teatralliğe düşmüyor. Diğerlerinden çok daha üstün."
-JAMES JOYCE-

Kitabı okuyanlar 2.021 okur

  • Rosa
  • İLAYDA ATAÇ
  • Fatma Baysan
  • Sıla Saraç
  • Josser
  • Muhammed Toprak
  • Emre Köylü
  • Havvanur Demircioğlu
  • Ezel Sarıtepe
  • Hande Köker

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.1
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%34.1
35-44 Yaş
%18.1
45-54 Yaş
%8.2
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.1
Erkek
%46.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.2 (172)
9
%24.6 (168)
8
%25.8 (176)
7
%14.5 (99)
6
%3.1 (21)
5
%2 (14)
4
%0.7 (5)
3
%0.4 (3)
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları