Jurnal (Cilt 2 - 1966-1983)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.688
Gösterim
Adı:
Jurnal
Alt başlık:
Cilt 2 - 1966-1983
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
349
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754703658
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Düşünür-yazarın 1960’lardan 1980’lere ruh ve düşünce dünyasındaki dalgalanmalar. Meriç’in kitaplarına geçmemiş fikirleri, notları. Zaaflarını, tutkularını döktüğü mektuplar. “Tekdim ve bütünümle seviyordun, sevmeğe mahkumdun” diyecek kadar iddialı ve özgüvenli, ama bir yandan da anlaşılmamışlıkla, hayal kırıklıklarıyla yüklü. Cemil Meriç’in duygusal izdüşümü.
349 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10
Jurnal 2...

Kitabı 23 günde okumuşum. Sistem öyle gösteriyor. Vaktim olmamasından kaynaklı bir uzayıştı bu. Yoksa bir veya iki gün içerisinde okuyabilirdim. Bir ömür harcayarak yazılmış bu eseri küstahlık ederek bir veya iki günde okuyabilirdim dedim. Kendimi suçlu hissediyorum. Suçlu hissediyorum da ne demek? Suçluyum. Böylesine insanın hayata, değerlere, kişi ve kişilere bakış açısını değiştirebilecek bambaşka boyutta baktırabilecek bir esere ve eserin sahibine saygısızlık etmek elbette değil niyetim. Aksine okumanın, düşünmenin, düşündürmenin değerini kavramamızı sağlayacak ender insanlardan biri olan Cemil Meriç ömrünü bizlere bir şeyler anlatabilmek için feda etmiş. Feda etmiş dedim. Evet feda etmiş. Çünkü ömrü kitaplara sığınmakla( sığınmak belki gözlerini kaybetmesinin nedeni de sırf bir şeyler öğrenip doğrusu ile yanlışı ile bizlere anlatmak için bu uğurda okumak. Adam okumuş, okumuş, okumuş... ) ve bir şeyler yazmakla geçmiş... Niçin? Bizler için. Biz ne yapıyoruz? Yine bildiğimizi yapıyoruz. Okumak için okuyoruz. Bir veya iki günde okuyup geçiyoruz. Hayatımıza uygulayabiliyor muyuz? Hayır. Öyle olmamış olsaydı birbirimize en ufak dahi küçümseyen gözlerle bakmazdık. İnsanın, düşünmenin de birbirimizin sırf insan olduğumuz için sevmenin, dinlemenin, saygısızlık etmemenin değerini bilip, bu değerleri yapmamayı büyük haya olarak kabul ederdik. O yüzden suçluyum. Bu suçluluğumu okuduğum bu eserde not ettiğim bölümlerimi hayatıma yön vermesinde kullanmak için kendime söz vererek biraz olsun suçluluğumu eser sahibi Cemil Meriç’e affettirmek istiyorum.

Sanatçılar, sanatçılarımız...
Kime göre sanatçı? Neye göre sanat?
Artık sanata ve sanatçıya başka bir bakış açım var. Bunu sağladığı için Cemil Meriç’e minnettarım tırnak içinde sözlerini belirterek başka bakış açılarımı değiştiren düşüncelere geçiyorum...

“Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek, iki insanı veya iki milyar insanı. Sanat, bir heyecan seyyalesiyle* kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.”
(Cemil Meriç, 19 Ekim 1966 tarihli mektuptan)

Sevgi... Gerçekten de kutsal bir kelime. Sevmek de öyle. Sevmek, kendin olmayan bir başka kılığa bürünmeden sevmek... Sınırı olur mu sevmenin, sevginin ? Olmamalı...

“Daha çok sevmek mi? Daha çok sevebilir misin? Denizin sınırları var, sevginin sınırları yok. Daha çok sevebilirsin. Ve seveceksin.”

“Sevgi kahramanlaştırmalı insanı.”

Birine inanmalı insan. Birine... Koşulsuz, çıkarsız, nedensiz, içtenlikle... Umarım o biri hep olur hayatınız boyunca...

“Sana inanıyorum. Sana inanmamak kendime inanmamak.”

“Sana kendim kadar güveniyorum. Kendimden çok diyecektim. Diyemem. Biz bir elmanın iki yarısıyız.”

Öyle bir bölüm okuyorum ki keşke dedim o çağa o zamana dönebilsek. Bizler de o zamanlar da yerimizi alabilsek... Mektupların bu denli kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Ancak böyle güzel tarif edilebilirdi o mükemmel duygular...

“Mektubun bir beste. Rüyada dinlenen, çocuklukta dinlenen, başka bir dünyada dinlenen bir beste.. Neler söylüyor? Anlamıyorum. Bir kuş cıvıltısı, bir derenin sesi, bir ninni. Sonra yudum yudum tadıyorum satırları, kelime kelime, hece hece tadıyorum. Avuçlarıma alıyorum kelimeleri, okşuyorum. Kimi bir elmas gibi sert, kanatıyor, kimi kadife gibi yumuşak, gözyaşı gibi ılık. Bütün acılarımı takdis ediyorum.”

Yaşamak. Kolay değil elbette yaşamak. Binbir zorluklarla dertlerle mücadele etmek. Ama bu denli yaşamayı kıymetlendiren de bütün zorluklarla mücadele etmek değil mi? Bir amaç bir hedef belirlemek değil mi? Sevmek ve sevilmek değil mi?

“Güller dikenli. Bilirim. Ama yaşamak yaralanmaktan korkmamaktır.”

“Güzel günlerin, aydınlık günlerin, sıcak günlerin fethine çıkıyorsun. Bütün kinlere, bütün kızgınlıklara, bütün zilletlere veda. Sevmek ve sevilmek.”

“Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın, zamanını, gururunu, dehanı. Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar. Sonsuz karşısında cücenin korkusu.”

Ve umudum. Bitmek tükenmek bilmeyecek umudum. Acaba gelecek mi diye merakla beklediğim yarınım...

“Yarına. Mesut yarınlara. Seni getirecek olan yarınlara.”

Okuduğumuz bütün kitapların hepsinin de tam bitmediğini, tamamlanmadığını öğrendim. Ancak ve ancak şöyle tamamlanabilir... Tam anlanabilir...
Başarabilirsek...

“Her kitap yarımdır; kitabı insanlık yazar. Ne mutlu ona bir hece ekleyebilene...”

“Her kitap, meçhule yollanan bir mektup, meçhule yani adresi olmayana.”

İnsanları artık daha candan dinliyorum. Sözlerine daha fazla kulak veriyorum. Çünkü her insan benim için artık gizli bir hazine. Belki bir konuşmasında o hazinesinin kapılarını açıp bana bir şeyler gösterecek. Ve ben bir şeyler daha öğrenip, hatam varsa düzelteceğim.Ya da ders alacağım. Ve hep “her düşünceye saygı” duymayı bileceğim. Düşüneceğim. Düşündürmeyi sağlayacağım...

“Duymayan, düşünmeyen bir alay robot, duymayan düşünmeyen ve düşündürmeyen.”

“Düşünce, şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?”


Yazmış olduğumuz yazılara başlık atmanın kıymetini de söylemeden edemeyeceğim. Bir başlık aslında ne kadar önemliymiş... Onu da öğrenmiş oldum.

“Her yazı adı ile doğar, insanlar gibi.”

Bilmeden, anlamadan, dinlemeden peşin hüküm vermek... Bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu sağdan soldan gördüğü tek bir söz ile öğrenip inanmak. Ne aradığını bilmeden ya da aramak çabasını vermeden arayana engel olmak... Çok bilmişlik... Çıraklık etmeden ustalık taslamamız... Şu satırları okuyunca bunlar geldi aklıma...

“Arayan ve bulmadan bulduğunu sanan. Etrafındakilerden daha âlim. Ama nazariyeci olmak kabiliyetinden uzak. Zekâsını bozuk para olarak harcıyor. Lüzumsuz düşmanlıkları, lüzumsuz taraf tutuşları var. Niçin harcıyor kendini? Daha ne kadar harcayabilir?”

“Düşünüyor mu? O da meçhul. Hikmetine akıl erdiremediği aksilikler. Herkes inanmış görünüyor. O da aynı tatsız oyunun adsız bir figüranı. İnanıyorlar mı, neye inanıyorlar? Aklı ermiyor. Dehşet içinde seziyor ki bu abesler âleminde yaşayabilmenin vazgeçilmez şartı, gerçeği paranteze almaktır. Gerçek..”

Bir başka düşünce değişikliğim yolumu önce kendi ülkemin değerlerini tanımakla sabit kılacağım oldu.
Batının da komşu ülkelerinin de fikir adamlarını okuyup öğrenmek, tanımak gerek elbette. Ama önce kendi ülkemizin değerlerini öğrenmeli, tanımalıyız. Kendini bilmeyen başkasını bilemez.

“Batıdan da, komşu ülkelerin fikir adamlarından da faydalanmak hem borcumuz, hem de vazifemiz. Ama önce kendi insanlarımızı tanımakla mükellefiz.”

“Düşünce susuzluğu içinde kıvranan günümüz gençleri kendi dünyalarının bağrından yükselen bu dost sesleri ibret ve dikkatle dinleseler hem ufukları genişler, hem de bir kadirşinaslık borcunu ödemiş olurlar.”

Bir başka düşünce değişikliğimde okumanın, öğrenmenin ve öğretebilmenin (öğretebilmekten kastım anlatabilmek, ifade edebilmek) hayatımızın kilit noktası olduğu. Okumak bir gaye, bir iş, bir tutunuş(adını ne koyarsak)... Ama canı gönülden bütün samimiyetimizle...

“can-ı gönülden yapılan her şey güzeldir. Biz hiçbir şeyi canı gönülden yapmıyoruz. Onun için davranışlarımızda ciddiyet ve samimiyet yok.”

Ancak ve ancak bu samimiyetimizi gösterebildiğimiz zaman hayat dallarımıza tutunabiliriz. Başarabilir miyiz? Bilmiyorum. Ama dalı tutmak değil mi önemli olan?
Dalı tuttuk bir kere... ( Demek istiyorum.)

“Anlamak istemiyoruz ki hiçbir zafer bedava kazanılmaz. Mucizeler çağında yaşamıyoruz. Çetin ve sıkıntılı hazırlıklara ihtiyacımız var.”

Belki bizim bir eserimiz olmayacak. Nesillerimize bırakabileceğimiz bir armağanımız olmayacak... Ama hiç değilse öyle güzel okuyalım ve yaşayalım ki bir iz, bir yol, bir özendirme de olsa en ufak bir şey bırakmadan göçüp gitmeyelim... Bahsedilelim... Sevgi ile anılalım...

“Ben dünyaya gelişiyle gelmeyişi arasında hiçbir fark olmayan fanilerden biri miyim?”

Ve bu soruyu her zaman yanımızda taşıyalım, aklımıza düştükçe açıp bakalım. Önümüze koyalım. Tartışalım. Tartışalım ki daha başka neler yapabiliriz farkına varalım... Birbirimize olan saygımızı hiçbir zaman yitirmeyelim. Eğer yitirirsek işte o zaman biteriz. Çökeriz. Dağılırız...

Okuyan gözlerinize, dinleyen yüreklerinize sağlık...
-Ali KARAYAZI ( 09.01.2019 01:53)
349 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"BİLİYORUM Kİ BENİMSİN!"

Tamam, dedim, bu raddeye gelmişliğim var. Mektup şeklinde yazılmış ne kitaplar, ne şiirler okudum. Bilindik şeyler işte ; sevgilinin kaşı, gözü, hasreti.. Su gibi akar gider bu kitap şimdi.

Yanıldım mı?
Evet, yanıldım.
Aşıklığın ilmini yapmış Cemil Meriç.

"İnsanları ikiye ayırıyorum ;seni tanıyanlar, seni tanımayanlar. Seni tanıyanları ikiye ayırıyorum ;anlayanlar, anlamayanlar. Seni tanımayanlara yabancıyım. Seni anlamayanlara düşman."

İşte böylesine yoğun bir aşk. Yalnız onun için yaşamak ve yalnız onun için yazmak.

Onsuz her şeyden nefret edip, onunla her şeyi sevmek.. En masum, en alakasız ayrıntılarda bile onu hatırlamak.

Peki, acaba ne bu aşk?
Hayal gücünün yarattığı bir duygu yağmuru mu?
Yıldırım gibi ani ve tesirli bir şey mi?
Yoksa durgun mu?
Sinsi mi?
O kadar çok türünden bahsediyor ki ; gösteriş vesilesi olan mı dersin ;zarif ve kibar olan mı ;etin ete hasreti şeklinde yaşanan mı..

Peki nasıl başlar aşk?
Hayranlıkla belki, hayran olduğumuz şeyi süsleye süsleye, gözümüzde büyüte büyüte..

Belki de bir ümittir aşkı başlatan. Kendisi bir kibrit alevi kadar kısa ömürlü olan, fakat başlattığı yangın muazzam boyutlara varan.

Sevilen kendi rüyamızdır belki de. Tanıdıkça gerçek olmadığını, aslında muhteşem olmadığını anlamamız da bu yüzdendir.

Bu sefer de Lamia Hanım 'a yazdığı mektuplardan tanıyoruz Cemil Meriç' i.
Yine yalnız, yine şefkate susuz. Teni aç, ruhu aç, anlaşılmayan ve kasırgaya hasret bir adam.

Tek hazinesi de, tek silahı da kelimeleri sanki. Ve ;
"Sen kelimelerden de güzelsin.." diye yazıyor sevdiğine. Ama sonra ona yazdığı mektupları bile kıskanıyor.
O mektuplar ki her satırı feryat yüklü, umut yüklü.

O mektuplar ki bazen bir beste, bazen bir ateş, bazen iksir, bazen ninni, bazen kuş cıvıltısı gibi..

Benimsin ve seninim..
Seni sevenim.
Seni yaratanın.
Seni öldürenim.
Seni yaşatanım.
Yarımsın.
Kadınımsın.
Cariyemsin.
Sultanımsın.

Bütün bu hitaplardaki ortak nokta ve en önemli vurgu ; iyelik eki aslında. Yani sonuç olarak, her ne olursan ol,
BENİMSİN!

Bu mektuplar hasret dolu. Sevilenin sesine hasret. Onun olan her şeye hasret.
Okudukça derinleşiyor insan düşünürken. Peki sevilen kimdir aslında?
Dost mu?
Bir liman mı?
Ümit mi?
Yıldız mı?
Annem diyebilir miyiz ona, ya da çocuğum?
Bir vaha mı yoksa?
Yara mı?
Mükafat mı?
Nisan yağmuru mu?
Kim???

Sevgili, biz onu tanıdıktan sonra doğar belki de. Çünkü her sevginin içinde eser miktarda ben vardır.

"Tanrı sevgidir, canım benim, yani sensin.." diyor ve ekliyor ;
" Hayatımda ilk defa oruç tuttum, kabul et sevgilim.."

Aşk böyle olmalı mı, olmamalı mı, bilemiyorum. Bu sayfalar dolusu yazılan şey her neyse, onu hissetmediğim, yaşamadığım için biraz eksik ve emekleyen bir bebek gibi görüyorum kendimi, aşk maratonunu son hızla koşan Cemil Meriç 'i okurken.

Aşkın öznesi ben miyim, yoksa sevgili mi, diye düşünüyorum.
Yaşamak için sevmek mi lazım, yoksa sevilmek mi diye düşünüyorum.
Aradığımız her zaman bulduğumuzdan fazlası mıdır, diye düşünüyorum.

Okuduğum her satır, başka bir soru olarak karşılık buldu bende.

Kendini tanımak, belki de insanın varabileceği en son nokta. O yüzden kendini anlatan yazılar yazmak daha müstesna bir kabiliyet ister. Çünkü egonun aynadaki yansımasına kanmamak pek de kolay olmasa gerek.

Jurnal 2 'nin ilk yarısında baştan sona aşk, ikinci yarısında baştan sona akıl konuşuyor.

Sayısız isim, durum ve kavramdan bahsedilmiş. Şöyle ki ; Attila İlhan' dan Humeyni 'ye kadar. Yelpazenin genişliğini siz düşünün.

Kenan Rifai' den Sait Nursi 'ye, Hayyam' dan Neyzen Tevfik 'e, Sedat Zeki' ye ve daha pek çok isme ince tahliller yapılmış.

Hatta bir kısmı ufak notlar şeklinde yazılmış olsa da, Bülent Ecevit 'e, Fahri Korutürk' e, Süleyman Demirel 'e yazılan mektuplar da mevcut.

Selim İleri, Nihat Keklik, Ahmet Taner Kışlalı, Mehmet Kaplan, Tarık Buğra ve daha kimler kimler nasibini almış.

Ve bir de okurken keşfettiğim başka bir kitap var tabi. Cemil Meriç' in "Yasak bir içkiyi yudumlar gibi okudum.." dediği.
Sakın Aldanma, İnanma, Kanma


Keyifli okumalar.. :)
349 syf.
·Beğendi·8/10
Bir zamanlar Türkiye’de bir edebiyat cumhuriyeti vardı.
Medeniyet demek, mertebeler dizisi demek. İnsanlar birbirini severlerdi.

Kimim ben?
Hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.
Bu kitapta, yarım asrın tehassüs ve tefekkürü billurlaşıyor.
Namuslu olmaktan başka iddiaları yok.

Elbette ki, sesini ebediyete yani milletinin vicdanına duyurmak isteyen her yazar, önce size başvuracaktır.

_Cemil Meriç_
349 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bir dâhinin aşk seranâdı ancak böyle olabilir. Böyle bir aşk seranadı ancak Cemil Meriç gibi bir dâhiye ait olabilirdi. Lamia Hanım' ında mektuplarında bahsettiği gibi, gerçekten Kafka, Milena' ya yazdığı mektuplardan önce, Cemil Meriç' in Lamia Hanım' a yazdıklarını görseydi, kendi mektuplarının acizliğini anlardı. 48 yaşından sonra aradığını bulmanın heyecanıyla dolan Cemil Meriç, öylesine tarifsiz anlatmıştır ki Lamia Hanım' a yazdığı mektuplarında aşkını, okurken insana şimdiye kadar hissettiği duygunun gerçekten aşk mı olduğunu sorgulatıyor. Üstelik dili, Jurnal 1' e nazaran daha yalın, daha anlaşılır.Aşk' ın anlamını arayan herkesin kesinlikle okuması gereken bir eser.
349 syf.
·Beğendi·9/10
Lamia Hanım'a mektuplar... Gerçekten muhteşem:

“...Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük mustariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde. Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten’im, sen gönül. Ben alev’im, sen ışık.

Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.

Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamiam benim. Sen doyulmayan,sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek...”
349 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Lamia Hanım’la tanıştıktan sonra, yılları aşınmış libaslar gibi üstünden atar Cemil Meriç , 18 yaşına döner , kişiliği değişir , hem 18 yaşın çılgınlığı , hem de 48 yaşın susuzluğu ile sevmektedir. Herkesten kaçar, yalnız sevgilisinin olmak ister. Vücuduyla , kafasıyla , duygularıyla. 48 yıldır gördüğü rüya gerçek olmuştur. O dünyanın tek kadını, tek insanıdır, zaten her kadında yalnız onu aramıştır.

Cemil Meriç’le Lamia Çataloğlu arasındaki bu yoğun yazışma 9 ay gibi kısa bir zaman aralığına sığmıştır.
Cemil Meriç 56, Lamia Hanım ise 193 mektup yazmıştır.

Cemil Meriç’in mektuplarında onun bilmediğimiz pek çok yanını , yaşam öyküsünden bir çok enstantaneyi yakalamak mümkün, çok da zevkli.

Keyifli okumalar.
349 syf.
·8/10
Sevdiği kadin olan Lamia'ya yazılan mektupların çoğunu barındırıyor kitap. Cemil Meriç öyle seviyor ki kutsuyor, gozbebeginden sakınıyor.. mektupları okurken, bir insan bu kadar mı sevebilir diye düşünmeden edilmiyor.. Geri kalan kısımlar da eleştiri, denemeler mevcut. Okunması gerek..
349 syf.
·102 günde·Puan vermedi
Jurnal Cilt 2'de Lamia'ya yazmış olduğu mektuplar, bazı arkadaşlarına yazdığı mektuplar, ayrıca bazı konulardaki eleştirileri bulunuyor, Hüseyin Cemil Meriç'in. Lamia'ya yazdığı mektupları okurken kelimelerin büyüsüne kapılıp "Çok güzel" dediğim birçok yer oldu fakat hayal kırıklığına da uğradım. Çünkü Hüseyin Cemil Meriç Lamia'ya mektupları 1966-1967 yılında görme yetisini kaybettikten sonra yazdırmış. Mahmut Ali Meriç'in;
"Fevziye Hanım'ın hayatının manası da Cemil Meriç'tir. Ve Fevziye Hanım ona karşı hep anlayışlı, hep müsamahakâr, hep yumuşaktır. Yine de, kocasının Lamia Hanım'la olan ilişkisini benimseyebilmesi çok zordur. Gururu kırılır, zaman zaman isyan eder sessizce, üzüntülerini içine atar ama Cemil Meriç'in hayatı sevmesi, hayata bağlanması, karamsarlığını unutması, dahası yaratmayı sürdürmesi, daha çok üretmesi, mektuplarında ki yoğun duygusallığı aşarak, Hint Edebiyatı'nı ve Saint-Simon'u izleyen tüm diğer eserlerini yazabilmek gerekmektedir." sözlerinden, Fevziye Hanım'ın her şeyden haberi olmasına rağmen gösterdiği erdemlilikle, ne devasa bir yüreğe sahip olduğunu çıkarıyorum ve kendi kendime böyle bir insana bu yapılır mı be... Ulan Cemil Meriç! diyorum fakat onu da anlamak lazım tek tarafı düşünerek hareket edersek üstattan soğuyarak çok şey kaybedeceğimi biliyorum. Bu yüzden bir de onun gözüyle baktım olaylara,
Hüseyin Cemil Meriç arkadaşları tarafından küçük yaşlarda yalnız bırakıldı, küçük düşürüldü ve kendini kitap okumaya alıştırdı. Öyle ki kitaplar onun için bir liman oldu ve 38 yaşında görme yetisini kaybederek kitaplarından ayrıldı ve ezbere bildiği bütün renkler; kırmızı, mavi, yeşil... Hepsi siyaha döndü. Bunların sonucunda hayata tekrar bağlanabilmek için arayışlara bulundu. Bu arayışlardan biri de Lamia oldu...
"Kaçak birtakım zevkler aradığım oluyordu, fakat sonunda beni hayat bağlayan gerçek ve yeri tutulmaz insan oydu." diyor Fevziye Hanım'dan için.

Keyifli okumalar :)
349 syf.
·8 günde·10/10
Lamia'ya yazdığı mektuplar ile kendisine bakış açımın değişmesini sağlayan Cemil Meriç eseri Jurnal'in 2.cildi oldu. Sanırım sevmek veyahut aşık olmak böyle bir şey. Ne kadar okursan oku ne yaparsan yap insan bir kere aşık olmaya görsün ona söylemeyeceği şeyleri söyletiyor yapmayacağı şeyleri yaptırıyor. İnsanları bilhassa yazarları yakından tanımaktan neden korktuğumu bu eser ile daha iyi anladım. Cemil Meriç'i daha yakından bambaşka bir yönü ile tanıyacağınız bu eseri sizlere ancak bu şekilde tanıtabilirim. Size tavsiyem varın aşık olup sonra bu eseri okuyun :)
349 syf.
·Beğendi·8/10
Kelimeler Cemil Meriç'in elinde aklın hudutlarını zorlamaya devam ediyordu ve okuma eylemi hiç bu kadar keyifli olmamıştı belki de...Ahmed Arif kadar güçlü bir sevgi ancak ondan daha -tabiri caizse- kibar bir dille duygularını dile getirmiş.
349 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
1966- 1983 yılları arasında yazılmış, birbirinden güzel mektuplar, günlükler, değerlendirmeler.
Aşkın gönüllerdeki yansımasını, tarifini bir de Cemil Meriç"ten dinleyin.
Dünya edebiyatı, ve düşünce tarihinden süzdüklerini kendi öz değerleri ile yoğurup, yaşam iksiri olarak sunuyor bizlere.
Özellikle uslup ve iletişim sorumu yaşadığımız bu çağda, gönül ve dil törpüsü yerine geçebilecek bir eser.
Kelimeler yalnız senden bahsettikleri zaman,
yalnız sana hitap ettikleri zaman munis ve dilber.
Cemil Meriç
Sayfa 27 - epub
Aşkın başlangıcı hayranlıktır.
Sonrası ümit…
Sonra şüphe doğar.
Âşık hayranlıktan usanır.
Sahip olmak ister, emin olmak ister.
İlgisizlik görür, soğuklukla karşılaşır.
Cemil Meriç
Sayfa 19 - epub

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Jurnal
Alt başlık:
Cilt 2 - 1966-1983
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
349
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754703658
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Düşünür-yazarın 1960’lardan 1980’lere ruh ve düşünce dünyasındaki dalgalanmalar. Meriç’in kitaplarına geçmemiş fikirleri, notları. Zaaflarını, tutkularını döktüğü mektuplar. “Tekdim ve bütünümle seviyordun, sevmeğe mahkumdun” diyecek kadar iddialı ve özgüvenli, ama bir yandan da anlaşılmamışlıkla, hayal kırıklıklarıyla yüklü. Cemil Meriç’in duygusal izdüşümü.

Kitabı okuyanlar 401 okur

  • Büşra yıldız
  • Ramazan narin
  • Roni
  • Nur ergelen
  • Ezra
  • Birkan Şen
  • Lou Salomè
  • Tuğçe Akgül
  • carlito
  • Enise

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20.2
25-34 Yaş
%39.5
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.9
Erkek
%54.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.3 (48)
9
%20.8 (22)
8
%17.9 (19)
7
%9.4 (10)
6
%3.8 (4)
5
%2.8 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0