Jurnal Cilt 1 (1955-1965)Cemil Meriç

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.299
Gösterim
Adı:
Jurnal Cilt 1
Alt başlık:
1955-1965
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754703655
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cemil Meriç'in Kendini, yakınlarını, etrafındakileri, içinde bulunduğu dünyayı, düşünce tarihini ve tarihimizi kendi açısından ve yalın bir şekilde değerlendirdiği eseri Jurnal, yazarın gündelik düşüncesini, kişisel maceralarını, anı ve itiraflarını, yoğun duygularını, yaratış gücünü, alışılmadık yaklaşımlarını, güçlü sentezlerini, engin kültürünü bir arada yansıtan bir büyülü aynadır. Cemil Meriç'in en doğal çehresi ve olanca çok sesliliğiyle karşımıza çıktığı eser, yazarı olduğu gibi tanımanıza, değerlendirmemize yardım eden zengin biyografik malzeme de içeriyor. İsyankar, acımasız, çoğu zaman duygusal yanlarıyla bir gönül ve düşünce adamına yaklaştırıyor bizi, Jurnal'de Cemil Meriç'in düşüncesi, karakteri, kişiliği çırılçıplak karşımızda. Jurnal, sonsuzla ve ölüm sonrasıyla bir tür hesaplaşma, bir vasiyetname, bir uzun mektup.
Kitaplara bu kadar maşukken, kitaplara hasret kalmak. Sadece kitaplarıyla değil, bence hayatıyla da devasa dersler veren yazar Cemil Meriç. Ben felsefe ya da sosyoloji pencerelerinden bakmadım bu kitaba, ideolojik gözlüklerle de okumadım. Edebi olarak seyran etmeye çalıştım Meriç’in dünyasını. Ve kaç gündür hayal etmeye çalışıyorum kütüphanesini, merak ediyorum kitaplarını, el yazısını. Bir de sesini. Netten araştıracağım ses kaydını, acaba eleştirileri gibi ses tonu da yüksek perdeden, sert ve köşeli mi??

Neden bilmem Cemil Meriç’le Necip Fazıl’ı cümlelerinin heybeti ile benzetirim zihnimde. Acaba birbirlerini gördüler mi diye araştırayım dedim netten; Cemil Meriç’in şu cümlesi hislerime tercüman oldu sanki: ‘’ Ben bilim adamıyım, Necip Fazıl ise iman adamı..’’ Aynı sohbet meclisinde olsalardı da, saatlerce dinleyebilseydim onları, ne güzel olurdu:)

Cemil Meriç… Yazıları hem derya, hem uçurum, bazen çöl, bazen bataklık. Doyumsuz, hırçın, asil ve yalnız bir okyanus. 4 yaşında okumayı öğrenip, kitapların dünyasına saklanan,’’ düşman dünyaya dostsuz geldim’’ diyen bu yalnız ruhun eleştirileri çok keskin, köşeli ve rijit. Tavizsiz ve bahanesiz. Galiba gözlerini kaybettikten sonra, karanlıkta hapsolduğu dünyasında yeni alemlere inmeye çalıştıkça ve zorlandıkça, dilinin üslübu ve eleştirileri daha bir derinleşmiş, keskinleşmiş. Hayat zorlaştıkça, aşmaya çalıştığı duvarlar büyüdükçe, Meriç’in cümlelerindeki heybet te büyümüş sanki. Belki farklı olsaydı, her daim yaşamın içinde yer alabilseydi ya da daha kolay bir hayata misafir olsaydı, daha yumuşak, daha toleranslı tenkitleri olur muydu acaba düşünmeden edemedim. O yüzden belki de gevşek mizaçlara, tembel ruhlara ağır gelebilir yazıları.

Dikkatimi çeken diğer bir nokta da överken de eleştirebildiği.. Mesela Dosto’yu hayranlıkla överken yeri geliyor yeriyor da hakkaniyetle. Ama bu teraziyi menfi eleştirilerinde dengeleyemiyor sanki. Eleştirileri öylesine derin, yakıcı ve kıvrandırıcı ki, cümlelerindeki hayvan benzetmeleri canlanıyor sanki tasvir ettiği ruhlarda.

Mesela, kurtköpeği gibi yaşayan dostları, anka kuşu gibi hayal meyal görünüp kaybolan üniversite hocaları , papağandan bile sevimli olmayan profesörler, siyaset gergerdanları ,edebiyat gorilleri, orangutanlar, köstebek beyinler… :)

Jurnal okurken rahatsız olduğum nokta şu ki; şahsi mahremiyetine, hislerine şahit olmak istememem. Daha kendini bile anlayamayan insanoğluna en mahrem hislerini, en özelini paylaşmayı insafsız buluyorum ben. Zira insan zor,
herkesin -kimselerin giremediği- kendi özel küçük dünyası olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela keşke Meriç’in frengi korkusunu hiç okumasaydım dedim kendime. Aklımda hep fikirleriyle, cümleleriyle kalsaydı.

‘BU Ülke’ kitabından sonra da aynı şeyleri hissetmiş, aynı kararları almıştım okumalarım adına. Okumak, okumak ama çılgınlar gibi okumak… Okumak ancak kitapları ilahlaştırmadan okumak..

Daha fazla okumak için gece uykularımı mı azaltsam diye düşündüren kitap..:)

Keyifli okumalar, sevgiler, sygılar..
Jurnal, Cemil Meriç' in etrafındaki insanları, kendini, karakter ve düşüncelerini en açık haliyle yazdığı, uzunca bir mektubu kitap haline getirmesidir. Bazen akışı yavaşlayan ama derhal toparlanıp sıkmayan akıcı bir dille yazılmış. Basmakalıp bir düzene karşı çıkan, düşünce ve edebiyat dünyasının önemli, aydın isimlerinden Cemil Meriç' i tanımak isteyen herkes bu kitabı okuyarak onu kendi anlatımıyla en iyi şekilde tanıyabilir.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.063 Oy)17.448 beğeni39.398 okunma2.104 alıntı164.958 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.831 Oy)8.120 beğeni25.939 okunma618 alıntı126.356 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.989 Oy)12.449 beğeni31.672 okunma2.773 alıntı132.200 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.043 Oy)7.309 beğeni19.786 okunma3.191 alıntı116.261 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.208 Oy)8.125 beğeni23.919 okunma1.886 alıntı102.135 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.446 Oy)8.395 beğeni22.770 okunma1.437 alıntı105.246 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.806 Oy)7.342 beğeni20.534 okunma686 alıntı79.277 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.516 Oy)5.794 beğeni15.197 okunma2.203 alıntı78.348 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (3.011 Oy)4.747 beğeni7.496 okunma4.572 alıntı120.643 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.011 Oy)3.076 beğeni9.400 okunma4.021 alıntı85.021 gösterim
Doğrusu kitap hakkında uzun bir incelemeden çok Cemil Meriç hakkında birkaç şey söylemek benim için daha doğru ve yeterli gibi geliyor.

Millet olarak içimizden hep büyük insanlar ortaya çıkarmışız. Bilim insanları/büyük dehalar, şairler, nice büyük yönetici ve komutanlar, gönül adamları/evliyalar ve de arifler.
Ancak düşününce tanzimat sonrasında arif vasfına uygun insanlara pekte rastlanmıyor. İşte Cemil Meriç benim gözümde tam olarak o pek rastlanmayan nadir insanlardan. Bir arif... Hakkı, hakkıyla bilen... Bir fikir işçisi... Düşünce adamı. Yazdıklarıyla da zaten bu sıfatın hakkını vermekte; kalemi yeri geldiğinde ağırlığıyla yeri geldiğinde zerafetiyle, bazen acımasız ve hırçın bir dille bazen merhametperver bir ışıkla ancak her durumda bilgisini ortaya dökerek, bildiğinin hakkını vererek insanı büyülüyor.
Cemil Meriç külliyatındaki yolculuğuma devam ediyorum. Daha önce Kültürden İrfana ve Mağaradakiler adlı eserlerini okumuş, anlamaya ve aktarmaya çalışmıştım. Cemil Meriç’i okudukça “külliyata Jurnallerden başlamak gerek” diyenleri daha iyi anlıyorum artık.

Yazarın diğer eserleri, okuyucuyu “tecessüs dünyası” na sürükleyen, ufuk açıcı, düşünceye ve araştırmaya sevkeden, geniş bir kaynakça sunarken, Jurnallerde kendi iç dünyasını, çocukluk ve gençlik yıllarını, fikri gelişimini, güçlü ve zayıf yanlarını, hatalarını ve günahlarını, hayal kırıklıklarını bütün samimiyetiyle aktarıyor okuyucuya. Hatta, yazarı her yönüyle tanımamıza imkan veren bu samimiyet ve seffaflık dolayısıyla, kitabı bir aydının tirafları olarak da değerlendirebilirsiniz. Eseri okuduğunuzda, kitabının tamamının bir günde ve çığlık çığlığa yazıldığı hissiyatına kapılıyorsunuz. İlk önce yazarın, kelimeleri bir silah gibi şuursuzca savurduğunu düşünüyorsunuz. Kullanmış olduğu kelimeler bir makalenin içine rasgele fırlatılmış gibi duruyor ilk önce, hatta bazen makalenin bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorsunuz. Sonra hepsini toplayıp yanyana dizdiğinizde tutarlı bir derinlik içinde olduğunu görüyorsunuz. Şuursuzca seçilmiş olduğunu düşündüğünüz bu kelimelerin her birinde bir kitap, bir umman gizli olduğunu farkettiğiniz andan itibaren külliyatın diğer eserlerini, yazarın yazdığı ve yazmadığı şeyleri, hatta sueda reyyan’ın ifadesiyle yazarın “sesini” merak etmeye başlıyorsunuz.

Bir fikir işçisi olarak Cemil Meriç, şimdiye kadar okuduğum bütün eserlerinde aydın olmanın gerektirdiği özellikleri ve bu yolculuğun bedeli üzerinde özellikle duruyor. Bir ideal olarak “entelektüel” olmanın bedelini kendi yaşamında “çile” olarak ödüyor ve bunu okuyucusuyla paylaşıyor. Özellikle aydın görünümde arz-ı endam eden sığ görüşlü, araştırmadan uzak, öğrenilmiş şeyleri tekrar eden yazarlar hakkındaki değerlendirmelerinde son derece cüretkar eleştirilerde bulunuyor. Özellikle Ümit Yaşar ve Hatemi Senih gibi yazarlar Cemil Meriç’in hışmından nasibini alıyor. Bu tür eleştirilerde kullanmaktan çekinmediği ifadelerin “yenilir yutulur” türden olmadığını kabul edebiliriz. Yalnız bu ağır ifadeleri okurken bile, bir aydın refleksi içinde ve objektif olduğuna dair güven veriyor okuyucuya. Aynı düşünce ile gıpta ettiği ve eserlerini tercüme etme ve aktarma konusunda gayretli olduğu yazar ve fikir adamlarını okuyucuya aktarırken yazarın samimiyeti hissediliyor. Özellikle İbn Rüşd, İbn Haldun ve Abdullah Cevdet gibi isimler hakkında olumlu değerlendirmeler yaparken okuyucuyu da bu yönde teşvik ediyor.

1955-1965 yılları, yazarın buhranlı ve hem maddi, hem de edebi arayış içinde olduğu dönemler olduğu için bu dönemde kaleme aldığı Jurnallerde inanç boyutu itibariyle pervasız notları rahatsız etti beni. Bunun dışında yazarın keskin dili, kitabın bazı yerlerinde argoyla birleştiğinde şaşırdığımı söylemem gerekir. Bir de Fransızca bilmeyen okur için (benim gibi), eserde yer verilen Fransızca kelimelerin kabul edilebilir sınırın üzerinde olduğunu düşünüyorum.
Bununla birlikte Cemil Meriç’i okumak derin bir kuyuya bakmak gibi, biraz başınızı döndürse de bu kuyudan fayda göreceğinizi bilirsiniz. Yazarın fikir dünyasında, Doğu medeniyetine ve özüne dönüşünden önce yaşamış olduğu fikri çalkantılar biraz kafanızı karıştırabilir ve yazarın nereye ait olduğunu sorgulayabilirsiniz. Çünkü biz etiketlemeye alışkınız, fakat mağaradakiler eserine yaptığım incelemede belirttiğim gibi “ Meriç’i herkes bir yere koymaya çalışıyor, ancak nereye koysan doğru ama eksik kalıyor”.

Eksiklikleri tamamlamak isteyenlere ve Cemil Meriç’le birlikte uçsuz bucaksız bir ummanda seyahat etmek isteyenlere söylemek istediğim son söz; Yolculuk uzun sürebilir, başınız dönebilir, kafanız karışabilir. Ama kaptana güvenebilirsiniz, yolculuğun tadını çıkarın…
Neden kimse bu adamın, bu kadar derin ve bu kadar geniş olduğunu bugüne kadar bana söylemedi?

Cemil Meriç cumhuriyet tarihinde toplumumuzdan çıkmış ender fikir adamlarındandır. Fikir adamı olmanın getirdiği bütün ızdırapları göğüslemiş, düşünüyor olmasının bedelini her vesileyle ödemiş ama arkasında pek çok zafer nişanesi bırakarak, genç neslin irşadı gibi önemli bir görevi de eserleriyle sağlamıştır.

Jurnal'ın birinci cildinde fikirlerinin oluşumunu ve gün geçtikçe geçirdiği tekamülü insanlık ve medeniyet ekseninde basmakalıp düzene karşı çıkışını görüyoruz Cemil Meriç'in.

Cemil Meriç Jurnal'lerinde pek çok konuya değinir. Din, bilim, edebiyat, felsefe, sosyoloji vb. Ancak onun çok sistemli olmayan yazım stili bazı sıkıntıları da beraberinde getirmiş. Cemil Meriç ülkemizde nesli tükenen veya tükenmekte olan entellektüel tiplerinden biridir. Onu vicdanî ve insanî boyutu sorunları görebilmesindeki keskin bakış açısı her entellektüele çok şey öğretecek tarzdadır.

Din, bilim, edebiyat, felsefe, sosyoloji gibi bir çok konunun ele alındığı medeniyet ve kültürün sadece batıda olmadığı, sahip olduğumuz bir çok şeyin aslında hiç farkında olmadığımız yazarın farklı tarihlerde yazdığı yazıların bir mantık silsilesi ve konu bütünlüğü içerisinde toplanması ile oluşan bu kitapta çok net biçimde savunuluyor. Gerçek bir entellektüel okumak isteyenler; aradığınız bu.

Altını çize çize düşünce dünyalarında kaybolabileceğiniz bir Cemil Meriç kitabı. Geçmişe ve geleceğe dair güzel tespitlerle insanda muhteşem farkındalıklar oluşturuyor. Kitaplar iyi ki var.
Size bu incelemem de kitaptan daha çok Cemil Meriç'in hayatına dair bir şeyler paylaşmak istiyorum. Aslında kitapta kendisini o kadar güzel telaffuz ediyor ki ben ne kadar yazsam eksik kalır.
Duygularını, düşüncelerini, yaşamı boyunca yapmak istediklerini, maalesef yapamadıklarını o kadar keskin ve açık sözlülükle anlatıyor ki insan kendini bu kadar açık bir şekilde eleştirmesine hayret ediyor. Bazen kendine kızıyor, yer yer gururlanıyor ama hiç bir zaman yazmaktan çekinmiyor. Çok okuyor , kitaplar almak için çok şeyden feragat ederek, vazgeçilemeyenden vazgeçip kitaplara sığınıyor. Benim mirasım kitaplarımdır diyor.
1955 yılında gözlerinde ki miyopinin artması sonucu görmez oluyor. Ama Meriç kendini yalnız hissetse de yazmaya başlıyor "jurnal" bu sayede ortaya çıkıyor. Kendi düşüncelerini insanlığa yaymak, öldükten sonra bu satırlarla yaşamak için tanıklar, okuyucular aramaktadır Meriç. Bir yandan kendini tanıtırken, diğer yandan düşüncelerini fikirlerini o yıllarada ki Türkiye yi, dil'in önemini kendi gözünden anlatıyor. Edebiyatın, yazının kuvvetine hep inanıyor. Kitapta bazı yerlerde çok duygulandım hayatında yalnızlığı içten ve en derin yaşayan ve bunu en açık sözle anlatmayı çok iyi başarmış, okuyucuya hissettiriyor bunu. Cemil Meriç i merak ederseniz "jurnal"sizi çok iyi aydınlatacaktır. Cemil Meriç müthiş irade okuma ve yazma arzusu içinde olan güzel adamlardan.
Cemil Meriç'in hayatına dair herşeyi, etrafındakileri, kendi iç dünyasını yalın bir şekilde anlattığı günlük şeklinde zengin biyografik malzemeler de içeren harika bir kitap. Cemil Meriç okumamışsanız öncelikle bu kitabıyla tanıyım derim. Beni etkileyen yönü kimi zaman acımasız ve isyankar ama çoğunlukla duygusal bir gönül ve düşünce adamı olması. Jurnal için terkedilmiş bir adamın ağıdı diyorum ben.
“Görenin yalnızlıktan şikâyete hakkı yoktur: mevsimler, renkler, çiçekler, şehrin bütün kadınları, bütün çocuklar gören içindir", "görmeyen bir insan bozuk bir ampul gibi, manasız, bıraktığınız yerde kalan bir paket; içinde eski hatıralar olduğu için arada bir karıştırılmaya layık... Çocukken oynadığımız bir taşbebek gibi, atmaya kıyamadığımız acayip bir külçe" (Jurnal, 16.7.1955)”
Aklınıza gelebilecek hemen hemen her konuda kendi fikrini yazip çizmiş Cemil Meriç. Fransizca kelimeler biraz yoğun olsa da anlasilabilecek bir duzeyde.. Kendisini seviyorsaniz Okunmaya değer bir kitap.
“Kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.”

Münekkit, sosyolog ve bir tefekkür adamı Cemil Meriç Jurnal’de böyle tanımlar kendini. Onun yeri her zaman kütüphanelerdi ve kendini soyutladığı Fildişi Kule. Yazdıklarını denize atılmış bir şişeye benzetiyordu Meriç. "Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar, kumsalda oynayan birer çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."

Yalnızdı. Yalnız ve sevgiye muhtaç. Tenin açlığı, ruhun açlığı, çocukluğundan beri içinde açılmış gediklerin birer yansıması. Çocukken de yalnızdı. Göçmen bir ailenin oğluydu Meriç. Göçmen bir aile, düşman bir çevre ve keşfedilmesi zorunlu bir dünya… Yaşıtları oyunlar oynarken, o oldukça farklıydı. Dört yaşında okumayı öğrendi. Kitapların dünyasına ilk o zaman girdi. Yalnız kalmak, dışlanmak ve kitaplarda yaşamak. Kitaplara kaçış bir teselliydi, bir limandı. Başka dünyalara girmek, başka karakterlerde yaşamak. Bu duygularını mektuplarda şöyle dile getiriyor

“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumun sınır taşları kitaplardı. Bir kanat darbesiyle Olemp, bir kanat darbesiyle Himalaya. Ayrı bir dil konuşuyordum çağdaşlarımla. Gurbetteydim. Benim vatanım Don Kişot’un İspanyası’dı, Emma Bovari’nin yaşadı şehir. Sonra Balzac çıktı karşıma, Balzac’ta bütün bir asrı yaşadım, zaman zaman Votren oldum, Rastinyak oldum. Dört bin kahramanda dört bin kere yaşamak.”
Cemil Meriç, edebiyatımızın ve düşünce tarihimizin önemli ismi. Bir fikir işçisi, münzevi bir yalnız....Ne isa'ya ne Musa'ya yaranabilmiş, gerçi yaranmak gibi bir kaygısı da olmamış. Doğru bildiklerini anlatmaktan geri durmamış, bir aydın, bu memleketin yüz akı düşünürlerinden... 40 yaşında çok okuduğundan dolayı gözlerini kaybeden, buna rağmen öğrenmeden ve öğretmeden hiç geri durmayan bir mütefekkir... Tüm külliyatı gibi Jurnal 1- Jurnal 2 eseri de okunmalı... Cemil Meriç gibi bir entellektüeli yakından tanımak için özellikle okunmalı, özellikle karısı Laima'ya yazdıkları da ayrı bir güzellik oluşturur.
En zorlandığım inceleme tahminimce bu olacak. Öncelikle Cemil Meriç çok zengin bir hazine. O hazineden aklımızın erdiğince ,kapasitemizin yettiğince yararlanabiliyor olmak buruk bir sevinç.Bundan dolayi olsa gerek anlamadığım , atladığım cok sayfa oldu. Yabanci dille yazılmış bölümler bunların başında geliyor. 'Okudum' butonuna basarken bir süre tereddüt ettigim de bir gerçek. Belki 'oldum' diyecegim bir gün gelirse-ki bunu lafin gelisi soyluyorum cunku oldum diyen bunu hissettiren insanlari hic sevememisimdir- umarim o zaman baştan okuyacağım jurnal'i diyerek emaneten ' okudum' dedigim bu kitap; bir derya misali bir kaşık aldıysak ne mutlu bize.
Seni kafamdan koparıp atamadım.
Kafamdan ve gönlümden.
Bazen bir utanç gibi içimdesin.
Bazen bir zafer gibi.
Ama hatıran hep buruk, hep yaralayıcı.
Cemil Meriç
Sayfa 198 - epub
Yaşamadım.
Çocukluğumu, gençliğimi, yaşamadım.
Hep kafamın üzerinde yürüdü vücudum.
Seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli, bir alay olarak bile muhatabı olmamak.
Cemil Meriç
Sayfa 79 - epub
Hatıraların yazısını okuyamıyorum,
belki korkuyorum okumaktan,
belki okumak istemiyorum...
Belki utanıyorum...
Cemil Meriç
Sayfa 33 - epub
Sana kızmıyorum.
Sen bu kadarsın.
Bilmeliydim.
Kalbim kırılmadan ayrıldığım tek gece olmadı.
Belki anlamadım seni.
Kim kimi anlamış my darling.
Her roman güzel bitmez ki.
Cemil Meriç
Sayfa 199 - epub
Öyle sanıyorum ki memleketin büyük ıstırabı buradan geliyor.
Kimsenin işini umursadığı yok.
Cemil Meriç
Sayfa 39 - iletişim yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Jurnal Cilt 1
Alt başlık:
1955-1965
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754703655
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cemil Meriç'in Kendini, yakınlarını, etrafındakileri, içinde bulunduğu dünyayı, düşünce tarihini ve tarihimizi kendi açısından ve yalın bir şekilde değerlendirdiği eseri Jurnal, yazarın gündelik düşüncesini, kişisel maceralarını, anı ve itiraflarını, yoğun duygularını, yaratış gücünü, alışılmadık yaklaşımlarını, güçlü sentezlerini, engin kültürünü bir arada yansıtan bir büyülü aynadır. Cemil Meriç'in en doğal çehresi ve olanca çok sesliliğiyle karşımıza çıktığı eser, yazarı olduğu gibi tanımanıza, değerlendirmemize yardım eden zengin biyografik malzeme de içeriyor. İsyankar, acımasız, çoğu zaman duygusal yanlarıyla bir gönül ve düşünce adamına yaklaştırıyor bizi, Jurnal'de Cemil Meriç'in düşüncesi, karakteri, kişiliği çırılçıplak karşımızda. Jurnal, sonsuzla ve ölüm sonrasıyla bir tür hesaplaşma, bir vasiyetname, bir uzun mektup.

Kitabı okuyanlar 481 okur

  • Mehmet Akif Durmus
  • İndicavia
  • Abdullah Gure
  • Güven Şenocak
  • #semâ
  • Cgdmrzgl
  • wunder
  • Mücahid EREN
  • Cuma PAK
  • alperen umut kaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1.1
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%43
35-44 Yaş
%25.1
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.4
Erkek
%48.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.3 (69)
9
%30.7 (50)
8
%16.6 (27)
7
%6.7 (11)
6
%3.1 (5)
5
%0
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları