Jön Türkler ve İttihat ve Terakki

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.056
Gösterim
Adı:
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki
Baskı tarihi:
1987
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
8734Y00300007
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki
320 syf.
·2 günde
Kitap Analiz:

Kitabın giriş kısmında XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin ve dünyanın durumu hakkında bilgi vermektedir. Osmanlı toplum yapısından ve yönetici sınıfın durumdan bahsederek, Celali İsyanlarından bahsederek Jön Türklerin kuruluş günleri ile bu kısa bölüme son veriyor.

Birinci Bölüm, 1889-1908 dönemini yani İbrahim Temo’nun kurduğu İttihad-ı Osmaniye’den 1908’te istibdadı yıkan Hürriyet İlanı’na kadar olan kısımdan bahsediyor. Ek olarak da Jön Türklerin ideolojisinden bahsediyor. Bu bölümde İttihat ve Terakki Cemiyeti dediğimiz o cemiyetin tam vücud bulunma durumuna kadar ki geçirdiği aşamaları görüyoruz. Bu uzun aşamada karşımıza çıkan şahsiyeler cemiyetin düşünce yapısını tek olmadığını birden fazla olduğunu gösteriyor. Prens Sabahattin, Ahmet Rıza ve Mizancı Murat Beyler bunlara verilecek örnekler. I. Jön Türk Kongresi ile bu ayrı fikirlerin birleşme çabalarını göreceğiz fakat başarılı olmayacaktır. Hürriyete giden yolda böyle bir cemiyetin köklenerek ve köklendikçe güçlenmesi olağan bir sonuçtur. Bu yolda karşımıza çıkan diğer olaylar ise Abdülhamid’in uyguladığı kara bir istibdad, Makedonya Sorunları…. Tabi bu süreçte atlanmaması gereken bir cemiyette Şam’da, Mustafa Kemal Paşa tarafından kurulmuş daha sonra İttihat ve Terakki ile birleşen Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’dir. Hürriyet İlanı’na giden yolda en etkili cemiyet ise, 1906’da kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’dir. Bu cemiyet bir sene sonra Ahmet Rıza ile birleşip adını Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti olarak değiştirmeyi uygun görmüştür. Hürriyete giden yolda bazı olaylar tetik işlevi görmüştür. Reval Görüşmesi bu olayların en başından gelir. Bu görüşme sonrasında Cemiyet gizlilik ilkesini bırakmış ve açıktan faaliyetlere geçmiştir. Ve bunun sonucu Hürriyet’e giden yol başlamıştır.

İkinci Bölüm, Hürriyet İlanı’nı gerçekleştiren İttihat ve Terakki’nin denetimi altındaki iktidarı olan 1908-1913 yıllarını kapsıyor. Tüm İttihatçıların aklındaki çözüm istibdadı yıkmak idi. Fakat sonrası muamma idi. İstibdadın yıkılması sonrasında herşeyin bir düzene girmesini bekliyorlardı. Fakat beklenen olmadı. Bir süre sonra Saray, Libareller ve İttihatçılar arasında bazen gizli bazen de açıktan bir çatışmayı görüyoruz. Belli kesim artık cemiyetin siyasete girmemesini düşünüyor fakat ittihatçılar anayasa bekçileri sıfatı ile kalkmak istiyor. Fakat onlarında bildikleri bir gerçek devlet yönetiminde acemi ve ehliyetsiz oldukları. İttihatçıların tutumları, anlayışları en çok gerici kafanın ayak diremesine sebebiyet verecektir. Bunun sonucu olarak da kimler tarafından planlandığı hala belli olmayan 31 Mart Hadisesi meydana çıkmıştır. Bu olay İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinin önce Balkanlara geçmesine sonrada Hareket Ordusu’nun toplanıp başkent’te yürüyüşe ve Abdülhamid’in tahtan indirilmesi sürecine kadar devam etmiştir. Hareket Ordusu’nun İstanbul önlerine geldikleri meclis önemlidir. İsmi, Milli Meclis’tir. Bu bölüm için bahsetmemiz gereken bir konuda, İhtilali gerçekleştiren kadroların bazıları cemiyetten ayrılarak Ahrar Fırkasını kurmalarıdır. Bu İttihat ve Terakki’ye ilk muhalefettir. Girdikleri seçimde tek bir sandalye almasalar da bilinmesinde faydası olacaktır. Bir başka önemli konuda 1876’da ilan edilen Kanun-i Esasi’nin bazı maddelerinde ki değişiklikler bunların en önemlisi 113. Maddedir ki bu madde Kanun-i Esasi’nin mimarı Mithat Paşa’nın boğdurulma sürecini hazırlamıştır. Bu madde değişikliği ile padişahın elinden bazı yetkiler alınmıştır. Bu adımlar yavaş yavaş denetlemeden tam iktidara geçiş sürecine örneklerdir. 31 Mart’ta olan olaylar da göstermektedir ki, denetleme iktidarı ile yetinmek sakıncaları çok fazla olan bir durum. Bu durumdan iktidara geçiş noktasında ehliyet kazanmak amacıyla uygulanması düşünülen yöntem ise, İngiltere’de uygulanan bir yöntem. Mebuslar, vekaletlerde çalışacaklar ve Vükela Meclisi’ne katılacaklar. Bu yöntem ile tecrübe oluşmuş olacaktı fakat bu yöntem zorluklarla karşılaştı. Bu bölümde ayrıca, birçok hükümetin kurulduğunu görüyoruz. Yine bu bölümde takip ettiğimiz, Trablusgarp ve Balkan Savaşları mevcuttur. Bu bölümde üzerinde dikkatle durulması gereken bir konuda İttihat ve Terakki’nin denetleme hükümetinden düşmesidir. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın ortaya çıkması bu durumu doğurmuştur. Fakat ünlü 1912 sopalı seçimleri Hürriyet ve İtilaf’ı neredeyse ortadan silmiştir. 1908-1913 dönemi oldukça yoğun dönemdir. Yukarıda bahsettiğimiz Trablusgarp ve Balkan Savaşları çok önemli dönem noktaları idi. Trablusgarp’ta İttihatçıların liderliğinde İtalya’ya karşı gerilla savaşı ve Balkan Savaşları sonucunda elimizden çıkan Edirne’nin doğurduğu kriz bunun birlikte Bab-ı Ali Baskını, Mahmut Şevket Paşa’nın şehit edilmesi ve Cemiyetin denetim yönetiminden tam iktidar dönemine geçiş süreci.

Üçüncü bölüm, 1913-1918 Cemiyet’in tam iktidar dönemi ve Birinci Cihan Harbi’nin başlaması süreçleri. Mahmut Şevket Paşa’nın ölümü arkasından sadrazamlığa Sait Halim geçmiştir. Sait Halim Paşa’nın İttihat ve Terakki’ye oldukça yakın olduğu bilinmektedir. Bu sadrazam ile tam iktidar dönemi başlamıştır. Bu dönemde akla ilk gelecek olay, Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı olması ve Balkan Hezimeti yaşayan orduda büyük bir tasfiye ile gençleştirme politikasıdır. İttihat ve Terakki’nin en çok eleştiri aldığı konu Cihan Harbi’ne giriş konusu da altı çizile çizile okunması bir konu. Bu konu hakkında artık bazı noktalar daha aydınlatılmış durumdadır. İttihat ve Terakki’nin bu savaşa girmesinin bir zorundalık olduğu, Almanya seçeneğinden önce diğer tüm ülkelerin denenmiş olduğu artık biliniyor. İttihat ve Terakki’nin üçlüsü olan Enver, Cemal, Talat Paşalar bu konuda hain denilecek kadar eleştirilmiş fakat arkalarından bıraktıkları mektuplar onların amaçlarını dile getirmiştir. Bu savaş ile tek taraflı iktisadi bağımsızlık elde edilmiş, daha iki sene önce arkalarına bakmadan kaçan ordunun erleri tabiri caizse aslan kesilmiştir. Savaş bizim açımızdan mağlubiyet ile sonuçlanmasına rağmen, bu durum Milli Mücadele’nin nüvesini oluşturmuş. Kuva-yı Milliye ruhu yaratmıştır. Bu dönemde uygulanan Ermeni Tehcir meselesi ise bugünkü doğu sınırlarının elde kalmasını sağlamıştır. Ayrıca, İttihat ve Terakki dönemi aşamalı olarak millet olgusunu doğurmuştur. Kısacası, Tarık Zafer Tunaya hocanın’da dediği gibi; bu dönem Cumhuriyet’in laboratuvarı olmuştur.
472 syf.
·Puan vermedi
Jön Türkler aslinda olmasi gerekeni mi yapti? Devrimler bunu mu gerektirdi? Jön Türklere farklı tarihi bir bakış açısıyla ele almış hikayesi dışında bilgi yüklemesi yoğun bir kitap. Şimdiden iyi okumalar.
472 syf.
·1 günde·10/10 puan
Fazla irdelemeden fakat her olayı atlamadan inceleyen, tek cilt halinde İttihat ve Terakki'yi ele alan en başarılı kitaptır. 1889'dan hatta öncesinden başlar ve sonuna kadar devam eder. Akıcıdır. Şiddetle tavsiye edilir.
472 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
NBA’i takip edenler geçen yılın doğu konferansı yarı finalleri 7. Maçını hatırlayacaktır. Toronto- Philedelphia arasında oynanacak 7. maç 3-3 devam eden serinin son maçıydı ve kazanan finale çıkacaktı. Maçın son 4 saniyesine 90- 90 berabere girildi. Son 4 saniyede Torontolu oyuncu Leonard, zor pozisyonda topu aldı; rakiplerini geçerek sağ köşeye gitti, son salisede topu potaya gönderdi. Maçı takip eden herkes nefesini tutmuş beklerken top çemberde beş kez sektikten sonra potaya girdi ve Toronto maçı da seriyi de kazanmış oldu. Spor alanında izlediğim filmlerde, kurgunun hiç bu kadar doğal, zekice tasarlandığını; finalinse çarpıcı, fantastik olduğunu görmedim. Bu örnekten varmak istediğim sonuca gelince: kurmaca eserler ne kadar keyfi, fantastik, olağandışı olursa olsun asla gerçekler kadar şaşırtıcı olamaz. Tarihte öyle olaylar vardır ki değme yazarların yarattıkları evrenlerden daha uçuk da kestirilemezdir. Misalen bir savaşta aynı orduya mensup iki ordunun –yanlışlıkla da olsa- birbirleriyle savaşa tutuşması, birbirlerine ağır zayiatlar vermesi hangi romancının hangi sinema yönetmenin muhayyilesi dairesindedir. Gerçekler bazen insanın hayal gücünü dahi zorlayacak şekilde tecelli etmektedir. İttihat ve Terakki cemiyetini incelediğinizde de hayal mahsulü bir kurmaca olamayacak kadar gerçek üstü olduğunu görebiliriz. Elbette İTC tarihsel bir vakadır ve bu gözle incelenmelidir. Ama iyi bir roman okumak isteyenlerin de bu ihtiyaçları için İTC tarihini okumaları kafidir diye düşünüyorum.
İttihat ve Terakki “ Osmanlının en uzun yüzyılı” sayılan, kurmaca eserlere taş çıkarak derecede absürt bir dönemin sonunda – 1889- Askeri Tıbbiye öğrencileri tarafından kurulmuş İttihad- ı Osmani cemiyetinden doğmuştur. Cemiyet, Sultan II. Abdülhamit’in ortadan kaldırdığı Meşrutiyeti geri getirmek, Kanun-i Esasiyi yürürlüğe tekrar sokmak için çetin bir mücadeleye girişti. Bu mücadelede ağır bedeller ödemesine rağmen yıllarca başarı elde edemedi. Yıllar içerisinde birçok kez isim ve yapı değişikliğine gidilerek güçlenmeye çalışılsa da esas gücünü ve kişiliğini kuruluşundan 17 yıl sonra, 1906’da buldu diyebiliriz. Dünya siyasetinin de lehlerine evrilmiş olması neticesinde daha sert mücadeleye girişen İttihatçılar, nihayet 1908’de amaçlarına ulaştı, “Hürriyeti” ilan ettirdiler. Devrimi gerçekleştiren genç subaylar, devrimden sonra ülke yönetiminde söz sahibi olsalar da 1913 yılına kadar ancak bir denetleme mekanizması görevi gördüler, bu tarihte Babıaliyi tam İttihatçılara yaraşır bir hareketle basıp beş yıl sürecek olan tam iktidarlarının kapısını açtılar.
İttihat ve Terakki, günahıyla sevabıyla tarihimize damga vurmuş bir müstesna harekettir. Ne yazıktır ki! Bugünün penceresinden tarihe bakanlar, bu “gençleri” hep günahları üzerinden değerlendirme çabası içindeler. Oysa İttihat ve Terakki bir ruhtur. Bu ruh, ne bir meleğinki kadar saf ne bir şeytanınki kadar kirlidir. Vasatın çük üstünde bir insanınki kadar içinde temizliği ve kötülüğü barındırır. Merhum Erol Şadi’nin deyimiyle” İttihat ve Terakki bir ruhtur ve bu ruh zulme karşı mukavemet etmektir.” Her ne kadar zulme karşı mukavemeti kendilerine düstur edinmiş olsalar da ; zaman zaman kendileri de zulmün bir parçası olmaktan çekinmemişlerdir. İmparatorluğun tarihten silinmek üzere olmasına rağmen herkesin derin bir uykuya yattığı bir dönemde, İttihatçı gençler, toplumu uyandırma çabaları aramış, devleti kurtarmak için kalemlerini ve silahlarını kullanmaktan çekinmemişlerdir. Neticede bu uğurda çokça hata da yaptılar. Bu hatalarının bedelini de gerek mahkemelerde gerek tarih önünde birçok kez ödediler, ödemekteler. Bugün tarih bilgisi sosyal medyadan okuduğu üç satır yazı olanlar bile İttihatçıları yargılamaktan çekinmiyorlar. Gerçi Cavit Bey’i yargılayıp idam eden mahkemenin gayrı ciddiliği ortadayken şimdikilere ne diyebilirsiniz. Evet! İttihat ve Terakki birçok kez, birçok şekilde yargılandı; suçu sabit görüldü ve bedelini ödedi. Artık yakalarından düşmek ve o dönem hakkında rasyonel değerlendirmeler yapmak zamanıdır, diye düşünüyorum.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında yaptığı enfes “hürriyet” değerlendirmesi sanırım o dönem insanlarımız için hürriyetin ifade ettiği anlamı açıklıyor. Tanpınar, “Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manâsında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman manâsını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul, zurna, sokaklara fırladık. Nihayet şu kanaate vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur.” Diyerek toplum- hürriyet ilişkisini sarih bir şekilde açıklamıştır. İşte Meşrutiyetle gelen hürriyet de insanların hürriyete bakışı da bu mahiyettedir.
Zafer Tarık Tunaya “ II. Meşrutiyet, cumhuriyetimizin siyaset laboratuvarıdır.” diyor. Bu söz, ilk kez çok partili bir yönetime geçilen 2. Meşrutiyet dönemine bakıldığında; kurulan ittifaklar, partilerin mahiyeti, muhalefet pratikleri, bir araya gelmesi mümkün olmayanların çıkar birliktelikleri, kanunların siyasetçe tanzim ediliş şekilleri vs. Cumhuriyet dönemiyle birçok paralellik arz etmesi açısından doğrudur. Ve fakat bu sözden 2. Meşrutiyetin, bir laboratuar deneği gibi yapay bir girişim olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Cumhuriyet ne kadar çağın doğal şartlarının bir tezahürüyse 2. Meşrutiyet de kendi çağının doğal şartlarından vücut bulmuştur.
Sina Akşin’in “Jön Türkler ve İttihat ve Terakki” kitabına gelecek olursak; kitap İttihat ve Terakkinin, Jön Türklerin 1889 yılında kurulmasıyla Mondros Mütarekesine kadar olan dönemini anlatıyor. Kitap, kıymetli bir akademik kaynak olmasının yanında yazarın kolay okunan, akıcı üslubuyla bir çırpıda okunabiliyor. İttihat ve Terakki hakkında bilgi almak isteyenler için kitabın temel kaynak özelliği taşıdığı görülebilir. Bundan, 30 yıllık İTC dönemini tüm detaylarıyla, her olayı en ince ayrıntısına kadar anlattığı anlamı çıkmasın. Zira, yazarın da belirttiği gibi kitapta İTC ile ilgili temel bilgiler verilmektedir. Bu bakımdan İTC’nin bir özeti niteliğindedir. Kitap bölümleri iyi düzenlenmiş, çok sayıda alt başlığa ayrılarak olayların birbirine karışması önlenmiştir. Kitabı değerli kılan en önemli unsur ise kuru bir tarih anlatımından çok olayların birçok çerçeveden yorumlanmaya çalışılması, sadece ülke siyasetini değil dünya siyasetini de işin içine katarak olayların, verilen kararların sebepleri ve sonuçları üzerinde kıymetli izahatlar yapmaya çalışmasıdır. Kitaba, başka yazarların meseleler hakkındaki düşünceleri de eklenerek karşılaştırmalar, çıkarımlar yapılmış. Bu yolla farklı bakış açıları sunarak meseleler irdelenmiş, son tahlilde de yazar kendi yorumunu açıklamış.
Son olarak, anılan dönemi incelemek isteyenler için kitabın önemli bir hizmet göreceği muhakkaktır. İttihat ve Terakki gibi girift bir cemiyeti anlamak için kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum.
472 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Konusu neticesi ile en kapsamlı kitaplardan birisidir. Çok fazla duyulmamış olayları bu kitapta okuyabilirsiniz. Ayrıca dil ve anlatım bakımından zaman zaman sıkıcı olabilir.
472 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki hakkında okunmaması büyük eksiklik olacak bir çalışma. Konuyla ilgili birçok sorunun cevabı mevcut. Elbette hepsine yeterli demek mümkün değil ama yalnızca bu kitap okunarak bile kanaat geliştirmek mümkün.
II. Mahmut, birçok yüksekokul kurmasına rağmen, ortaokul (rüştiye) sistemini başlatırken, kura kura iki tanecik ortaokul kurabilmişti (1838). 1850’ye gelindiğinde, ancak 870 öğrencisi olan 6 ortaokul bulunuyordu. Oysa özellikle Abdülhamit döneminde ortaokullar, imparatorluğun her yanında açıldığı gibi, 1875’ten itibaren askerî ortaokul ve lise (idadi) sisteminin de başlatıldığını ve yaygınlaştırıldığını görüyoruz. 1908’de 31 öğretmen okulu vardı. Ayrıca birçok yeni yüksekokul, Darülfünun açılmış, mevcut yüksekokullar geliştirilmişti. Abdülhamit, gerek emperyalist ülkelerin baskısı, gerekse ülkedeki Müslüman olmayanların ileri eğitim sistemleri karşısında tutunabilmek için bu yola başvurmak zorundaydı. Yoksa, çağdaş bir eğitimi yaygınlaştırmakla iktidarı için tehlikeli bir yol tutmuş olduğunun pekâlâ farkındaydı.
Yıldırı yöntemlerine başvuranlar , kendilerine güvenemedikleri için, zayıf oldukları için, insanları ürküterek amaçlarına ulaşmak isteyenlerdir.
Meşrutiyeti istemekle, bu gençler, hem devleti kurtarmakta olduklarına, hem de daha demokratik bir siyasal düzen uğrunda mücadele ettiklerine inanıyorlardı.
Böylece artık hasta adam denen Osmanlı Devleti'ni özgürlükçü yollardan kalkındırmak amacını güdenlere fransızca jöntürk denildi.
"Fatih için kullanılan 'çağ kapatıp, çağ açan padişah' nitelemesi aslında Avrupalıların (özellikle Fransızların) düşüncesidir. Çünkü derler ki fetih sonucunda, Yunan klasiklerini bilen Bizans bilginleri kaçtıkları İtalya'da Hümanizmi ve Rönesansı tetiklemişler, böylece orta çağ son bulmuş, yeni çağ başlamıştır."
Kendilerince, bu durumda yapilacak şey, halka siyasi haklar tanımak olarak görünüyordu. Böylece, müslüman olmayan halkın Osmanlı Devleti'nden ayrılmak istemesi için, ya da büyük devletlerin azınlıklardan yana müdahalesi için bir neden kalmayacaktı.
1889'da Askeri Tibbiye'de kurulan gizli örgütün adı Ittihad-ı Osmanî'dir. Kurucuları, bu okuldaki öğrencilerden Ishak Sükuti, Mehmet Reşit, Abdullah Cevdet, Ibrahim Temo, Huseyinzade Ali idiler.
Sina Akşin
Sayfa 49 - Imge Yayınları/ sayfa içinde ki devam paragrafta nazariyeler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki
Baskı tarihi:
1987
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
8734Y00300007
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki

Kitabı okuyanlar 50 okur

  • Özcan Uzunhasanoğlu
  • Burak CAN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0