Jurnal Cilt 1 (1955-1965)

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.668
Gösterim
Adı:
Jurnal Cilt 1
Alt başlık:
1955-1965
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754703655
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cemil Meriç'in Kendini, yakınlarını, etrafındakileri, içinde bulunduğu dünyayı, düşünce tarihini ve tarihimizi kendi açısından ve yalın bir şekilde değerlendirdiği eseri Jurnal, yazarın gündelik düşüncesini, kişisel maceralarını, anı ve itiraflarını, yoğun duygularını, yaratış gücünü, alışılmadık yaklaşımlarını, güçlü sentezlerini, engin kültürünü bir arada yansıtan bir büyülü aynadır. Cemil Meriç'in en doğal çehresi ve olanca çok sesliliğiyle karşımıza çıktığı eser, yazarı olduğu gibi tanımanıza, değerlendirmemize yardım eden zengin biyografik malzeme de içeriyor. İsyankar, acımasız, çoğu zaman duygusal yanlarıyla bir gönül ve düşünce adamına yaklaştırıyor bizi, Jurnal'de Cemil Meriç'in düşüncesi, karakteri, kişiliği çırılçıplak karşımızda. Jurnal, sonsuzla ve ölüm sonrasıyla bir tür hesaplaşma, bir vasiyetname, bir uzun mektup.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Kitaplara bu kadar maşukken, kitaplara hasret kalmak. Sadece kitaplarıyla değil, bence hayatıyla da devasa dersler veren yazar Cemil Meriç. Ben felsefe ya da sosyoloji pencerelerinden bakmadım bu kitaba, ideolojik gözlüklerle de okumadım. Edebi olarak seyran etmeye çalıştım Meriç’in dünyasını. Ve kaç gündür hayal etmeye çalışıyorum kütüphanesini, merak ediyorum kitaplarını, el yazısını. Bir de sesini. Netten araştıracağım ses kaydını, acaba eleştirileri gibi ses tonu da yüksek perdeden, sert ve köşeli mi??

Neden bilmem Cemil Meriç’le Necip Fazıl’ı cümlelerinin heybeti ile benzetirim zihnimde. Acaba birbirlerini gördüler mi diye araştırayım dedim netten; Cemil Meriç’in şu cümlesi hislerime tercüman oldu sanki: ‘’ Ben bilim adamıyım, Necip Fazıl ise iman adamı..’’ Aynı sohbet meclisinde olsalardı da, saatlerce dinleyebilseydim onları, ne güzel olurdu:)

Cemil Meriç… Yazıları hem derya, hem uçurum, bazen çöl, bazen bataklık. Doyumsuz, hırçın, asil ve yalnız bir okyanus. 4 yaşında okumayı öğrenip, kitapların dünyasına saklanan,’’ düşman dünyaya dostsuz geldim’’ diyen bu yalnız ruhun eleştirileri çok keskin, köşeli ve rijit. Tavizsiz ve bahanesiz. Galiba gözlerini kaybettikten sonra, karanlıkta hapsolduğu dünyasında yeni alemlere inmeye çalıştıkça ve zorlandıkça, dilinin üslübu ve eleştirileri daha bir derinleşmiş, keskinleşmiş. Hayat zorlaştıkça, aşmaya çalıştığı duvarlar büyüdükçe, Meriç’in cümlelerindeki heybet te büyümüş sanki. Belki farklı olsaydı, her daim yaşamın içinde yer alabilseydi ya da daha kolay bir hayata misafir olsaydı, daha yumuşak, daha toleranslı tenkitleri olur muydu acaba düşünmeden edemedim. O yüzden belki de gevşek mizaçlara, tembel ruhlara ağır gelebilir yazıları.

Dikkatimi çeken diğer bir nokta da överken de eleştirebildiği.. Mesela Dosto’yu hayranlıkla överken yeri geliyor yeriyor da hakkaniyetle. Ama bu teraziyi menfi eleştirilerinde dengeleyemiyor sanki. Eleştirileri öylesine derin, yakıcı ve kıvrandırıcı ki, cümlelerindeki hayvan benzetmeleri canlanıyor sanki tasvir ettiği ruhlarda.

Mesela, kurtköpeği gibi yaşayan dostları, anka kuşu gibi hayal meyal görünüp kaybolan üniversite hocaları , papağandan bile sevimli olmayan profesörler, siyaset gergerdanları ,edebiyat gorilleri, orangutanlar, köstebek beyinler… :)

Jurnal okurken rahatsız olduğum nokta şu ki; şahsi mahremiyetine, hislerine şahit olmak istememem. Daha kendini bile anlayamayan insanoğluna en mahrem hislerini, en özelini paylaşmayı insafsız buluyorum ben. Zira insan zor,
herkesin -kimselerin giremediği- kendi özel küçük dünyası olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela keşke Meriç’in frengi korkusunu hiç okumasaydım dedim kendime. Aklımda hep fikirleriyle, cümleleriyle kalsaydı.

‘BU Ülke’ kitabından sonra da aynı şeyleri hissetmiş, aynı kararları almıştım okumalarım adına. Okumak, okumak ama çılgınlar gibi okumak… Okumak ancak kitapları ilahlaştırmadan okumak..

Daha fazla okumak için gece uykularımı mı azaltsam diye düşündüren kitap..:)

Keyifli okumalar, sevgiler, sygılar..
400 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Cemil Meriç...
1935'de hakikat uğruna gözlerini feda edebileceğini yazan genç Cemil Meriç, hazin bir tecelli olarak, 1955'de, yani tam yirmi yıl sonra, gözlerini kaybeder.
Gözlerini kaybetmesiyle iki yıllık sağlık sorunları onu hem maddi hem manevi kişiliğini olumsuz yönde çok fazla etkiler.
“Körlük bir nevi ölüm. Hayır, ölümden çok daha beter bir işkence, öldükten sonra yaşamak gibi bir şey. Bir hortlak gibi yaşamak, şekillerin silindiği, güzelliklerin kaybolduğu, cisimlerin katılaştığı bir dünyada yaşamak.Dünyanın dışında yaşamak.”( Jurnal 2.2.1963)

Ve biz görenlere, gördüğünü sananlara tokat gibi cevap veren sözleri her okuyuşumda ayrı bir buhran içine çeker beni...
“Görenin yalnızlıktan şikâyete hakkı yoktur: mevsimler, renkler, çiçekler, şehrin bütün kadınları, bütün çocuklar gören içindir, görmeyen bir insan bozuk bir ampul gibi, manasız, bıraktığınız yerde kalan bir paket; içinde eski hatıralar olduğu için arada bir karıştırılmaya layık... Çocukken oynadığımız bir taşbebek gibi, atmaya kıyamadığımız acayip bir külçe"
(Jurnal, 16.7.1955)

Jurnal I incelemesine geçmeden önce şu an öyle bir ruh hali içerisindeyim ki dünyanın bütün kitaplarını okumak istiyorum. Bu gören gözlerimin başka türlü hakkını verebileceğine inanmıyorum. Jurnal öylesine büyük bir eser öylesine büyük ki ne anlatmaya cümlelerim yeter ne kelimelerim onu anlatmak için bir araya gelebilir... Okumak için okumak değil her cümlesini her kelimesini her düşüncesini anlamak...

Jurnal yazmasının tek bir nedeni vardı Cemil Meriç’in... Nedenden de ziyade yaşama bahanesi çünkü kendi öyle söylüyor...
“Neden bu Jurnal'e devam ediyorum? Devam ediyorum, çünkü o benim kendimle diyaloğum, çevrem, dostum, sırdaşım. Tesellim aynı zamanda. Hafızam, yankım. Acılarımı da paylaşıyor. Jurnalim kişisel deneyimlerimin deposu, psikolojik güzergâhım, düşüncelerimin paslanmasına karşı bir önlem. Yaşama bahanem, neredeyse benden sonrakilere bırakacağım tek yararlı şey...

”Bir eser ancak hangi koşullarda, hangi bakış açısıyla ve kim tarafından yazıldığı bilinirse gerçek anlamına kavuşur.” Diyor...
Mahmut Ali Meriç...

Jurnal I..

Ben Cemil Meriç’i tanımadan önce kelime sözcüğünün tam anlamını kavramış biri değildim.
Basit bir sözdü benim için. Ama öyle değilmiş...
“İsterdim ki kelimeler çiçek çiçek eşiğine yağsın, isterdim ki kelimeler yıldız yıldız aydınlatsın odanı. Sönen gözlerimin bütün aydınlığı kıvılcımlaşsın onlarda... Kelimeler buseleşsin ve güvercinler gibi, kuğular gibi uçsun sana..." (Jurnal, 1955).
Sönen gözlerimin...

Yaşamanın, sağ salim hayatta olmanın, düşüncelerinle, sözlerinle bir kalbi önce kendi kalbini sonra başka kalpleri dünyanın bütün kalplerini kazanmaya çalışmanın kıymeti ancak böylesine güzel bir kelimeler bir araya getirilerek anlatılabilirdi...
“Yaşamak insanın kendini tedavi etmesi ve her gün yenilemesi demektir. Kendini bulmak ve yeniden fethetmektir yaşamak.”

Duygular...
Bulutlara,çiçeklere,kuşlara benzetiyor duyguları Cemil Meriç. Hepsinin kalbimizde ayrı ayrı yerleri olduğunu bir anda çat kapı geldiğini ve kaybettiğimizde nasıl değişkenlik gösterdiğini ne de güzel anlatıyor...
“Bulutlara benzer duygular: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgâr sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz. Çiçeklere benzer duygular: gönüllerde yıldız yıldız açılır, meyve olur, ağaç olur; nesiller dinlenir gölgesinde: muzaffer alınlarda taç olur. Çiçeklere benzer duygular, kuytu bir bahçede açan çiçeklere. Gözyaşlarında kanatlanır yaprakları, kalbinin kanıyla şafaklaşır. Ağlayınca açar o çiçekler, gülünce solar. Kuşlara benzer duygular. Nereden gelirler bilinmez. Kâh çığlık çığlıktırlar, kâh sesleri işitilmez. Başında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni. Kuşlar soğuk iklimi sevmez.”

Bu yaşadığımız çağın bir kalbi olduğunu söylüyor Cemil Meriç. Evet bir kalbi...
“Ama kalbi var bu çağın. Yalnız beyin, yalnız merasim, yalnız poz değil.”

Din, aşk, şiir...Bana göre tutunduğumuz dallar. Bizi hayata bağlayan gayelerimiz.Dünya ışığımız. Bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran yaşam sebeblerimiz. Koptuğumuzda boşluğa düştüğümüz, yolumuzu şaşırdığımız,çaresizliğimiz...

“Din, aşk, şiir: boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler. İnanamayanların inananlara sataşmasında muhakkak bir parça kıskançlık da var. Keşke bütün insanlar aynı tanrıya inanabilseydiler. O zaman dünya cennet olurdu.”

Acılar, acılarımız...
Kendi kendimizi yediğimiz herkesten sakladığımız, dertlerimiz ,tasalarımız, kalbimiz...
Uzanacak bir el aradığımız, yaramıza merhem aradığımız acılarımız...

“Yalnızca paylaşılmayan acılar bizi yıkabilir.”

Hazır acılara değinmişken...Benim en acı duyduğum edep ve ahlaktan yoksun saçma sapan tv dizilerinden, programlarından kurtulan ve hiçbir şey ifade etmeyen insana hiçbir şey katmayan sırf yazmak için yazılmış kağıtlara yazık edilmiş kitaplardan uzak duranlar takdire en fazla layık olanlardır.Cemil Meriç’e davranış bakımından bütün samimiyetiyle en yakın olan kişilerdir...Kendisi de şöyle anlatıyor...

“Ahlâksızlığın, bencilliğin, kayıtsızlığın ferman ferman olduğu bir ülkede, bir kitabı, ahlâktan, insanlıktan bahseden bir kitabı okuyanlar ancak takdire lâyıktır. Soğuk ve süprüntülüklerden devşirme, maddeci, sözde maddeci yayınlardan tiksinen, kendilerine insaniyetçi süsü veren bir alay züppenin sapıklıklarına iğrenerek bakan ve bir kurtuluş arayan samimi çocuklar... Davranış bakımından kendimi onlara çok yakın buluyorum.”

“İç ve dış dünyamıza ışık serpmeyen kitaptan bize ne? O aynada görmek istediğimiz kendimiziz. İmkân olarak, ümit olarak, korku olarak kendimiz.”

Bir davamız olması gerektiğini yoksa hayatımızın bir anlam ifade etmeyeceğini yine tokat gibi yüzümüze yüzümüze çarpıyor Cemil Meriç...

“Ya ölecek, ya kurtulacaksın. Sen ne ölmeye razısın, ne kurtulmaya çabalıyorsun.”

Çok okuma, çok araştırma, çok düşünme, fazla derine dalma kafayı yersin diye uyutulmamızdan da ve bir yere gelemeyişimizden de şöyle söz ediyor Cemil Meriç...

“Bizim ne nebatlara karşı sevgimiz, ne kitap düşkünlüğümüz var. Ama insanlığı ilgilendiren en büyük, en hayati dâvalar karşısında ondan çok daha sağır, ondan çok daha körüz. Tabular, tabular. Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında elinde bıçak bekleyen dilsiz bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim, bizde filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar.”

Karanlıktayız. Bu karanlıktan ancak birbirimizi ötekileştirmekten vazgeçip birbirimize gönül bağı ile bağlanarak birbirimize köstek değil destek olarak taşın üstüne bir taş da ben eklemeliyim düşüncesine sahip olarak ancak ve ancak o zaman karanlığımızı aydınlatabiliriz...
“Sen kitabı cildine, insanı kürküne, postuna göre değerlendirecek kadar çocuksun.”
“İnsanın sabahtan akşama kadar haykırası geliyor: karanlıktasınız, hâlbuki odanız, hâlbuki odalar, hâlbuki dünya ışıkla dolu.”
“Dertlerini anlayabildim mi acaba? Arada uzun bir gürültü patırtı. Sesin duyulmuyor. Ama bu hepimizin derdi değil mi? Kopmak ve bağlanamamak.”

İncelememi bitirmeden önce bir kaç kelam daha söylemek istiyorum... İncelemem de yazım hatalarım olmuş ise şimdiden özür dilerim.

Yazarlarımızın çekmiş olduğu bütün sıkıntılar, vermiş oldukları hayat mücadelesi aslında hepsi bizler içindi...
Çünkü onlar bu kadar sıkıntıyı bizler de başkalarına benzemeyelim diye çektiler...


Son bir alıntı ile noktalıyorum... Okuduğunuz, dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Okumak dinlemektir...

Cemil Meriç...
“Mazim günahlarla dolu, hatalarla dolu. Ama yoluma ışık tutan olmadı. Olsa ne değişecekti bilmem. Ne var ki çocuklarıma karşı bilerek hiçbir kusur işlemedim. Hatalarım cehaletimden.... Gemisini kurtaran kaptandır. Hangi gemi, hangi kaptan? İnsanlar cam parçalarını gerçek hazineye tercih ediyorlar. Ve sonra Ödip kompleksi. Hayyam, efsane söylediler ve uykuya daldılar diyor. Benim efsanelerimi dinleyecek kimsem yok. Ve uyuyamıyorum da. Keşke ıstıraplarım sevdiklerimin işine yarasa.
  • Mağaradakiler
    8.8/10 (169 Oy)210 beğeni514 okunma415 alıntı7.082 gösterim
  • Jurnal Cilt 2
    8.8/10 (82 Oy)123 beğeni302 okunma676 alıntı2.756 gösterim
  • Erbain
    9.1/10 (262 Oy)337 beğeni836 okunma1.244 alıntı10.236 gösterim
  • Umrandan Uygarlığa
    9.2/10 (96 Oy)128 beğeni315 okunma362 alıntı3.575 gösterim
  • İnsanın Dört Zindanı
    8.9/10 (232 Oy)272 beğeni834 okunma304 alıntı7.965 gösterim
  • Aynadaki Yalan
    8.4/10 (251 Oy)260 beğeni723 okunma424 alıntı9.551 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (1.048 Oy)1.223 beğeni3.201 okunma2.682 alıntı30.456 gösterim
  • Monna Rosa
    8.8/10 (301 Oy)372 beğeni1.022 okunma294 alıntı6.693 gösterim
  • Gülistan
    8.4/10 (232 Oy)230 beğeni866 okunma1.164 alıntı10.393 gösterim
  • Şiirler
    8.8/10 (135 Oy)249 beğeni545 okunma763 alıntı5.314 gösterim
400 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
"NEREDESİN YANAN ALNIMI MÜŞFİK AVUÇLARINDA DİNLENDİRECEK MEÇHUL DOST?"


Jurnal..
Bir nevi ihbar yazısı ; kişinin kendini, içindeki ben 'i ihbarı. Yeri geldiğinde gayet aklı başında, ölçülü kelimelerle, yeri geldiğinde çığlık çığlığa.

Cemil Meriç' le ilk tanışmamız ve kaleminin azametinde bütün ön yargılarımın ve tabularımın gümbür gümbür yıkılışı.

Kendisi okuma yazma düşkünü, kitap aşığı, kütüphane kuşu. Gençliğinin ilk yıllarında milliyetçiliğe kayan çizgisi, İstanbul Pertevniyal Lisesi' ne devam ederken, tam aykırı istikamette yankı buluyor. Sosyalist Cemil Meriç oluyor zamanla. Okulu, çevresi, arkadaşları, Nazım Hikmet 'le tanışması büyük etken.

Bu durum, sonrasında sürekli polis takibinde yaşamasına, hatta idam talebiyle yargılanmasına, mahkeme salonunda Marksist olduğunu haykırmasına kadar varıyor. Suçsuz olduğu anlaşılıp berat etse de, o yılların beraberinde getirdiği her şeyin izini yazdıklarında ve hayatında görmek mümkün.

Sıkı bir Balzac hayranı. Henri De Saint 'in etkisinde kalmış. Önce Avrupa' ya yöneliyor, sonra Asya 'ya, yani Hindistan' a.
Hint bir arayış onun için.
Bir ümit, bir teselli.
Ganj kıyılarında çiçek toplamak gibi.

İnsanlığa istikamet veren iki milletten birinin Hint, diğerinin Yunan olduğunu düşünüyor. Ve çağın getirdiği kendini unutuşun devasının Hint felsefesinde olduğuna inanıyor.

Cemil Meriç denilince anahtar kelimelerin başında okumak, yazmak, kitap, kütüphane geliyor. Siyasi düşüncelere ve eserlere sınırlama getirmeden okumuş da okumuş. Yaratmanın yazmakla başladığını düşündüğü için ;
"Yazıyla kazanılmayacak savaş yoktur." diyor.

Politikadan hoşlanmayan, bütün ideolojilere mesafeli, toplumun kimlik arayışını kendi nezdinde yaşayan, düşünmeye, öğrenmeye ve öğretmeye istekli tam bir entelektüel.

Jurnal okumak, biraz da olsa onu tanımak demek, ama bu hiç de kolay değil. Okurken kelimeler yağıyor insanın üzerine. Kelimeler yıldızlaşıyor, kelimeler aydınlatıyor. Kelimeler kuş oluyor bazen, buse oluyor. Tüm dünya kelimelerden ibaret diye düşünüyor insan.

"Gören, hangi hakla yalnızlıktan şikayet eder?" diyor. Görememenin o büyük, kabul edilemez ıstırabını resmen içinizde hissediyorsunuz. Her cümlesi bir düşüncenin, bir hissin fotoğrafı sanki.

Ezilen, kurtarılması gereken insanların varlığı, onları deli gibi savunurken henüz bir tekinin bile elini sıkmamış olması, kendi içerisinde gördüğü bir tezatlık.

İsyan ortak aslında. Düşünceye, inanca ve yaşama yapılan baskıyla beraber, düşünen insanı kuduz köpek gibi kovalayan ve insanları küçülmeye zorlayan hakim bir sınıfın varlığı.

"Yoksa sosyalizm, çağımızın gördüğü en tatlı rüya mı olacak?" diyor.

Tanrı, şeytan ve din gibi konularda oldukça karışık fikirleri var. Belki de ben, zıtlıklardan oluşan bu düşünceleri, bir potada toplayamadığımdan bana karışık geldi, bilmiyorum.

"Tanrı eğlenmek için yaratmış dünyayı. O, yıldızlarla, kürelerle, okyanuslara ve insanlarla oynayan bir çocuk." diyor.

"Hilkat, bir diyalog." diyor ve
"Tanrı kendine yetememiş." diye zirve yapıyor yazdıklarında. Ben bunları okurken, kafamda Cemil Meriç 'e ait ne varsa yeniden kuruyorum.

Sakin sakin okurken onun coşkusunun okuyucuyu nerede yakalayacağı belli olmuyor.

Hz. İsa' dan, Hz. Muhammed 'ten, Lenin' den, Marx 'tan, Gandhi' den bahsederken, daha o sayfa bitmeden, bir haykırıştır koparıyor ;
"Neden kafanda ben yokum? Neden kalbinde ben yokum?" diye.

Hele bir yer var ki, ta içime işledi okurken. Okumak istediği zaman dövüldüğünü, kitaplarının yırtıldığını, sonrasında hapse atıldığını, dostlarının kendi kitaplarını ondan sakladıklarını anlatıyor. Ve insan, zorlanıyor okurken.

Sonra hiç ummadığınız anda karşınıza Sartre çıkıyor, Camus, Simone de Beauvoir, Mussolini, İbni Haldun, Shakespeare, Lenin, Emil Ludwig, Baudelaire ve daha niceleri..

Bir isyan..
Açlık..
Açlıktan çetin yalnızlık..
Gurbet..
Aslında kimsenin kendisini kolay anlayamayacağının da farkında.

Medeniyet nedir, nasıl inşa edilir, üstünlüğü ya da üniversalliği nereden gelir?
Sosyolojik kavramlar, Yunan ve Hint medeniyetlerinin getirdikleri, Hint medeniyetinin İslama, İslamın Hint medeniyetine bakış açısı..
Hepsi ve çook daha fazlası hem anlaşılır, hem orijinal, hem de hiç sıkılmadan okuyacağınız bir şekilde bu kitapta mevcut.

"Açılmayan bir kitap gibiyim. Küskün, biçare.." diyor kendisi.

Ben bu kitapta aradığım pek çok şeyi buldum sanırım. Okumama, yaptığı güzel incelemeyle vesile olan Ali KARAYAZI arkadaşıma teşekkür etmeden bitirmek istemiyorum.


Keyifli okumalar.. :)
400 syf.
·6 günde·10/10
Türkiye’de irfan denilince şüphesiz ilk olarak akla gelen isimlerdendir Cemil Meriç. Derbederdir, sıradışıdır, renklidir, münzevidir, edebiyat işçisidir, çilekeştir, dir… dir… dir… Herkesin dikkatini çeken, herkesin okurken hüzünlendiği bir garip kuldur aslında. Edebiyatı dil, sanat, felsefi ve sosyolojik olarak beyinlere nakşeder.

Eserlerinde biraz şiirsel, biraz eleştirel, biraz günlük tarzı, biraz da deneme cümleleri görürsünüz. Günümüzün kimi yazarları gibi edebiyatı para kazanmak için bir aracı olarak görenlere inat.

Edebiyat ifadedir, toplumlar ifadelerini edebiyat ile dile getirebilirler ona göre. Tam bir Doğu Edebiyatı aşığıdır ve Hint Edebiyatı ile başladığı dünya edebiyatları serüveninde bu kitapta da zaman zaman göreceğiniz üzere edebi akımların karşılaştırılmasını ve her zaman en iyiyi bulmayı kendine görev edinmiştir Cemil Meriç.

Küçüklüğünde başlayan okuma sevgisi onu kütüphanelere itmiş ve daha sonra yazmaya daha doğrusu içini dökmeye başlamış, ancak o dönemin siyasi çalkantılarından da diğer yazarlar gibi nasibini almıştır. Yine erken yaşlarda kaybettiği gözleri, onu irfandan ayırmaya gücü yetmemiş aksine çok daha fazla aşkına sarılmasına vesile olmuştur. Edebiyat aşktır onun için.

Batı edebiyatı hakkında birçok yazılar yazmış ve aslında sömürgeci batının her şey gibi edebiyatı da doğudan sömürdüğünü anlatmıştır hep yazılarında...

O dönemin sözde aydınlarına görevlerini hatırlatmış ve aydınlığı birilerine boyun eğmekle düşüren zihniyete kafa tutmuştur. Ecdadımızın bizlere miras bıraktığı eserlerin torunlarına ulaştırılmaması için verilen mücadelelere her daim sitem etmiş ve geçmişinden koparılan bu gençlerin sesi olmuştur adeta. Ona göre okumayan, sorgulamayan, araştırmayan bir neslin sorumlusu ancak ve ancak onları ecdadından koparan dönemin sözde aydınlar topluluğudur. Yine ona göre, bir milleti cahilleştirmek isterseniz, o milletin dilini değiştirmeniz kâfidir.

Cemil Meriç’in tarafsız yorumlarını ve dik duruşunu göreceksiniz eğer bu kitabı okursanız. Cümlelerinde dolaşacak, mis gibi kokan edebiyatı iliklerinizde hissedeceksiniz. Dünya edebiyatı hakkındaki görüşleri sizi farklı ülkelerde gezdirecek, daha sonra ülkenize döndüğünüzde kendi edebiyatınızla gurur duyduğunuzu anlayacaksınız.

Bu eser Cemil Meriç’in içini döktüğü, geleceğe yolladığı dua ve özlemin kitabıdır.

Saygılarımla…
400 syf.
Jurnal, Cemil Meriç' in etrafındaki insanları, kendini, karakter ve düşüncelerini en açık haliyle yazdığı, uzunca bir mektubu kitap haline getirmesidir. Bazen akışı yavaşlayan ama derhal toparlanıp sıkmayan akıcı bir dille yazılmış. Basmakalıp bir düzene karşı çıkan, düşünce ve edebiyat dünyasının önemli, aydın isimlerinden Cemil Meriç' i tanımak isteyen herkes bu kitabı okuyarak onu kendi anlatımıyla en iyi şekilde tanıyabilir.
400 syf.
·10/10
“Yaşamadım.
Çocukluğumu, gençliğimi, yaşamadım.
Hep kafamın üzerinde yürüdü vücudum.
Seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli, bir alay olarak bile muhatabı olmamak.”
Kitaptan bir alıntıyla başlamak istedim çünkü yazar kendi yaşantısını ve çevresindekileri en açık şekilde kaleme almış olduğu bu eseri biyografik bir mektup tarzında yazılmıştır.Yazarın yerine göre acımasız ve isyankar olduğunu ancak özünde yalnız ve duygusal düşünür bir adam olduğu bu kitap sayesinde daha iyi bir şekilde görmekteyiz.Ayrıca yeri geldiğinde beğendiğini belli ettiği gibi beğenmediğinde de eleştirmektedir.Jurnal 1 eserinde fikir dünyamızı zenginleştiren ve her zaman farklı bakış açıları bizlere sunan yazar din,sosyoloji,psikoloji ve felsefe gibi konuları muazzam bir şekilde okurlarını düşündürecek şekilde kaleme almıştır.Kitapta Fransızca kelimeler olduğundan biraz okurken zorlanabilirsiniz ancak okunmayacak yada anlaşılmayacak şekilde değildir.Kitabı okurken bol bol düşüncelere dalıp ve altını çizdiği satırlar olacaktır.
Keyifli Okumalar Dilerim
400 syf.
·9/10
Doğrusu kitap hakkında uzun bir incelemeden çok Cemil Meriç hakkında birkaç şey söylemek benim için daha doğru ve yeterli gibi geliyor.

Millet olarak içimizden hep büyük insanlar ortaya çıkarmışız. Bilim insanları/büyük dehalar, şairler, nice büyük yönetici ve komutanlar, gönül adamları/evliyalar ve de arifler.
Ancak düşününce tanzimat sonrasında arif vasfına uygun insanlara pekte rastlanmıyor. İşte Cemil Meriç benim gözümde tam olarak o pek rastlanmayan nadir insanlardan. Bir arif... Hakkı, hakkıyla bilen... Bir fikir işçisi... Düşünce adamı. Yazdıklarıyla da zaten bu sıfatın hakkını vermekte; kalemi yeri geldiğinde ağırlığıyla yeri geldiğinde zerafetiyle, bazen acımasız ve hırçın bir dille bazen merhametperver bir ışıkla ancak her durumda bilgisini ortaya dökerek, bildiğinin hakkını vererek insanı büyülüyor.
400 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Cemil Meriç külliyatındaki yolculuğuma devam ediyorum. Daha önce Kültürden İrfana ve Mağaradakiler adlı eserlerini okumuş, anlamaya ve aktarmaya çalışmıştım. Cemil Meriç’i okudukça “külliyata Jurnallerden başlamak gerek” diyenleri daha iyi anlıyorum artık.

Yazarın diğer eserleri, okuyucuyu “tecessüs dünyası” na sürükleyen, ufuk açıcı, düşünceye ve araştırmaya sevkeden, geniş bir kaynakça sunarken, Jurnallerde kendi iç dünyasını, çocukluk ve gençlik yıllarını, fikri gelişimini, güçlü ve zayıf yanlarını, hatalarını ve günahlarını, hayal kırıklıklarını bütün samimiyetiyle aktarıyor okuyucuya. Hatta, yazarı her yönüyle tanımamıza imkan veren bu samimiyet ve seffaflık dolayısıyla, kitabı bir aydının tirafları olarak da değerlendirebilirsiniz. Eseri okuduğunuzda, kitabının tamamının bir günde ve çığlık çığlığa yazıldığı hissiyatına kapılıyorsunuz. İlk önce yazarın, kelimeleri bir silah gibi şuursuzca savurduğunu düşünüyorsunuz. Kullanmış olduğu kelimeler bir makalenin içine rasgele fırlatılmış gibi duruyor ilk önce, hatta bazen makalenin bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorsunuz. Sonra hepsini toplayıp yanyana dizdiğinizde tutarlı bir derinlik içinde olduğunu görüyorsunuz. Şuursuzca seçilmiş olduğunu düşündüğünüz bu kelimelerin her birinde bir kitap, bir umman gizli olduğunu farkettiğiniz andan itibaren külliyatın diğer eserlerini, yazarın yazdığı ve yazmadığı şeyleri, hatta sueda reyyan’ın ifadesiyle yazarın “sesini” merak etmeye başlıyorsunuz.

Bir fikir işçisi olarak Cemil Meriç, şimdiye kadar okuduğum bütün eserlerinde aydın olmanın gerektirdiği özellikleri ve bu yolculuğun bedeli üzerinde özellikle duruyor. Bir ideal olarak “entelektüel” olmanın bedelini kendi yaşamında “çile” olarak ödüyor ve bunu okuyucusuyla paylaşıyor. Özellikle aydın görünümde arz-ı endam eden sığ görüşlü, araştırmadan uzak, öğrenilmiş şeyleri tekrar eden yazarlar hakkındaki değerlendirmelerinde son derece cüretkar eleştirilerde bulunuyor. Özellikle Ümit Yaşar ve Hatemi Senih gibi yazarlar Cemil Meriç’in hışmından nasibini alıyor. Bu tür eleştirilerde kullanmaktan çekinmediği ifadelerin “yenilir yutulur” türden olmadığını kabul edebiliriz. Yalnız bu ağır ifadeleri okurken bile, bir aydın refleksi içinde ve objektif olduğuna dair güven veriyor okuyucuya. Aynı düşünce ile gıpta ettiği ve eserlerini tercüme etme ve aktarma konusunda gayretli olduğu yazar ve fikir adamlarını okuyucuya aktarırken yazarın samimiyeti hissediliyor. Özellikle İbn Rüşd, İbn Haldun ve Abdullah Cevdet gibi isimler hakkında olumlu değerlendirmeler yaparken okuyucuyu da bu yönde teşvik ediyor.

1955-1965 yılları, yazarın buhranlı ve hem maddi, hem de edebi arayış içinde olduğu dönemler olduğu için bu dönemde kaleme aldığı Jurnallerde inanç boyutu itibariyle pervasız notları rahatsız etti beni. Bunun dışında yazarın keskin dili, kitabın bazı yerlerinde argoyla birleştiğinde şaşırdığımı söylemem gerekir. Bir de Fransızca bilmeyen okur için (benim gibi), eserde yer verilen Fransızca kelimelerin kabul edilebilir sınırın üzerinde olduğunu düşünüyorum.
Bununla birlikte Cemil Meriç’i okumak derin bir kuyuya bakmak gibi, biraz başınızı döndürse de bu kuyudan fayda göreceğinizi bilirsiniz. Yazarın fikir dünyasında, Doğu medeniyetine ve özüne dönüşünden önce yaşamış olduğu fikri çalkantılar biraz kafanızı karıştırabilir ve yazarın nereye ait olduğunu sorgulayabilirsiniz. Çünkü biz etiketlemeye alışkınız, fakat mağaradakiler eserine yaptığım incelemede belirttiğim gibi “ Meriç’i herkes bir yere koymaya çalışıyor, ancak nereye koysan doğru ama eksik kalıyor”.

Eksiklikleri tamamlamak isteyenlere ve Cemil Meriç’le birlikte uçsuz bucaksız bir ummanda seyahat etmek isteyenlere söylemek istediğim son söz; Yolculuk uzun sürebilir, başınız dönebilir, kafanız karışabilir. Ama kaptana güvenebilirsiniz, yolculuğun tadını çıkarın…
400 syf.
·2 günde·10/10
Neden kimse bu adamın, bu kadar derin ve bu kadar geniş olduğunu bugüne kadar bana söylemedi?

Cemil Meriç cumhuriyet tarihinde toplumumuzdan çıkmış ender fikir adamlarındandır. Fikir adamı olmanın getirdiği bütün ızdırapları göğüslemiş, düşünüyor olmasının bedelini her vesileyle ödemiş ama arkasında pek çok zafer nişanesi bırakarak, genç neslin irşadı gibi önemli bir görevi de eserleriyle sağlamıştır.

Jurnal'ın birinci cildinde fikirlerinin oluşumunu ve gün geçtikçe geçirdiği tekamülü insanlık ve medeniyet ekseninde basmakalıp düzene karşı çıkışını görüyoruz Cemil Meriç'in.

Cemil Meriç Jurnal'lerinde pek çok konuya değinir. Din, bilim, edebiyat, felsefe, sosyoloji vb. Ancak onun çok sistemli olmayan yazım stili bazı sıkıntıları da beraberinde getirmiş. Cemil Meriç ülkemizde nesli tükenen veya tükenmekte olan entellektüel tiplerinden biridir. Onu vicdanî ve insanî boyutu sorunları görebilmesindeki keskin bakış açısı her entellektüele çok şey öğretecek tarzdadır.

Din, bilim, edebiyat, felsefe, sosyoloji gibi bir çok konunun ele alındığı medeniyet ve kültürün sadece batıda olmadığı, sahip olduğumuz bir çok şeyin aslında hiç farkında olmadığımız yazarın farklı tarihlerde yazdığı yazıların bir mantık silsilesi ve konu bütünlüğü içerisinde toplanması ile oluşan bu kitapta çok net biçimde savunuluyor. Gerçek bir entellektüel okumak isteyenler; aradığınız bu.

Altını çize çize düşünce dünyalarında kaybolabileceğiniz bir Cemil Meriç kitabı. Geçmişe ve geleceğe dair güzel tespitlerle insanda muhteşem farkındalıklar oluşturuyor. Kitaplar iyi ki var.
400 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Size bu incelemem de kitaptan daha çok Cemil Meriç'in hayatına dair bir şeyler paylaşmak istiyorum. Aslında kitapta kendisini o kadar güzel telaffuz ediyor ki ben ne kadar yazsam eksik kalır.
Duygularını, düşüncelerini, yaşamı boyunca yapmak istediklerini, maalesef yapamadıklarını o kadar keskin ve açık sözlülükle anlatıyor ki insan kendini bu kadar açık bir şekilde eleştirmesine hayret ediyor. Bazen kendine kızıyor, yer yer gururlanıyor ama hiç bir zaman yazmaktan çekinmiyor. Çok okuyor , kitaplar almak için çok şeyden feragat ederek, vazgeçilemeyenden vazgeçip kitaplara sığınıyor. Benim mirasım kitaplarımdır diyor.
1955 yılında gözlerinde ki miyopinin artması sonucu görmez oluyor. Ama Meriç kendini yalnız hissetse de yazmaya başlıyor "jurnal" bu sayede ortaya çıkıyor. Kendi düşüncelerini insanlığa yaymak, öldükten sonra bu satırlarla yaşamak için tanıklar, okuyucular aramaktadır Meriç. Bir yandan kendini tanıtırken, diğer yandan düşüncelerini fikirlerini o yıllarada ki Türkiye yi, dil'in önemini kendi gözünden anlatıyor. Edebiyatın, yazının kuvvetine hep inanıyor. Kitapta bazı yerlerde çok duygulandım hayatında yalnızlığı içten ve en derin yaşayan ve bunu en açık sözle anlatmayı çok iyi başarmış, okuyucuya hissettiriyor bunu. Cemil Meriç i merak ederseniz "jurnal"sizi çok iyi aydınlatacaktır. Cemil Meriç müthiş irade okuma ve yazma arzusu içinde olan güzel adamlardan.
400 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Cemil Meriç'in hayatına dair herşeyi, etrafındakileri, kendi iç dünyasını yalın bir şekilde anlattığı günlük şeklinde zengin biyografik malzemeler de içeren harika bir kitap. Cemil Meriç okumamışsanız öncelikle bu kitabıyla tanıyım derim. Beni etkileyen yönü kimi zaman acımasız ve isyankar ama çoğunlukla duygusal bir gönül ve düşünce adamı olması. Jurnal için terkedilmiş bir adamın ağıdı diyorum ben.
400 syf.
·8/10
Aklınıza gelebilecek hemen hemen her konuda kendi fikrini yazip çizmiş Cemil Meriç. Fransizca kelimeler biraz yoğun olsa da anlasilabilecek bir duzeyde.. Kendisini seviyorsaniz Okunmaya değer bir kitap.
Seni kafamdan koparıp atamadım.
Kafamdan ve gönlümden.
Bazen bir utanç gibi içimdesin.
Bazen bir zafer gibi.
Ama hatıran hep buruk, hep yaralayıcı.
Cemil Meriç
Sayfa 198 - epub
Yaşamadım.
Çocukluğumu, gençliğimi, yaşamadım.
Hep kafamın üzerinde yürüdü vücudum.
Seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli, bir alay olarak bile muhatabı olmamak.
Cemil Meriç
Sayfa 79 - epub
Hatıraların yazısını okuyamıyorum,
belki korkuyorum okumaktan,
belki okumak istemiyorum...
Belki utanıyorum...
Cemil Meriç
Sayfa 33 - epub
Sana kızmıyorum.
Sen bu kadarsın.
Bilmeliydim.
Kalbim kırılmadan ayrıldığım tek gece olmadı.
Belki anlamadım seni.
Kim kimi anlamış my darling.
Her roman güzel bitmez ki.
Cemil Meriç
Sayfa 199 - epub
Öyle sanıyorum ki memleketin büyük ıstırabı buradan geliyor.
Kimsenin işini umursadığı yok.
Cemil Meriç
Sayfa 39 - iletişim yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Jurnal Cilt 1
Alt başlık:
1955-1965
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9754703655
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cemil Meriç'in Kendini, yakınlarını, etrafındakileri, içinde bulunduğu dünyayı, düşünce tarihini ve tarihimizi kendi açısından ve yalın bir şekilde değerlendirdiği eseri Jurnal, yazarın gündelik düşüncesini, kişisel maceralarını, anı ve itiraflarını, yoğun duygularını, yaratış gücünü, alışılmadık yaklaşımlarını, güçlü sentezlerini, engin kültürünü bir arada yansıtan bir büyülü aynadır. Cemil Meriç'in en doğal çehresi ve olanca çok sesliliğiyle karşımıza çıktığı eser, yazarı olduğu gibi tanımanıza, değerlendirmemize yardım eden zengin biyografik malzeme de içeriyor. İsyankar, acımasız, çoğu zaman duygusal yanlarıyla bir gönül ve düşünce adamına yaklaştırıyor bizi, Jurnal'de Cemil Meriç'in düşüncesi, karakteri, kişiliği çırılçıplak karşımızda. Jurnal, sonsuzla ve ölüm sonrasıyla bir tür hesaplaşma, bir vasiyetname, bir uzun mektup.

Kitabı okuyanlar 603 okur

  • Kamil Albayrak
  • Mete
  • Ali kaya
  • NERİMAN ÖZYURT
  • leylâ.
  • G.p
  • Merve Taşcı
  • Sezgi
  • Helin Etli
  • Refik Kayra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1.1
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%43
35-44 Yaş
%25.1
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.4
Erkek
%48.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.9 (89)
9
%29.3 (58)
8
%16.7 (33)
7
%6.1 (12)
6
%2.5 (5)
5
%0
4
%0.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları